Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Ağustos 2015YorumİKLİM DEĞİŞİR DE NE OLUR?

Socrates'in beşinci sayısında ana konu: Transferler.

“Evini terk et,
İsmini değiştir,
Yalnız yaşa,
Kekini ye.ˮ

The National’ın Vanderlyle Crybaby Geeks şarkısında dediği gibi; transfer olan bir sporcu önce evini terk eder. Ardından sokaklarında daha önce adının anılmadığı bir yere gider. Tek başına bir otel odasına yerleşir ve yemeğini yer.

Alışmaya çalışır; yeni bir şehre, yeni insanlara ve yeni bir hayata… ‘Adaptasyon süreci’ derler buna, değildir; gidenin, bıraktıklarından kopma sancılarıdır aslında hepsi.

Kimi giderken bir parçasını bırakır geride. Aklı gittiği yerde olmaz, bıraktığında kalır. Kurtulamaz. Kimi ise şanslıdır, zaten kaçmak istiyordur bulunduğu yerden. Tebdil-i mekanda ferahlık arıyordur. Daha ilk yolcuğunda rastlar ikinci evine.

Yıllar yılları kovalar başka bir göğün altında; iklim değişir, Akdeniz olmaz da başka bir şey olur, rüzgâr ve yağmurla temizler içini, gülümser. Tıpkı Tugay Kerimoğlu gibi…

Tugay, Glasgow Rangers için Türkiye’den İskoçya’ya giderken soru işaretlerini de yanında götürür. Kapısından çocuk yaşta girdiği ve 12 yıl geçirdiği kulüpten ayrılıp bilmediği topraklara doğru yol alır. Ama kararlıdır. Ne zaman bir gidenden bahsedilse cümlenin sonuna sıla hasreti eklenir ya, herkes aynı değildir işte.

Ken Loach filmlerindeki yabancılar Glasgow’a alışmakta zorlanır. Tugay ise farklı karşılar bu yeni deneyimi ve farklı karşılanır. ‘Onlardan biri’ oluverir.

Kimi de tutunamaz gittiği yerde. Nedeni belki korkusudur bilinmeze dair, ürküyordur. Ya
da gençtir sadece, gittiği yerde ayakta duracak kadar güçlenmemiştir. Tıpkı Bojan Krkic gibi…

Sırp bir baba ile İspanyol bir annenin Katalunya’da doğup büyüyen oğlu Bojan Krkic, 21 yaşında Barcelona’dan Roma’ya gider. Sıla hasretine merhem, kendine yoldaş olsun diye köpek alması öğütlenir. Fakat Nina ismini verdiği poodle beklenen etkiyi yaratmaz. Dokuz yaşında girdiği La Masia’nın kapısından dışarı adım atmamıştır. Yuvadan ilk uçuşunda kırılıverir kanatları. Dört yılda dört kulüp değiştirir. Son durağı Stoke City’de bile hâlâ bir ‘tutunamayan’dır kendisi. Hayatı ise her an dönecekmiş gibi; valizler, otel odaları ve geçici ikametgahlar üzerine kuruludur.

Bir de hem gitmeyi hem dönmeyi sevenler var. Onların yolu biraz daha farklı. İsteyerek gider, isteyerek dönerler. Thierry Henry gibi…

Paris yakınlarında doğan Fransızın yolu, bir gün Londra’ya düşer ve o günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Öyle ki; geldiği yer, doğduğu yerin ötesine geçer. Çok sever, çok sevilir. Ama duramaz artık bir gün, gider. Bilinmeyenin cazibesini seçer. Yaşar da sonuna kadar, pişman olmaz. Ama derler ya toprak çağırır insanı; o da nihayetinde evine döner. Belki bir kez daha bozar düzenini ama düşünmez. Çünkü bilir ki döndüğü yerde hâlâ vardır bekleyeni. Dün gittiğinde küsen, bugün döndüğünde kucaklar onu.

Öyle bir yerdir ki bu, baştaki şarkının ilerleyen satırlarında dediği gibi; orada ‘her şey affedilir’.

Bu sayı, korkmadan giden ve isteyerek dönenler için.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kardeşlik ve Birlik

Kardeşlik ve Birlik

2 sene önce
Acaba?

Acaba?

3 sene önce