Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Diğer SporlarFutbolKesişen Yollar

Yoann Gourcuff, 12 yaşında bir tenis maçı kaybetti ve futbolu seçti. Bu tercih belki futbol dünyasını çok etkilemedi ama o günkü rakibi tenis tarihini kökten değiştirdi...

Emre Özcan’ın kaleme aldığı bu yazı, Socrates’in Aralık 2015 tarihli 9. sayısında yayımlanmıştı. Tüm sayılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.


2010 yılında Fransa içi kulüp rekoru kırarak (22 milyon euro) Bordeaux’dan Lyon’a transfer olan Yoann Gourcuff bu yaz serbest kaldı ve uzun süre takım bulamadıktan sonra Rennes’le imzaladı. İmzası kurumadan çıktığı antrenmanda yaşadığı sakatlıkla birlikte ilk yarıyı kapatması onun büyük umutlarla geldiği Lyon’da neden adeta istenmeyen adam hâline gelişini ve bir süre takımsız kalışını açıklar nitelikteydi. Zira Gourcuff, 2010’dan beri sakatlıklar nedeniyle 509 gün kaçırmış bir oyuncuydu ve son sakatlığıyla birlikte bu sayıyı 600’ün üzerine çıkarmayı garantiledi. Son beş yılının ikisi sakatlıklarla boşa giden bir oyuncu için geriye söylenecek fazla şey kalmıyor. Ama Gourcuff’ün 12 yaşındayken yaptığı bir tercih, bu konuda bazı şeyleri değiştirebilirdi.

Her seçim biz vazgeçiş midir? İnsan duygusallığı bunu genellikle böyle gösterir. Aslında bazı tercihler hayatta bir şeylerden vazgeçmek değil de onları elemek anlamına
da gelebilir. Geri dönüşü olabilen seçimler -kuşkusuz ki- insanların içini zaman zaman rahatlatıyor. Ama ya bu şansı haiz olmayanlar?

Muhtemelen Gourcuff de onlardan biri. Küçüklüğünde futbolla birlikte teniste de oldukça yetenekli olan Fransız genç, 1998 yılında Open Super 12 Auray’a katılır. 12 yaş grubu için en prestijli tenis turnuvalarından birinde ilk turda daha sonra şampiyon olacak rakibine kaybeden Gourcuff, turnuvadan birkaç ay sonra futbol ile tenis arasında bir tercih yapmak durumunda kalır ve kazanan futbol olur.

Konuyla ilgili 2010 yılında Fransa basınına konuşan Gourcuff, 12 yaşında yaptığı seçim için gülerek “O zaman futbolda aşama kaydetmenin ve yukarıya çıkmanın daha kolay olduğunu fark ettim. En azından hissettiğim buydu” diyor. Ama onunla aynı görüşü paylaşmayanlar da var.

Larmor Tenis Kulübü’nde Gourcuff’ün tenis hocası olan Jean-Loic Le Guellaf, öğrencisinin alışılmışın dışında bir teknik öğrenme kapasitesinin olduğunu söylüyor: “O çok yetenekliydi. O dönemde Pete Sampras ana turdaydı ve Gourcuff, Sampras’ın harika servislerini aynı şekilde üretebilecek bir servis yapısına sahipti. Kortta bu işi rahatlıkla yapabildiğini gösteriyordu ve inatçı bir kişiliği vardı.” Lyon’da beklentileri karşılayamayan ve en azılı fanatiklerinden biri olan başkan Jean Michel Aulas’ı bile zamanla bıktıran Gourcuff’ün, futbol oynarken bu inatçılığı gösterdiğini söylemek pek mümkün değil. O dönemden takım arkadaşı Maxime Gonalons, Gourcuff’ün zaman zaman stat tam kapasiteyle dolu olmadığında dahi sahada isteksizleştiğini ve Lyon’a verebileceklerinin çok azını verdiğini düşünüyordu. Dolayısıyla tenis ve futbol arasındaki tercihin sporcu kişiliği üzerinde 15 yıl içinde ortaya çıkardığı negatif değişiklik, “Gourcuff eline tenis raketini alsaydı ne olurdu?” sorusunu daha net bir şekilde sormak gerektiğini gösteriyor olabilir.

20 yaşındayken Milan’a transfer olan ve Avrupa futbolunun en tepesine giden bir oyuncu için yanlış tercih yaptığını söylemek mümkün olabilir mi? Belki de. Birçoğu için 20 yaşındayken ‘Yeni Zidane’ olan oyuncunun kariyeri, en çok 2010 sonrasında yaşadığı sakatlıklarla zarar gördü. Ama çıkış yaptığı ve Milan’a transfer olduğu dönemde yeterli şansı bulamama sebebi, kendisini dönemin hocası Carlo Ancelotti’ye ispat edememesiydi.

Pragmatizmi önceliği yapan, genç oyuncularla uğraşmayı öncelik edinmeyen Ancelotti yerine başka biri olsaydı her şey farklı gelişebilir miydi? Muhtemelen. Ama galiba, Zinedine Zidane kendisini ispat etmek için hoca ayırt etmezdi. Yani ortada ayaklara kadar gelen ve değerlendirilemeyen bir fırsat var. Bordeaux’ya döndükten sonra sağlıklı geçirdiği iki sezonla birlikte kendisini Lyon’a atan ve kariyeri sakatlık döngüsüne giren Gourcuff’ün yaşadıklarının -hemen hemen- tamamının büyük sakatlıklar yerine kas problemleri olduğunu belirtirsek konunun bir şanssızlıktan ziyade Gourcuff’ün hayata ve belki de oyuna bakışıyla ilgili olduğunu söyleyebiliriz.

Takvimleri yine 17 yıl öncesine, 1998’e saralım; Yoann Gourcuff’ün Open Super 12 Auray ilk turunda kaybettiği ve sonrasında turnuvayı şampiyon olarak bitiren oyuncuyu merak ettiniz mi? O tenisçi Rafael Nadal’dı. Gourcuff gibi 1986 yılında doğan ve 12 yaşındayken o prestijli turnuvayı kazanan Nadal, bu şampiyonluktan sekiz ay sonra bir tercihle karşı karşıya kaldı: Futbol ya da tenis. Barcelona’da ve İspanya Milli Takımı’nda futbol oynamış bir amcaya (Miguel Angel Nadal) sahip olan Nadal da -muhtemelen- kolay bir tercihte bulunmadı. Gourcuff’ün ilk turda kaybetmesiyle futbola yönelmesine neden olan o turnuva, futbolda çok yetenekli olan ve spor yazarı Christopher Clarey tarafından ‘çok nitelikli bir forvet’ şeklinde tanımlanan Nadal’ın belki de tenisi seçmesini sağladı. Peki ya tersi olsaydı? Ya o maçı kazanan Gourcuff şampiyonluğa uzansa ve sonrasında bu iki oyuncu farklı tercihlerde bulunsaydı? Muhtemelen futbol çok şey kaybetmezdi ama ya tenis? Altı finali Nadal’a kaybeden Roger Federer’in gidebileceği son nokta ya da tenis tarihinin en büyüklerinden biri olan Nadal’ın futbolda hiçbir yere gelememe ihtimali? Gourcuff bunu, elindeki raketle tek başına telafi edebilir miydi? Biraz zor görünüyor.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kurtarıcı

Kurtarıcı

3 hafta önce
Miras

Miras

4 hafta önce