Socrates Web Beta v1.0
 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolSaha DışıKayserispor-Sivasspor: 17 Eylül 1967 Faciası

17 Eylül 1967'deki Kayserispor-Sivasspor maçında yaşanan ve 43 kişinin hayatını kaybettiği facia, ülke spor tarihinin en karanlık anlarından. Faciayı kitaplaştıran Kenan Başaran'la konuştuk.

17 Eylül 1967, sadece Türk futbolunun değil; ülke tarihinin de en büyük facialarından birine sahne oldu. Kayserispor ile Sivasspor arasında oynanan 2. Lig maçında çıkan olaylarda 43 insan hayatını kaybetti. Trajedi, birçok kez ülke futbol gündemine gelse de hakkında çok fazla detaylı çalışma yapılmamıştı. Bugüne kadar. Gazeteci Kenan Başaran, olayın 50. yılında yayımlanan Sivas-Kayseri: Türkiye’nin En Büyük Futbol Faciası kitabı için tanıklarla görüştü ve arşivleri taradı. Ortaya da Türk futbol tarihinin en karanlık gününü bütün detaylarıyla açıklayan bir çalışma çıktı. Biz de Kenan Başaran’a o maçı ve kitabını sorduk.

Bu olay yüzeysel de olsa sıkça gündeme gelen bir konu. Siz hangi noktada daha derine inmeye karar verdiniz?

Türkiye’de ne zaman sporda bir şiddet olayı yaşansa “Allah muhafaza, Sivas-Kayseri olayı gibi olabilirdi” denilir. Ancak bu olaya dair Türkiye’de yazılmış bir kitap olmadığı gibi makale sayısı da çok azdır.

Belgesel namına TRT’nin yapmış olduğu 8 dakikalık bir çalışma var, o kadar. Oysa, facia yaşandığında İtalyan devlet televizyonu RAI, Türkiye’ye gelmiş. İki şehirde de röportajlar yapmış.

Bu noktada olayın kendisinden de kısaca bahsetmek lazım. 17 Eylül 1967’de Kayserispor ile Sivasspor, Türkiye 2. Ligi’nde (bugünkü TFF 1. Lig) karşı karşıya gelir. Maç başlamadan önce ve maç sırasında iki tribün arasında tezahüratlarla atışmalar vardır.

Ara ara taşlaşmalar da yaşanır. 20. dakikada Küçük Oktay (Aktan) ile ev sahibi Kayserispor 1-0 öne geçer. Tribündeki gerilim de giderek tırmanır. Gerilimin sahaya da yansıdığını, TFF’nin daha sonra Sivasspor’un menajer oyuncusu ve kaptanı Hilmi Kiremitçi’ye (ki ünlü yazar ve müzisyen Tuna Kiremitçi’nin babasının amcasıdır, Fenerbahçe’de de top oynamıştır) verdiği men cezasından anlıyoruz.

Devre sonuna kadar olaylar şiddetlenir ve bunun üzerine maçın tatiline karar verilir. Bu arada tribündeki taşlaşma Sivasspor taraftarlarında paniğe neden olur. Stat kapısını açıp kaçmak isterler ama kapı dışa değil içe açıldığından bu mümkün olmaz. Haliyle panik büyür. Kimileri tuvaletlere kaçar. Ama neticede 41 kişi boğularak ve ezilerek hayatını yitirir. 600’den fazla kişi de yaralanır. Yaralıları hastaneler taşıyacak araç bulunamaz, yoldan geçen kömür kamyonları ölüleri taşır.

Olayın akabinde çıkan ve bugün de hala daha devam eden tevatürlere göre insanlar kurşunlanmış veya bıçaklanmış sanılır. Otopsi raporlarına göreyse hepsi boğularak ve ezilerek ölmüştür. O günden bugüne, yani bu kitabın sayfalarında da süren ve de cevabını bulmayan bir soru var: İlk taşı kim attı? Ama bunun artık önemi yok. Önemli olan olayın bütünüyle yüzleşmek…

Ben daha önce çalıştığım Referans gazetesinde de olayın 40. yıldönümü dolayısıyla dönemin Sivasspor Başkan Yardımcısı Hüseyin Yıldırım ile bir söyleşi yapmıştım. O günden itibaren bu tarihi olaya dair Türkiye’de çok az şey bilindiğini, olayın nedeni hakkında da insanların nasıl öldüğü konusunda da gerçeklerin tam olarak bilinmediğini gördüm. Bu nedenle tanıklara ve gazete arşivlerine dayanarak bu kitabı hazırlamayı karar verdim.

Bu noktada kitabın ismine dair de bir açıklama şart: Olay Kayseri’de geçtiği halde kitabın adını ‘Kayseri-Sivas’ değil, ‘Sivas-Kayseri’ koyduk. Çünkü yaşanan olay toplumsal hafızaya daha çok bu şekilde kazınmış. İnternetteki sorgulamalarda da bunu teyit ettik. Çok kıymetli Tanıl Bora’nın da önerisiyle bu ismi verdik.

Bu facianın siyasi yönünü biraz açıklar mısınız? Bir röportajınızda bu olayın devlet tarafından üzerinin örtülmeye çalışıldığını söylemiştiniz…

Bu olayın nedenleri arasında genelde iki şehrin mezhepsel ve sosyo-ekonomik farklılıkları gösterilir. Ama bunlar uzaktan yapılmış yorumlar. Benim görüştüğüm tanıkların büyük kısmı bu gerekçelerin altını doldurmadı.

Sivas senatörleri Kayseri Valisi’ne “Sivas’tan Kayseri’ye binlerce insan gelecek. Ne olur ne olmaz, tedbir alın” diye uyarıyor. Buna karşın Kayseri Valiliği bunu kulak arkası ediyor. Kayseri’de maç öncesi ufak tefek hadiseler de oluyor. Sivaslı bazı taraftarlar lokantalarda hesap ödemiyor, şehrin sokak ve caddelerinde bağırıyor çağırıyor vs…

Ama vali ne yapıyor? Maç günü bir köye ziyarete gidiyor. Facia sonrası da vali ve emniyet müdürü istifa etme ihtiyacı duymuyor. Ancak İçişleri Bakanlığı’ndan gelen “Sadece pijamalarını al ve şehri terk et” emriyle koltuğunu bırakıyor!

Olay öncesi gerekli tedbiri almayan devlet, sonrasında da iki takımın yıllarca aynı ligde karşı karşıya gelmemesi için çabalıyor. Açılmış ve sonuçlanmış bir davanın olup olmadığı konusunda da kimsenin bilgisi yok.

Olayın yıldönümlerinde bir anma olmuyor. Sadece mezarlıkta ara sıra dualar okunmuş. Yani Batı’da gördüğümüz gibi, tüm toplumun yüzleştiği bir vakıa olmuyor. Yaşanıyor ve unutulmaya terk ediliyor. Mağdurların acısı tazminatlarla giderilmeye çalışılıyor, o kadar.

Kitap ne kadar zamanınızı aldı? Arşiv tarama sürecinden bahseder misiniz?

Kitabın kamuoyunun dikkatini biraz olsun çekebilmesi için, yayın tarihinin olayın 50. yılına denk gelmesini özellikle istedim. 3 yıllık bir sürece yaydım. Bir tanık hariç, 13’üyle yüz yüze görüştüm. Arşiv taraması için devlet kütüphanelerinden yararlandım. Hürriyet, Milliyet ve Cumhuriyet ile yerel gazeteler Sivas Haber ve Kayseri Ülker gazetelerinin arşivlerini taradım. Olayın ulusal basındaki yankısı 1.5 yıl kadar sürerken yerel gazetelerde dört yıl kadar sıcaklığını koruyor. Gazetelerdeki haberleri imla hatasına kadar, orijinal halleriyle kitaba aktardım. Çarpıcı haberlerin sayfa görüntülerine de yine kitapta yer verdim.

Kitap için yaptığınız görüşmeler sırasında sizi en çok şaşırtan açıklama ne olmuştu?

Sivassporlu futbolcuların facianın boyutunu; yani 43 insanın öldüğünü ve yüzlercesinin de yaralandığını Sivas’a dönerken radyodan öğrenmesi beni oldukça şaşırttı… Futbolcular olaylar kesilmeyince ikinci devreye çıkamıyor. Kayserili futbolcular maçın tatil edilmesinden yarım saat sonra evlerine giderken Sivaslılar soyunma odasında bekletiliyor. 5-6 saati bulan bir bekleme. Yiyecek falan da yok. Sonra futbolcular, karayollarının meşhur sarı montlarını giyerek stattan çıkabiliyorlar. Ve yolda ancak radyodan olayın vehametini öğreniyorlar. Yani futbolcular olay mahallinde, olayın göbeğinde ancak olayın sonucuna tanık olamıyorlar! Ayrıca Sivas senatörlerinin uyarısına rağmen yüksek derecede tedbir almak yerine maç günü bir köye gezmeye giden Kayseri Valisi’nin tutumu da çok şaşırtıcı ve kuşku uyandırıcı.

Olayın olduğu günlerde Sivas’ta Kayseri, Kayseri’de Sivas plakalı araçlara saldırdırıldığı söylenir. Halka yansıyan bu gibi başka olaylar var mı?

Elbette… Hatta Sivas’ta olay duyulunca oradaki Kayseri esnafına ait dükkanlar yağmalanır. Kayserililerin işlettiği Belediye Oteli yakılır. Olaylarda bir kişi de ölür. Kayseri’deki ölümler düşünülünce, olay Sivas’ta ucuz atlatılıyor. Orada da büyük bir facia yaşanabilirdi.

Olayın hemen ardından iki şehir arasındaki yol trafiğe kapatılıyor. Evet, Sivaslılar, 38 plakalı Kayseri araçlarına saldırıyor. Tanıklardan gazeteci Sirer Doğan, bizzat kendisinin de silah alıp, ateş ettiğini söylüyor.

Uzun yıllar iki şehir arasındaki ilişki çok zayıf seyrediyor. Futbol takımları o sene rövanşı Ankara’da oynuyor. Tanıklara göre maç 0-0’a bağlanıyor.

Sonrasında 1991’e kadar bu iki şehrin takımı karşı karşıya getirilmiyor.

İki takım arasında günümüzde bir sorun yok. Genelde böyle bir facianın ardından düşmanlık uzun süre devam eder. Kayseri ve Sivas arasında devam eden bir düşmanlığın olmamasını nasıl yorumlarsınız?

Az önce de söylediğim gibi, futbol takımları 24 yıl karşı karşıya getirilmiyor. Misal, aynı gruplara düşmeleri bir şekilde engelleniyor. İki şehir arasında bu maçtan ötürü oluşan gerilim, ilişkileri etkiliyor ve 10-15 yıl sıcaklığını koruyor. Tanıklar da bunu söylüyor. Elbette giderek külleniyor. Devletin ve iki şehrin kurumlarının da öncülüğüyle olay konuşulmaktan uzak tutularak, küllendirilmeye çalışılıyor. Yani facia unutulmaya terk edilerek, aşılmaya çalışılıyor.

Ama yıllar da geçse, bu toplumsal facianın travmaları, kalıntıları bir şekilde iki taraf üzerinde de etkisini sürdürüyor. Tam bir güvenin sağlanabilmesi için unutmanın değil, yüzleşmenin daha iyileştirici olacağını düşünüyorum ki bu kitabın temel amacı da bu…


İlginizi çekebilecek diğer içerikler