Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

EURO 2016FutbolGeometri Bilmeyen Giremez

İzlanda - Macaristan maçı üzerine topolojik bir deneme...

Şu büyüklük meselesi ne sıkıcı bir tartışma. Ekonomik kriz olsa, “Vay bu kadarcık ülkede kriz mi olur?” Bir sanatsal performans olsa, “El kadar ülke böyle insanlar mı yetiştirir?” Bir futbol performansı olsa, “400 bin kişiden 11 mi çıkar kardeşim?” lafları alır yürür. Astronomide Plüton, coğrafyada İzlanda, ne çektiler yahu… Björk olmasa, neredeyse belde statüsüne indirilecek belediye muamelesi göreceklerdi. Halbuki, meselenin ebatla, hacimle bir alakası yok. “75 milyonun 11 formaya sığması” ile ‘400 binin 11 formaya sığması’ arasında matematiksel bir ilişki kurmak mümkün, ama bildik matematiğin de biraz ötesine geçerek: “Geometrik cisimlerin nitel özelliklerini ve bağıl konumlarını, biçimlerinden ve büyüklüklerinden ayrı olarak ele alıp inceleyen geometri dalı.” İşte buna topoloji deniyor. Lisans eğitiminde okuduğum için biliyorum, kolay derslerden biri değildi zira. Neyse, konu İzlanda olunca, o kadar güzel anlatıyor ki mevzuyu…

İçimizdeki matematik aşkını sabitleyerek devam edelim. Yaşı müsait olanlar hatırlar, vaktinde grup elemeleri maçında Sigfried Held yönetimindeki İzlanda ile karşılaşmış ve yine mağdur olmuştuk. Peşi sıra da, bu başarısızlığı son derece ‘anlamlı’ bir şekilde izah etmiştik, farkında olmadan tabi: “Sütçülere, postacılara, balıkçılara yenildik.” Şimdi de bir sinemacı ve müzisyen olan kalecisine, diş doktoru olan hocasına (ki diş doktorluğunu futboldan daha çok sevdiğini de ifade etmekte sakınca görmüyor) temas edince şaşırıyoruz. Halbuki Menotti’nin kelamı her daim aklımızda asılı: “Sadece futboldan anlayan, aslında futboldan da anlamaz.” Devam ediyoruz: “Geometri bilmeyen giremez!” Mevzunun futbol tarafına, yani İzlanda futbol akademisine dair malumat, yine bu sitede yayımlanmış olan İnan Özdemir’in yazısından edinilebilir. Tekrara hacet yok. Bizim derdimiz topolojik İzlanda; yani ‘geometrik cisimleri biçim ve büyüklüklerinden ayrı olarak ele almak.’

Sütçülükte bir araz yok. Hele benim açımdan balıkçılıkta da. Hem top oynadım hem balık tuttum. İkisinden de keyif aldım çünkü para kazanmadım. “Efendimiz acemilik” zira. Aslolan yaptığın işi severek ve hakkını vererek yapmak. İlle bir “gaz unsuru” arayacaksan da bunu, hayali bir kurguda değil, gerçek bir mutluluk ve dayanışma içinde aramak.

Özetle çocuklara spor yapmayı, (kaptan Aron Gunnarsson 17 yaşına kadar hentbol oynamış misal), sonra spor yaparken eğlenmeyi, yaptığının takım sporu olduğuna vakıf olarak, bunun en temel kaidelerini yerine getirmeyi ve hepsi kadar önemlisi de hayatta futbol kadar, aslında ondan daha önemli şeyler olacağını bilmeyi öğreten bir ülke kültüründen bahsediyoruz. Futbolu oynama şekillerine değil, daha ziyade futboldan anlamalarına hayret edilen bir ülkenin, çocuklarına verdiği futbol bilgisi bu işte. Nokta!

‘Ough’ seremonisi

Geometriyi biliyoruz ve seviyoruz, yetmiyor üstüne topolojiyi koyuyoruz. Bu nedenle akademi içinde dolanma serbestimiz var. Devam ediyoruz: İzlanda’yı tutmak için çok neden var. Tamam oyunlarında bir Latin bir Akdeniz esintisi yok. Ama o esintiler sırf Akdeniz’den, Latin Amerika’dan geliyor diye her daim güzel kokular taşıyacak diye bir şey de yok. İnsanı güzel yapan şeyler neyse, futbolu da güzel yapan şeyler aynı aslında. Madem Platon -pardon İzlanda- Akademisi’ndeyiz, o vakit Terentius eşliğinde takımın soyunma odasına gidiyoruz: “Ben bir insanım ve insana dair olan hiçbir şey bana yabancı değildir.” Odaya girdiğimizde, bir ego patlaması ile değil, aynı gücü eşit şekilde paylaşan iki hocayla karşılaşıyoruz.

Evet İzlanda’nın iki hocası var: Lars Lagerbäck ve Heimir Halgrimsson. İki dakika Lars Abi’nin yanına ilişiyoruz, bizi kırmıyor, mevzuyu özet geçiyor: “Her maç sonunda taraftarlarla taktik tartışıyoruz. Ve resmi açıklamadan yarım saat önce kadroyu yine onlara veriyoruz. Sağ olsun, şimdiye kadar biri bile bunu sosyal medyada paylaşmadı. Garip gelebilir, ama bu onların hakkı, bizi sürekli desteklemeye geliyorlar ve futbola dair pek ilginç bilgileri var. Neden faydalanmayayım!” Dayanışmacı, katılımcı ve yatay bir yönetim şekli; hem endüstriyel futbola hem bize ne kadar uzak… Soyunması odasını zor terk ediyoruz, zira az sonra maça çıkacaklar, çivi çakmanın alemi yok. Hem tribünler de son derece keyifli, izlemek şart.

lagerback

İzlanda’nın tribünlerdeki hali bile alay konusu. “Ülkenin yarısı ordaymış…” Bağıl konumu terk edip, arada ilerliyoruz. Tüm o Kuzeyli kasvetini delen enteresan bir huşu haline tanık oluyoruz. Belki de kupa başladığından beri, yapılan en ilgi çekici  tezahüratı, takımın sahadaki kurgusu gibi müthiş bir disiplin ve birliktelikle uyguluyorlar. Sanki kürekle bir viking gemisini yüzdürüyorlar. Gemi sahadaki takım, kürek taraftalar ve beraber, yükselen bir ritimle bir ses çıkarıyorlar (heyamola gibi). Buna ne denir bilmem. Hadi, kısa metraj taraftar seremonisi deyip çıkalım işin içinden. Misal Macarlar da onlardan yürüttüler ama beceremediler, bir şekilde olmadı. Zira orijinali de hemen peşi sıra geldi. Macar formunda düzenli ilerleyen bir ‘hey’ varken, İzlanda formunda gittikçe yükselen bir ‘ough’ var sanki. Nasıl anlatılır ki başka, hala izlemediyseniz izleyin.

Vicdani biçim ve boyut

Yazı uzadı. Ama şunu da eklemeden bitirmeyeyim. Zira kupaya katılan tüm takımların göçmen karnesini de ifşa etmek gerekiyor. Macarlara ısınamama halini nihayet çözdüm. Özellikle kale arkasında yer eden ve siyah tişörtler giyen Macar ‘Falanjistleri’. Zaten maçtan önce de olay çıkarmışlar. Aşırı sağcı Jobbik militanları gibiydiler (%20 küsur oy aldıklarını söyleyelim). Son derece itici ve sevimsiz tipler yani. Sonra aklıma, hani şu Macar sınırında dayak yiyen mülteciler ve tekmelere bir de benim katkım olsun diye katılan Macar televizyoncu kadın geliyor. Daha sonra ise yine aklıma, Avrupa Birliği’nin mültecilere karşı ne yapacağını şaşırdığı günlerde, İzlanda’dan çıkan bir mektup ve o mektuba cevap veren insancıklar geliyor. Yazar Bryndis Bjorgvinsdottir’in İzlanda hükümetine yazdığı açık mektup sonrasında, 11 bin İzlandalı evlerinde mültecileri konuk edeceğini taahhüt etmişti: 400 bin kişiden 11 bini…

Ve “Geometri bilmeyen giremez” tabelası altında İzlanda Akademisi’ni terk ediyorum; topolojik hülyalar eşliğinde: Sahi İzlanda kaç kişi?

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kesişen Yollar

Kesişen Yollar

1 gün önce
Gençliğime Mektup

Gençliğime Mektup

3 gün önce