Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

EditoKendine Özgü

Socrates'in 63. sayısında ana konu: Stil. Girişte ise Caner Eler'in kaleminden Amelie Mauresmo yer alıyor.

“Her uygarlık kendi hayat tarzının tasarlanabilir tek iyi hayat tarzı olduğuna, bunu dünyaya benimsetmesi ya da zorla kabul ettirmesi gerektiğine inanır.” E. M. Cioran / Tarih ve Ütopya (Metis)

Amelie Mauresmo, 1999 Avustralya Açık’ta dünya bir numarası Lindsay Davenport’u yenip finale çıkmıştı. Tarihte, Mary Pierce’tan sonra Avustralya Açık’ta finale çıkan ikinci Fransız raketti. Henüz 19 yaşındaydı ve seri başı değildi. Martina Hingis ile final oynayacaktı. Fakat final öncesi eşcinsel olduğunu açıklayıp sevgilisi Sylvie Bourdon’dan bahsedince bir anda tüm akış değişti. Genç yetenek ve başarı anlatısı yerini cinsel yönelimi ve dış görünüşüyle ilgili yorumlara bıraktı. Mauresmo cinselliği ve aşkı keşfetmesinin başarıyı getirdiğini söylüyordu.

Tenis dünyası kadınların dış görünüşü ve tarzları konusunda hep dar görüşlü olmuştu. Kareem Abdul-Jabbar’ın Güzellik Yanılgısı başlıklı yazısında bahsettiği o kalıplaşmış güzellik ve yaşam normlarına Mauresmo da uymuyordu. Güçlü fiziği, keskin hatlı çenesi, geniş omuzlarıyla bir Amazon savaşçısı gibiydi. Basmakalıp güzellik algısının dışında bir giyim stili vardı. Ama neyse ki bu süreçte sponsorlarını kaybetmemişti. Zamanında cinsel yönelimlerini açıklayan Billie Jean King ve Martina Navratilova gibi efsaneler giysi sponsoru bulamamışlardı. Mauresmo bu konuda biraz daha şanslıydı…

Ama rakipleri hemfikir değildi. Davenport “Bir erkekle oynadığımı zannettim” derken Hingis de “O bir yarı erkek” diyordu. Sonradan özür dileseler de iş işten geçmişti. Hiç beklemediği bir reaksiyon alan Mauresmo, o psikolojide çıktığı finalde Hingis’e kaybetti. Takip eden bir-iki yıl da onun için zor geçti. İnsanoğlunun önyargılarla bezeli çarpık düşünce yapısına karşı o yaşlarda ayakta kalabilmek kolay değildi. Yıllar sonra bir röportajda “Benim için eşcinsel olmak ve açıklamak normal bir şeydi. Büyük bir tepki alacağımı düşünmemiştim. Ama homofobik bir reaksiyon gelmişti ve buna hazır değildim” demişti. Anne babasıyla da arası bozulmuştu.

Fransız raket, dört yaşındayken vatandaşı Yannick Noah’ın 1983 Roland Garros şampiyonluğunu televizyondan izleyip tenise merak salmıştı. Mühendis babası da kızına bir raket almıştı. 1996’da Roland Garros ve Wimbledon gençler turnuvalarını Amelie kazanırken onlardan mutlusu yoktu aslında. Ama sonrasında araları bozulmuştu. Babası Francis’le barıştıktan sonra ise bir trajedinin parçası oldular, kanser olan babası Mart 2004’te hayatını kaybetti. Çok etkilenmişti. Tenise tutundu. 2004’te Wimbledon yarı finali ve üç majörde çeyrek final derken sonbaharda Mauresmo dünya bir numarasıydı. 1970’lerde sistem değişiminden bu yana ilk kez bir Fransız tenisçi zirveye çıkıyordu. Ama bu kez de Kim Clijsters’tan sonra tarihte grand slam kazanmadan dünyabir numarası olan ikinci kadın raket unvanıyla “Slam kazanamıyor” damgası yiyordu. “Yetenekli ama baskıyı kaldıramıyor” etiketi yapıştırılmıştı. Fiziği nedeniyle “Sürekli güç tenisi oynuyor” yorumu yapılıyordu. Halbuki Mauresmo sürekli tekniğini geliştiriyor; atak oyunu tercih edip, zarif tek el backhand ile oynuyordu. Kuvvetli olduğu için becerileri dikkatlerden kaçıyordu. Hatta büyük maçlarda hata yapma alışkanlığını, vuruş portföyünün genişliğinin etkisiyle, çok düşünerek oynamasına bağlıyordu. O baskıyla duygularını da kontrol etmekte zorlanıyordu.

