Yol Gösterici

42 yaşındaki İngiliz teknik adam Graham Potter, Östersunds'un başında büyük sükse yaptı. Şimdilerde ise en büyük teste, yani Arsenal ile oynayacakları Avrupa Ligi eşleşmesine hazırlanıyor.

14 Şubat 2018

*Donald McRae’in bu röportajı, ilk olarak The Guardian‘da yayımlandı.


Östersund’ta hava yavaş yavaş kararmaya ve sıcaklık sıfırın altında yirmi dereceyi görmeye başlarken, “Buranın değişik bir soğuğu var” diyor Graham Potter. Perşembe günü Arsenal’i, Avrupa Ligi’nin son 32 turu ilk ayağı için kendi sahalarında ağırladıklarında, müthiş hikayelerle dolu sezona bir satır başı daha ekleyecekler. Östersunds’un ilham veren teknik direktörü, sözlerine inanmamın güç olduğunu söylediğimde gülümsüyor. Eski evi Solihull’dan o kadar uzakta olmayan Birmingham’da, yağmurlu bir akşamüstünde hissettiğim soğuktan fazlasını İsveç’in kuzeyindeki bu küçük kasabada hissediyorum.

Potter, West Midlands aksanıyla beni onaylıyor: “Ne demek istediğini gayet iyi anlıyorum. Kuru bir soğuk var ve bu, o kadar da kötü değil, değil mi?”

Arsenal için Östersunds ile yapacakları maç, ilginç bir tecrübe olacak. Potter’ın değişik metotlar -Kuğu Gölü balesinin oyuncular tarafından sahnelenmesinden, beraber şarkı söylemeleri ve kitap yazmalarına kadar uzanan- kullanarak yetiştirdiği oyuncu grubu; kapasitesi sadece 9.000 kişi olan, karla kaplı bir sahada karşılarında olacak.

Potter’ın, İsveç 4. Ligi’nden alıp Avrupa sahnesine kadar götürdüğü takıma liderlik yere, ofisine doğru yürüyoruz. Son yedi senedir bulunduğu yer burası. Östersunds, Avrupa Ligi’nde son 32 takım arasına kalmadan önce Galatasaray’ı eledi, Hertha Berlin’i yendi ve Athletic Bilbao ile de berabere kaldı.

Potter, Avrupa arenasında kalan tek İngiliz teknik direktör konumunda bulunuyor. Bunu yapış şekli de bir hayli enteresan. Potter; Irak’tan İngiltere’ye ve Gana’ya kadar uzanan farklı ülkelerden -yolunu kaybetmiş ve forma şansı bulamayan- oyuncuları, İsveçli’lerle harmanladığı bir kadroyla başarıya ulaştı. Hem takım hem de şehir, Östersunds-Arsenal maçlarını dörtgözle bekliyor.

Östersunds FK, 31 Ekim 1996 tarihinde kuruldu ki bu Wenger’in Arsenal’in başına geçmesinden beş hafta sonraya tekabül ediyor.

Potter ceketini çıkarırken sırıtıyor. “Düşündüm, karşımızda ya AC Milan ya da Arsenal olacaktı. Kura çekildiğinde ise burada oturup gülümsediğimi hatırlıyorum. 2017’de yaptıklarımız için harika bir ödül olduğunu düşünmüştüm. İsveç Ligi’ni beşinci sırada (kulüp tarihinin en iyi sıralaması) bitirdik ve İsveç Kupası’nı kazandık. Bütün bunların sonucu olarak da Avrupa Ligi’nde Arsenal ile eşleştik. Wenger’in Arsenal’de geçirdiği süreden daha az ömrü olan bir kulüp için bu müthiş bir olay.”

Östersunds FK, 31 Ekim 1996 tarihinde kuruldu ki bu Wenger’in Arsenal’in başına geçmesinden beş hafta sonraya tekabül ediyor. “Arsenal büyük bir kulüp ve kurum. İkinci maç için Emirates’e gidecek olmamız ise harika ve çılgınca. Çünkü Emirates’in kapasitesi, şehrimizin nüfusundan fazla. 5.000 taraftar ile beraber gideceğiz ki Östersund’un nüfusunun 50.000 olduğunu düşününce bu akıllara durgunluk veren bir durum. Umarım İngiliz menajerlere bu iş için başka bir yol olduğunu gösterebilmişimdir.“

Futbolcu olduğu dönemlerde Potter, Southampton’da sadece on maçta ilk 11’de yer aldı. Sonrasında kiralık olarak gittiği kulüpler arasında Birmingham, Stoke, West Bromwich Albion, York, Boston ve Macclesfield var. İngiliz futboluyla genelde sıkıntı yaşadığını belirtiyor: “Futbola başladığımda İngiliz futbolu Avrupa yasakları sonrasındaki kötü dönemi henüz ardında bırakıyordu. Futbol oynuyordum, çünkü bu oyunu çok seviyordum. Fakat hata yapmamak odaklı ve hata yaptığınızda üzerinize çullanılan bir kültürün parçası olmaktan hiç haz etmedim.”

Aldığı eğitim Potter’ı oldukça değiştirdi. Southampton için oynadığı dönemlerde sosyal bilimler okumaya başladı  ardından lisans üstü programını tamamladı. Sonrasında da şans yüzüne güldü. Roberto Martinez’in yardımcısı Graham Jones, Boston’dayken Potter ile beraber oynamıştı ve o zamanlardan süregelen bir arkadaşlıkları vardı. Jones ve Martinez Swansea’deyken, Östersunds ile sezon öncesinde hazırlık maçları yapıyorlardı. Bu maçlar aynı zamanda Jones ile İsveş kulübünün hırslı başkanı Daniel Kindberg arasında bir bağ kurulmasına vesile olmuştu. Jones da Potter’ın, takımda görev alması için başkanla konuşmuştu. O dönemlerde İsveç’in en alt klasmanında oynayan ve ortalama beş yüz kişi tarafından seyredilen takımın kaderi böylece çiziliyordu.

2011 yılında İsveç’e ayak bastığında, Potter yeni işine hemen adapte olmuş. Fakat eşi Rachel oldukça zorlanmış. “Geriye dönüp baktığımda en mühim şeyin bu olduğunu görüyorum. Aynı zamanda, şu ana kadar yaptıklarımızla gurur duymamın da en önemli sebebi bu. Bir fırsat yakalamıştım, fakat bunu değerlendirebilmem için Rachel’ın on yıldır üzerine çalıştığı şirketinden ayrılması gerekiyordu. Bebeğimiz henüz 11 aylıktı ve ailelerimizden çok uzaktaydık. Buraya gelmemizin üzerinden epey zaman geçtikten sonra, Rachel bana altı ay boyunca her gün ağladığını söylemişti. Eve geldiğimde hep pozitif kalmaya çalışıyordu ve üzüntüsünü hiç göstermiyordu ama ailesini ve evini çok özlüyordu. Hiç kolay değildi.”

Östersunds maçlarını 9000 seyirci kapasiteli Jamkraft Arena’da oynuyor.

Bunlara rağmen, Potter’ın inancı sağlamdı. 2015’te en üst lige çıkana kadar art arda gelen lig terfilerinin öncesinde dahi, başarılı olabileceğine kendini inandırmıştı. “İnanmanız lâzım. Bu kadar fedakarlıkla bu tip bir işin içine giriyorsanız, nasıl yapacağınızı bir şekilde çözmeniz gerekiyor. Ama gerçekten yorucuydu. İlk iki yılımda kulüpte bir video sistemi bile yoktu ki bu yüzden bir futbolcu izlemek için dokuz saat araba kullandığım oluyordu. Rachel aklımı kaçırdığımı düşünüyordu. Bazı anlar vardır; paranız, geçmişiniz, hiçbir şeyiniz yoktur ve bu yüzden yapamayacağınızı, hiç şansınızın olmadığını düşünürsünüz. Bu düşünce zamanla uçup gidiyor. Sadece inandım.”

Östersunds kulübü Potter’ın bir heykelini yaptırmayı planlıyor. İngiliz teknik adam ise bu konuyla alakalı, “Dedikodular var” diyor ve ekliyor, “Fakat bu düşünceyi kafamdan uzaklaştırmaya çalıştım. Geçmişte taraftarların beni yuhalamasına alışmıştım. Hatta bir yerden sonra ismimin “Graham Potter-boo” olduğunu bile düşünmeye başlamıştım. Bu yüzden tuhaf geliyor. Bir röportaj esnasında Rachel’ın benim için yaptığı fedakarlıklardan bahsetmiştim. Sonrasında bir maçta taraftarların ona teşekkür etmek için pankart açtığını gördüm. Taraftarların bunun farkına varması gerçekten güzel bir jestti.”

Sahadaki başarıya, takımdaki futbolcuların ülkedeki kültürü benimseyerek insani gelişimlerini devam ettirmesi eşlik ediyordu. Potter konuyla alakalı şunları söylüyor, “Bu, Daniel ile beraber konuştuklarımızın kombinasyonuydu. Bütünsel gelişim üzerine konuşurken, bir kültür akademisi kurmak onun fikriydi. Bu güzel fikrin futbolcuların insani yönden olabildiğince gelişmesini sağlayabileceğini düşündüm.”

Topluluk içinde şarkı söylemek veya dans etmek olsa bile, Potter takımdaki her çalışanın futbolcularla beraber vakit geçirdiğinden emin oldu. “Bu güven ve empati duygusunu geliştirmek, takım içindeki herkese güç veriyor. İlk tiyatro performansımızın biletleri tamamen tükenmişti. Bu durumla alakalı biraz rahatsız ve heyecanlı hissediyorduk. Fakat bu hislerle başa çıkabilmek, kendi farkındalığını ve sorumluluklarını anlayabilmek için harika bir yol.”

Laplandlılar olarak da bilinen Sapmi kabilesini kutlamak için yerel bir hip-hop sanatçısıyla gerçekleştirdikleri performans, takımın son yapımlarından. “İlk kısım kültürü tanımak üzerine. Hatta Ren geyiği hayvancılığını öğrenmemiz gerekti. Adımlardan biri ise geyiği kement atarak yakalamaktı. Bunun için kafama bir çift boynuz bile taktım. Bu, sadece İsveç’te olabilecek bir şey.”

Potter gülüyordu fakat ona hangi kültürel etkinliklerin en anlamlı olduğunu sorunca tekrar ciddileşecekti. “İki tanesi çok anlamlıydı. Biri Kuğu Gölü, çünkü izleyenler takımla gurur duymuştu ve herkesten çok güzel geri dönüşler almıştık. Sonraki sene ülkedeki göçmenlerle bir araya gelmek için yaptığımız kutlama da güzeldi. Onların hikayelerini duymak, insanların verdiği tepkiyi görmek, 1.600 kişi önünde şarkı söylemek size güç veren bir şey. Açılışı, Lapland ulusal marşını onların aksanlarında okuyarak benim yapmam gerekiyordu. Futbolcuların önünde bu performansı yapmak beni epey germişti. Zayıflıklarınız konusunda çok fazla çalışmanız gerekiyor fakat bir şekilde üstesinden gelmeyi başardım. Mesela bu yıl da iyi bir müzik grubuyla beraber çalışıyoruz ve aralarından birkaçı zihinsel gerilikleri olan insanlar. Çok etkileyici.”  

Graham Potter’ın takımı sadece sahada değil, tiyatro sahnesinde de becerilerini gösteriyor.

Potter’ın bu başarısı, isminin İngiltere’deki bazı kulüplerle anılmasını da beraberinde getirdi son olarak Mark Hughes’un yerine Paul Lambert geçmeden önce Stoke için düşünülmüştü. Potter’ın uyguladığı bu kendine has teknikler İngiltere’de işe yarayabilir mi? Potter bu soru hakkında şu fikri belirtiyor; “Bulunduğunuz ortamı anlamak ve ona saygı göstermek zorundasınız. Bu yüzden Östersunds’daki herhangi bir şeyi alıp başka bir yerde uygulamaya çalışmanın anlamsız olduğunu düşünüyorum. Fakat bir takımın işlevselliğini ve futbol-oyuncu ilişkisini nasıl geliştirileceğine dair yöntemler her zaman geçerliliğini koruyacaktır.”

Geçtiğimiz seneki İsveç Kupası finalinden önce Potter iyi bir fikir olduğunu düşündüğü için takımdaki oyuncuların ailelerinden, onlarla ne kadar gurur duyduğunu anlatan mektuplar yazmalarını istedi. “Her oyuncu maç sabahında ikişer mektup aldı. Biri benden, diğer harika mektup ise ailelerindendi. Bu mektuplar, oynayacağımız maçın ne kadar önemli olduğunu anlamalarını sağladı. O maçı, PAOK ile içeride oynadığımız eleme maçı ile aynı kefeye koyuyorum. İlk maçı 3-1 kaybetmiş, burada ise 2-0 kazanmıştık. Küçük bir kulübün Avrupa Ligi’ne katılmasının yarattığı izlenim çok büyüktü.”

Östersunds önceki iki ‘iki ayaklı’ eşleşmeyi de kazandı ve yedi ay önce, Galatasaray gibi Avrupa’nın şöhretli bir kulübünü elemeyi başardı. “Galatasaray gibi dünya futbolunda yeri ve gelenekleri önemli olan bir kulübün burada oynaması bizim için büyük bir olaydı. Gerçekten gergin bir maçtı ve evimizde onları 2-0 yenmeyi başardık. Bu sonuçtan sonra doğal olarak, taraftarları Türkiye’deki maç için bize düşman gözüyle bakmaya başladı. Maç içinde organize olmak konusunda bir sıkıntımız olmadı ve ilk golü biz bulduk. Topla oyunumuz ve ataklarımız gayet iyiydi, kendimize çok iyi şanslar yarattık. En sonda da savunma yapmamız ve sakin olmamız gerekiyordu. Burada biraz endişelenmeye başladık çünkü tribünde kombinelerini yırtmaya başlayan taraftarlar görmüştük. Maç sonunda ise kendi destekçilerimize doğru giderken, Galatasaray taraftarları da bizi alkışlamaya başladı. Oyuncularımı ve beni gururlandıran, muhteşem bir andı.”

Kış tatilinin sonlarında olan Östersunds için Arsenal daha büyük bir meydan okuma olacak. “Eşleşmedeki hiyerarşi içinde nerede olduğumuzun son derece farkındayız. Bizim çok iyi, onların da çok kötü oynamasına ihtiyacımız var.” Ofisinden çıkıp, dışarıdaki karanlık ve soğuğa doğru yürürken Potter bu sözleri söylüyordu. Stadın ufak projektörleri karla kaplı çimleri aydınlatırken sesi umut doluydu: “Futbolda hayal etmeye yer var ve elimizden gelenin en iyisini yapacağız. Bu hayatta karşınıza bir kere çıkacak türden bir fırsat. Bu tecrübeye bir hediye gözüyle bakacağız. Takımımız hakkında farkına varmamız gerekenleri ortaya çıkaracak, daha fazla gelişmemizi ve büyümemizi sağlayacak bir hediye.”

Çeviri: Gökhan Önder Aksu 

Socrates

Socrates

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN