Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolToprak SahaHalkın Şampiyonu

Leicester City bu yıl şampiyon olabilir ama onlardan önce Blackburn Rovers vardı. Her ne kadar Dalglish, Sutton, Shearer ve Jack Walker'ın hikâyesi biraz farklı olsa da...

“Hadi, hadi!” Blackburn Rovers Kulübü’nün sekreteri, odasındaki televizyondan yarışları izlerken kendini fena hâlde kaptırmıştı. Yan odadaki bağrışları net şekilde işiten takımın antrenörü ise oturduğu zaman yarısını kapladığı ofisinde yeni sezon planları yapmaya uğraşıyordu Bu şartlarda gelecekten pek umutlu değildi. Bir başka görevli, ikinci şoku yaşatmak için çok beklemedi:

-Kenny, çim saha mı istersin toprak saha mı?
-Toprak sahanın ne olduğunu bilmiyorum!

Kenny Dalglish, Liverpool ile yeşil sahaların tozunu attıktan sonra Heysel Faciası’nın buhranını üzerinden atamayan takımın başına geçti. Üç lig şampiyonluğu ve bir de Federasyon Kupası ile oyuncu-menajer olarak hiç de fena işlere imza atmadı. 1991’de ise saha kenarı kariyerinin ikinci kumarını oynamaya karar verdi ve evinden daha yakın olduğu Anfield’a veda etti. Yeni adresi, başkan Jack Walker’ın ‘çiftliği’ Ewood Park’tı…

Hayat felsefesi ‘büyük düşün’ olan Jack Walker, Blackburn Rovers formasıyla etkisini hissettirmeye başladığında tarihler 1988’i gösteriyordu. Arjantinli yıldız Osvaldo Ardiles ve ligin eski gol krallarından Steve Archibald transferlerinde maddi kaynaktı. 1991’de ise kontrolü eline geçirdi, kulübün başına geçti ve parasını ‘başarı’ için saçmaya başladı. İlk işi, takımın başına ‘Kral’ Kenny Dalglish’i getirmekti. Dalglish, bu seçiminde gerçek manada ‘tamamen duygusal’ davrandığını belirtiyor: “Oraya gitmemin tek sebebi vardı; yanlarında kendimi iyi hissettiğim insanlar…”

Walker, menajerine destek atmayı ihmal etmedi tabii. İskoç savunmacı Colin Hendry’ye 700 bin, 1980’lerin başında Aston Villa ile fırtınalar estiren Gordon Cowans’a 200 bin, Dalglish’in mücadeleci orta saha isteği üzerine de Tim Sherwood’a 400 bin Sterlin ödeyerek mavi-beyaz formayı giydirdi. Dalglish de sezon sonunda beklentilerini yerine getirdi. İkinci Lig’de normal sezonu altıncı bitirseler de, play-off maçlarında önce Derby County’yi son olarak da Leicester’ı geçerek, 1992-1993 sezonunda ilk kez oynanacak Premier Lig’e çıkmayı başardılar. 1965-1966’dan sonra ilk kez büyük sahnede yer alacak Blackburn’ün yeni hedefi, yeni transferlerle Premier Lig’e damga vurmaktı…

İlk büyük hamle, Temmuz 1992’de geldi. Southampton formasıyla parlayan, Ada’nın yeni ‘prensi’ Alan Shearer’ı 3.6 milyon Sterlin ödeyerek şehre getirdiler. Ücret, İngiltere rekoruydu. Rakamdan daha da etkileyici olanı ise transferdeki rakipti: Manchester United, daha doğrusu Alex Ferguson…

Dalglish'i Ewood Park'a taşıyan kararın arkasında duygusal sebepler vardı.
Kenny Dalglish’i Ewood Park’a taşıyan kararın arkasında duygusal sebepler vardı.

“Aslında Southampton ile sözleşmemi uzatmayı istiyordum. Kenny ile Haydock Thistle Oteli’nde buluştuk. Eşi de gelmişti ve yedi aylık hamile olan eşimi alarak alışverişe çıktılar. Konuşmamız bittikten sonra iki-üç gün içerisinde ona cevabımı ileteceğimi söyledim. Eve gittim, Manchester United yetkililerini aradım ve Kenny ile görüştüğüm haberini verdim. Daha sonra telefonu kapadım ve haber beklemeye başladım. United’dan kimse aramadı, ben de Kenny Dalglish’i arayıp cevabımı verdim.” Alan Shearer, efsaneleşeceğinden habersiz şekilde Blackburn’e attığı imzayı böyle hatırlıyor bugünlerde. Ferguson’u küplere bindiren transferden sonra Rovers’taki ilk günü ise Dalglish’in yaşadığı şokları aratmıyor. “Soyunma odasında duştan çıktığımda formamın yerde olduğunu gördüm. ‘Burada ne işi var?’ diye düşündüm. Daha sonra eve götürüp formayı yıkatmak zorunda kaldım.”

Futbolcuların formalarını evlerine götürüp yıkatmak zorunda olduğu Blackburn Rovers’ın başkanı Jack Walker ise Shearer’a ödediği kadar olmasa da piyasada dönemin şartlarının üzerine çıkmaya devam ediyordu. İsveçli savunmacı Patrik Andersson için 800 bin Sterlin ödedi. Sezon ortasında da Chelsea’li Graeme Le Saux’ya 700 bin, takım arkadaşı Ian Pearce’a ise 300 bin… Kimine göre Walker büyük bir şovmen kimine göreyse şehrinin takımı için çalışan bir sporseverdi. Bütün bu tartışmaların arkasına gizlenerek yükselen ise Dalglish ve ekibi oldu. Ligdeki ilk sezonlarında istikrarsız da olsa fena iş yapmadılar. 42 maç sonunda dördüncü sıradaydılar. Üstelik bir de ‘daha iyi olabilirdik’ demeleri için bahaneleri vardı. Alan Shearer, sakatlığı nedeniyle birçok maçta sahada değildi. 21 maçta 16 gol atan ‘transferin kralı’, sakatlığının onu feci derecede etkileyeceğini düşünenlere cevabını yeni sezonda verecekti…

Golcüsü hazırlanırken başkanın da durması söz konusu değildi. 93-94 Premier Lig sezonuna bir kez daha flaş imzalarla dalış yaptı Walker. Yine Southampton’ın kapısını çaldı ve kaleci Tim Flowers’ı 2.4 milyon karşılığında takıma kattı. Bir rekor daha Walker’ın cüzdanından çıkmıştı: Flowers, Britanya futbol tarihinin en pahalı kalecisi oldu. Walker-Dalglish ikilisi, belki de kulübün geleceğini değiştirebilecek bir ismi de aynı dönemde ellerinden kaçırdı. Nottingham Forest’ın ‘saatli bombası’ Roy Keane, Blackburn’le temasta olmasına rağmen United’a imza atmıştı. Bu sefer kazanan Ferguson’du…

Buna rağmen yeni sezonda istikrarı sürdürdü Blackburn Rovers. Yaklaşık üç ay ligi yenilgisiz götürdüler. Şampiyon Manchester United’a iki maçta da mağlup olmadılar (1-1,2-0) ve ikinci olarak büyük işe imza attılar. Sakatlıktan dönen Alan Shearer tam 31 gol attı ve Andy Cole’un arkasından ligin en skoreri oldu. Manchester’dan az gol yeseler de onlar kadar üretken değillerdi. Zaten Shearer’dan başka çift haneye ulaşan futbolcuları yoktu. Yeni sezonda, transfer çılgınlığı için hedef bölge belirlenmişti…

13 Temmuz 1994 günü, İngiltere’nin en pahalı futbolcusu listesinde zirveye kurulan isim Chris Sutton’dı. Norwich City’nin golcüsü, 5 milyon Sterlin karşılığında Blackburn’e geçmiş, başkan Walker’ın sansasyonel transferleri arasına dahil olmuştu. Üstelik hocası Dalglish ve ortağı Shearer kadar Rovers’ı ilk günlerinde garipsemeyecekti: “Blackburn benim ilk seçimimdi. Büyük takımlarla iletişim hâlinde olsam da büyük şehre taşınmak istemiyordum. Blackburn, hem stadyum hem de taraftarları açısından Norwich’le benzerlikler taşıyordu. En doğru kararı verdiğimi düşünüyordum.” Forvet ikilisi hususunda geçmişi epey parlak olan Liverpool’da Ian Rush ile bir döneme damgan vuran Kenny Dalglish içinse zirveye oynama vaktiydi artık… Ufak bir sorun dışında. ‘Kral’ Kenny, taçlandırıldığı topraklara, Anfield’a dönmeyi kafasına koymuştu.

Shearer-Sutton ikilisi, o sezon 49 gole imza attı
Toplamda 8.6 milyon Sterlinin karşılığı bir sezonda atılan 49 gol oldu.

Kenny Dalglish, 14 Mayıs 1995’te Anfield’a çıktığında Blackburn’ün başındaydı. 1994 yılının yazındaki Liverpool hayali, hatırı sayılır telefon görüşmeleri neticesinde olumlu sonuçlanmamıştı. Dalglish, Liverpool yöneticilerinin tutumundan hoşnut kalmadı ve hayal kırıklığıyla da olsa Blackburn mesaisini sürdürdü. 1994-1995 sezonun son maçında Anfield’a çıktığında 89 puanla ligin lideri durumundaydı Blackburn Rovers. Takipçisi 87 puanlı Manchester United ise West Ham deplasmanında… Anfield’da dakikalar 20’yi gösterirken, Alan Sherarer’ın eli havaya kalktı. Ripley’nin sağdan kestiği topa, alışılagelmiş dokunuşlarından yaptı ve topu uzak direğe göndererek ligdeki 34. golünü attı.

Boleyn Ground’da gelen haberler de Walker’ın takımı lehineydi. West Ham, 31. dakikada 1-0 öne geçmişti. İlk yarılar bittiğinde Blackburn Rovers şampiyondu fakat ikinci 45 dakikalar beklenmedik bir heyecan yaşattı Ada topraklarında. Liverpool, Jamie Redknapp’ın son dakikadaki golüyle 2-1 öne geçti. United ise McClair ile eşitliği yakalamış ve galibiyet için bastırıyordu. Ferguson’un öğrencileri, bir gol attıkları takdirde üst üste üçüncü şampiyonluklarını ilan edeceklerdi ama olmadı. Blackburn Rovers, mağlup olmasına rağmen Manchester’ın beraberliği sonucunda Premier Lig şampiyonu olmuştu. 1928’deki Federasyon Kupası şampiyonluğundan beri kulüp tarihinin ilk büyük kupasını kazanan Dalglish’in takımı, başkan Walker’ın harcamalarını boşa çıkarmamıştı.

Tim Flowers, Colin Hendry, Graeme Le Saux, Tim Sherwood, Chris Sutton ve Alan Shearer, Profesyonel Futbolcular Birliği tarafından yılın 11’ine seçildiler. Taraftarın ‘SAS’ olarak kısalttığı Sutton-Shearer ortaklığından ise 49 gol çıktı. 34 golle ligin en skoreri olan Shearer, aynı zamanda yılın oyuncusuydu. Sezon boyunca sadece bir kez (Kasım 1994) ‘Ayın Menajeri’ seçilen Kenny Dalglish ise ‘Yılın Menajeri’ ödülüne layık görüldü. Topçuların ve menajerin şeref listelerindeki yerlerine rağmen, Blackburn’ün şampiyonluğunu farklı yorumlayanlar da oldu. Birçokları, kupayı ‘parayla gelen saadet’ olarak gördü ama Dalglish bu yorumlara pek de katılmıyor:

“Bu bir şehir efsanesi. Evet, Sherarer’ın bonservisi pahalıydı ama yıllık ücretler makuldü. Para oyuncuları getirir, başarıyı değil!”

Orta sahanın yırtıcı ismi Sherwood ise şampiyonluğu, uzun yıllar beraber oynamamalarına rağmen oluşturdukları ‘tuhaf’ takım ruhuna bağlıyor. Takımın stoperi İskoç Hendry herkesten daha gerçekçi: “Sezonun son dakikasına kadar Premier Lig’i kazanacağımızı düşünmemiştim!”

Heykeli dikilen Jack Walker, Blackburn'ün altın çağında başrollerden biriydi...
Heykeli dikilen Jack Walker, Blackburn’ün altın çağında başrollerden biriydi…

1994-1995 sezonundan sonra Blackburn Rovers’ta işler iyi gitmedi. Dalglish, futbol direktörü olarak kendine yeni bir koltuk buldu ve takımı yardımcısı Ray Harford’a emanet etti. Şampiyonlar Ligi’nde sadece bir galibiyet alabildiler, ligi ise yedinci bitirdiler. Sutton ve Le Saux, sakatlıkları nedeniyle birçok maçta oynamadı. Tim Sherwood formdan düşmüştü. Defansın belkemiği Hendry ise o sezonki en şık hareketini, yazın oynanan Euro 96’da Gascoigne’in jeneriklik golündeki çalımı yiyerek yapmıştı. İşini tek yapan isim, 31 golle bir kez daha ligin kralı olan Alan Shearer’dı. Bu arada başkan Walker’ın da transfer gözü tamamen kapanmıştı. Sezon başında Bordeaux’nun genç yeteneği Zinedine Zidane’ı takıma katmak isteyen Dalglsih’e verdiği cevap, bütün emeklerini değersiz bırakacak cinstendi: “Sherwood varken neden onu istiyorsun?”

Alan Sherarer, 1996 yazında, bu kez dünya rekoru kırarak Newcastle’a geçti. Bir sene sonra da Dalglish onu takip etti. Şampiyon kadroda istikrarını koruyan nadir isimlerden biri Le Saux’ydu. Milli takım ile bir Dünya Kupası bir de Avrupa Şampiyonası gördü. Fakat o da çoktan Chelsea’ye dönmüştü. Walker’ın hayalleri ise hiçbir zaman daha iyiye gitmedi. Şampiyonluk sonrasında aldıkları en iyi derece altıncılıktı. Daha da kötüsü, 1999’da küme düştüler. Tarihler 17 Ağustos 2000’i gösterdiğinde ise Jack Walker, mücadele ettiği kansere yenik düşmüştü. Blackburn’ün futbol adına güzel günlere el sallama vaktiydi artık…

“Walker, şehrinin takımının yükselmesini isteyen bir bölge insanıydı. Her şeyi baştan inşa ettik. Başarımızı özel kılan da buydu. Sahamızın tek iyi yanı çim olmasıydı. Antrenman sahamız, Pazar Ligi futbolcularının bile çıkmayı istemeyeceği türdendi. Bütün bunları düzeltmek için çalıştık. İnsanların da şampiyonu bizdik. Bu sadece inanılmaz değil, romantik de bir başarıydı.”

Yıllar önce Sutton-Shearer vardı, şimdi Mahrez-Vardy. Leicester benzer bir başarıyı bu yıl yakalayabilecek mi?
Yıllar önce Sutton-Shearer vardı, şimdi Mahrez-Vardy. Leicester benzer bir başarıyı bu yıl yakalayabilecek mi?

Kenny Dalglish, bu sözlerle alttan alta City ve Chelsea’ye göndermeler yaparak o günleri mutlulukla yâd etse de bugünün şartlarında işlerin o kadar kolay olmadığını itiraf ediyor: “Başardığımız iş yadsınamaz fakat dürüst olmak gerekirse Finansal Fair Play kuralları o zaman olsaydı işimiz bu kadar kolay olmazdı…”

Leicester City’nin bu sezonki başarısı, akıllara Blackburn Rovers ve rüya sezonunu getiriyor olabilir. Evet, Leicester da bir süre önce alt ligin çamurunda boğuşuyordu ya da Mahrez-Vardy ikilisi, ‘SAS’ ortaklığını kadar etkiliydi denebilir. Ama Leicester’ın olası şampiyonluğu sonrasında, ‘başkanın cüzdanı sağ olsun’ muhabbeti, pek de tartışmaların içinde yer almayacak gibi.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kesişen Yollar

Kesişen Yollar

1 gün önce
Gençliğime Mektup

Gençliğime Mektup

3 gün önce