Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolToprak SahaGullit Farkı

Milan, 80’lere damga vururken, yıldızlardan biri de Ruud Gullit'ti.

1980’lerin başında Totonero sakandalı nedeniyle Serie B’ye düşürülen Milan, 1986’da Silvio Berlusconi’nin başkan olmasıyla yeni bir döneme girdi. Berlusconi’nin ilk büyük hamlelerinden biri de PSV’nin yıldızı Ruud Gullit’i Milano’ya getirmek oldu. 21 Mart 1987’de PSV Eindhoven, 13 buçuk milyar Liret karşılığında Ruud Gullit’i Milan’a sattığını açıkladı. Dönemin transfer rekoru listesinde zirvedeki yerini alan Milan, diğer Hollandalısı Marco van Basten ve ‘isimsiz’ hocası Arrigo Sacchi ile 1987-1988 sezonuna giriş yapıyordu.

“Eğer ‘Bay Hiçkimse’ iseniz geçmişiniz olamaz, sadece geleceğiniz vardır” diyen Arrigo Sacchi, yeni futbol düzeni ile klasik İtalyan futbolunun dışına çıkarak, durdurlamaz bir takım yaratmayı hedefliyordu. Bu yolda, en büyük yardımcılarından biri de yıllar sonra “O benim liderimdi” dediği Ruud Gullit oldu. Onu farklı kılan özelliklerden ilki; saha içine yaptığı etkiydi. Klasik bir 10 numara kadar teknik, kalbur üstü bir orta saha oyuncusu kadar atletikti. Saçlarını arkaya savurarak yaptığı kafa vuruşları ise birçok santrforunkinden daha etkili. Milan’dan takım arkadaşı Roberto Donadoni, bu özellikleri şu cümlelerle anlatıyordu:

“O kadar güçlüydü ki, her yerde oynayabilirdi. Onu ilk kez Barcelona’da bir turnuvada görmüştüm. Libero oynuyordu. Sonra sağ açığa geçti, sonra orta sahaya, forvet arkasına ve her yere….”

Orta sahadaki dörtlüyü tamamlayan ve hücumun en ucundaki adam van Basten’e de destek atan Ruud Gullit, Sacchi’nin sisteminin önemli parçalarından biri olmayı başardı. Saha içindeki yeteneklerini, saha dışında müzikle süsledi. Farklarından biri de açık sözlülüğü ve devamlı sorgulamasaydı. Basın mensuplarıyla arasında geçen diyaloglardan biri şöyleydi:

-Milan Avrupa Kupaları’na katılamazsa ne olacak?

– Eğer Milan Avrupa Kupaları’na katılamazsa ne olacak? Bu saçma bir soru. Sezon sonunda ne olacağını göreceğiz. Eğer, eğer, eğer… Eğer annemin s.ki olsaydı babam olurdu!

Sacchi’yle devamlı sistem üzerine tartışmalar yaptı ve saha içinde olan biteni detaylarıyla kavramak istedi. 2012’de verdiği bir röportajda bunu Amsterdam’lı olmaya bağlayacaktı:

“Hollandalılar –özellikle Amsterdam’lılar- ile diğer ülkelerin insanları arasında fark vardır. Eğer antrenör, top sürmeliyiz derse diğer ülkelerdeki genç futbolcular sadece isteneni yapar ve hiçbir zaman nedenini merak etmez. Ama Hollandalı bir genç, bunu isteyen antrenörüne şunu sorar: ‘Neden?’ O driplingi neden istediğinizi ona anlatmalısınız.”

Gullit’in bütün bu özellikleri, Milan’la yaşadığı üç İtalya Ligi, iki Şampiyon Kulüpler Kupası, iki Süper Kupa ve iki de Intercontinental Cup zaferleriyle birleştiğinde bir sembol ortaya çıktı. Kariyerinin ilerleyen yıllarında -her ne kadar sakatlıkların da payı olsa- Milan’daki rock yıldızı günlerine erişemedi. Chelsea’nin başında FA Cup’ı kazandığında bile birçokları için ‘Milanlı’ Gullit’ti.

 

İlginizi çekebilecek diğer içerikler