Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolRöportajEski Dostlar

Gheorghe Hagi, yol arkadaşlarının sorularını yanıtladı.

Socrates’in 24. sayısı için bir araya geldiğimiz Gheorghe Hagi’ye sadece kendi sorularımızı sormadık. Türkiye’de geçirdiği yıllarda yolunun kesiştiği bazı isimlerden de ona birer soru sormalarını istedik.

Eski dostları, Gheorghe Hagi’ye sevgi ve selamlarıyla birlikte birer soru iletirken; Rumen futbol adamı bu soruların bir kısmını tüm ciddiyetiyle, bir kısmını ise gülerek yanıtladı…

Bülent Korkmaz: Kurduğu futbol akademisi, istediği gibi oldu mu? Maddi ve manevi olarak başarıya ulaştı mı?

Hedefim akademideki çocukların iyi birer futbolcu olabilmesi. Sadece bir, iki, beş tane futbolcudan söz etmiyorum. Bir jenerasyon yaratmak istiyorum. Şu anda Romanya’nın en iyi futbol akademisiyiz. Gençlerle Şampiyonlar Ligi’nde oynuyoruz. A Takım’ın yüzde 70’i akademi çıkışlı oyunculardan oluşuyor. Maddi olarak… Önemli değil. Benim zenginliğim futbolun içinde olmak ve futbol için bir şeyler yapmak. Onun dışında, ne kadar çok çalışırsan Tanrı da o kadar çok veriyor. Matematik.

Hasan Şaş: Futbolu bıraktıktan sonra bir boşluğun içine düştü mü?

Antrenörlüğün hazırlığını yaptığım için öyle bir boşluk hissetmedim. Son üç yılımı bunu planlayarak geçirmiştim.

Hakan Ünsal: Maçlara çıkarken çorap giymiyor olması bir uğur muydu, yoksa daha mı rahat ediyordu?

Topu ve ayakkabılarımı daha iyi hissetmek için çorap giymiyordum. Tamamen teknik. Ben o kalın çorapları giyecek kadar kazma değildim! (Gülüyor) Çorap giymem gerektiğinde bile çok ince çorapları tercih ediyordum.

Necati Ateş: 5-1’lik kupa finalinde beni neden 60. dakikada oyundan aldı? 10’a gidiyordu maç…

Hakan ondan daha büyük yaşta olduğu için onu oyundan aldım. Şefin kim olduğunu bilsin diye!

Milan Baros: Onun için hangisi daha iyiydi; Real Madrid’de oynamak mı, Barcelona’da oynamak mı?

Her ikisinin de futbolcu ve insan olarak gelişimimde çok büyük katkısı var. Ve her ikisinde de ikişer sene oynadığım için, her ikisinde de santradan goller attığım için, yüzde 50-50 diyorum. El corazon partido! (Bölünmüş kalp) İki takım arasındaki maçları izlerken, Popescu bana zaman zaman “Sen Real Madrid’i tutuyorsun” diyor. Hayır, ben yarı yarıyayım. Futbol konsepti olarak Barcelona’nın stratejisini daha fazla beğeniyorum tabii ama ikisinde oynamış olmanın önemini ayıramam.

Suat Kaya: Bir insan bu ayakkabı numarası, bu ayak ve bu adalelerle topa nasıl böyle vurabilir?

Tekrar ederek. Elbette bazı yetenekler doğuştan. Sonrasında ise antrenmanlarda bıkmadan tekrar ederek vuruş tekniğinizi geliştirmeniz gerekiyor. Sol ayağım gerçekten müthiş güçlü. Ama antrenmanlarda bu kadar çalışmasaydım böyle vuramazdım…

Şanver Göymen: Bana bir gol attı, yirmi yıldır dinliyorum. Maçtan sonra eve gidip vicdan azabı çektiği oluyor muydu?

Gol, zevk demektir. Sahanın içindeki zevk ve başarıdır gol. Kalecilerin kaderi ise o golü yemektir. Ben ne yapabilirim? Benim suçum değil ki sen kaleci olmuşsun, bana ne!

Dr. Burhan Uslu: Elit sporcuların, spordan sonraki hayatlarında başarısız olduğuna sıklıkla şahit oluyoruz. Gheorghe Hagi ise şu anda da her zamanki gibi çok başarılı. Sporu bırakanlara ne tavsiye eder?

Ben futbolu bırakmadım aslında. Tamam, oynamıyorum ama futbola devam ediyorum. Bu benim mesleğim ve bunun için mutluyum. Beni hiçbir zaman başka bir yerde görmeyeceksiniz. Başka bir şeyle kendimi oyalamıyorum. Politikayı sevmem, ilgilenmem. Bazen film izlerim. Onun dışında her dakika futbola konsantre oluyorum. Böyle olunca her şey daha kolay. Beni en mutlu eden şey, bir futbol maçı izlemek. Yoksa hentbol, tenis ya da basketbol maçı da olabilir.

Bülent Ünder: Kariyerinde ne eksik kaldı?

Ballon d’Or! Onu da oğluma bırakıyorum. Hedef koydum…

Tolunay Kafkas: Üst düzey bir antrenörde olması gereken özellikler nelerdir?

Birinci sınıf bir antrenör, oyuncularından bir takım yaratabilmeli. Takım oyununu defansif ve ofansif olarak kusursuz işletmeli ve bunun için gerekli prensipleri oturtmalı. Ve elbette maçı okuyabilmeli. Maç esnasında birçok hadise meydana geliyor. Öncesinde ne kadar iyi hazırlansan da maç içinde yaşananlardan dolayı sonunu iyi getiremeyebilirsin. Maçın nasıl başladığı değil, nasıl bittiği önemli. Ona göre değişiklik yapacaksın, takıma bir yenilik getirmen gerekirse onu göreceksin. Herkes antrenmanları farklı yapabilir, herkesin tekniği, yöntemi farklıdır. Ama bana göre en önemli iki unsur bu.

Gheorghe Popescu: Bugünkü tecrübesiyle hangi takımın başına geçmek ister?

Fark etmez. Kazanabileceğimi hissettiğim herhangi bir takım olabilir. Avrupa’ya dair bir projeye ve kazanmayı seven bir takıma sahip olmaları yeterli. Ben onları o seviyeye getirebilirim, böyle bir projeyi en başından alırsam Avrupa’da başarılı olabilirim. Aynı şekilde bir milli takımda da…

Faruk Süren: İkinci gençliğinde, bizimle Galatasaray’da olmaktan mutlu muydu? O bizi çok mutlu etti, biz onu edebildik mi?

Bana göre herkesin mutlu olduğu bir dönem yaşadık. Onlar beni mutlu etti, ben onları mutlu ettim. Neden mutluyduk? Çünkü kazanıyorduk. Kazandığınızda her zaman mutlu olursunuz; başarı, mutluluk demektir. Ben ve ailem Türkiye’de kendimizi her zaman evimizde hissettik. Ama ben de bir gönderme yapayım: “Faruk Bey, tekrar mutlu olmak isterseniz, beni arayın ve tekrar bir deneme yapalım. O zamanki mutluluğu yeniden yaşamak isterseniz, buradayım. Birlik beraberlik olursa bunu başarırız. Madem o zaman mutluyduk, neden tekrar yapmayalım?” Faruk Bey bunu yönetici arkadaşlarına söyleyebilir, karar alacak merci onlardır.

22 sayfalık Gheorghe Hagi röportajının tamamını, Socrates’in Mart sayısında bulabilirsiniz.

Röportajdan öne çıkan bazı başlıklara ise şuradan ulaşabilirsiniz.

Bu sayıya ve tüm sayılarımıza ulaşmak için lütfen tıklayın.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Tahterevalli

Tahterevalli

6 ay önce
Başka Bir Yol

Başka Bir Yol

9 ay önce
Hayal Albümü

Hayal Albümü

1 sene önce