Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

BasketbolIsaiah Thomas’ın Boston’a Vedası

Boston Celtics, Isaiah Thomas'ın kariyerinin gidişatının değiştiği yerdi. Şimdi ise evim dediği Boston şehrine veda zamanı...

Isaiah Thomas’ın kaleme aldığı bu yazı ilk olarak The Players’ Tribune’de yayınlandı. Yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.

İlginç bir durumdu, kısa süre önce bir kutlamadaydım.

Danny beni aradığında, havalimanından ayrılıyordum. Eşim Kayla ile birinci yıl dönümü kutlamamızdan dönüyorduk. Birkaç gün için Miami’ye gitmiştik. Ve şimdi de Seattle’a dönmüş, eve gidiyorduk.

İlk aradığında açamadım, arabada bir işim vardı sanırım. Sonra Danny (Ainge) bir mesaj bıraktı.

‘IT, ilk fırsatta beni ara’’

Kulağa dramatik gelebilir, fakat aslında böyle bir mesajın Danny’den gelmesi gayet normaldi. Sonra onu geri aradım, hâlâ araba kullanıyordum ama konuya çok da kafamı takmamıştım. Seyahatte olacağımı biliyordu. Bununla ilgili birkaç soru sordu. Ardından ben de ona nasıl olduğunu sordum, belki de ailesinin nasıl olduğunu da… Bilirsiniz işte normal bir telefon konuşması. Ve sonra konuşmanın bir yerinde, küçük bir duraksama oldu, ardından Danny her şeyi anlattı.

‘Seni takas ettim.’’

Bu kadar basit. Şaşalı kelimeler ya da uzun bir konuşma yok. Bence de böyle şeyler olduğunda söyleyecek çok da fazla bir şey yoktur.

‘‘Nereye?’’ diye sorabildim.

‘‘Cavaliers’a, Kyrie karşılığında’’

O anda,  telefondasınızdır ve birisi bir şeyler diyordur… Sonra aniden, düşünebildiğiniz tek şey, tüm bu olanlardan sonra şu an telefonda konuşmak istemediğiniz olur. Kaba bir biçimde söylemek istemezsiniz. Sadece konuşma isteğiniz kalmamıştır ve o konuşmayı bitirmek istiyorsunuzdur. Tam o anda, işte böyle hissediyordum.

Danny, Boston şehri ve takım için yaptıklarımla ilgili konuşmaya devam etti, ayrıca ne kadar harika bir oyuncu olduğumdan ve Cleveland’da da ne kadar iyi olacağımdan bahsediyordu. Şu an bunları anlatmanın zamanı mı? Kesinlikle bunların hiçbirini duymak istemiyordum.

Birkaç kez sözünü kesmeye ve telefonu kapattırmaya çalıştım. Ve sonunda başardım. Bana ulaştığın ve her şeyi anlatmış olduğun için sana müteşekkirim fakat gerçekten şu an senin ya da benim başka hiçbir şey söylememize gerek yok.

Her şeyin özeti buydu işte.

Bu telefon konuşması.

O anda kafamda çok fazla şey vardı. Fakat hepsini engellemek istiyordum. İçgüdüsel olarak düşündüğüm ilk şey tüm bunların ailem için ne anlam ifade edeceğiydi. İki çocuğumu düşündüm. James ve Jaiden. Buradan ayrılma zamanımızın geldiğini onlara da söylemek zorundaydım. Bunun onlar için bir şaşırtıcı olacağını biliyordum. İlk olarak, bu onların okula başlayacağı zamana denk geldi. İkinci olarak da Boston’ın onlar için ‘ev’ anlamına gelmeye başladığını hissediyordum. Aslında hepimiz için öyleydi.

Ben ve Kayla seyahatteyken, çocuklar annemde kalıyordu ve havalimanından eve varır varmaz onlarla FaceTime’da görüştük. Şimdi ya da sonra bu haberi duyacaklardı, ben de bunu benden öğrenmelerini istedim. Ve olduğu gibi söyledim: Babanız takas edildi.

Büyük oğlum James sanırım gerçekten tam olarak babasının oğluydu, çünkü sorduğu ilk soru benimkiyle aynıydı. ‘‘Nereye?’’

‘‘Cleveland, Beni Kyrie ile takas ettiler.’’ Ve devamında ne geleceğini bildiğinden eminim.

‘‘LEBRON! LEBRON JAMES! Baba! Lebron James ile oynayacaksın’’

Jaiden, küçük oğlum, belki de biraz daha hassastı ve Boston’ı herkesten daha fazla seviyordu. Bu yüzden biliyordum ki Boston’dan ayrılma haberi onun için incitici olacaktı.

Ve verdiği tepkiye baktım, duyduğunda, haklı olduğumu söyleyebilirim. Kalbi kırılmış gibi görünüyordu.

‘‘Jaiden, şu an mutlu musun yoksa üzgün müsün?’’

‘‘Üzgünüm.’’

‘‘Neden?’’

‘‘Çünkü, sanırım Cleveland’da paten parkları yoktur.’’

Paten onun için önemliydi. Bu yüzden de gerçekten üzgündü. (Cleveland, eğer şehrinizde paten parklarınız varsa, Twitter’dan bana ulaşın.)

Birkaç saat sonra, bir sürü mesaj almıştım. Çok fazla geri dönüş vardı.

Fakat gerçek şu ki gelen ilk iki geri dönüş oğullarımdandı. Tüm ihtiyacım olan da buydu aslında.

Etrafta bir sürü söylenti ve analizler vardı. Çocuklarım, daha FaceTime üzerinden konuşurken tüm bu olanları daha iyi anlamışlardı. Takas hakkındaki her şeyi ve bu dakikalarda kalbimden geçen her şeyi… Alında önemsedikleri ve belirttikleri iki şey vardı.

Birincisi, büyük oğlumun söylediği gibi: ‘‘ LeBron James.’’ Ya da başka türlü söyleyeyim: Artık doğunun en iyi takımındaydım ve dünyanın en iyi basketbol oyuncusunun yanında şampiyonluk kazanmayı deneyecektim.

Ve ikinci olarak,  küçük oğlumun söylediği gibi, ‘‘Üzgün’’ ya da başka şekilde söylemek gerekirse: Bu şehri çok özleyecektik.

Celtics için oynamayı çok özleyeceğim.

Ama evet, sadece şunu söyleyeceğim: Bu çok canımı acıttı. Hem de çok fazla.

Ve yalan söylemeyeceğim, hâlâ acıtıyor.

Bu anlayamayacağım bir şey değil, tabii ki bunu anlıyorum. Bu bir iş ve Danny bir iş adamı, bu yaptığı şey işte olan bir şey. Boston Celtics bu takası yaparak daha güçlü hâle gelmeyecek. Buna katılmıyorum, sadece kişisel olarak. Fakat bu benim işim değil.

Bu Danny’nin işi. Ve bu zor bir iş ama Danny bunu iyi yapıyor. Fakat günün sonunda, bunlar tek bir şey ile ilgili: İş. Bu yüzden, çok duygusal düşünmemek de gerekiyor. Ben yetişkin bir insanım ve bu lige girdiğimde, nereye geldiğimi biliyordum. Bana haksızlık yapıldığı için burada oturup bunu yazmıyorum. Haksızlığa uğramadım. Beni takas etmek Boston’ın hakkıydı. Ayrıca bunun iyi bir ders olduğunu düşünüyorum. Sadece benim için değil, tüm lig için. Taraftarlar ve medya için de.

Geçen sene Kevin Durant’in free agent dönemini ve insanların ona sırf kendi geleceği ile ilgili en iyi şeyi yaptığı için ona ne kadar zor zamanlar yaşattıklarını düşünüyordum. Onun, bu ligde serbest kalmış bir oyuncu olarak ve üstelik de kendi doğrularını yapmış olduğu için kötü bir adam olduğunu söylediler. Birden bire, ‘‘bencil” ya da ‘‘korkak’’ olmuştu. Birden bire, sadece işini ve kendisi adına doğru olan şeyi yaptığı için kötü adam olmuştu.

Benim takasımın insanlara bunu gösterebileceğini düşünüyordum. Benim nasıl takas olduğumu, hiçbir uyarı olmadan, emek verdiğim, uğruna kanımın son damlasına kadar mücadele ettiğim ve her şeyimi ortaya koyduğum organizasyon tarafından nasıl takas edildiğimi herkesin görmesini istiyordum. Bu yüzden insanların bakış açılarını değiştirmeleri gerekiyor. Serbest oyuncu değilsek, %99 ihtimalle takım sahipleri ne derse o olur. Bu yüzden oyuncular sağa sola gönderildiklerinde ve hiçbir şey söylenmeden tüm hayatları değiştiğinde, bu çok büyük bir şey gibi görünmüyor fakat tam tersi gerçekleşip kontrol oyuncuda olursa, skandal mı oluyor? Dürüst olacağım, fakat bana göre tüm bu olanlar lig olarak nerede olduğumuzu ve hatta toplum olarak nerede olduğumuzu anlatıyor. Hatta ne kadar mesafe kat etmemiz gerektiğini de gösteriyor.

Dediğim gibi, burada duygusal düşünmeye pek yer yok. Fakat umarım bir dahaki sefere serbest kalmış bir oyuncu takımından ayrılırken kimse onun üzerine çok fazla gitmez ve onunla ilgili eleştirel bir yazı yazmaz ya da çok kötü bir tweet atmaz, en azından belki bundan sonra iki kez düşünürler. Belki ilk önce bir ligin durumuna bakarlar, benim durumumda olan birini görürler ve sadakatin sadece bir kelimeden ibaret olduğunu anlarlar. Ve bu kelime, istendiğinde çok güçlü bir kelime olabilir. Fakat söz konusu iş olduğu zaman, sadakatten bahsedemezsiniz.

Yine de insanların şunu anlaması gerekiyor. Tüm bunlar söylenirken, hâlâ acı veriyor. Hâlâ… Umarım canımın çok yandığını söylerken, insanlar bunu birileri için söylemediğimi anlarlar. Biri tarafından incitildiğimden bahsetmiyorum. Ya da birileri tarafından haksızlığa uğratıldığımdan da bahsetmiyorum. Sadece insan olduğumdan bahsediyorum işte. Salonda sert bir çocuk gibi görünebilirim. Ve rekabet hâlindeyken insanlar damarlarımda buz dolaştığını düşünüyor olabilirler. Fakat buz değil, gerçekten. Damarlarımda dolaşan şey kan ve herkes gibi benim de bir kalbim var.

Ve canımın yandığını söylediğimde, bilin ki bu birileri tarafından yapılan bir şey değil. Bu sadece benim yaptığım şey sonucu oluşan bir durum.

Ben Boston’a aşık olmuştum.

Celtics’e takas edildiğimde bunun ne anlama geldiğini biliyordum. Oyunda nasıl bir rolüm olacağını biliyordum. Tüm kariyerim boyunca aldığım rol ile aynıydı. ‘‘Bazen oyun kuracak olan skorer guard.’’ ‘‘Kenardan oyuna girmek için hazır olan bench oyuncusu.’’ ‘‘Altıncı adam.’’ Burası aynı zamanda benim dördüncü yıldaki üçüncü durağımdı ve bu başka hiç kimsenin, hiçbir organizasyonun oyuncusuna ya da geleceğin oyun kurucusuna olan bir şey değildi. Lig beni bu şekilde görmüyordu, bunu biliyordum.

Celtics’e takas edildiğim zaman, bence Celtics taraftarları bunun hangi anlama geldiğini biliyorlardı. Derin bir yapılanma sürecinin bir parçası olarak takıma katılmıştım ve playoffları ya da başka şeyleri düşünecek zaman değildi. Bu yıllar bir kaç geçiş dönemi olarak görülebilirdi. Biliyorsunuz işte bazı parçaları birleştirilir. Bazı ucuz genç yetenekler bulunur ve bazı maçlar da kaybedilir.

Ya da en azından herkesin bana söylediği şey buydu.

Ve bence bu yüzden Boston şehri ile bu kadar iyi geçiniyordum. Tüm hayatım, tüm yaptığım şey kazanmaya çalışmak ve harika basketbol oynamaktı. Fakat şimdi, aniden, profesyonel olarak, insanlar bana benchte oturmam gerektiğini söylüyordu. Ve umut edebileceğim en iyi şey yeni oluşturulan bir takımda skorer bir oyuncu olmaktı. Böyle diyorlardı. Ve bu Celtics’in şu anki durumu ile de benzerdi. Celtics kurulduğundan beri, yaptıkları tek şey kazanmak ve harika basketbol oynamaktı. Fakat şimdi, aniden insanlar taraftarlara bir yeniden yapılanma olacağını ve bir süreliğine bir lotarya takımı olacaklarını söylüyorlardı. Yani bu da neredeyse ben ve Boston şehri gibiydi, benim takımım ve Celtics taraftarları gibi… Herkes aynı kalbi ve aynı düşünce tarzlarını paylaşıyordu. Hepimiz kazanmak istiyorduk. S*keyim lotaryayı diyorduk.

Bence tüm bu birleşme, özel bir bağa ve özel anlara evrildi. Tüm uzmanlar, bütün ligi çözdüklerini düşünüyorlardı. Fakat henüz beni çözememişlerdi. Ve kazanma kültürüne sahip olmanın önemini de asla fark edemediler. Taraftarlardan oyunculara, antrenörlere, ofistekilere, herkes kazanma kültürüne sahipti. Burası beni küçümsemeyen, fiziksel durumuma bakmayan ilk yer ve ilk organizasyondu ve bana her zamanki gibi aynı rolü verdiler. Boston Celtics bana mükemmel olabilme fırsatı verdi. Ve ben bunu asla unutmayacağım.

Ve bu yüzden insanlar geçen yılki playofflar ile ilgili birçok şey sordu. Hatta kardeşim Chyna öldükten sonra, Chicago maçına nasıl çıktığımı da sordular. Fakat aslında çılgınca olan şey, oynayacak olmamın asıl sebebi, daha sonra oynayacak olma sebebimden biraz farklıydı. İlk olarak, dürüst olmak gerekirse konu basketbol oynamak olduğunda benim düşünce tarzım bu şekilde olduğu için oynayacağımı düşündüm. Aslında konu basketbol olduğunda gerçekten de ne olursa olsun parkeye çıkabileceğimi biliyordum. Hayatımda ne olduğunun bir önemi yok. Yapmam gereken tek şey bir saha bulmaktı ve bildiğim tek şey de basketbol sahasındayken çok daha iyi hissedeceğimdi. Çünkü basketbol benim için her zaman böyle bir şey olmuştu, hayatımın inişlerinde de çıkışlarında da.  Basketbol beni hayatımda olan biten her şeyden koruyordu.

Ve o gece arenaya ulaştığımda, Chyna öldükten sonra tamam diye düşünüyordum, tüm bunların olması gerekiyor. Bu gece bu parkelerin beni korumasına ihtiyacım var, bu parkelerin unutabilmem için bana yardım etmesi gerekiyor. Fakat ya buradan çıktığımda? İşte bunu tanımlayamıyorum. Gelen alkışları hâlâ duyabiliyorum. İnsanlar pankartlar hazırlamıştı: “THIS IS FOR CHYNA. WE LOVE ISAIAH” Bu tür şeyler. Sonra, bir sessizlik oldu, tüm arena saygı duruşunda bulundu. Chyna’nın onuruna. Fark ettim ki, o anda, beni koruması için basketbol sahasına ihtiyacım yoktu. Tüm bu şeyleri engellememe ve acı çekmiyormuş gibi davranmama da gerek yoktu. Tüm bunlarla yalnız kalmak zorunda değildim. Tüm arena benim yanımdaydı. Dürüst olmak gerekirse, tüm Boston şehri benimle birlikteymiş gibi hissediyordum.

https://www.youtube.com/watch?v=DfcjAMhvIfY

Bu noktada, arenada olan şeylerin beni oynamak için tetiklediğini fark ettim. Tabii ki oynamalıydım. Her şeyden önce bunu Chyna ve ailem için yapmalıydım. Sonra, ayrıca bu şehir için de yapacaktım. Çünkü bana burada gösterdikleri şeyler, tüm ihtiyacım olan şeydi. Yalnız değilim. Onlar bana şu an bu acıyla, birlikte baş etmeye çalıştığımızı gösterdi. Bu yüzden birlikte olmalıydık. Tıpkı iki buçuk yıldır olduğumuz gibi.

Burada bunu dolaysız olarak söyleyeyim de, sonrasında siz istediğiniz gibi yapmaya devam edip bunu istediğiniz yere çekebilirsiniz. Bu yıl Cavs ile karşılaşmak istemeyeceksiniz. Bu yıl Cavs taraftarları için harika olacak. Ve ben çok heyecanlıyım. Basketbol açısından, benim Cavs’e katılmam harika bir bütünlük. Eğer geçen yıl oynanan herhangi bir Celtics maçını izlediyseniz, sadece benim şutumu kesmek için kaç kez rakibin ikili ve üçlü sıkıştırmalar yaptığını görmüşsünüzdür.

Bunlar bizi çok da engelleyemedi, arkadaşlarım harika oynadı ve şutlarım girdi. Fakat bu yıl bu tarz şeyler olmayacak. Beni gerçekten üç oyuncuyla mı sıkıştıracaksınız? Hem de ben gezegendeki en iyi basketbol oyuncusuyla birlikte aynı sahada oynarken. Hiç sanmıyorum.

LeBron işte. Takıma bakıyorum da bu çocuklar ile oynayabilmek için sabırsızlanıyorum. AAU’dan eski takım arkadaşım olan Kevin Love ile tekrar birlikte oynayacağım. Tristan Thompson, JR Smith, Iman Shumpert. Bana göre üç yıl üst üste Doğu Konferansı’nı lider bitirmeleri tesadüf değil. Ve şimdi bu takıma beni, Derrick Rose’u ve dostum Jae’i de ekleyin. Bu takım gerçekten yetenek ile donanmış durumda. Cavs taraftarları, ortalığı sallamak için hazır olun.

Tabii ki, Doğu Konferansı’nda her zaman liderliğe oynayan takımda olmak harika hissettiriyor. Yalan söylemeyeceğim. Biraz karışık duygular. Çünkü Boston’daki amacımız, Cavs’ı geçmek ve Doğu şampiyonluğunu kazanmaktı. Biliyorum ki Boston’ın amacı hâlâ bu. Şimdi ise ben onları bu amaçlarına ulaşmamaları için durdurmak isteyecek olan biriyim. Ve bu zor bir durum çünkü playoff zamanı geldiğinde, Boston ile karşılaşmak zorunda olduğumuzda, bilmiyorum bunu açıklamak zor, onlar benim sadece ‘‘eskiden oynadığım takım’’ olmayacaklar. Onlar benim eski takımım. Üst seviye bir hücum, ulusal kanalda yayınlanan 30 maç, serbest oyuncuların gelmek ve oynamak istedikleri yer olması. Tüm bunları inşa ederken kendimi yardımcı olmuş gibi hissediyorum. Tüm bunları yaratırken, yardımcı oldum.

Ve playofflar geldiğinde, aniden, tamam hadi şimdi bu düzeni yıkalım gibi bir durum olacak.

Üzücü işte, gerçekten üzücü.

Fakat Cleveland’a kaybetmek için gelmedim.

Söylediğim gibi, takas haberleri yayıldığı zaman birçok mesaj aldım. Instagram, Twitter, sesli mesajlar, ne derseniz işte, bir sürü mesaj geldi. Fakat tüm bu mesajların arasında özellikle bir mesaj vardı ki beni gerçekten etkilemişti. Mesaj Tom Brady’den idi.

-Nasıl gidiyor IT? Haberleri aldım, iyi misin?

– İyiyim, yani, karmaşık. Bu, çok fazla duygu barındıran bir oyun değil.

– Evet, aynen öyle. İyi şanslar. Çok iyi işler yapacaksın. Görüşürüz.

Konu söylediği şeyler değildi, bu kesin. Yine de onun gibi biri için tüm bunları söylemiş olması, hiç şüphesiz güzeldi. Sanırım Tom gibi Boston’da efsane olmuş birinden böyle bir mesaj almak beni şaşırtmıştı.

İlk olarak, dürüst olmak gerekirse acı vericiydi. Tom’un Patriots’taki kariyerine baktığımda, benim Celtics’te kendime inşa etmeyi umduğum bir çeşit kariyer gibi: Bu kadar alt sıralardan seçilmek, çok da fazla övgü almadan gelmiş olmak ve çok çalışarak, kararlılıkla ve insanların belki de tepeden baktığı bir yetenekle kazanmaya başlamak, kazanmak ve kazanmak.

Sonra da kazanan bir miras yaratmak. Ardından Boston’da kalmak, şampiyonluklar kazanmak ve rekabet etmek, kariyerimin geri kalanı için, Boston’ın en iyilerinden biri olmak. Kendime çizdiğim yol ve planladığım kariyer buydu. Aklımda Brady ve Ortiz’in Celtics versiyonu gibi olmak vardı. Tarih yazacak olan Celtics basketbolunun sonraki döneminin bir parçası olmak ve bununla da Boston tarihine geçmek vardı. Bu yüzden, Tom’dan bu mesajı aldığımda, tahmin edersiniz, küçük bir parçamı kaybetmiş gibi hissettim.

Fakat sonra, bu mesaj üzerine biraz daha düşündüm. Ve sanırım biraz da bakış açımı değiştirdim. Düşündüm ki o mesajı atan Tom Brady idi. Ve ben sadece iki buçuk yıldır buradaydım. Tom Brady burada iki buçuk yıldır oynayan oyunculara mesaj atmazdı, tabii ki onları özel kılacak şeyler yapmadılarsa. Bu yüzden belki de, bilemiyorum işte… Belki ortada gurur duyabileceğim bir şeyler vardır. Ve belki buradaki zamanım, sonu tam hayal ettiğim gibi olmasa da, bazı insanlar için bir şeyler ifade etmiştir.

Yani sanırım, bu konuda artık böyle düşünüyorum. Hâlâ canım yanıyor ve hâlâ gideceğim için üzgünüm. Ve Celtics’teki ailemi çok özleyeceğimi biliyorum. Fakat şimdi Cleveland’a işimi yapmaya gidiyorum. Ve her şeyimi ortaya koyarak oynayacağım. Bu, geçen yıl hatta geçen ay bile hayalini kurmadığım bir kariyer olabilir, fakat düşündüğünüzde, en başından beri bu benim kariyerimdi işte. Hiçbir zaman rüyam gerçek olmadı ve beklentilerim hiç gerçekleşmedi. Ben buydum işte.

Ve belki de bu, her şeyin cevabıdır. Neden bahsettiğimi anlıyor musunuz?  Bundan sonra Asla bir Tom Brady olamayacağım. Ve asla bir David Ortiz de olamayacağım. Asla bir Bill Russell, Paul Pierce ya da Kevin Garnett veya Larry Bird olamayacağım. Fakat hâlâ bir şeyi hayal etmek istiyorum.

Bundan çok da uzak olmayan bir tarihte, Boston’da bir yerlerde, çocuk sahibi olan birileri çocuklarıyla basketbol konuşacaklar. Ve çocukları, onlara tıpkı tüm çocukların yaptığı gibi dolaysız yoldan ‘‘Neden Celtics taraftarı oldunuz?’’ diye soracak

Geçmişi düşünecekler. Sonra gülümseyecekler ve gerçeği söyleyecekler.

‘‘Isaiah Thomas diye bir adamı ve oynadığı oyunu gördük.’’

Bu beni çok mutlu eder. Ve benim için, sanırım bu kadarı yeterli olur.

Çeviri: Kaan Demirel

İlginizi çekebilecek diğer içerikler