Psikolog Rollo May’in Yaratma Cesareti kitabında anlattığı üzere; Einstein Princeton’daki bir arkadaşına “Neden en iyi fikirler aklıma sabahları tıraş olurken geliyor?” diye sormuş. Arkadaşı da fikirlerin ortaya çıkması için zihnin -dalgınlıkta ya da gün düşlerinde serbest kalması gereken- iç kontrollerinin gevşemesinden bahsediyor. Mauresmo da 2006’da bu gevşemeyi başardı. Avustralya Açık ve Wimbledon’ı kazanıp tekrar dünya bir numarası oldu.

Kariyeri sakatlıklarla 2009’da son bulduğunda o da huzur bulmuştu. Şarap koleksiyonculuğu, sörf ve Harley-Davidson motosikleti gibi özel zevklerine vakit ayırdıktan sonra yarışmacı ruhunu harekete geçirdi. Önce Michael Llodra’nın antrenörü oldu. Akabinde Victoria Azarenka ve Marion Bartoli ile çalıştı. 2013 Wimbledon şampiyonluğunda Bartoli’nin yanındaydı. 2014’te ise Andy Murray’nin de antrenörü oldu. Tarihi ve öncü bir görevdi. Zira aile bireyleri dışında erkek tenisçilerin kadın antrenörü olmamıştı. Murray de daha önce annesiyle çalışmıştı. Tenis dünyasında cinsiyet eşitliğinin en büyük seslerinden biri olan Murray kötü tepkiler de aldı. Homofobiklerin yerini mizojinistler almıştı. Ona gelen mesajlardan birinde “İleride bir de köpek tutarsın” yazılmıştı. Mauresmo ve Murray bunlara kulak asmadan iki yıl çalıştılar. Murray belki grand slam kazanamadı ama Avustralya Açık finali oynadı. Üç numaraya geri döndü. Baskı ile mücadeleye alışkın Mauresmo bu konuda sabıkalı Murray’ye yardımcı oldu. Murray, taktik bilgisine de övgü yağdırmıştı. Mauresmo’nun anne olması, az vakit ayırabilmesi derken 2016’da yollar ayrıldı. 2017’de ikinci çocuğunu dünyaya getiren Mauresmo, geçen yıl bir tabuyu daha yıkıp idolü Yannick Noah’ın yerine Fransa Davis Kupası kaptanlığı yapacaktı. Ama bir başka erkek raket Fransız Lucas Pouille’dan gelen teklifi kabul etti. Pouille daha önce tek bir maç kazanamadığı Avustralya Açık’ta Mauresmo ile 2019’da yarı final oynadı. Pouille “Oyunumu geliştirmeye yoğunlaşıp baskıyı azalttı. Yaklaşımı muhteşem. Tenisle ilgili her şeye hâkim. Kadın-erkek değil, o harika bir antrenör” diyordu. Mauresmo bildiği yoldan şaşmadan, önyargılara karşı mücadeleye devam ediyor.

Bu sayı; önyargılara, baskılara ve müdahalelere rağmen özgün tarzlarından ve fikirlerinden vazgeçmeyenler için…

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Açıksözlü

Açıksözlü

3 hafta önce
Ütopya

Ütopya

2 ay önce
Eşitlik

Eşitlik

3 ay önce