Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Diğer SporlarKorkuları Yönetmek

Hazal Nehir, beş yıl önce başladığı parkur macerasında, uluslararası platformda boy gösteren bir isim haline geldi. Red Bull sporcusu ile korkuları yönetmenin öneminden, gelecek hayallerine kadar pek çok konudan bahsettik.

Parkura olan ilgin nasıl ortaya çıktı?

Lise zamanlarında breakdance yapmaya başlamıştım. Sonra bir gün, bir film izledim ve parkurla orada tanıştım. Tabii tanıştıktan sonra bile, o zamanlar parkur yapmaya pek cesaret edememiştim. Çünkü çok zor görünüyordu. Sonra üniversiteye geçtim ve gerçekten parkur yapan birkaç kişiyle tanıştım. Aslında bu macera da böyle başlamış oldu…

Bu sporda seni çeken unsur neydi?

Dünyada popüler olan sporlara baktığımız zaman, parkurun bunlardan çok daha farklı olduğunu görüyoruz. Bir antrenörün yok, belli bir programın yok. Her şeyi kendi başına yapman gerekiyor. Canın istediği zaman antrenmana gidiyorsun, istediğin şeyleri çalışıyorsun. Ve açıkçası parkur, bakıldığı zaman sadece fiziksel, çok zor bir spor gibi görünüyor. Aslında fiziksel olduğu kadar mental bir spor. Hatta mental yönü daha ağır basıyor bence. Şöyle anlatayım: Bir insanın vücudu fiziksel olarak herhangi bir spora elverişli olabilir ama mental olarak eğer o sporla uğraşmaya hazır değilse muhtemelen yapamaz. O yüzden parkurda da hem fiziksel hem de mental olarak hazır olmak gerekiyor.

Parkura başladığın andan bu yana kendi gelişme düzeyini nasıl anlatırsın?

Parkura beş yıl önce başladım. İlk zamanlar, Türkiye’de bu sporu yapan çok insan yoktu. Videolardan öğrendiğim kadarıyla yapmaya çalışıyordum. Fakat zaman geçtikçe bunların yetmeyeceğini fark ettim. Sadece videoyla olmayacaktı bu iş. O yüzden para biriktirip yurt dışındaki etkinliklere katılmaya karar verdim. Bu çok kolay olmadı ama ailem de destekledi bu konuda. Birkaç etkinliğe katıldıktan sonra fark ettim ki gerçekten beklediğimden daha hızlı ilerliyorum. Beş sene oldu dedim, bu beş senede buralara geleceğimi hiç hayal etmezdim.

Bu gelişmeyi en çok neye bağlıyorsun?

Her gün antrenman yapıp çok sıkı çalışmamın bunda etkisi büyük. Ama tabii her gün bunu yapabilmek kolay değil. Bu süreçte gerçekten ne istediğini bilmek gerekiyor. Aynı zamanda yaptığın işi sevmek gerekiyor. Eğer sevmiyorsan zaten her gün parkur antrenmanı yapmak eziyet olur. Ailem ve arkadaşlarım da beni çok destekledi. Hepsi bir arada olunca hiç beklemediğim kadar geliştim.

Çevrendeki insanlar parkurla uğraşmanı nasıl karşıladı?

Ben ilk önce anneme gidip, “Yeni bir spor buldum, ismi parkur. Artık parkur yapıyorum” dediğimde annem tabii ki ne olduğunu bile bilmiyordu bu sporun. Önce parkuru anlattım. Duvarlardan zıplıyoruz, takla atıyoruz… Sonra annem, “İyi bunu da iki gün sonra bırakırsın” dedi, çünkü ben küçüklüğümden beri birçok farklı spor deneyip hiçbirine tutunamamıştım. Parkura başladığımda aslında çoğu arkadaşım benim breakdance yaptığımı zannediyordu. Sonra zamanla herkes alıştı. Onlar da benimle antrenmana geldiler ara sıra.

Gün içerisinde nasıl çalışıyorsun?

Aslında benim günüm o sabah uyandığımda belli oluyor. Parkur açık alanda yapılabilen bir spor olduğu için, hava durumuna bağlı. Kar ve yağmur varsa zaten antrenman yapamıyorum. Yorgunsam ya da ağrım varsa antrenman yapmayı tercih etmiyorum. Ama her şeyin yolunda olduğu bir gün, sabah kalkıp kahvaltımı yapıyorum. Saat 12 gibi evden çıkıp antrenmana gidiyorum. 13 gibi başladıktan sonra, gün batana kadar devam ediyorum. Ve antrenmanda birkaç arkadaşımla beraber çalışıyorum. Hangi konuda eksiğim varsa ona yönelmeye çalışıyorum. Büyük ölçüde sadece keyif almaya bakıyorum.

Bu sporda seni en zorlayan kısım hangisi?

Beni en fazla zorlayan, korkuları yönetebilmek. Tamamen kendi yeteneklerine güvenmek ve kendini tanımak… Çünkü sen kendi yeteneklerini tanıyıp kendine güvendiğin zaman aslında çok gelişebiliyorsun. Ve ben hala bunu öğrenmeye çalışıyorum.

Parkura başlamadan öncesi ile şimdi arasında ne gibi farklar görüyorsun?

Parkur aslında benim kişilik olarak kendimi daha fazla tanımamı sağladı. Ben önceden bu kadar hırslı olduğumu bilmiyordum. Ve  biraz farklı biri haline geldim. Bunda tabii ki beş senenin getirdiği tecrübe de var. Kendimle barıştım. Hatalarımla barıştım…

Sakatlık riski seni hiç korkutmuyor mu?

Dışarıdan zor ve tehlikeli bir spor gibi görünüyor. Ama göründüğü kadar değil. Yani parkurdaki tehlike diğer sporlarda da var. Hatta bence futbolda daha fazla risk vardır. Tabii ki bazı durumlar beni korkutuyor ama zaten korkuttuğu için zevk alıyorum. Çünkü en sonunda bu korkunun üstesinden gelmek paha biçilemez. Ve tehlikeli dediğimiz nokta aslında senin vücuduna nasıl baktığın ve teknikleri ne kadar doğru şekilde geliştirdiğinle alakalı. Her şeyi doğru yaparsan, vücudunu dinlersen sakatlık riski de ortadan kalkıyor.

Fotoğraf: Red Bull

Performansını sergilemeden önce ne gibi hazırlıklar yapıyorsun?

Beş katlı bir binadan zıplayacağım diyelim. Düşersem, muhtemelen sakatlanma riskim olacak. Genelde şöyle hazırlanıyorum: Atlayacağım mesafe ne kadarsa aynı mesafeyi düz zeminde atlamayı deneyip, ne kadar rahat atladığıma bakıyorum. Ne kadar güç verirsem nasıl inerim, şeklinde bir hazırlık sürecim oluyor. Bu hazırlık süreci, benim aslında daha iyi hissetmemi sağlıyor ve vücudumun bu atlamaya hazırlanması için bir adım oluyor.

Parkura dair yurt dışından takip ettiğin, sevdiğin sporcular kimler?

Zaten parkur Türkiye’de çok gelişmiş bir spor olmadığı için, pek fazla etkinlik ve yarışma olmuyor. Öyle olduğu için ben zaten genel olarak yurt dışına gidiyorum. Orada antrenmanlarım ve yarışmalarım oluyor. Türkiye’den çok yurt dışındayım diyebilirim parkur için. Tabii ki sevdiğim sporcular da var. Birkaç isim verecek olursam İngiltere’den Storror diye bir grup var. Avustralya’dan yine Red Bull sporcusu Dom Tomato, ABD’den Sidney Olson gibi…

Parkura dair nasıl bir gelecek planlıyorsun?

Aslında ben parkurla buralara kadar gelebileceğimi düşünmemiştim. Profesyonel parkur sporcusu olacağım diye bir hayalim de yoktu. Tamamen eğlenmeye bakıyordum ve kendimi geliştirmeye çalışıyordum. Tabii bu noktalara gelmek beni çok mutlu ediyor. Vücudum elverdiğince de bu seviyelerde kalıp daha iyi olmak için çalışmaya devam edeceğim. Sonrasında da parkur yapmak isteyen sporcuları desteklemek…

Şu an dünya zorlu bir süreçten geçiyor. Çok fazla insan evden çalışıyor, buna adapte olmaya çalışıyor. Sen de sanırım evde çalışmalarına devam ediyorsun. Ama sadece kendin için değil insanların da evde antrenman yapması için bir video serisi hazırladın. Bundan bahsedebilir misin?

Şu an dünya çok farklı bir süreçten geçiyor ve salgından herkes etkileniyor. Bu süreçte ben de antrenmanlarıma evde devam etmeye çalışıyorum. Aynı zamanda Red Bull’un bana vermiş olduğu imkan, evimde bir parkur engelleri kurmama yardımcı oldu. Bu sayede aslında antrenmanlarım hâlâ devam ediyor. Bu süreçte herkesin kendi evinde spor yapması gerektiğini düşünüyorum. Biz de Red Bull olarak, Red Bull Project Pro’yu yayınladık. Ve aslında bu on videodan oluşan bir seri. Bu videoları izleyen insanlar, benimle, Ayşe Begüm Onbaşı ile ya da Ayhancan Güven ile antrenman yapıyormuş gibi oluyorlar. Bu sadece bir antrenman serisi değil. Aynı zamanda burada bizim müzik listemize ulaşabilir ve uzman isimler sayesinde dinlenme, beslenme konusunda bilgi edinebilirler.

Red Bull sporcusu olmak senin için ne ifade ediyor?

Ben parkur yapıyorum. Bireysel bir spor. Bireysel sporlarda sponsorluk gerçekten çok önemli. Red Bull’un bana desteği aslında sadece sponsorluk olarak adlandırılamaz, çok daha fazlası. Çünkü ben Red Bull’un iyi ve kötü ânımda yanımda olduğunu hissediyorum. Ve aslında Red Bull benim için bir aile gibi. Ben de bu ailede olduğum için çok mutluyum. Aynı zamanda Red Bull’un kariyerime yön vermemde çok destek sağladığını söyleyebilirim.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Neyse O

Neyse O

1 ay önce
Öncü

Öncü

2 ay önce
Mutlu Bir Aile

Mutlu Bir Aile

3 ay önce