Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolGenelGündemYorumKapak

Galatasaray'ın Inter ile oynadığı hazırlık maçında Fenerbahçe'ye yaptığı dört yıldız göndermesi, tişört oldu. Ancak küçük bir farkla...

Çalıştığınız şirkette uzun zamandır düşlediğiniz pozisyon sonunda açılmış. İhtiyacı içeriden karşılayacaklar ve adı geçen isimlerden biri de sizsiniz. Kuvvetli bir adaysınız, ancak yalnız da değilsiniz. Atanması muhtemel kişilerden bir diğeri de uzun süredir rekabet içinde olduğunuz, dönem dönem tartışmalar yaşayıp karşılıklı olarak birbirinizi suçladığınız biri. Her zamankinden bir parça daha anlamlı bir rekabet hâlindesiniz ve kazananı, takip eden birkaç ayda göstereceğiniz performans belirleyecek.

Farz edelim ki bu yarıştan siz galip çıktınız. Ne yaparsınız? Tavrınız ne olur? Çalışma arkadaşınızın karşısına geçer, emirler yağdırır ve onu nasıl alt ettiğinizi her fırsatta vurgulamaya mı çalışırsınız? Yoksa sevincinizi içinizde yaşar, vakur duruşunuzu bozmamaya gayret eder ve yeni görevinize mi odaklanırsınız? Eğer bu başarınızı biraz olsun sindirebilmiş, tevazu sahibi bir insansanız, tercihiniz muhtemelen ikincisi olur. Ancak ne yazık ki hayatta diğer yolu tercih eden insanlar da var ve evet, genelde onları pek sevmezsiniz. Kendilerini bir karşıtlık üzerinden tanımlayan, bu karşıtlıktan beslenen, başkalarının omzuna basarak yükselmekten gocunmayan insanlar… Hayatı zorlaştıran insanlar…

Gündüz Kılıç’ın söylediği gibi, spor kulüplerinin de tıpkı insanlar gibi birer karakteri var. Her şeyin birbirine benzemek zorunda bırakıldığı bu çağda kaybolmaya yüz tutmuşsa da arkalarında bir tarihsel birikim var. İnsanlardan farklı olarak ise bu kulüplerin sevilmek için pek bir şey yapması gerekmiyor, hâlihazırda onları sevmek için can atan milyonlar var. Sevilmemek için ekstra çaba sarf etmeseler muhtemelen daha da fazlası olur. Üstelik o milyonlar üzerindeki etkileri çok büyük, hele ki Türkiye gibi bu sevdanın çılgınca yaşandığı ülkelerde kulüplerin karakterleri, onlara gönül verenlerin karakterlerine etki ediyor.

Ahmet Çakır, 1997 yılında 90 Soruda Galatasaray Tarihi isminde bir kitap yayımlamıştı. Bol fotoğraflı, öğretici bir dille yazılmış bu kitap, o dönem yetişkinlerin olduğu kadar çocukların da yoğun ilgisini çekti. Kim bilir kaç çocuk bu kitabı okudu ve yıllar boyunca da elinden düşürmedi? Kaçı yalnızca bir taraftar olarak değil, bir insan olarak gelişiminde de bu kitaptan etkilendi? Bu kitapla başlayan süreç, kaç çocuğun Galatasaray’ı uzun yıllar boyunca hayatının merkezine oturtmasını ve kendini onunla özdeşleşmesini sağladı; kaç çocuk belirli bir yaşa dek, kendi aklınca Galatasaray gibi olmaya çalıştı?

O çocukların başta bu kitaptan, sonraları başka kaynaklardan öğrendiği Galatasaray, eğer bir insan olsaydı ikinci yolu seçer, mutluluğunu yaşar ve işine odaklanırdı. Bir kulüp olarak da tarihinde böyle örnekler mevcut. Ve yine Gündüz Kılıç, her gün bir yerlerde alıntılanan ancak görünen o ki alıntılayanlar tarafından dahi pek de anlaşılamayan o sözlerinde, Galatasaray’ın şımarıkları, kendini beğenmişleri sevmediğini belirtmişti. Evet, Galatasaray onun tarif ettiği çerçeveden ilk kez çıkmıyor, fakat her geçen yıl biraz daha uzaklaşıyor.

Ya Gündüz Kılıç’ın güzel sözlerine sahip çıkacak, buna layık olacaksınız ya da mağlup ettiğiniz takımla aranızda yaşanan, aslında çok da şık bir şekilde ilerleyen şakalaşmayı uzatıp seviyeyi düşürerek kapaklı tişört yapacaksınız. Bunun ortası yok, ikisi birden olamazsınız.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Neno

Neno

5 ay önce
Sözlü

Sözlü

5 ay önce