Hareli Adam

Zamanı yavaşlatan yeteneklerden birinin, Lloyd Daniels’ın hikâyesi...

6 Mayıs 2017

Foto: Getty Images

AYHAN ŞAHENK SPOR SALONU, İSTANBUL 14 EYLÜL 1997

Ahmet Kandemir’in profesyonel ligde ilk, Kerem Tunçeri’nin ikinci sezonu. Galatasaray antrenörlüğünün rahmetli Aydan Siyavuş ile Tolga Tuğsavul arasında gidip geldiği yıllar, iki yarılı maçlar. Üç Büyükler’in isimlerinin sponsorlar tarafından uzatılmadığı zamanlardan bir Galatasaray-Beşiktaş maçı. Beşiktaş koşuyor, en tecrübelileri Rüçhan Tamsöz en önde. Tempo yüksek, tek pasta basketler oluyor hem açık sahada hem de yarı sahada. Andre Wooldridge çok kuvvetli, Kevin Thompson çok becerikli olduğu için Beşiktaş ilk yarıda az öne fırlıyor. Orhun Ene durumu kontrolü altına alıyor ve Galatasaray ilk yarıyı 41-35 önde tamamlıyor. Hücum adedi fazla olunca herkese top kalıyor fakat top da maç ilerledikçe nerede durması gerektiğini biliyor. Herkesin kaosunun bittiği yerde top elinde çok güzel duran bir adam var sahada. Anlayabilmemiz için her şeyi ağır çekimde yapıyor gibi; yürüyerek adam geçiyor, defansı topuklarında yakaladığında az sıçrayarak bir jump shot’ı nefes alma kolaylığında çembere gönderiyor, açık sahada topu elinden hemen çıkartıyor. Hücum süresinin ve maçın sonunda o var. Onu savunan ona dokunamıyor sanki. Lloyd Daniels, hareli adam… Kutsal bir top oynuyor, maçı kazanıyor, takımına kazandırıyor.

Hep zamanı yavaşlatan adamlardan yana olmadık mı zaten? Birçokları için Swee’Pea hâlen Türkiye’de forma giymiş en büyük yetenek. Naumoski’nin yıllarını verdiği bir lig için hiç azımsanamayacak bir söylem. Muhtemelen, aynı yılın Şubat ayında yanı başından atılan 43 sayıya engel olamayan Benetton’un iş bilir kelepçesi Pittis de İtalya için doğrulayacaktır bunu.

QUEENS, NEW YORK 11 MAYIS 1989

Sekiz dolar için, sadece sekiz… Bam, bam, bam! Kareem’den beri New York’un yetiştirdiği en büyük yetenek Lloyd, büyükannesinin evinin önünde yığılıverdi. İki ayrı tabancadan vücudunu bulan üç kurşun, sekiz dolarlık bir kokain hesaplaşmasının faturasıydı. Lise arkadaşı Duane Causwell onu hastaneye yetiştirmeseydi 22 yaşında hayata gözlerini yumacaktı. Hemen ameliyata alındı ve göğsüne isabet eden iki kurşun çıkartıldı. Üçüncü kurşun hayatı boyunca sağ omzunda kalmaya devam edecekti.

Okuyamadı; çünkü kirli hayatı, liseden mezun olmasına engel oldu. Okuyamadı; çünkü büyük hayaller ile onu kadrosuna katmak isteyen NCAA’in efsane koçu Jerry Tarkanian’ın çalıştırdığı UNLV’nin formasını giyemedi. Okuyamadı; çünkü dislektik olduğundan okuma ve yazmayı uzun süre öğrenemedi.

Magic’den bir sonraki, Lamar Odom’dan bir önceki basketbol makinası, hastaneden taburcu edildiği gün başka bir insan olmaya karar verdi. Olabileceğine varmak için belki çok geçti ama Tanrı kendi deyimiyle ona dokuz can vermişti. Çok çalıştı, küçük liglerin büyük oyuncusu oldu. 1992 yılında Jerry Tarkanian San Antonio Spurs’ün başına geçince, kader onları bu kez birleştirmeye karar verdi. Amiral David Robinson, Sean Elliott ve Avery Johnson’lı kadroda yer aldı. 25 yaşında bir çaylak olarak henüz ikinci NBA maçında 26 sayı, 8 ribaund, 6 asist, 3 top çalma ve 3 blok ile oynadı. Spurs’ten önce onu denemeye tabi tutup beğenmeyen Knicks potasına 30 sayı bırakıverdi. 2006 yılına kadar altı NBA takımı, yedi küçük Amerikan ligi ve sekiz ülke gezdi. Alkol bağımlılığından kadro dışı kalmalar ile sayı krallıkları arasında yalpalayan bir kariyeri oldu.

IFC TİYATROSU, NEW YORK 17 KASIM 2015

Eski fizikçi, şimdinin yönetmeni Benjamin May, 18 Mart 2014 tarihinde günümüz modern online fon yaratıcısı Kickstarter’da The Legend of Swee’Pea isimli belgeseli için bir kampanya başlattı. Yaklaşık bir ay içerisinde, 422 katılımcının desteğiyle birlikte, hedeflenen 53 bin 250 dolar toplandı. Lloyd’un kariyeri Instagram ve Vine çağının öncesine tekabül ettiğinden filmin içine animasyonlar yerleştirildi. Proje kısa zaman içinde büyük yankı buldu. Günün New York’taki en önemli basketbol fenomeni Carmelo Anthony, belgeselin yapımcısı rolünü üstlendi ve 17 Kasım 2015 günü ilk gösterim yapıldı.

Lloyd mu? Büyük ricaları kırmayarak o günkü galaya katıldı ama geri kalan vaktinin tamamını çocuklara basketbol öğrettiği kampında ve koçluğunu yaptığı, kendi adını taşıyan Lloyd Daniels Rebels takımıyla geçiriyor. Hayatını değiştirecek bursu ona teklif eden UNLV’nin de takım adının Rebels olması bir tesadüf olmasa gerek. Swee’Pea omzunda bir kurşun ile taşıdığı geçmişi, Rebels isyanı, vazgeçmediği basketbol aşkı ve o kocaman gülümsemesi ile tutunamadığı hayatına meydan okumaya devam ediyor.

*Bu yazı ilk olarak Socrates'in Şubat 2016 sayısında yayımlanmıştır. Eski sayılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

İlişkili makaleler

Siftah

Socrates ekibi, Beşiktaş-Galatasaray mücadelesini konuştu.