Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

GündemKoç Reeves’in Ardından

Beyaz Gölge'nin Koç Reeves'i Ken Howard, 71 yaşında hayata veda etti. Dizinin Türkiye'de yaktığı basketbol ateşini Kaan Kural anlattı.

Beyaz Gölge dizisinde Carver Lisesi’nin basketbol koçu Ken Reeves rolüyle hafızalara kazınan Ken Howard, çarşamba günü 71 yaşında hayata gözlerini yumdu. ABD’de 1978-81 yılları arasında gösterilen dizi, Afrikalı-Amerikalı ağırlıklı oyuncu kadrosu ve ülkedeki sosyal problemleri öne çıkarmasıyla dikkat çekmişti. Türkiye’de ise 1980-82 yılları arasında tek kanallı dönemin TRT’sinde kendine yer bulmuş ve bambaşka bir etki yaratmıştı. Bir nesle basketbolu sevdiren ve bu sporun ülkemizde geniş kitlelere yayılmasında önemli rol oynayan Beyaz Gölge’yi, dönemin tanıklarından Kaan Kural’a sorduk.

Beyaz Gölge sizin için kişisel olarak ne ifade ediyor? Dizinin o dönem Türkiye’de basketbolun geniş kitlelere yayılmasındaki rolü neydi?

Türkiye tek kanallı bir dönemden geçerken, o sıralar televizyonda çıkan her şey kutsal bir mesaj gibi görülüyordu. Battlestar Galactica vardı, pazar sabahları Voltron vardı; bu dizilerin benim yaş grubumda büyük bir etkisi oldu. Beyaz Gölge de onlardan biriydi. Çok kaliteli bir dizi olmasının yanı sıra temelinde basketbol ve eğitmen figürü yer alsa da sadece bir basketbol dizisi değildi. Bir basketbol takımının çevresinde gelişse de gençlerin hayatla ilgili mücadeleleri ve onlara yol göstermeye çalışan eğitmenlerini anlatan didaktik bir hali de vardı. Ama çok da güzel bir diziydi, Amerika’da da çok popülerdi. Ama o dönem Türkiye’de emekleme döneminde olan basketbolun ateşini ilk olarak yakan hatta alev alev yakan unsurdu Beyaz Gölge.

Sokakta Maradona olmaya çalışır gibi Türkiye çapında herkes Salami olmaya çalıştı, Coolidge olmaya çalıştı. Türkiye’de basketbolun ateşini ilk yakan şeylerden biridir, öyle böyle değil hem de. Çocuklar işte film izleyip kovboyculuk oynamak yerine Beyaz Gölge izleyip basketbol oynamayı denerdi. Herkes sokağına derme çatma potalar dikip basketbol oynamaya çalışırdı. Basketbolu Beyaz Gölge ile tanıdı bir jenerasyon, ben de onlardan biriyim… Basketbol diye bir şey olduğunu Beyaz Gölge ile öğrendim. Başka yerlerde böyle bir etkisi yokken Türkiye’de basketbolun yayılmasını sağlamasında o dönem tek kanal olmasının etkisi büyüktü. Bir de Ken Howard’ın gençlere yol göstermesi, eğitimci bir figür olarak öne çıkması o dönem gençlere hitap etmiş olabilir.

Beyaz Gölge, ABD televizyonlarında oyuncu kadrosunda Afrikalı-Amerikalıların yoğunlukta olduğu, prime time’da kendine yer bulabilmiş ilk dizi olarak kayıtlara geçiyor o dönem. ABD televizyonlarında ırk bariyerinin yıkılmasında da Beyaz Gölge’nin etkisi olduğunu söyleyebilir miyiz?

Söyleyebiliriz ama işin ilginci ilk zamanlarda acayip kötü eleştirilmişti. Ken Howard beyaz olduğu için eskilerin köle tüccarları gibi siyah çocukların başında onları yönetiyor şeklinde. Ama sonra hiç öyle olmadığı anlaşıldı zaten. Okulun müdürü, Ken Howard’ın üstündeki adam siyahi bir kere. Ken Howard orada onlara yol göstermeye çalışan biri ki zaten asla oyunculara patronluk falan da taslamamıştı. Sadece eski bir basketbolcu figürü vardı beyaz bir oyuncu olduğu için ama yönetici kademesindeki bir beyaz, onun üstünde ise bir siyah -dizide belki rolü daha düşük olsa da- bulunması, ırk bariyerinin kırılmasına bayağı bayağı yardımcı oldu. Bu arada diğer beyazlar da göçmendi mesela, Salami İtalyan göçmeniydi. Amerikan etnik yelpazesini de ekrana getiren çok ciddi bir karmaydı. Cosby Show’a kadar büyük ihtimalle böyle bir Afrikalı-Amerikalı yoğunluğu olan dizi yok zaten öne çıkan.

Bill Simmons 2002’deki bir yazısında “Bence spor bağlantısı olan diziler arasındaki tek anlamlı dizi Beyaz Gölge’ydi” diye öne çıkarıyor Beyaz Gölge’yi. Sizce de tarihin spor merkezli en iyi spor dizisi miydi?

Sporu temel alan en iyi dizi diyebiliriz bence. Çünkü zaten spor merkezli dizi yapmak kolay değil. Spor sahnesi çekmek başlı başına zor bir şey. Spor aksiyonunu gerçekçi olarak çekmek imkansıza yakın. Film olarak da az var dizi olarak da. Beyaz Gölge de o diziler arasında en başarılı olanı. Ama unutulmaması gereken, aslında spor temelli olsa da işin sportif tarafından çok çok az bahsedilmesi. Mesela sor abi Beyaz Gölge’yi benim gibi çok uzun süreler çok severek seyretmiş kişilere Carver Lisesi’nin o sene şampiyon olup olmadığını, maçlarda ne yaptığını hatırlamayız hiçbirimiz. Çünkü işin aslında spor tarafı düşüktü, bir basketbol takımını etrafında gelişen şeyleri anlatıyordu Beyaz Gölge.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler