Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

TenisHayatının Haftası

Stefanos Tsitsipas, hem fiziği hem de gözüpekliğiyle son haftaların öne çıkan tenisçilerinden. Tüm bunlar, onu iki hafta sonra başlayacak Amerika Açık'ın sürpriz adayları arasına sokuyor.

*Bu yazının orijinali ilk olarak Curtis Rush imzasıyla The New York Times’da yayımlandı.


Onu incelemeye, telaffuzu zor ismi, uzun saçları ve parlak pembe tişörtünden başlayabiliriz.

Sonrasında korttaki duruşu ve özellikle kritik anlarda ortaya çıkan büyük oyununa göz gezdirebilirsiniz. 1.93’lük boyu ve kaslı fiziğiyle eski zamanlardan kalma Yunan heykellerini anımsatan tenisçi, bu özellikleriyle servisinde büyük bir güç yaratırken, süratinden de bir şey kaybetmiyor.

Ve şimdi de yakaladığı seriye bir bakın.

İki hafta önce Washington’da düzenlenen Citi Open turnuvasında yarı finale kadar yükseldi. Sonrasında, geçtiğimiz hafta Toronto’daki Rogers Cup’ta finale yükselirken dört “ilk on” oyuncusunu saf dışı bıraktı; Dominic Thiem, geçtiğimiz ay Wimbledon’da şampiyonluğa ulaşan Novak Djokovic, Citi Open yarı finalinde mağlup olduğu Alexander Zverev ve son Wimbledon finalisti Kevin Anderson.

1990 yılından itibaren düzenlenmeye başlanan ATP Dünya Turu organizasyonundaki bir turnuva içerisinde dört “ilk on” oyuncusunu saf dışı bırakan Tsitsipas, bunu başaran en genç tenisçi oldu. Tsitsipas, geçtiğimiz Pazar günü yirminci yaşını kutlarken, Rogers Cup finalinde şu anda dünya sıralamasının zirvesinde yer alan ve idolü olarak gördüğü isimlerden biri olan Rafael Nadal’ın karşısına çıktı.

Değişik jenerasyonların kapışması olarak görülebilecek bu maç, Barselona finalinin bir tekrarı niteliğindeydi. O maçta Nadal, Tsitsipas’a 6-2, 6-1’lik setlerle üstünlük sağlarken korta da tam anlamıyla hükmetmişti. Bu maçta da Yunan raket, 6-2, 7-6(4)’lık setlerle mağlup olmasına karşın son sette ufak bir geri dönüşe imza atmayı başardı.

Yunan oyuncu, maçtan sonra yaptığı açıklamalarda, Nadal’ın oyununu kendi oyunuyla karşılaştırdığında arada hâlâ büyük bir fark olduğunu dile getirirken, onun korta çıkış amacının karşı tarafa “acı çektirmek” olduğunu ve onun bir “yaratığa” ve “canavara” dönüştüğünü belirtti.

“Rafa’nın sahip olduğu sabır ve süreklilik gerçekten muazzam. Asla bir kırılganlık belirtisi göstermiyor. Sizi bir “bulldog” gibi yakalayabiliyor.”

Atina’nın dış kesimlerinde dünyaya gelen Tsitsipas, tenisin yetenek havuzu olarak geride kalmış bir ülkeden çıkarak büyük bir yol kat etti. Geçtiğimiz yılda bu zamanlara baktığımızda, ATP dünya sıralamasında 168’inci sırada bulunuyordu. Son iki hafta içinde Washington’da oynadığı yarı final ve Toronto’da finale yükselmesinden sonra Pazartesi günü açıklanan listede 15’inci sıraya kadar yükselmiş olacak.

Profesyonel kariyerine 2016’da başlayan Yunan raket, 1968’de başlayan açık dönemde en yüksek sıralamayı yakalayan Yunan erkek tenisçi olmayı da başardı.

Geçtiğimiz sene Rogers Cup’ı takip eden izleyiciler, 18 yaşındaki Kanadalı Denis Shapovalov’un yarı finale yürüyüşüne tanık olmuşlardı.

Tsitsipas, Shapovalov’un oynadığı tüm maçları televizyondan takip etmişti. Yunan raket bu konu hakkında şu sözleri dile getirdi: “Benim üzerimde etkisi oldukça fazla olmuştu. Onun yerinde olmayı hayal ediyordum.”

Fakat arada büyük bir fark vardı.

“Ben Rafa’yı yenemedim; fakat o bunu başardı.” Tsitsipas’ın bu sözleri, onu dinleyen muhabirler arasında da gülüşmelere neden oldu.

Babası Yunan olan Tsitsipas’ın annesi ise zamanında onun gibi Junior kategorisinde dünya 1 numarasına yükselmiş Rus bir tenisçi. Yunanistan’da yazları tenis koçluğu yapan ebeveynleriyle üç yaşında tenis oynamaya başlayan Yunan oyuncu, dört kardeş arasında en genci. Kız kardeşi Elisavet ve erkek kardeşleri Petros ve Pavlos da profesyonel tenis yaşantılarını sürdürüyorlar.

Babası Apostolos Tsitsipas, oğlunu daha iyi yönlendirebilmek adına lise hocalığını bırakıp, koçluk üzerine eğitim almış ve junior kariyerinde onunla beraber turnuvalara gitmiş. Annesi Julia Apostoli-Salnikova ise eski zamanlarda Sovyetler’in kurduğu sistemdeki katı antrenman programlarının önemini oğluna aktarmış.


[mailerlite_form form_id=2]


Tenisten önce futbolu tercih eden Tsitsipas’ın bu seçimi 8-9 yaşlarında kazandığı bir tenis turnuvası sayesinde gerçekleşmiş. Başlarda çift el backhand kullanırken, idolü Roger Federer’den etkilenerek stilini tek el backhand olarak değiştirmiş.

Apostolos Tsitsipas, oğlu hakkında şöyle konuşuyor: “Stefanos çok iyi bir dinleyici. Çocukluğundan itibaren çok konuşmaz; fakat müthiş bir dinleyicidir. Dinleyerek öğreniyor. İyi bir dinleyici olduğunuzda, bazı şeyleri öğrenmek daha az zaman alıyor.”

Öte yandan Tsitsipas; babasına, kendisine verdiği tenis derslerinden daha fazlasını borçlu.

Birkaç yıl öncesinde, Yunanistan’daki bir “Futures” turnuvasının boş bir gününü arkadaşıyla yüzmeye giderek değerlendiren Yunan oyuncu, büyük dalgaların onu sürüklemesiyle kıyıdan oldukça açılmış. Su üzerinde kalmakta güçlük geçen oğlunun imdadına yetişen babası, deniz üzerinde yükselen bir kayalık bulup onu da dalgalı denizde güvenli bir yere çekmiş ve oğlunun boğulmasını engellemiş.

“İşte bu sebeple, ona her ânın tadının çıkarmasını söylüyorum” diyor baba Tsitsipas.

Bu olay, Stefanos Tsitsitpas’a hem hayata hem de tenise yaklaşımında farklı bir perspektif kazandırdı. Kortta hiçbir korkusunun olmadığını ve ne zaman atak yapıp ne zaman geride duracağını daha iyi anlamasını sağladığını kendisi de belirtiyor.

O, bu oyun şeklini “güvenli hücum” olarak isimlendirirken, Toronto’da tüm hafta boyunca kafasındaki düşünce şuydu: “İşler asla kolaylaşmıyor. Sadece sen daha da iyi oynuyorsun.”

Tsitsipas’ın bazı kötü anları da oldu. İki hafta önce Washington’da, eliyle yüzüne durmadan vurması ve Pazar günü finalde topu adeta kırbaçlayıp stadyumun dışına vurması gibi.

Fakat son zamanlara baktığımızda, onun kötü anlarından çok, gelecek vaat eden anlarına tanıklık ettik. Görüştüğü bir spor psikoloğunun ona verdiği tavsiye ise şu: İyi oyuncular kötü günlerde ortaya çıkar; eğer akıllı davranabilirsen, bu tip anlarla başa çıkabilirsin.

Baba-oğul dinamiği bazen zorlayıcı olabiliyor, özellikle de babanız sizin antrenörünüzse. Wimbledon’da dördüncü turda elendikten sonra, bir haftalığına yalnız kalmak için British Virgin Island’a gitmesinin sebebi de bu. O zamandan beri yakaladığı ritm ve oynadığı tenis ise şu an tenis dünyasında herkesin dilinde.

Toronto’da, taraftarların onu kendi ülkelerinden biriymiş gibi desteklemeleri, Yunan bayrakları sallamaları, fotoğraf istekleriyle etrafını sarmaları ve özellikle de kentte yaşayan Yunanların onu bağırlarına basışına tanık olduk. Queens’deki Amerika Açık’ta ortaya çıkacak Yunan taraftarlarla aynı sahnelerin tekrarlanmasını hayal etmek ise hiç de güç değil.

Toronto’da geçirdiği zamanda Tsitsipas’ın yemek durağı seçimi, geleneksel “Danforth Caddesi Tadım Festivali”’nin düzenlendiği Yunan mahallesi oldu.

Yunan oyuncu, tüm bunlar yaşanırken sahip olduğu iyi şansa inanmakta güçlük çekiyordu. “Şu an küçük bir çocuk gibiyim.”

Pazar günkü maçta stadyumda bulunan 11 bin 374 kişinin Yunan rakete “Doğum Günün Kutlu Olsun” şarkısı söylemesinden sonra, doğum günü pastasını görkemli bir imzayla süsledi.

“Hayatımdaki en iyi haftayı geçirdim.”

Çeviri: Gökhan Önder Aksu

İlginizi çekebilecek diğer içerikler