Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

BasketbolKayıp Yıldız

30 yıl önce hayatını kaybeden Len Bias kimilerine göre Jordan kadar yetenekliydi. Ölümü sadece NBA'i değil, Amerikan toplumunu da etkiledi.

Len Bias’ın öldüğünü duyduğumda aklıma gelen ilk şey basketbol veya sporla ilgili değildi, efsane rock’n’roll grubu Lynyrd Skynyrd’ın That Smell (O Koku) isimli şaheser niteliğindeki şarkısının bazı sözleriydi. Grubun lideri Ronnie Van Zant şarkıyı, gitarist Gary Rossington’ın alkol ve uyuşturucu sınırlarını zorladığı bir gece yepyeni arabasıyla dev bir meşe ağacının sağlamlığını test edip ölümden döndükten sonra yazmıştı.

“Viski şişeleri ve yepyeni arabalar / Yolumda bir meşe ağacı var / Fazla kokain ve fazla duman / İçinde olup bitenlerin farkına var/ Evet o koku / O kokuyu alamıyor musun? / Ölüm kokusu etrafını sarmış bile.”

Van Zant, o kadar başarı, para, şöhret ve binlerce hayrana rağmen gelecekleri açısından endişelendiği için yazmıştı bu şarkıyı. Bu, rock’n’roll dünyasında bu türde yazılmış ne ilk şarkıydı ne de son olacaktı. Ancak şarkıyı beynime adeta kazıyan şey, That Smell’in de yer aldığı yeni albüm piyasaya sürüldükten üç gün sonra Lynyrd Skynyrd’ın özel uçağının düşmesi ve Van Zant dahil grubun üç üyesi ile birlikte toplam altı kişinin ölmesiydi. Bir konserden diğerine yetişmeye çalıştıkları sırada bulundukları o uçakta tam olarak neler olduğunu kimse bilemeyecek ama şarkı sözlerinde de belirttiği üzere, Van Zant’ın ölüm kokusunu aldığı bir gerçek.

Len Bias’ın ölümünde de başrolde kokain var. Ancak hayatında ne kadardır ve niçin var olduğu hâlâ net değil. Bias, 1986 NBA Draft’ında ikinci sıradan Boston Celtics tarafından seçilmişti. NBA’in en büyük efsanelerinden birisi olacak her şeye sahipti. İkinci seçilmesinin üzerinde durmayın çünkü o dönemler, NBA’in pivotları (ilk sıradan Brad Daugherty seçilmişti) forvetlere tercih ettiği yıllardı. Bias’ın ikinci sıraya kalması, tamamen Boston’un ve efsane beyinleri Red Auerbach’ın ‘Luck of the Irish’ diye adlandırılan şanslarından ibaretti. Bill Russell’ın Nesta Carter, John Havlicek’in Michael Frater, Larry Bird’ün Usain Bolt olduğu Boston Celtics bayrak takımında, Len Bias da Asafa Powell olacaktı. Tanrının yardımıyla Boston efsanesini bir sonraki altın madalyaya taşıyacak isim olarak seçilmişti. Ancak Bias’ın şok ölümü ve devamında Reggie Lewis’in 27 yaşındaki beklenmedik vefatının ardından, Boston Celtics tam 22 yıl şampiyonluk göremedi.

Len Bias’ın ne kadar büyük bir yıldız veya efsane olacağını ya da kendinden beklenen seviyeye ulaşıp ulaşamayacağını kimse bilemez. Yetenek önemli, disiplin ve çalışmak da öyle ama beklentileri karşılayabilmek ve baskıyı taşıyabilmek, işte o apayrı bir şey. Bias, NCAA kariyerini basketbol tarihinin en büyüğü olarak kabul gören Michael Jordan ile aynı konferansta (ACC) geçirdi. Ancak Jordan’ın son iki sezonu, onun ilk iki sezonuna, yani toy yıllarına denk geldi. Jordan erken profesyonel olma kararı aldıktan sonra, daha olgun ve gelişmiş hale gelen Bias iki sezon üst üste ACC’de ‘En Değerli Oyuncu’ seçildi.

Jordan erken profesyonel olmasaydı, Bias’ın üçüncü NCAA yılında bu iki oyuncuyu birbiriyle mukayese edebilmek için uygun bir fırsat bulacaktık. Boston Celtics scout’ı ve Chicago Bulls eski koçu Ed Badger’a göre Bias, Michael Jordan’a yaklaşabilecek en büyük oyuncuydu. Onun gibi düşünen basketbol insanlarının sayısı da az değildi. Hatta Bias ölmese NBA’in o döneminin “Magic, Larry, Michael ve Len’li yıllar” olarak adlandırılacağını savunanlar da hayli fazla. ANCAK…

Basketbolun, televizyon önderliğinde koşar adımlarla dev kontratlara, sponsorlara, reytinglere ve paralara kavuşmaya başladığı ilk dönemden bahsediyoruz. NFL ve NBA, başkanları Pete Rozelle ve David Stern sayesinde ‘Amerika’nın sporu’ sayılan beyzbol ile arayı kapatıyordu ve bu da ‘kazanma içgüdüsü’ ile birlikte oyuncular üstündeki baskıda da büyük bir artış meydana getirdi. Spor, masumiyetini kaybetmeye başlamıştı. Şartlar ne olursa olsun kazanmak, izleyenleri eğlendirme gayesini gölgede bırakıyordu. Saha içinde baskıdan sıyrılıp sayıyı bulabilmek, saha dışındaki baskıyı taşıyabilmekten geçiyordu. 1986 da bu açından önemli bir değişimin gerçekleştiği yıl oldu. Len Bias’ın da katkısıyla tabii. Tek sorun, bunu basketbolu ile değil ölümüyle başarması…

Len Bias' casket is carried by pallbearers

İki çeşit uyuşturucu, o yıllarda spor dünyasında artan bu baskının ve beklentilerin ‘ilacı’ olarak görünüyordu. Biri esrar, diğeri ise kokaindi. Birbirlerinden farklılardı ama ikisi de ‘keyif uyuşturucusu’ olarak ün yapmıştı. Sağladıkları ‘keyif’ ile birlikte, sporcular ve birçok alanda benzer baskıyı hissedenler için rahatlama, -kendi deyimleriyle- performanslarını geliştirme imkanı sunuyorlardı. Hatta rock’n’roll tarihinin en önemli canlı performans gruplarından biri olan Lynyrd Skynyrd’ın lideri Van Zant da bir röportajında, o kadar insan önünde her gece performans verebilmelerini kokain ve alkole bağlamıştı. Ancak 1986 yılında işler değişti.

Şubat ayında, ünlü profesyonel güreşçi Gino Hernandez evinde ölü bulundu. Kokainden öldüğü belirlenen Hernandez, iki büyük turnuva öncesi son hazırlıklarını yapıyordu. Ardından 19 Haziran’da Bias vefat etti, sebep yine kokaindi. Bu ikiliyi, sadece sekiz gün sonra NFL takımlarından Cleveland Browns’ın genç yıldızı Don Rogers takip etti, hem de düğününden bir gün önce. Üç ayrı sporda, üç çok yetenekli ve başarılı sporcu hayatlarındaki önemli bir yenilik öncesi çözümü kokainde aramış ancak buldukları şey ölüm olmuştu.

Bias’ın hayata veda ettiği dönemde, ABD’de yaklaşık beş milyon kokain kullanıcısı vardı ve bu gelişmeler üzerine Kokain Yardım Hatları yoğunluk nedeniyle kilitlendi. ‘Keyif uyuşturucusu’ hem kullanıcıları hem de kullanmayı düşünenler tarafından sorgulanır hale geldi. Otopsi sonrası ilk açıklamaya göre (daha sonrasında ölümünden birkaç ay öncesinden başlayarak kullanmış olma ihtimali de ortaya çıkacaktı) Bias daha önce hiç kokain kullanmamıştı. Bu, ilk defa ya da sadece bir kez kullanmayı düşünenleri bile panikletmişti.

ABD Kongresi, uyuşturucu ve kokain ile ilgili yeni kanunlar çıkardı. NCAA Yönetimi de sporcuların öğrenciliklerine yeterli zamanı ayırmadıklarını öne sürerek kontrolleri sıklaştırdı. Bias’ın koçu Lefty Driesell istifa etmek zorunda kaldı. Öldüğü akşam onunla birlikte draft başarısını kutlayan takım arkadaşları Terry Long ve David Gregg ile birlikte, o gece odada bulunan ve kokaini temin ettiği düşünülen Brian Tibble (Len Bias’ın çocukluk arkadaşıydı) tutuklandı. Tibble, uyuşturucu satıcısı olarak hapis cezasına çarptırıldı. Long ve Gregg de hapse girmemek için onun aleyhinde tanıklık yaptı. Belki binlerce Amerikalı, anlatıldığı kadar masum olmadığına karar vererek bu uyuşturucuyu kullanmayı bıraktı. Binlerce genç, bu sayede uyuşturucudan uzak durdu.

Tamam, bunların hiçbiri ispat edilebilecek şeyler değil. Ancak Len Bias’ınki başta olmak üzere, o yıllarda art arda meydana gelen ölümlerin sporcular üzerinde de etki yapmaması mümkün görünmüyor. Zira o dönemler, yıldız sporculardaki ‘Herakles Etkisi’ tartışılıyordu. Buna göre, Allah vergisi yeteneğini üst seviye eğitimle birleştiren yıldızlar, binlerce hatta milyonlarca hayranından yola çıkıp kendini idolleştiriyor ve ölümsüz görmeye başlıyordu. Zeus’un oğlu, yarı insan yarı tanrı Herakles (Roma mitolojisinde Herkül) -deyim yerindeyse- Allah vergisi yeteneklere sahip bir insandı. Müzik, at sürme, ok atma, güreş ve dövüş konusunda üstün bir eğitim aldıktan sonra gerçek bir kahraman olmayı başarmıştı. Herakles’in kimseden ve hiçbir şeyden korkusu yoktu. Yıldız oyuncuların da zaman içinde psikolojik olarak kendilerini birer Herakles gibi hissetmeleri, küçümsedikleri ancak tehlikeli riskler almalarına yol açıyordu. Len Bias’ın ve diğerlerinin ölümü, onlara birer Herakles olmadıklarını şok edici bir şekilde gösterdi.

Bias’ın vefatının üzerinden neredeyse 30 yıl geçti. Bugün bu yazının konusu, “En büyük NBA yıldızı Michael Jordan mı, Len Bias mı?” olabilirdi. Ancak ne yazık ki ölümü üzerine konuşmak durumundayız.

Len Bias’ı çok seyrettim. Bazı özellikleri Jordan’ın da önündeydi. Ancak Jordan, her eleştiriye cevap verecek, her eksiğini artıya çevirecek kadar hırslı, kararlı, azimli ve çalışkandı. Bias de NCAA’de oynadığı her yıl, kendini bir öncekine göre çok geliştirdi. Bir sezondan diğerine aşama kaybedip büyük bir oyuncu olmayı başardı. Ancak Jordan’ı izledik. Baskı arttıkça onun da performansı artardı ve bu nedenle Michael Jordan oldu. Len Bias’ın ne olacağını görebilme fırsatını elimizden alansa Len Bias’ın kendisiydi. Kariyeri ve hayatından geriye kalan en belirgin şey de maalesef ölümü oldu.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler