Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

GenelKarmaşık Sembol

Bnei Sakhnin’in, bir Arap futbol takımı olarak, İsrail futbolunun tepesine olan yolculuğu...

*Aşağıda bir kısmına yer verdiğimiz, Shaul Adar‘ın kaleme aldığı bu yazı ilk olarak The Blizzard‘ın 17. sayısında yayımlanmıştır.

Sammy Ofer Stadyumu, Eylül 2014, Maccabi Haifa vs Bnei Sakhnin

Haifa, Kuzey İsrail, 2014 yazı. İsrail’in herhangi bir yerin birkaç ışık yılı önde olan 30.000 kapasiteli Sammy Ofer Stadyumu açılışı için tıklım tıklım doluydu. Stadyumdaki taraftarların çoğunluğunu oluşturan coşkulu Maccabi Haifa taraftarları, stadı yeşil bayrak ve pankartlarla donatmışlardı ama stadın bir köşesinde yakınlardaki bir Arap şehrinden gelen Bnei Sakhnin taraftarları yerlerini almıştı.

Sakhnin taraftarları devasa bir pankart açmışlardı: 10 yaşındaki çıplak ayaklı, yırtık kıyafetli bir çocuk, elleri arkadan bağlanmış şekilde resmedilmişti. Handala, Filistinli bir karikatürist olan Naji al-Ali’nin bir eseriydi ve 1948 yılında İsrail devleti tarafından evleri alınan Filistinlilerin direnişini sembolize ediyordu. Pankartta ayrıca Sakhnin el Arab (Arap Sakhnin) yazılıydı. Bu pankart İsrail’i futbolseverlere bir hatırlatma niteliği taşıyordu. Stadyum “Avrupalı” olabilirdi ama İsrail futbolu hala Orta Doğu’nun derinliklerinden kurtulamamıştı.

“Al-Ali İsrailliler tarafından bir çizim yüzünden öldürüldü. Bir çizim!” diyordu Sakhnin’li gazeteci Mahmud Galia. İsrail kaynaklarına göreyse, al-Ali aslında bir Filistinli suikast timi tarafından Yaser Arafat’a hakaret ettiği için Londra’da 1987’de öldürülmüştü. Mossad olacakların farkındaydı ama durdurmak için bir şey de yapmamıştı.

Burası İsrail, hayatın Arap-İsrailli ikilemi arasında geçtiği ve herkesin anlatacak bir şeylerinin olduğu yer. Futbol burada serbest değil ve bu hikayeyi Bnei Sakhnin’den daha iyi anlatacak bir takım da yok.

Ihud Bnei Sakhnin ya da İttihad Abna Sakhnin (Arapça Sakhnin’in Çocukları Birliği) hayatına küçük bir şehrin, yerel takımı olarak başladı. Ama artık İsrail’de bir azınlığın temsilcisi konumuna geldi. Arap-İsrailli futbolcuların harmanlanması ile oluşan kadrosuyla Sakhnin, üst düzey ligdeki kul al-Arab(en iyi Arap takımı) haline geldi. Kulüp eskiden Maccabi Haifa’nın gelecek vaat eden oyuncularını kiralayarak ve Arap ile Yahudi futbolcuların bir karışımı halinde yoluna devam ediyordu. Ancak şimdilerde Yahudi futbolcular, Bnei Sakhnin için oynamakta tereddüt ediyor. Takım ise İsrail’in her bölgesinden Arapları taraftar olarak kendine çekmiş durumda.

Ekim 2014’te bir lig maçı öncesi kulüp yetkilileri, kendilerine maddi yardımda bulunan kişilere birer plaket vererek teşekkür etti. Plaket verilecek kişiler arasında Azmi Bishara da vardı ancak kendisi törene katılamadı. Azmi Bishara, İsrail Parlamentosu’nun önemli Arap üyelerinden biriydi. Ama Hizbullah’a yardım ettiği şüpheleri doğunca İsrail’den kaçmak zorunda kaldı. Bu iddiaları ise her zaman yalanladı. Bishara bugün Katar Prensi’nin danışmanlarından biri ve Sakhnin, İsrail’in en büyük düşmanlarından biriyle çalışan birini onurlandırmaya çalıştığında İsrail futbolu büyük bir sarsıntı yaşadı.

Taraftarlar, medya ve politikacılar, bir zamanlar İsrail futbolunun baş tacı olan takıma sırt çevirmişti.  Kulüp başkanı Muhammed Abu Yunus konuyla ilgili açıklamasında “Abartılacak ne var anlamıyorum” diyordu. “Dr. Bishara, Bnei Sahknin’e kurumlar yardım etmezken maddi kaynak yaratmaya çalıştı. Neden yurt dışında kaynak aramayalım, bunda yanlış olan ne var?”

İsrail Spor Bakanı Limor Livnat ise “Bir para cezası ya da kapalı kapılar adında oynanan oyunlar, Bnei Sakhnin’e verilecek yeterli bir ceza olmayacaktır. Ancak ligden çıkarılmak, onların İsrail’in en büyük düşmanlarından birini onurlandırmak için yaptıkları bu seremoniyi temize çıkarır” şeklinde konuşuyordu.

(…)

Florida Üniversitesi’nden sosyolog Dr. Tamir Sorek bu konuyu Arab Soccer in a Jewish State – the Integrative Enclave kitabında inceliyor. Sorek’in araştırmasında bulgular çok aydınlatıcı: “Kulüp etrafında bir güç çatışması vardı ve bu sırada kulüp yönetimi İsrailli takım niteliğini kaybetmek istemiyordu. Taraftar ise 2008’e kadar ortada olmayan bir şeyleri ortaya çıkarmakta kararlıydı. Filistinli olarak anılmak gibi bir hedefleri vardı. İsrail’in yazılı olmayan kanunlarında ise bu bir meydan okuma olarak kabul edilir. Onlar için takımın başarısı, İsrail toplumuna entegre olmak gibi bir hayal kurdurtuyordu. Araplığı vurgulamak, vatandaş olarak kabul edilme isteğini rafa kaldırmak anlamına gelmez”

(…)

Bu sırada Bnei Sakhnin ise İsrail’de yaşamın ne kadar karmaşık olabileceğinin önemli bir sembolü haline geliyor. 1992’de kurulan artık neredeyse bir peygamber gibi görülüyor. 2015 genel seçimlerinde bir Arap partisi İsrail Parlamentosu’na ilk kez girme başarısı gösterdi. Komünistler, İslamcılar, seküler Araplar ve bir kısım Yahudi, bir politik cepheyi paylaşmış oldu. Bnei Sakhnin bu yolda futbol yönünde ön ayak haline geldi. 1992’de Maccabi ve Hapoel Sakhnin yıllar süren rekabetlerini bir kenara bırakarak tek bir takım haline geldiler. Yerel politik problemleri ve tartışmalardan ziyade, Bnei Sakhnin kendine farklı bir yol çizdi. Mahmud Galia: “Bunun Sakhnin’de olması ise bir tesadüf değil” dedi.  ”Burası Toprak Günü’nün başladığı yer. İlk kez Arapların ve Gazze şeridinin birleşebildiği yer. Bu da Sakhnin için büyük bir gurur kaynağı”

(…)

Yeni kurulan takım, ligleri birer birer, hızlıca çıkarken 1. Lige çıkmaları sadece 11 yıl sürmüştü. Bunu başaran ikinci Arap – İsrail takım olmayı başarmışlardı. Hapoel Tayibe bunu yapan ilk takımdı ancak hemen ardından küme düşmüş, finansal boşluğa düşmüş ve İsrail futbol sahnesinden hızlıca silinmişti. Planları Arap – İsrail takımları arasında at başı olmak, Arap futbolculardan oluşan bir kadro kurmak ve İsrail’deki Araplardan oluşan bir taraftar kitlesi oluşturmaktı. Ancak Tayibe bu hedeflerini gerçekleştirecek sportif başarıları asla yakalayamadı.

O yıl, Hapoel Tayibe’nin birinci ligde neler yapabileceğine dair sayısız senaryo kurmuştum kafamda. Biri o sezon sonu küme düşmeleri, diğeri ise kul al-Arab olmaları. Bir bakıma, ikisi de gerçek oldu. Tayibe başarısız oldu ve hiçbir zaman yerel bir takım olmanın ötesine geçemedi. Bu tür planlar yapmak için fazla erkendi. Yeterince üst düzey Arap oyuncuları yoktu ve Yahudi takımlarında oynayan Arap futbolcuları cezbedecek finansal güçleri mevcut değildi.

Bu süreç, ilerleyen dönemlerde meyvelerini Sakhnin ile verdi. Takım küme düşmemeyi başararak en zor dönemeci başarıyla döndü. Bu çok da iyi yollu olmadı. Eyal Lahman yönetiminde Sakhnin, son derece sert, agresif, bazen de gaddarca bir futbol oynuyordu. Bunun İngiliz standartlarını bile zorladığı 2005’te UEFA Kupası’nda oynadıkları Newcastle United maçında ortaya çıktı. St. James Park’taki taraftarlar, yapılan sert müdahaleler ardından Sakhnin’e büyük tepki göstermişti. Yine de Sakhnin ligin bir parçası haline geldi. O tarihten beri takım bir kez küme düştü ama bir yıl sonra birinci lige geri döndü.

En büyük başarı 2004’teki kupa finalinde geldi. Tel-Aviv yakınlarındaki Ulusal Stadyum’da Hapoel Haifa’yı 4-1 mağlup ederek kupaya uzanan Bnei Sakhnin, bunu başaran ilk Arap takımı oldu. Galia bu büyük başarıyı “Unutulmaz bir geceydi. Babam mezarında hala o günü kutluyor olmalı” sözleriyle ifade etmeye çalıştı. Bir gazete de “Sakhteyn Sakhnin” (Arapça “Bravo Sakhnin” demek) başlığıyla çıkmıştı. “Kapıları ardına kadar açan bir başarı” yazıyordu bir diğeri.

(…)

Yıllar boyunca model buydu. Arap sembolleri stadyumlardan uzak tutuldu, kulüp başkanları nadiren birlikte yaşamak üzerine konuştu. Arap takımları arasında oynanan maçlarda bile taraftarlar İbranice şarkılar söyledi, İbranice bağırdı. Arap medyasının kullandığı dil milliyetçiydi ama futbol gelişmekteydi. İsrail devleti ve futbol federasyonu, dünyaya İsrail’in adil bir toplum olduğunu gösterdikleri için mutluydu ve Arap-İsrailliler başarılarının ve tanıtımlarının keyfini sürüyorlardı. Walid Badir, uzun süre İsrail Milli Takımı formasını giyen Arap futbolcu (bir sezon Wimbledon formasını da giymişti) Hapoel Tel-Aviv’in 2010’da son dakikada gelen şampiyonluğunda takımın kaptanıydı. İroni?

(…)

Çeviri: Ege Çubukçu

İlginizi çekebilecek diğer içerikler