Kazanma Yolları

Jürgen Klopp, oyun anlayışının 'gegenpressing' ile özetlenmesinden memnun değil. Alman antrenör, yelpazesinin ne kadar geniş olduğunu Liverpool'da kanıtlamak istiyor. Peki bunda ne kadar başarılı?

5 Nisan 2018

*Bu yazı, ilk olarak Socrates’in Mart 2018 sayısında yayımlandı. Eski sayılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.


2015-16 sezonu başladıktan kısa bir süre sonra Liverpool’un başına geçen Jürgen Klopp’un tamamladığı ilk sezon onun için fena görünmüyordu. İlk sekiz haftada sadece üç galibiyet alabilmiş bir takımın başına gelip hazırlık dahi yaptırmadan başarabileceği şeyler sınırlıydı. Sezon içinde ligde iyi maçlar çıkardı ve lig kupasında finale çıktı. Ligi Avrupa’ya dahi gidemeden tamamlamışlardı ama bu nedenle kimse Klopp’u suçlamıyordu. Yaz transfer dönemini Sadio Mane, Georginio Wijnaldum ve Joel Matip gibi iyi transferlerle geçirdiler ve geçtiğimiz sezonun başında teknik direktörler yönünden tam bir kurtlar sofrasına dönen ligde Pep Guardiola’lı Manchester City’nin arkasından Manchester United’la birlikte en büyük favori olarak gösterildiler.

Fakat geçtiğimiz sezonki sonuç görece daha iyi olmakla birlikte hem taraftar hem de basın için o kadar da tatmin edici değildi. Sezon öncesinde ilk üç adayı arasında gösterilmeyen Chelsea ve Tottenham’ın arkasında kalmak da muhtemelen eleştirilerin artmasına sebep olmuştu. Aslında transferlerle birlikte Klopp mantalitesine uygun oyun gelişmiş ve ortaya bir yıl öncesine göre çok daha iyi bir takım çıkmıştı ama sonuç yetersizdi. Topa yüzde 62’yle sahip olarak kendi takımları içinde rekor kıran Jürgen Klopp, bu orandan iyi bir pas takımı çıkarmadı. Muhtemelen bunu yapmaya da çalışmadı. Takımı ligin en iyi pas yüzdesine sahip yedinci takımı olurken bunu direkt hücumları diğerlerine göre daha fazla kullanmalarına ve bu nedenle isabetlerinin düşmesiyle açıklamak mümkündü ama bu aynı zamanda şampiyonluk isteyen bir takımın ekstra bir zayıflığını da ifade ediyor olabilirdi. Bunun dışında topa en çok sahip takım olarak ligin de en çok mesafe kat eden takımı unvanını alan Liverpool, bir yandan da korkunç bir enerji üretiminin dışavurumuydu zira topa hâkimiyetiniz arttıkça sahada kat ettiğiniz mesafeler azalır ama Liverpool’da bunun tam tersi söz konusuydu.

Yüksek Eforun Dezavantajları

Oyuncular limitlerini zorladı, ön alandaki kontra pres bazı kritik maçlarda sonuç verdi ama bunun sonucu olarak ortaya bir de sakatlık krizi çıktı. Hollandalı ünlü antrenman bilimci Raymond Verheijen gerek yazdığı yazılarla gerek sosyal medyada söyledikleriyle Jürgen Klopp’u yanlış antrenman yaptırmakla eleştirdi. Alman hoca klasik ciddiye almaz stiliyle yanıt verdi ama ortada bir kriz olduğu gerçekti. Bunda Klopp’un antrenman programının etkisini bilmek mümkün değil ama takım Avrupa’da olmadığı için rotasyonu oldukça düşük kullanan Klopp’un yüksek enerji gerektiren ve mesafe kat ettiren oyun yapısı çok kritik oyuncuların uzun süreli sakatlıklarına neden oldu. Oynadıkları oyunun da bundan etkilendiğini söylemek pek yanlış olmaz.

Hollandalı ünlü antrenman bilimci Raymond Verheijen gerek yazdığı yazılarla gerek sosyal medyada söyledikleriyle Jürgen Klopp’u yanlış antrenman yaptırmakla eleştirdi. Alman hoca klasik ciddiye almaz stiliyle yanıt verdi ama ortada bir kriz olduğu gerçekti.

Bu sezon itibarıyla Jürgen Klopp antrenman sistemini değiştirdi mi bilinmez ama bunun dışında hemen her şeyde önemli farklılıklara sahipler. Sakatlık eleştirilerine muhtemelen kendi içinde hak veren Alman teknik direktör takımının enerjisini olabildiğince düşürdü. Kat ettikleri maç başına mesafe bu sezon itibarıyla 7 km daha düşük ki bu çok önemli bir fark.

Bu sonuç öndeki kontra presin de şiddetinin azaldığını gösteriyor. Şampiyonlar Ligi’nin etkisi ve artan lig kalitesiyle birlikte daha ekonomik gitmenin önemini kavrayan Klopp, rotasyonu da maksimize ederek kadrosunu daha dinç tutmaya çalışıyor. Geçtiğimiz sezon ilk 11’lerde 38 haftada sadece 54 değişiklik yapan ve maç başına 1.4 değişiklikle oldukça dar bir rotasyon kullanan Jürgen Klopp bu sezon ise 27 haftada 101 tane kadro değişikliği yapmış durumda (3.7) ve bu sayı en yakın rakibinden 19 fazla. Bunun da az bir fark olduğunu söyleyemezsiniz.

Tek Olayı Kontra Pres mi?

“Benim takımlarıma hep pres makineleri olarak yaklaşıldı. Oynattığım oyun sadece kontra prese indirgeniyor. Topa hâkimiyetimiz, oyunu ele alış şeklimiz biraz ha fe alınıyor. Manchester City’ye göre presi farklı kullandığımız doğru ama oyuna aynı baktığımız yerler de var. Biz de topa yüzde 90’la sahip olmak istiyoruz.”

2016-17 sezonunun ortası geldiğinde bir maç sonrasında Jürgen Klopp yukarıdaki açıklamayı yaptı. Kontra presin mucidi dahi değilken ‘gegenpressing’ olgusunun sadece Jurgen Klopp ve onun takımının maçlarında kullanılır bir hâle gelmesi de muhtemelen Alman hocanın bu düşünce şekline girme nedenlerinden biri. Fakat bu sezon itibarıyla topla olan çözümleri, tam da söylediği gibi, daha farklı şekilde ele alınmaları gerektiğini gösteriyor olabilir.

Topa sahip olma yüzdeleri geçtiğimiz sezona göre düşüş gösterdi (62-58) fakat topla üretkenlikleri şu anda Avrupa’nın zirve seviyesinde. Sezon başından beri oynadıkları 39 resmi maçta 99 gole ulaştılar ve önlerinde en az 14 maç daha var. Pas isabet oranında dördüncü sıradalar ve geçtiğimiz sezona göre bunu da geliştirdiler. Rakip kaleye gönderdikleri şut sayısı da maç başına bir fazla.

Beklenmedik Katkılar

Sezon başında 40 milyon Euro’luk transferi sırasında taraftarları pek de tatmin etmeyen Mohamed Salah bu üretkenlik artışının en büyük faktörlerinden biri. Jürgen Klopp’un scout ekibine teşekkür ederek kendisiyle ilişkisini kestiği bu transfer, şu ana kadar sağ kanattan takıma 30 gol getirdi ve en az 10 tane daha ekleyecek gibi görünüyor. Çizgiden böyle bir üretkenlik takımın istatistiklerinin de tavan yapmasında büyük faktör ama Salah’ın başka bir takımda da bu rakamlara çıkabileceğini düşünmek fazla iyimserlik olabilir.

Jürgen Klopp’un takıma geldiği ilk günden beri pek bozmadan devam ettirdiği 4-3-3 hâlâ takımın ana planı. Takımın ileri ucunda bir süredir eleştiri oklarının altında mücadele eden Roberto Firmino’nun en sonunda kendini bulmasıyla beraber Mohamed Salah ve diğerlerinin işi de kolaylaştı. Sahte dokuz rolüyle hem sürekli derine gelerek kenardaki oyuncuların forvet özelliği kazanmasını sağlayan hem de kendisiyle birlikte sürüklediği stoperlerle rakip takımın savunma formunu bozan Firmino, savunma arasına yaptığı koşularla gollerine ulaşan Salah için bulunmaz nimet konumunda. Tüm bu özelliklerinin yanında hem tackle (müdahaleyle top kazanma) hem de pas arası istatistiklerinde en yakın forvet rakibine fark atarak müthiş bir savunmacı yapı sergileyen Brezilyalının bu sezon itibarıyla golcü kimliğini de ortaya koyması onun dünya santrforları arasındaki yerini de yukarı çıkardı.

Coutinho İkilemi

Sezon başında elinde A sınıf dört tane hücum oyuncusu bulunan Jürgen Klopp için ilk haftalarda tercih yapmak kolaydı. Yaz döneminde Barcelona’ya gitmek isteyen ama bu isteği gerçekleşmeyen Coutinho hem biraz isteksiz hem de sakattı. İlk dört hafta onun yokluğunda Mane, Firmino ve Salah’ı 4-3-3’ün hücum hattına yerleştiren Klopp için yapılması gereken tek şey orta saha ve savunma rotasyonunu ayarlamaktı. City maçında kırmızı kart gören ve sonrasında sakatlanan Mane’nin yokluğunda da Coutinho sol kenara geçti ve Liverpool, ön alanda seçim yapma sorunu olmadan serüvenine devam etti. Fakat 12. hafta sonunda Klopp’un önüne bir yol ayrımı geldi. Firmino zaten en uçtaydı ve Salah da sağ kenarda harikalar yaratıyordu. Ya Coutinho- Mane ikilisinden birini yedek bırakacaktı ya da 4-3-3 içinde yeni bir formül üretecekti…

İkinciyi yaptı ve Coutinho’yu merkez orta sahada sol iç pozisyonuna yerleştirip yoluna bunun üzerinden devam etti. Bu tercihin takıma kötülük yaptığını söylemek mümkün değil. Hatta Liverpool, dokuzuncu hafta mağlup olduğu Tottenham maçından sonra 14 maçlık bir yenilmezlik serisi yakaladı ve bu serinin büyük bölümünde Coutinho merkezde mücadele etmeye devam etti. Ama o bölgede performansının düştüğü aşikârdı ve özellikle üçlü savunma denedikleri Brighton maçıyla başlayan periyotta Mane’nin de formsuzluğuyla oyuncu sol öne geçti ve o dönemde hem Coutinho’nun hem de Liverpool’un performansı zirveye çıktı.

Hâl böyleyken devre arasında rekor yatla satılan Brezilyalı oyuncunun takım için büyük kayıp olduğunu söylemek mantıklı olmayabilir. Evet, yerine kimseyi koyamadılar ve hem nitelik hem de nicelik olarak eksildiler fakat Klopp artık bir oyuncuya yer açmak için onun performansından ödün vermesini izlemek zorunda değil. Ayrıca Salah’ın gelişiyle birlikte kendisini arka plana itilmiş hisseden Sadio Mane de efsanevi City galibiyetiyle birlikte performans olarak geri döndü ve artık o da işin daha çok içinde.

Yaratma Problemi Bitmedi

Ne var ki Liverpool, Jürgen Klopp’la birlikte ulaştığı zirvesinde hâlâ önemli eksiklere sahip. Klopp’un toplu oyunda da çok iyi olduğunu iddia etmesinin, haklılık payı kadar sıkıntıları da var. Liverpool hâlâ topu kendisine veren takımlara karşı büyük sorunlar yaşayan ve topu rakibe bırakıp tuzak kurduğu maçlarda ışıltı veren bir takım. Geçtiğimiz sezon kaybettikleri 38 puanın yarısı lig sıralamasının alt yarısındaki takımlara karşıydı. Bu sezon da aynı problem devam ediyor. Sezonun en ağır mağlubiyetini aldıkları 4-1’lik Tottenham maçında Mauricio Pochettino’nun sırrı, topla oynama oranlarını yüzde 36’ya çekerek Liverpool’u kontrataklarla vurmasıydı. 14 maçlık galibiyet serisinin bittiği Swansea maçında da Liverpool’un topla oynama oranı yüzde 72’ydi. Bu, Alman hocanın kariyerinde bir deplasman maçında gördüğü en yüksek topla oynama oranı.

Liverpool iki maçta da üretim yapamadı ve rakiplerine boyun eğdi. Keza bu sezon puan kaybettikleri Burnley, Newcastle, Everton ve hatta Manchester United maçlarında da benzer tablolar vardı. Mohamed Salah’ın dar alandaki üretim kapasitesi onları bu yönden çok daha keskin hâle getirdi ama hâlâ bir Manchester City ya da Tottenham olmaktan uzaklar ve belki de hiç olmak istemiyorlar.

Jürgen Klopp, Raphael Hönigstein’a verdiği röportajda birkaç yıl öncesine göre çok daha iyi bir teknik adam olduğunu belirtiyor ve muhtemelen bunda haklı. Guardiola’nın söylediği gibi Tottenham’la birlikte Premier League’e iki tane daha hücum takımı etki yapmaya başladı ve Klopp da gerek kontra presi gerek hakkının verilmediğini düşündüğü toplu oyunuyla bunun merkezinde. Ama daha önemlisi, her oyuncuyu geliştirmesi ve onlardan maksimumlarını almayı bilmesi. Dortmund’da olduğu gibi Liverpool’da da eline gelen her oyuncu gelişiyor. Van Dijk, Naby Keita ve muhtemel yaz transferleriyle önümüzdeki sezon çok daha iyi olacakları da açık gibi. Şampiyonluk için yeterli mi bilinmez ama Jürgen Klopp A sınıf bir teknik direktör ve kazanmanın yollarını bulmaya devam edecek gibi görünüyor.

Emre Özcan

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN