Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Bisikletİsrail’de Üç Gün

Bir bisiklet takımının içinde yer almak nasıl bir deneyim? Israel Cycling Academy'nin sezon öncesi tanışma kampını takip eden Ali Çolak, izlenimlerini yazdı. 

Israel Cycling Academy, bisiklet sporunun son yıllardaki en ilginç projelerinden biri. Pelotonda dördüncü sezonuna hazırlanan takımın artık Türk bisiklet izleyicisi için de ayrı bir önemi var. Ahmet Örken, kariyerinin en iyi sezonunun ardından Israel Cycling Academy ile anlaşma imzaladı. Yeni sezon ise hem Örken hem de takımı için yeni hedefler anlamına geliyor. Onların başında da İsrail’de başlayacak olan İtalya Bisiklet Turu var.

Bu uzun yolculuğun başlangıcında ben de takımla birlikte İsrail’de birkaç gün geçirme şansı buldum. Basın toplantıları ve takım tanıtımının yanı sıra, bu birkaç gün aynı zamanda yeni transferler için de bir kaynaşma ortamıydı. Bu amaçla yapılan aktivitelerin ilki Kudüs’ün dağlarındaydı. Salı sabahı herkesin kısaca kendini tanıttığı küçük bir toplantıdan sonra 15 kilometre kadar uzaklıktaki kamp yerine yürüyüş başladı. Karşımıza çıkan ilk zorluk, sıcak hava oldu. İsrail doğal olarak sıcak bir iklime sahip ama ekipteki yerel rehberler, bu sonbaharın normalden sıcak geçtiğini dile getirdi. Zorlandığımız diğer konu da çok fazla iniş çıkışın yer aldığı patikalarda ilerlemek zorunda olmamızdı. Bu iki engel birleşince kampa ulaşmamız altı saat kadar sürdü. Fakat her şey bu kadar olumsuz değildi.

Fotoğraf: Ali Çolak

Bisikletçiler, takım çalışanları ve gazetecilerden oluşan yaklaşık 50 kişilik ekibin birbirleriyle konuşmak için bol bol zamanı oldu. Bu süreçte bisiklet dünyası dedikoduları yapıldı, komik anılar paylaşıldı, farklı dillerde kelimeler öğrenildi… Hepsinden önemlisi ise birbirleri için çalışacak bisikletçilerin yeni takım arkadaşları hakkında ilk izlenimleri oluştu. Kendine yeni ev arkadaşı bulanlar bile vardı. Çoğunluğunu yeni transferlerin oluşturduğu takım için daha ideal bir başlangıç düşünülemez.

Ne kadar zor olacağından habersiz başladığımız yolculuk, bir bisiklet takımının içinde olmanın nasıl bir his olduğunu anlamama yardımcıydı. Daha önce Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nda takımlara yakın olsam da bu benim için yeni bir tecrübeydi. Zira burada az yarışa odaklanmış, ciddi bir bisikletçi grubu yok. Hepsi en doğal hallerinde ve çok rahat.

Kampa vardıktan sonra da bu durum devam etti. Akşam soğuyan havayla birlikte sohbet yakılan ateşin etrafında devam etti. Yemek ve onu takip eden birkaç konuşmadan sonra artık enerjisi kalmayan grup, saat dokuz gibi çadırlara çekilmişti bile. Zor bir günü bitirmenin verdiği rahatlıkla uykuya dalmıştık. Fakat gece 12’de özel eğitmenler tarafından İsrail’le özdeşleşen savunma sanatı krav maga dersi için uyandırıldık. Takip eden bir saat, bütün günden bile daha yorucuydu belki ama yine gülüşmelerle çadırlara dönüldü.

Fotoğraf: Brian Hodes (Velo Images)

Sabah saat 5’te bu sefer kahvaltı için uyandık. Bir saat sonra da Kudüs’e yürüyüşümüz başladı. İlk günkü kadar yorucu ama yine bir o kadar eğlenceli yolculuk boyunca en çok dikkatimi çeken şeylerden biri bisikletçilerin ne kadar rahat insanlar olduklarıydı. Bir şeyler konuşmak ve görüş almak için peşlerinden koşmamıza gerek yoktu. Çoğu zaman kendileri gelip nereli olduğumuzu, yolculuğun nasıl geçtiğini sorarak sohbeti başlatan taraf oldular.

Dağdaki kamp sonrası Soykırım Müzesi’ni ve Kudüs’ü gezmek için çok fazla vaktimiz kalmamıştı. Otelde çok fazla vakit harcamadan yine topluca -ve bu sefer neyse ki otobüsle- müzeyi ve Kudüs’ü gezme şansımız oldu.

Özellikle Kudüs gezisi, Israel Cycling Academy için ayrı önem taşıyordu. Zira üç farklı dinden sporcuları bünyesinde bulunduran takım, üç farklı din için de kutsal olan bir şehirdeydi.

Fotoğraf: Brian Hodes (Velo Images)

Geziden hemen sonra Bilim Müzesi’ndeki takım tanıtımıyla uzun günün sonuna gelmiştik. Sonraki gün de bizi yine yoğun bir tempo bekliyordu. Tel Aviv’deki Peres Barış Merkezi’nde takımda bulunan bisikletçilerin ülkelerinin büyükelçilerin de katılımıyla bir basın toplantısı düzenledi. Konuşmalar, fotoğraf çekimleri ve röportajlardan sonra artık dinlenme vaktiydi. Herkes için.

Grubun profesyonel sporcu olmayan üyeleri olarak son birkaç gün bizim için biraz daha zordu. Zira bisikletçiler gibi her gün saatlerce antrenman yapan insanlar değiliz. Bunu herkes yapamaz.

Fakat sıcakkanlı sporcularla bol bol sohbet etme fırsatı bulmak ve her konuda yardıma koşan takım çalışanları ile tanışmak, güzel bir telafi oldu. Bir de yukarıda bahsettiğim bisiklet dedikoduları var tabii. Onlar bende kalsın.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler