Kalplere Kazınan Efsaneler

Nescafe farkıyla sporun farklı alanlarında son dönemde kalplere kazınan üç efsane...

30 Eylül 2017

Socrates X Nescafe


CRISTIANO RONALDO

Cristiano Ronaldo’nun doğduğu Madeira Adaları’na hava yoluyla ulaşmak isteyenler, kendilerini Cristiano Ronaldo Havaalanı’nda buluyor. Bölgede görülebilecek önemli yerler arasında da Cristiano Ronaldo Müzesi var. Yalnızca 32 yaşında olmasına rağmen ülkesinde böylesi bir saygı gören yıldız oyuncu, son dönemde “Dünyanın en iyi futbolcusu kim?” sorusuna verilen cevaplarda da öne çıkmaya başladı. Geçen yazki Euro 2016 şampiyonluğuyla birlikte Portekizlilerin iyiden iyiye kalbini kazanan Ronaldo, çalışkanlığıyla tarafsız futbolseverlerin de takdirini topluyor. Sporting’de A takıma çıktığından bu yana, önce Manchester United, ardından da Real Madrid’de sürekli gelişen Ronaldo, mükemmel hâle getirdiği vücuduyla bir gol makinesi hüviyetine büründü. Hızı, gücü ve senede 100 maça dayanan tempoya aldırış etmeyen kondisyonuyla Ronaldo, çok çalışmanın sahadaki diğer herkesten daha farklı olmayı getireceğini de böylelikle kanıtladı. Hem sahada hem de popüler kültür dünyasında kendi neslinin öncüsü haline geldi.

GORAN DRAGIC

Slovenya, Goran Dragic önderliğinde Eurobasket 2017 yolculuğuna başladığında, şampiyonluk sadece güzel bir ihtimaldi. Yine de 17 Eylül gecesi, Sinan Erdem’in parkelerinden mutlu ayrılan, sempatik oyuncularıyla Slovenya oldu. Dragic de 35 sayısıyla finalde yıldızlaştı. Sloven yıldız, hız konusunda neredeyse eşsiz olduğunu gösterdi. Ancak onu muhtemelen takımın en sevilen oyuncusu yapan, hızından ve bitiriciliğinden çok gösterdiği gelişimdi. NBA’deki ilk yıllarında soyadına istinaden ‘trajik’ minvalinde kelime oyunları yapılan Dragic, Phoenix Suns’ta Steve Nash’in yanındaki stajyerliğini sırasında, şu sıralar olduğu oyuncuya evrilmeye başlamıştı. Milli takım koçu Igor Kokoskov, “Takımın taktiği, kadrodaki alfa erkeğe göre şekillenir. Biz de o yüzden hızlı hücumu benimsedik” derken, bahsettiği o alfa da sahada yarattığı farkla Dragic’ten başkası değildi…

SIMONE BILES

Her sporun istediği fiziksel gereklilikler farklı. Rakiplerinize bu anlamda bir üstünlük kurmak için illa daha uzun, daha güçlü ya da daha kuvvetli olmanız gerekmiyor. 2016 Rio Olimpiyat Oyunları’nın en kısa sporcularından Simone Biles, artistik jimnastik madalyalarının hatırı sayılır kısmına ambargo koydu. Eşsiz teknik becerisinin yanı sıra sempatik tavırlarıyla oyunların en sevilen oyuncusu haline geldi. Brezilya’dan dört altın bir de bronz madalyayla ayrılan Biles, dört sene önce çıtayı oldukça yüksek bir noktaya koyan ABD olimpik takımını yeni bir seviyeye taşıdı. Ancak tüm bunları yaparken genç bir kız olduğunun da farkındaydı. Performansını sergilerken giydiği kıyafetin az simli olması, onun da moralini bozabilirdi. Bundan doğalı yoktu. Bu tavrıyla kalplerdeki yerini sağlamlaştıran Biles, şimdilik jimnastik dünyasının dominant gücü. Tokyo 2020’de ona karşı olanların işi mi? Hiç de kolay olacağa benzemiyor…

Socrates

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN