Gerçek Rekabet

Juventus-Napoli maçları, derbi statüsüne girmiyor olabilir. Ama kulüplerin tarihine ve bugüne baktığımızda İtalyan futbolunun büyük hikayelerini barındırdığını savunabiliriz.

22 Nisan 2018

Foto: Depo Photos

Napoli Serie A’da zirve için oynamaya başladığında, 1960’ların sonuna gelinmişti. Milan’ın Brezilyalı yıldızı Jose Altafini ve Juventus’tan transfer ettikleri, 1960’larda İtalyan futbolunun en kendine has isimlerinden Omar Sivori ile tepelere çıkmanın keyfini yaşadılar. Sivori, Juventus’tan olaylı bir şekilde ayrılmıştı. Paraguaylı antrenör Heriberto Herrera ile yaşadığı problemler, Sivori’yi Torino şehrinden koparmıştı. ‘Koca Kafa’ lakaplı yıldız da Napoli’nin yolunu tuttu ve uzun süredir Serie A’da üst basamaklarda olmayı hedefleyen Güneyliler için ter dökmeye başladı.

Sivori, yetenekleri kadar saha içi ‘ahlaksızlıkları’ ile de nam salmış bir oyuncuydu. Rakiple, hakemle hatta takım arkadaşları ile saha içinde devamlı kavga eden bir isimden bahsediyoruz. Öyle ki Juventus’ta rakip savunmalara kâbus yaşattığı ‘Galli Kule’ John Charles bir maçta artık dayanamayıp kendisinin yarı boyutlarında olan Sivori’yi tokatladığı dahi konuşulur. Sivori, bu gerginliklerini Napoli’ye de taşımıştı. Juventus maçlarında devamlı eski antrenörü Herrera ile uğraştı. Onun hakkında demeçler verdi, sahaya çıktığında karşısına dikildi… Bir maçtan önce Herrera’nın önünde eğilip ayakkabılarını bağlaması, taraftarlarını kahkahalara boğmuştu…

Napoli ile Juventus arasındaki en büyük gerginlikler bu Sivori’li maçlarda çıkmıştı.1980’lerde bir başka Arjantinli ortaya çıkacaktı. Diego Armando Maradona, 1984 yazında San Paolo Stadı’na çıkıp taraftarını selamlarken; Juventus, İtalya ve Avrupa’nın zirvesindeydi. Barcelona’da bekleneni pek de veremeyen Maradona’nın, Sivori gibi Juventus’a kafa tutacağını bekleyenlerin sayısı çok değildi. Juventus, o sezon Şampiyon Kulüpler Kupası’nı alarak tarihinin en görkemli dönemini taçlandırdı. Fakat o sezondan sonra düşüşleri de başlayacaktı…

Serie A Juventus’tan boşalan zirveye yeni adaylar üretse de şampiyonluğunu tekeline alan bir takım çıkaramadı. İşte tam da bu geçiş döneminde sahneye Maradona ve Napoli çıktı. 1986 yazında Meksika’dan Dünya Kupası ile dönen Maradona, 1986-1987 sezonunda 1960’lardan beri hedeflenen şampiyonluğa nihayet ulaşan Napoli’nin lideriydi. O sezon Scudetto için Juventus’la kapıştılar ve iki maçta da ‘Yaşlı Hanımefendi’yi mağlup etmeyi başarmıştı. 20 Kasım 1988’de Napoli’nin deplasmanda aldığı 5-3’lük galibiyet ise Maradona’nın yakın dönem röportajlarına kadar taşınacak destansı zaferlerden biri olacaktı…

Napoli, Maradona sonrası düşüşe geçti, Juventus ise Marcello Lippi ile 1990’lara da damga vuran bir takımdı. 1997-1998 sezonunda lig sonuncusu olarak küme düşerlerken, Juventus şampiyonluğunu ilan etmiş  ve Şampiyonlar Ligi finali oynamayı başarmıştı.

Napoli, birkaç yıl sonra tekrar Serie A’ya dönse de sadece bir sezon büyük sahnede kaldı ve 2001’de önce Serie B’yi dört yıl sonra da Serie C’yi boyladı. Güneylilerin hasretinin bittiği sezon, 2006-2007 olacaktı. Serie B ikincisi olarak Serie A terfisi aldıklarında, üstlerinde ‘Calciopoli’ nedeniyle düşürülen Juventus vardı. Rekabet orada da devam etmişti ve yenisi de yoldaydı…

Walter Mazzari, Mart 2009’da Napoli’nin başına geçtiğinde, şehir yeni bir vizyon kazanıyordu aslında. “Asansör olur muyuz?” tedirginliği yaşayan taraftarları, çılgın bir futbol izleyecekti. 3-5-2 ve 3-4-3 geçişli dizilişi ile takımını tırmanışa geçiren Mazzari; Cavani, Hamsik ve Lavezzi üçlüsünün başrolünde olduğu sistemiyle İtalya’nın en keyif veren takımlarından birini yaratmış ve kafasındakilerin zirveyi zorlamak için yeterli olduğunu kanıtlamıştı. Fakat daha da iyisini yapan bir takım vardı: Serie B’den el ele çıktıkları Juventus, 2011-2012 sezonunun sonunda, şampiyonluk zincirinin ilk halkasını oluşturmuştu…

Mazzari, son sezonu olan 2012-2013’te Napoli’yi ikinci yaptı, Cavani’yi bir dünya yıldızı kıvamına getirdi, Şampiyonlar Ligi gruplarından çıkmayı başardı ama Juventus’u geçemedi. Napoli, Mazzari sonrası Rafael Benitez ile duraklama dönemi yaşarken Juventus hep şampiyondu. Fakat bu iki sezonda Napoli, Juventus’a pek de rakip olamadı…

İmdada Empoli antrenörü Maurizio Sarri yetişecekti. Mazzari ile ‘keyif veren takım’ sıfatını alan Napoli’yi daha da keyiflendiren bir hale getirdi Sarri. Savunmada onaramadığı sıkıntılara rağmen hücumdaki pasa dayalı akıcı futbol yine Napoli’yi zirveye çıkardı. Özellikle 2014 Dünya Kupası’ndan sonra ‘bitti’ gözüyle bakılan Gonzalo Higuain’in hem gol miktarı hem de oyunundaki değişimde Sarri’nin payı büyüktü. Ama sonuç aynıydı: Juventus’un ardından ikinci oldular…

Sarri’nin ilk sezonu 2015-2016 sonunda Napoli-Juve maçlarında fitili yakacak bir Arjantinli vakası daha ortaya çıktı. Gonzalo Higuain, o yaz Juventus’a transfer oldu ve Napoli’de üç yıldır giyilen 9 numaralı formaların birçoğu yakılmaya başladı. Fakat ertesi sezon kazanan Higuain olacaktı. Juventus, yine şampiyon olurken, Güneyliler,  Arkadiusz Milik’in sakatlığı sonrasında ortaya çıkan ‘kısa forvet hattı’ Insigne-Mertens-Callejon’un gösterileri ile ‘keyif veren takım’ olmaya devam etti…

Bu sezonun, geride bıraktıklarımızdan bir farkı vardı. Cavani, Lavezzi ve Higuain gibi üst seviye performans gösteren yıldızlarını elinde tutamayan Napoli, 2017-2018 futbol yılı öncesinde bu ‘geleneğini’ bozdu ve özellikle hücum hattındaki bücürlerin dokunulmazlığını ilan etti. Sezona da önceki yıl form düşüklüğü yaşayan Jorginho ve Allan’ın tekrar form tutmasıyla çok iyi başlamışlardı. Sarri’nin ekibinde her şey iyi giderken Juventus, eleştiri topladığı bir transfer dönemi geçirmiş, defansın belkemiği Bonucci’yi kaybetmiş bir vaziyette sezona girmişti.

Her şey Napoli’nin lehine giderken neredeyse alternatifi olmayan sol bek Ghoulam’ın sakatlığı ile ilk darbeyi yediler sonra da Juventus’un akıl almaz performansı ile senaryo eski halini aldı. Juve, son üç puanını 19 Kasım’da Sampdoria karşısında kaybederken sadece üç kere beraberlikle sahadan ayrılmış ve 18 maç kazanmıştı. Napoli’nin ise dört beraberliği ve iki mağlubiyeti vardı. Aslına bakarsanız, normal şartlarda şampiyonluk için yeterli bir performanstı bu. Fakat 90 dakika içerisinde sık sık bocalasalar da Juve’yi Serie A topraklarında yenmek çok zordu.

3 Mart 2018’de Napoli, ‘resmi’ ezeli rakibi Roma’ya kendi sahasında mağlup olduğunda San Paolo tribünlerinde gözü yaşlı onlarca insan yansıdı ekranlara. Bu, kesinlikle “Kuzeye yenildik” hüznü değildi. Ligin bitimine 11 hafta kalmasına rağmen “Şampiyonluk gitti!” hissiyatı kaplamıştı taraftarından futbolcusunu… Takip eden altı maçın üçünde berabere kalmalarının nedenlerinden biri de bu mental çöküştü belki de. Fakat Juventus da SPAL ve Crotone gibi beklenmedik deplasmanlarda puan bırakarak bugünkü maçın önemini arttırdı ve ‘final’ havasına soktu.

Bugünkü maçtan Juventus galip ayrılırsa büyük ihtimal Serie A’da ‘Son’ yazısı çıkacak. Napoli için de kritik süreç burada başlayacak. Jorginho’nun Liverpool’a gideceği konuşulmaya başladı, dahası Sarri’nin de Napoli’den ayrılacağı yazılıp çiziliyor. Serie A’da Juventus’a rakip olabilen tek takım olan Napoli, 2018 yazında her şeyi baştan inşa etmeye başlayabilir. En zoru da taraftarın kırılan güvenini, psikoljisini diriltmek olacaktır…

Juventus’un kendi sahasında bugün yenilse bile liderliği sürecek ama Inter ile Roma gibi Şampiyonlar Ligi için kritik durumda olan iki takıma konuk olacaklar. Serie A şampiyonluğunu kaybetmeleri, Napoli’ye yenildikleri takdirde gayet olası bir durum. Burada da Juve ve başkan Agnelli’nin planlarında değişiklikler olacak mı, merak konusu olan bu. Prima Squadra belgeselinde ekranlara yansıyan konuşmasında lig şampiyonluğu ve Avrupa Kupası isteyen Andrea Agnelli, ikisini de kazanamadığı bir sezon sonunda neler yapacak? Bugünkü maç belki de Serie A’nın gidişatını değiştirecek, belki de her şey aynı kalacak. Ama sosyolojik ve coğrafi olarak derbi ya da rekabet statüsüne girmese de Napoli ile Juventus arasında oynanan ve gerek Arjantinlileri gerekse skorlarıyla birçok hikâyeye sahne olan maçlara bir yenisi eklenecek, bundan eminiz…

İlhan Özgen

İlhan Özgen
Marmara Üniversitesi'nden mezun oldu. 2013'ten beri spor medyasında çalışıyor. Futbol tarihi ile ilgileniyor. Socrates'te editör olarak görev yapıyor.

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN