Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolGeliyor (Gelmedi)

Hepimiz transfer dönemlerinde birilerini bekledik. Haberlerin kimi doğruydu, kimi yanlış… Peki suçlu kimdi? Coşkun Çelik, ülke futbol tarihinin sonu gelmeyen transfer haberlerini derledi.

“Geleceğim, bekle dedi, gitti..

Ben beklemedim, o da gelmedi. ”

Orhan Gencebay bir şarkısına “Siz Almina’yı tanıyor musunuz?” diye başlar ya hani… Ben de size “Siz Yavuz ile Gülizar’ı tanıyor musunuz?” diye sorayım… Hikâyenin ayrıntısını Murat Toklucu’nun Nurcihan’ın Çamaşırları ve Diğer Milli Meseleler kitabında okursunuz muhtemelen. Kitabı da hikâyeyi de benden duymuş olun önce…

Tarih 14 Haziran 1963… Hürriyet’te ‘Amerikalı kız Türk sevgilisiyle bir gecekonduda yaşıyor’ başlıklı habere göre, ABD’de üniversite eğitimi alan Yaşar Sönmez, Amerikalı sevgilisi Betty ile İstanbul’a gelir. Yaşar’ın ailesi, yabancı gelin istemediği için evliliğe karşı çıkar. Bizim Yaşar da kapıyı vurup çıkar. Betty ile Bebek sırtlarında küçük, ahşap kulübede yaşamaya başlarlar. Haberin fotoğrafında Yaşar kovboy şapkasıyla gitar çalar, Betty ise piknik tüpünde yemek pişirir. Kulübenin adı ise kupürde görüleceği üzere ‘Asparagas’tır. Ancak… Ertesi gün, gençlerin ikisinin de Türk, akraba ve isimlerinin Yaşar ile Betty değil de Yavuz ile Gülizar olduğu ortaya çıkar. Yaşadıkları söylenen kulübe ise hemen bitişikteki bir eve ait kömürlüktür. Basında ‘asparagas’ hikâyesi böyle başlar.

Ertesi gün, gençlerin ikisinin de Türk, akraba ve isimlerinin Yaşar ile Betty değil de Yavuz ile Gülizar olduğu ortaya çıkar.
Ertesi gün, gençlerin ikisinin de Türk, akraba ve isimlerinin Yaşar ile Betty değil de Yavuz ile Gülizar olduğu ortaya çıkar.

Bizim sektörde de asparagas denince transfer haberleri gelir akla. Kabul, çok güzel kurgular yazarız, komplo teorileri de üretiriz ama bazen öyle inanılmayacak kadar doğru haber düşer ki elimize, yazsak ona bile ‘asparagas’ derler.

Sadece spor sayfalarının yazarlarına ya da yazdıklarına kızmayın; ülkenin en çok satan gazetelerinden birinde genel yayın yönetmenliği yapan şahıs “Hayal satıyoruz” diyorsa elbette tüm sayfalarda okunan haberlere şüpheci yaklaşmakta fayda var. Ayrıca bir ricam var; sorun sadece spor değil, genel! Spor sayfaları veya spor gazetelerinin yazan ve okuyanlarını eğitim durumlarıyla sakın ha sakın kıyaslamayın. Nispeten kalburüstü sayılabilecek editör arkadaşlarımın da kurmaca haber yazdığını çok gördüm. Aynı gün içinde kapıdaki güvenlik görevlisinin de, iki üniversite bitirmiş CFO arkadaşımın da “Sneijder geliyor mu hakikaten?” diye sorduğunu da…

Başlayalım… 1995-96 sezonu öncesi Fenerbahçe Başkanı Ali Şen, Carlos Alberto Parreira’yı teknik adam olarak takımın başına getirdiğinde gazetelerin sarı-lacivertli sayfalarına Viola ismi düşmüştü. 1994 Dünya Kupası’nda Brezilya kadrosunda yer almıştı Viola. Sadece 15 dakika boy göstermişti. Birçok Brezilyalının ismi yazıldı Fenerbahçe için. O günlerde okuyucuydum ve Viola’yı da masa başında üretilenlerden biri sanmıştım. 2002-03 sezonunda aynı Viola, Gaziantep’in eski futbolcusu Osmair tarafından Gaziantepspor’a getirilmişti. Bu kez masa başındakilerden biri bendim. Çalışma arkadaşım Mert Aydın Şut dergisi için bir röportaj yapmış ve o söyleşide Viola, “Parreira beni Fenerbahçe’ye geldiğinde istemişti. Ancak Valencia’nın teklifi daha cazipti” demişti. Meğer sekiz yıl önceki o haber doğruymuş…

Bir başka örnek… 9-10 yaşlarımda Nejat Biyediç’in Fenerbahçe’ye gideceği haberlerini de çok okudum mesela. Ama hiç inanmadım. Ama bir gün röportajda bu haberleri sorduğumda şaşıran yine ben olmuştum: “Fenerbahçe beni istedi, gitmedim. Zaten sonra da Oğuz Çetin’i aldılar. Ben Fener’e gitsem Oğuz diye birisi olmazdı…”

Kupürlerle örneklendirmeye çalışacağım ama baştan bu işlerin nasıl olduğunu geçmişte dinlediklerimden, kendi yaşadıklarımdan da kısaca örneklendirmeye çalışayım, ‘yiğidi öldürmeden’… Kimileriniz kızacak biliyorum ama 1992-93 sezonundan bir örnek vereyim; Karl-Heinz Feldkamp’ın Galatasaray’la ligi domine ettiği zamanlarda onu Almanya günlerinde en çok zorlayan, yenen teknik adam Jörg Berger’in adı yazılmaz mı yani şimdi Fener’e? Yabancı bir teknik adam geliyorsa, onun ülkesinden de en önemli futbolcunun fotoğrafları basılmaz mı sayfalara? Kulüp muhabiriysen ve hakikaten sayfaları dolduracak haberin yoksa 3-5 muhabir birleşip doğru habermiş gibi geçmez misin gazeteye? Ya da yöneticiden sadece kısa bir bilgi aldıysan ve gazetene bir isim vermek zorundaysan tahmin hakkını kullanmak istemez misin? Arşivimde yer aldığı kadarıyla derlemeye çalıştım; yazmaya devam ediyorum; okumak isteyenleri arka sayfaya alalım…

Bahtiç olmayınca Galatasaray, Prekazi'ye yönelecek ve kulüp tarihinin en önemli yabancılarından biri İstanbul'a gelecekti..
Bahtic olmayınca Galatasaray, Prekazi’ye yönelecek ve kulüp tarihinin en önemli yabancılarından biri İstanbul’a gelecekti..

1985 yılının yaz ayları… Gazeteler eski gol kralı Hocic’in yakın arkadaşı Bahtic’in Galatasaray’a geleceğini yazıyor. Hatta Yugoslav oyuncu İstanbul’a ayak basıyor bile… Para konusunda anlaşamıyorlar. Yıllar evvel adı Fenerbahçe ile anılan Cevad Prekazi, Bahtic’in yerine alınıveriyor. Prekazi için o günlerde, “Salon futbolu oynuyor bu adam, iş yapmaz” bile deniyor. Velhasıl; sarı-kırmızılı kulüpte tarih yazacak bir ismin transferi Bahtic ile parasal konuda anlaşılamayınca gerçekleşiyor.

Yine 1985 yılı… Beşiktaş ile İspanyol forvet Santillana’nın isminin yan yana anıldığı günler… O dönemde Ankaragücü sürpriz bir transfer hamlesiyle ortaya çıkıyor. 1978 Dünya Kupası’nın yıldızlarından Mario Kempes’e teklif götürülüyor, Arjantinli kabul etmiyor. Başkent ekibinin bir yıl sonra Dünya Kupası’nda Almanya kadrosunda bulunacak Felix Magath’a meyli ise astronomik maliyet nedeniyle çabuk diniyor.

Bu kez haber bize ait değil, İtalyan basınından… Juventus formasıyla İtalya’da efsane olan, 1982’de İtalya ile kupa kaldıran, 1985-1987 arasını Inter’de geçiren Marco Tardelli, İtalyan basını tarafından Sarıyer’e yakıştırıldı. Üstelik habere göre; futbolcuya tesis ortaklığı, Rolls-Royce marka araç, villa, sekreter, iki yardımcı ve adına düzenlenecek turnuvaların geliri verilecekti. Sarıyer o yıl güçlü bir kadro kurdu ama Tardelli’yi alamadı. Oyuncu da İsviçre’ye, St.Gallen’e transfer oldu.

Şimdilerin yaşça büyük Beşiktaş taraftarı çok sever Fikret’i… Bir Yusuf veya bir Sergen değildi ama ‘klas topçu’ derlerdi onun için. Sarıyer transferi öncesi Fenerbahçe ile anılmıştı ismi…

Fenerbahçe, 1985 sonrası üç sezon zirvenin epey uzağında kalmıştı. 1988’de Tahsin Kaya, paraya acımayacağını açıklayınca gazeteler de bunu fırsat bildi. İşte Fenerbahçe’nin 1988-89 kadrosundan bazı isimler: Şampiyon Galatasaray’dan Uğur Tütüneker, Yusuf Altuntaş, Tanju ile gol krallığında yarışan Camataru, 1988 Avrupa Şampiyonası finalisti Sovyetlerin forveti Belanov…

Futbolun prensi, Zinedine Zidane’nın hayranı olduğu futbolcu… 1986 ve 1990’da ekranda Uruguay forması ile izlediğimiz Enzo Francescoli, spor sayfalarımıza Zico’nun jübilesi aracılığıyla taşınmıştı. Haberde Galatasaray’a “Evet” dedi, sonra Marsilya’ya gitti…

Mustafa Denizli ile yollarını ayıran Galatasaray, 1989’un yaz aylarında teknik adam arayışında… Başkan Alp Yalman’ın bulduğu isim, eski dost Tomislav Ivic. Ivic’in tek şartı ise Saffet Susic ve Hadzibegic’in transferi…

Liverpool efsanesi Ian Rush'ın adı da transfer dedikodularına karışmıştı...
Liverpool efsanesi Ian Rush’ın adı da transfer dedikodularına karışmıştı…

1989 yazı… Ünal’ın ismi Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray ile anılıyor. Beşiktaş Ünal’a ek olarak Ian Rush için zemin yokluyor, zira Ferdinand artık yok. Listede yerli isimlerden Kemal Yıldırım ve Vejle’nin santrforu Danimarkalı Elkjaer de var.

1990’ın Nisan ayı… Sayfalarda milli takımın başına getirilen Sepp Piontek etkisi görülmeye başlanıyor. Danimarka bir hafta sonra Türkiye ile özel maç yapacak. Tesadüf bu ya Galatasaray da Danimarka’nın genç isimlerinden Brian Laudrup ile görüşecek. Ancak Danimarkalı oyuncu Galatasaray’ı değil, Bayern Münih’i tercih edecek…

İkna haberlerinin öncülerinden… 1990 yılında Türkiye’de ilk kez bir takım Dünya Kupası’nda yer alan bir yabancı futbolcuyu kadrosuna katmıştı. O isim Iosif Rotariu’ydu. Ancak Galatasaraylı taraftarların aklında yer eden isim, 1988-89 Steaua Bükreş eşleşmesi nedeniyle Lacatus’tu. Rotariu’dan Lacatus’u ikna etmesi istendi, Lacatus ise arkadaşını dinlemeyip Fiorentina’nın yolunu tuttu.

Yine Ünal Karaman. Şahsımca futbolun Türkan Şoray’ı… 1990 yılı Mayıs ayında İstanbul’a gelen Ünal, Galatasaray ile anıldı bu kez. Ancak birkaç gün sonra onunla imza atacak kulüp Galatasaray değil, Trabzonspor olacaktı…

1989 ve 1990 yıllarının iki popüler ismi Belçikalı Enzo Scifo ile Rumen golcü Camataru…  Dönemin hocası Gordon Milne, Belçika ve Romanya’nın maçını izliyor, maç 2-2 bitiyor. Maçı gol atarak tamamlayan iki isim de Beşiktaş’a yâr olmuyor. Dört yıl sonra bu kez Fenerbahçe, Belçikalı Scifo’ya kanca atıyor hatta sponsor desteğiyle oyuncuyu alacağını duyuruyor ama transfer yine gerçekleşmiyor.

Alman 10 numara Bernd Schuster, Fenerbahçe'nin radarına takılmıştı. Tabii ki gazetelere göre...
Alman 10 numara Bernd Schuster, Fenerbahçe’nin radarına takılmıştı. Tabii ki gelen giden olmadı…

Fenerbahçe’de başkan Metin Aşık, 1990 yılı yaz aylarında ince eleyip sık dokuyor üçüncü yabancı hakkı için. Gündemdeki isimler iki Alman: Bernd Schuster ve ‘Küçük’ Rummenigge… O dönem için futbolcuların her birinin maliyeti 1.5 milyon Alman markı. Bernd Schuster Real’den Atletico’ya geçiş yapıyor, Michael Rummenigge ise Dortmund günlerine devam ediyor. Fenerbahçe de Galatasaray için Türkiye’ye gelen Fadıl Vokri’ye imza attırıyor.

1990 yılının sonlarında Fenerbahçe ile Galatasaray arasında müthiş bir Kosecki yarışı vardı. Polonyalı futbolcu Galatasaray’ı tercih etmişti. Kosecki’yi kaptıran Fenerbahçe, taraftarın gönlünü almak için rotayı Hollanda’ya çevirdi. Hedefte PSV ile sözleşmesi sona erecek Romario vardı. Transfer gerçekleşmedi. Romario ilerleyen günlerde, hatta bir de 1998 yılında Galatasaray’a yazıldı, ancak sadece Şampiyonlar Ligi’ndeki Barcelona-Galatasaray maçları için İstanbul uçağına bindi.

Yönetime göre 1988-89 sezonunda Avrupa kupalarında başarılı bir sezon geçiren Cevad Prekazi artık takımı boşlamaya başlamıştır. Kosecki sonrası Fenerbahçe’ye bir çalım da Steaua Bükreş’te nam salan, Kızılyıldız’da oynayan Miodrag Belodedici ile atmak isterler. 1990 yılında hem Beşiktaş hem Fenerbahçe için yazılan, 1997 yılına kadar da yazılmaya devam edilen Belodedici hiç gelmedi…

Valencia’ya gitti, Valladolid’e gitti, Meksika’ya bile gitti ama İstanbul’a gelmedi… Türk takımlarının kalbinde ukde olarak yer aldı.

1980 ve 1990’lı yıllarda şimdiye nazaran çok az maç izlediğimiz için hepsi zihnimizde çok yer aldı. Mesela tüm Türkiye’nin odaklandığı 1988-89 Monaco eşleşmeleri… Fofana ve Weah isimleri ezberlenmişti neredeyse. Etkisi de uzun sürmüş olacak ki 1990 yazında bile Beşiktaş’ın transfer listesinde Fofana ve Weah ikilisi var. Söyleyelim; Fofana bu manşetin yazılışından beş yıl sonra Suudi Arabistan’a geçerken Karşıyaka’ya uğradı, sadece yedi maç oynadı.

1991 yılının Haziran ayında kral Tanju Çolak zorla Fenerbahçe’ye yollanmış, Galatasaray harıl harıl golcü arayışına başlamıştı… Gazetelerde onlarca isim yazıldı o günlerde. Hugo Sanchez ve Ian Rush onlardan sadece ikisiydi.

Birçok gazete Ali Şen’in Jensen’e imza attıracağını yazıyordu. Beşiktaş’ın İngiliz hocası Gordon Milne, yönetime Jensen’in alınması için istekte bulunuyordu. Ancak aynı Jensen, 1992 Avrupa Şampiyonası finalinde Almanya’ya gol atınca rotayı değiştirdi, Türkiye yerine Arsenal’in yolunu tuttu.

1993 yılının Mayıs ayı; Metin Aşık dönemi sona eriyor, Fenerbahçe yeni başkanını seçiyordu… Ali Şen, o günlerde Galatasaray’ın Karl-Heinz Feldkamp ile yakaladığı başarılı grafiğe kafayı takmış olacak ki seçim kozu olarak Berger’i getirmeyi planlıyordu. Aynı habere göre; Schumacher yardımcı antrenör, kaleci hocası ise Galatasaray’ın eski file bekçisi Zoran Simovic olacaktı. Haberin içindeki futbolcu adayları ise şöyle: Guteyev, Serguev, Brehme, Buchwald, Matthaeus ve Ekstein.

 

 1993-94 sezonunda bu sayfayı yapan editörün hayali... Sonuç? 5'te 0.
1993-94 sezonunda bu sayfayı yapan editörün hayali… Sonuç? 5’te 0.

O zamanlar Twitter yok. Halkın nabzını tutmak için sokağa çıkmak gerek. Baskı saatleriydi, sayfanın görseli, çizimi, montajı uzun iş. Hâliyle iş biraz da kurguculuğa düşüyordu. O haberlerden biri… 1993-94 sezonunda bu sayfayı yapan editörün hayali; Hakan Tecimer gidecek, Bursa’dan Ersel gelecek, Semih’in yerine Brehme, Stoilov’un yerine Galatasaray’dan ayrılan Kosecki, Novak’ın yerine Moser, Gerson’un yerine Kubilay… Sonuç? 5’te 0.

Güven Sazak’ın 1993 yılında başkanlığa seçilmesinden sonra transfer bilançosu… İsmi yazılan 45 futbolcu, yapılan tek transfer Wagenhaus! Listede kimler yok ki? Kosecki, Belodedici, Ekström, Funkel, Wegmann, Gütschow, Stumpf, Götz, Thom, Demol, Neubart, Dubajic, Poschner, Khumalo, Van Ahlen, Eichman, Moser, Kubilay ve diğerleri…

1990 yılından itibaren spor sayfası okuyan futbolseverlerin ezberlediği bir futbolcuydu Detari. Çoğu zaman Tanju Çolak’la kıyaslanıyordu. Bir Fenerbahçe’ye, bir Galatasaray’a yazılıyordu. 1993’te sıra Galatasaray’daydı. Kubilay ile birlikte Galatasaray’a geleceği konuşuluyordu. Transferin son günlerinde gündemdeki diğer isimler ise şöyleydi: Belodedici, Abedi Pele, Rijkaard, Okocha, Thomas Haessler, Rudi Völler ve Antony Yeboah.

1993-94 sezonunda Galatasaray Şampiyonlar Ligi’nde yer almış ve grubundaki takımlar daha bir dikkatle izlenmişti. O isimlerden akılda kalanların başında Spartak Moskova’dan Onopko ile Nikiforov geliyordu. Monaco’dan Klinsmann ve Scifo da ara ara sayfalarda kendilerine yer buldular. O dönem ismi anılan Nikiforov’un ilerleyen süreçte İstanbul’a geldiğini ve Beşiktaş’la görüştüğünü; ancak anlaşma sağlanamadığını belirtelim.

Simovic’in jübilesi sonrası Hayrettin kaleye geçmiş, bir zaman sonra Galatasaraylı yöneticiler “Acaba Simovic’i geri mi çağırsak?” demişti… Galatasaray 1990’larda Claudio Taffarel gelinceye kadar Gintaras Stauce ve Brad Friedel’ın kısa süreli performansları dışında hep sorun yaşadı. 1994’ün yaz aylarında ismi anılanların başında ise Marco Pascolo, Thomas Ravelli, Otto Konrad, Sergio Goycochea ve Borislav Mihailov vardı.

1988 Avrupa Şampiyonası performansı sonrası gündemden hiç düşmedi. Bir ara Barış Manço bile Milano’ya gidip Ruud Gullit ve arkadaşlarıyla röportaj yaptı. Hollandalı oyuncu 1995 yılında Fenerbahçe’nin gündemine oyuncu olarak geldi. Teklif Gullit’in eşinden döndü. Hollandalı ilerleyen yıllarda bu kez 1999-00 sezonunda Rıdvan Dilmen’in yerine bir teknik adam ararken yönetimin karşısına çıktı. O günlerdeki diğer adaylar Antic, Susic, Parreira, Scala ve Hoddle’dı…

Literatürümüze yeni yeni “Eşi istemedi” cümlesinin girdiği yıllar… 1995’te Galatasaray henüz daha Souness ile anlaşmamışken hoca arayışlarını sürdürüyordu. Alp Yalman’ın listesindeki hoca adaylarından biri de Winfried Schaefer’di. Alman hoca, ilerleyen yıllarda sıkça duyacağımız cümlelerden birini söyledi: “Eşim Elbe ile görüşmek için sizden süre istiyorum.” Sarı-Kırmızılılar aynı günlerde eski aşkı Thomas Haessler’i de takip ediyordu ama oyuncunun yanıtı “Schaefer gelirse gelirim” şeklindeydi. Haessler ikna oldu, Schaefer kabul etti ama Elbe bir türlü İstanbul’a gelmek istemedi!

1995’te şampiyon olduktan sonra transfer mevsimini erken açan Beşiktaş, Ertuğrul Sağlam ile anlaştıktan sonra dümeni Almanya’ya kırmıştı. Teknik direktör Daum, Bruno Labbadia-Lars Bohinen-Dieter Eilts üçlüsü için gittiği Almanya’dan sadece Stefan Kuntz’u alarak geri dönmüştü. Ardından Fransa’ya geçen Daum, yöneticilere Fransa Milli Takımı’nın kaptanı Laurent Blanc için direktif verdi ama gazeteye fotoğrafı yanlış basılan Blanc, önce Auxerre’e, ardından da Barcelona’ya gitti…

 

Fenerbahçe'nin kabarık antrenör adayları listesinde van Gaal'in de ismi vardı.
Fenerbahçe’nin kabarık antrenör adayları listesinde van Gaal’in de ismi vardı.

1995’in transfer dönemi Ali Şen sayesinde oldukça renkli geçti. Tugay Kerimoğlu, Santos, Alen Boksic, Rocha, Julio Cesar, teknik direktörler Louis van Gaal, Franz Beckenbauer, Thomas Schaefer, Fatih Terim, Jörg Berger, Gordon Milne ve Johan Cruyff Fenerbahçe için yazılan isimlerden bazılarıydı. Gelenler ise teknik direktör Carlos Alberto Parreira, Elvir Bolic, Jes Högh ve Dalian Atkinson oldu.

Brian Steen Nielsen ve Jes Högh formülü tutunca, Fenerbahçe 1996 yazında da gözünü Danimarka’ya dikti. Torbadan Brian Laudrup, Mikkel Beck ve Claus Thomsen çıktı. Fenerbahçe taraftarı bir sonraki Danimarkalı oyuncunun gelişi için 19 yıl bekleyecekti.

EURO 96’da Galatasaray’ın gözü Portekiz ve Hırvatistan’daydı. Portekiz’deki iki Pinto’yu da gözüne kestiren Galatasaray, Folha için yoğun çaba sarf etti. Oyuncu şampiyona sonrası İstanbul’a gelecekti ama uçaktan inen isim Gheorghe Hagi oldu. Hagi’nin gelişi birçok Rumen futbolcunun Galatasaray ile anılmasına da neden olurken o günlerde “Hagi geldi, Stoichkov neden gelmesin” düşüncesi de Bulgar futbolcunun Galatasaray ile flörtüne yol açtı. Hırvat Asanovic ise uzun süre Galatasaray ve Trabzonspor’a yazılsa da transfer bir türlü gerçekleşmedi.

2000 yılı… Gazetelerde en çok Hırvat oyuncu Biscan’ın ismi geçiyordu. Gündeme gelen bir diğer isim de Chelsea’nin İtalyan forveti Zola’ydı. Başlığa bakmayın; Zola “Gelin beni alın” demiyor… Zola’nın gelebilmesi için önce Fenerbahçe’nin Chelsea’yi, Zola’nın da ailesini ikna etmesi gerekiyor.

Fenerbahçe, 2002 Dünya Kupası öncesi Ariel Ortega ile anlaşınca büyük sükse yapmıştı. Ortega yönetime “Almeyda’yı da alın” diyordu. İtalya ve Türkiye basını ise karşılıklı olarak 2002 yılı Mayıs ayından itibaren Batistuta’nın adını Fenerbahçe için yazıyordu. Mevzu iyice alevlendi. Fotomaç’tan Fatih Doğan, Batistuta ile özel röportaj yaparak “Geliyor musun?” diye sordu, “Hayır” yanıtını alınca konu kapandı.

2000’de Floransa’ya yol alan Fatih Terim, Türk futbol izleyicisine Fiorentina’nın maçlarını izletir oldu. Di Livio, Toldo, Rui Costa, Chiesa, Nuno Gomes, Bressan ve diğerleri… Haberlere göre Milano aktarmalı yeniden Galatasaray’a gelen Fatih Terim’in listesinde hep Çizme’den isimler vardı. İtalyan basını Batistuta’yı Galatasaray’a öneriyor, Chisea ve Nuno Gomes ile birlikte Piacenza’dan Hübner de Galatasaray’a geliyordu. Ancak gelmediler…

Bu görseli daha önce de kullanmıştım, yeri geldi tekrarlıyorum. Alt kısımda Crespo hayranlarına imza dağıtıyor, Roberto Carlos efsane Maradona ile fotoğraf çektiriyor, gazeteci Gökmen Özdemir ise 2006 Dünya Kupası’nda Campbell ile röportaj sonrası poz veriyor. Dünya Kupası’nda Arjantin, Brezilya ve İngiltere kamplarında olduklarını iddia eden Fotospor çalışanları ise kupürün üst kısmında… Fotoşopa rağmen bir tahmin doğru çıkıyor, Roberto Carlos Fenerbahçe’ye geliyor.

Robert Pires, yakın zamanda adı Kily Gonzalez ile birlikte en çok anılan isimlerden… 2005 yılında transfer mevsimine damga vurdu. Ajanslar ve dönemin Galatasaray başkanı Özhan Canaydın, taraftarına transferin bittiğini müjdeledi. Yıllar sonra borsaya bildirilip gelmeyen Forlan, Reyes ve Shaqiri gibi oyuncuların öncüsü oldu. Yazarlar Pires hakkında yazılar yazdı. Fransız oyuncunun uçağa bindiğini söyleyen yöneticiler bile vardı. Ancak o uçak hiç inmedi.

Bu yazı, ilk olarak Socrates’in Ağustos 2015 sayısında yayımlanmıştır. Bütün sayılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler