Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

EURO 2016GündemYorumGodot Geldi, Nihayet!

İrlanda-İtalya maçı üzerine “millici” bir deneme.

İyi tarafından bakalım; küçük çaplı bir “Birleşik Krallık” kalkışmasına (İngiltere, Kuzey İrlanda, Galler), bölgesel bir atar gerekiyordu, yoksa ortalık iyice Kraliçe Elizabeth’in yaş günü partisine dönecekti. Neyse ki, İrlandalı çocuklar bahçede kendi şarkılarını söyledi de, ortalık biraz renklendi. İrlanda’nın bir üst tura çıkmasını (tarihinde ilk defa) bir adalet göstergesi olarak ele alalım. Paskalya Ayaklanması’nın 100. yıldönümünde olması hakikaten manidar; hani şu İrlandalıların kendi tarihlerini kendilerinin yazmaya karar verdikleri o meşhur mağlubiyet günlerinden bahsediyoruz…

Ünlü İrlandalı yazar Samuel Beckett’in kelamı herkesin malumu: “Hep denedin, hep yenildin, olsun bir daha dene bir daha yenil. Daha iyi yenil!” Ancak bir İrlandalı yazarın anlatabileceği bir İrlandalılık demi. Koca bir ülkenin tarihi bu kadar kısa bir cümle içinde özetlenir, hayret etmemek elde değil. Ulus-devlet temaşasına mesafemiz belli, lakin “kendi kaderini tayin hakkı” da asgari adalet-vicdan kabullerimiz arasında. İyi yenilmelere doyamayan topraklar bu sefer kazandılar; haklarını verelim. “Godot’yu beklerken” de ilk Fransızca yazılıp, Paris’te sahnelenmişti, yeni versiyonu ise Lille’de sahne almış oldu; alın size ikinci “manidar” hadise… Öte yandan, ortalıkta dönen videolara baktığımızda, bu direngen, inatçı ve mücadeleci halkın çocuklarının, konu futbol temaşası olduğunda, ortalığı nasıl hisseli harikalar kumpanyasına çevirdiklerini de gördük: Trende rahibeye şarkı yazmalar, bebeğe ninni okumalar, ihtiyar bir kadının lastiğini değiştirmeler, rakip takım taraftarı ile orta oyunu çevirmeler, Fransız polisi ile şarkılı atışmalar… Bitmek bilmedi güzellikleri. Hele o güzel Fransız kadına reveransları; başka herhangi bir futbol taraftar grubunun ortasına düşse; ufak çaplı inme yaşatacak durum, İrlandalılarla birlikte sıcak bir mavraya dönüşüyor. İzleyin, izlettirin, keyfiniz yerine gelsin.

İtalyanları sevmemek

Millet olmak konusunda uzun zamandır bir sıkıntıyla hemhal bir ülke; İtalya. Garibaldi’den beri, şöyle toplu fotoğraf çektirme konusunda ağır bir çekingenlikler var. Kuzey Ligi malumunuz. Hoş, İtalyanlığı fazla abarttıklarında da ne olduğunu biliyoruz. Mussolini ile beraber ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Yani haksız sayılmazlar, bir araya geldiklerinde ortalığı fazla dağıtıyorlar. Biz yine de partizanlar huzurunda İtalyan coğrafyasına selamımızı es geçmeyelim. Velhasılı kelam İtalyanlık ile İrlandalılık arasında (toprak üzerinden değil de, beraber muhabbet üzerinden diyelim) kesif bir fark var. Turuncu ve kırmızı arasındaki ton farkı ‘millet şuuru’nu da belirliyor demek. Yoksa iki ülkenin bayrağında yeşil-beyaz ortak.

Beraber muhabbet dedik, mühim olan bu, yoksa millet dediğin hayali cemaat. Koca insanlık tarihinde topu topu 250 senedir poz veren bir varyete. Akıbeti belli bile değil, zira homo sapiens durduğu yerde durmuyor, sürekli bir artistik hali… Neyse, işte bu dayanışma halinin ulusal turnuvalardaki yansıması da farklı oluyor tabii. Çarşamba akşamı stadyumda, öncesinde diğer turnuvalarda, sokaklarda görülen de biraz bunun yansıması. İtalyan ve İrlanda tribünlerini, şarkılarını, kostümlerini, ez cümle şamata potansiyellerini kıyaslıyoruz; İrlanda açık ara önde bitiyor şamata halini. Panayır, milletten önce de vardı, var olmaya da devam edecek. Zira, Keltler araya hiç ulus-devlet reklamı almadan, aynen devam ediyorlar.

İtalyanlar ise, her zaman olduğu gibi, dünya futboluna çivi çakmış, o meşhur (tamam kabul edelim, biraz revize, ama çok değil) “catenaccio”ları ile turnuvalara devam ediyorlar. Tribünlerdeki atıllığa şaşmamak gerekiyor. Kıymetlimiz Gramsci’nin “hegemonya kavramını” çok yanlış anlamışlar. Tamam onlar da ‘total futbol’ oynuyor belki, ama sadece kendilerine “total”, diğer herkese eziyet. Sanki sahada bir iş makinesi çalışıyor, biz de izliyoruz. Hayır millet olarak iş makinesi izlemesini de iyi biliriz ama, bir yere kadar… Kişisel olarak, İtalyan futboluna bir garezim var, zira 1982’den beri az çekmedim, ama bu başka bir yazı konusu, teknik direktör Antonio Conte’nin boğazını sımsıkı saran kravatı (sıkıntısı) üzerinden mevzuya burada nokta koyup, sahaya başka türlü bakalım.

Liman nere, defile nere

İrlanda’yı izlerken bir garip hissediyor insan. Sanki az sonra, bitmek bilmez bir yağmur başlayacak, gençlerin üstleri başları çamur olacak, ve keyiften yüzleri dört köşe topçuların etrafını bir anda İngiliz askerleri çevirecek… Garip bir sıkıntı hali yani, rahat rahat maç bile izletmeyen tarihsel bi arka plan. Sonra sahadaki o yüzler… Misal İrlandalı Shane Duffy, sanki maçtan sonra ringe çıkacak, yetmeyecek bir koşu limana gidip çuval taşıyacak, peşi sıra da pub’ta sendika toplantısına katılacak. Diğer tarafta da Federico Bernardeschi, üstünde Armani kıyafetleri ile Milano’da defileye katılıp peşi sıra da akşamında Michelin yıldızlı restoranda şarabını içip yemek yiyecek ve Ferrari’sine binip eve dönecek… Bir tasarım, bir life-style performansı olarak İtalyan takımına karşı, sendikal bir emekçi faaliyeti olarak İrlanda futbol takımı. Saflar net yani.

Bizimkiler elendi! Müsebbibi ise ne İrlanda ne İtalya ne de Macaristan. Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim bir yerde “haklı” aslında: “Millet olarak kupaya iyi hazırlanamadık.” Ama millet olarak uzun zamandır herhangi bir konuya iyi hazırlanamıyoruz ki. Halbuki, sadece kupaya değil, hayata da Burak Yılmaz’ın yüzündeki asabiyet ve öfke ile değil Emre Mor’un o güzel gülüşü ile asılsaydık, yenildiğimizde bile birbirimize sarılmayı becerirdik. O vakit, Türkiye futbol aklı ve kültürü için yine Gramsci’ye bağlanalım: “Gerçeği söylemek, devrimcidir!”, devrimcilere her zamandan çok ihtiyacımız var…

İlginizi çekebilecek diğer içerikler