Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolToprak SahaGece Güzeli

Polonyalı Zbigniew Boniek ile Juventus aynı dönemde yükselişe geçti. Yollar kesiştiğinde ise zirveyi gördüler. ‘Gece Güzeli’ masalı işte böyle başladı…

1960’lı yıllar Milan ve Inter’in Avrupa’daki yükselişine sahne olmuştu. 1970’e girildiğinde, ülkenin diğer büyüğü Juventus’un müzesinde henüz bir Avrupa Kupası yoktu. Kulübün sahibi Agnelli Ailesi, 1971’de efsane futbolcuları Gianpiero Boniperti’yi yeni başkan olarak belirledi. İki plan vardı yeni başkanın kafasında; genç İtalyan yetenekleri takımda toplamak ve Avrupa’da başarılı olmak…

Juventus, beş senede üç Scudetto kazandı ama Avrupa kesesi hâlâ boştu. Bu süreçte Boniperti-Agnelli ortaklığı Avrupa rüyasını hayata geçirememişti ama diğer plan tıkır tıkır işlemişti. Gaetano Scirea, Marco Tardelli, Antonio Cabrini ve Claudio Gentile gibi genç; Romeo Benetti ile Dino Zoff gibi tecrübeli isimler kadroya dâhil edilmişti. 1976’da bu sefer hamle sırası Boniperti’deydi. Anahtarlar, genç antrenör Giovanni Trapattoni’ye teslim edildi. O da kendinden bekleneni yaptı ve ilk sezonunda hem ligi hem de UEFA Kupası’nı kazandı. Juventus, İtalya’da hâkimiyeti eline almış, Avrupa’da da kafasını nihayet topraktan çıkartmıştı. Öyle ki İtalya Milli Takımı, 1978 Dünya Kupası’nı dördüncü sırada tamamlarken 11’inde tam dokuz Juventus futbolcusu yer alacaktı…

Juventus için Yaratılmışsın”

Polonya, 1978 Dünya Kupası’na son kupanın üçüncüsü olarak gitmişti. İlk maçlarında Batı Almanya ile berabere kaldılar, ikinci maçlarında ise Tunus’u yendiler. Antrenör Jacek Gmoch için işler hiç fena gitmiyordu ama kulübede bekleyen genç bir futbolcunun morali berbattı. Meksika ile oynayacakları grubun son maçından önce, Gmoch genç oyuncusunu karşısına aldı ve şunları söyledi: “Bak, seni oynatmam için çok baskı yapıyorlar. Seni kenarda tutarak hata yaptığımı söylüyorlar ama haklı olduğumu düşünüyorum. Sahaya çık da kimin haklı olduğunu görelim.” 22 yaşındaki Zbigniew Boniek,  18 numaralı formasıyla sahaya çıktı ve iki gol atarak Polonya’yı lider durumda üst tura taşıdı. 1978 Dünya Kupası’nda Arjantin mutlu sona ulaşsa da İtalya’nın gençleri ile birlikte dikkatleri çeken bir diğer isim de Boniek olmuştu…

Juventus, genç hücumcuyu bir sene sonra gözüne kestirecekti. 25 Haziran 1979’da son dünya şampiyonu Arjantin ile Dünya Karması karşı karşıya geliyordu. Dünya Karması’nın başında İtalya Milli Takımı’nın antrenörü Enzo Bearzot, sahada dört Juventus’lu vardı. Bearzot’un karmaya dâhil ettiği isimler arasında yer alanlardan biri de Boniek’ti. Zico-Maradona düellosuna dönüşen maçı Dünya Karması 2-1 kazanırken Juventus Başkanı Boniperti, televizyonun başındaydı. Maç bitiminde Polonyalıya mesajını göndermişti: “Juventus için yaratılmışsın!”

1980-1981 sezonunda İtalya’daki yabancı futbolcu yasağının kalkması, genç Boniek’i heyecanlandırmıştı. Boniperti’nin bir yıl önce söyledikleri, Juventus’a transferinin teminatı sayılırdı. Fakat Juventus, seçimini Arsenal’in oyun kurucusu, İrlandalı Liam Brady’den yana kullandı. Hayal kırıklığına uğrayan Boniek’in yolu, yine de o sezon Juventus’la kesişecekti. UEFA Kupası ikinci turundaki Widzew Lodz-Juventus eşleşmesinin galibini seri penaltı atışlarını belirledi ve Lodz’un dördüncü penaltısını gole çeviren Boniek, takımını bir üst tura çıkardı. Fakat Juventus, Brady’nin yetenekleriyle ligi şampiyon kapadı ve Boniperti’nin Boniek pişmanlığını düşünecek zaman kalmadı.

Vatikan-FIAT Hattı

Juventus, 1980’lere de şampiyonlukla girmişti ama Şampiyon Kulüpler Kupası’na bir kez daha erken mendil salladı. Kulübün sahibi Agnelli Ailesi’nin en karizmatik üyesi Gianni Agnelli, başkan Boniperti ile kafa kafaya verdi, Kupa 1’de zafer için planı yaptı. Ertesi sezon ikiye çıkacak yabancı sayısı için ilk adımı atmak adına Fransa’ya uçtular ve Michel Platini’yi İngiliz kulüplerinin elinden kaptılar. İkinci adım için rota Varşova’ydı. Vardıklarında, Roma Başkanı Dino Viola’nın Boniek’le her konuda anlaştığı iddia ediliyordu. İki kulüp yöneticileri aynı otelde kaldılar, aynı gün Polonya Spor Bakanı ile görüştüler. Odadan mutlu çıkan, Gianni Agnelli idi. Zbigniew Boniek, 30 Nisan 1982 günü Juventus ile kontrat imzaladı. 1979’daki Dünya Karması maçında oda arkadaşı olduğu Michel Platini ile aynı forma altında bir kez daha buluşmuştu.

Lâkin transferde kafaları kurcalayan bir soru vardı; Boniek, henüz 26 yaşındaydı. Polonyalı bir futbolcunun, yurt dışında oynayabilmek için 28 yaşını doldurması gerekiyordu. İlk dedikodu, Polonyalı Papa’nın devreye sokulduğu yönündeydi. İkincisi ise Agnelli’nin Polonya’da FIAT fabrikası sözü verdiği… Boniek, yıllar sonra verdiği bir röportajda iki tevatüre de yanıt vermişti: “Viola, transfer ücretini üç taksitle ödemek istedi. Spor bakanı, bunu kabul etmedi. Agnelli nakit ödeyince Juventus’a gittim.” Papa mevzusuna ise dolaylı yoldan ince mesaj verdi: “Papa ile görüştüğümüz bir gün kendisinden takımım için dua etmesini istedim. Bana, ‘Tanrı’nın futbola dair yapabileceği bir şey yoktur!’ dedi.”

Juventus, 16 Mayıs 1982’de Catanzaro karşısına çıktığında gelecek sezon planları hazırdı ama şampiyonluk elden kaçabilirdi. Bitime 15 dakika kala sahneye çıkan Liam Brady, penaltıdan attığı golle 20. şampiyonluğu getiriyordu. Takımdan ayrılması bir ay önceden kesinleşen İrlandalının bu kahramanca hareketi, ilerleyen yıllara kadar uzanacak bir masala dönüşürken, uğruna Brady’nin feda edildiği Boniek’in üzerindeki baskı da hissedilmeye başlamıştı…

İtalya Milli Takımı, o yaz Dünya Kupası’na gittiğinde kadro yine Juventus ağırlıklıydı. Kupayı kaldırdıklarında, 11’lerinde altı siyah-beyazlı topçu vardı. Kupanın diğer etkileyici yıldızları da; yarı finali gören Fransa ve Polonya’nın ‘jönleri’ Platini ile Boniek’ti. Turnuva sonunda en çok mutlu olanlar; Agnelli, Boniperti ve Trapattoni üçlüsüydü kuşkusuz…

Boniek, kısa bir tatil sonrasında Torino’ya indi ve Juventus ile ilk antrenmanına çıktı. Kendi deyişiyle soyunma odasına girdiğinde bütün şampiyonlar oradaydı. Takımın kaptanı, 40’lık Zoff’un yanına yaklaştı ve sordu: “Siz diye mi hitap etmeliyim, sen diye mi?” Zoff’un yüzündeki tebessüm, Boniek için işlerin yolunda gideceğinin habercisi gibiydi…

Boniek, Juventus hücumlarında başroldeydi. Platini’nin gollerindeki baş döndüren verkaçlarda çoğunlukla Polonyalının imzası vardı.

“Bu da Gece Güzeli”

Juventus’a imza atmadan birkaç gün evvel Onze dergisinde yayımlanan röportajında “İyi bir antrenör, oyuncularının kapasiteleri dahilinde bir taktik geliştirmelidir” diyen Boniek, kendini tam da istediği ortamın içinde buldu. Trapattoni, elindeki hücum güçleri; Roberto Bettega, Paolo Rossi, Platini ve Boniek’i bir arada sahada tutabilmek adına, savunma futbolundan ödün vermişti. Sol bek Cabrini, libero Scirea ve orta sahanın yerinde durmayan ismi Tardelli ile birlikte Juventus hücumları akışkan bir hâl aldı. Bettega ve Rossi, klasik birer İtalyan santrforu değillerdi. Saha içinde daima gezinen ikili, Boniek’e ve Platini’ye boş alanlar yaratıyordu. Boniek, kontrataklarda hızıyla; set oyunlarında ise futbol bilgisiyle her zaman başroldeydi. Platini’nin gollerindeki baş döndüren verkaçlarda çoğunlukla Polonyalının imzası vardı.

Ligde şampiyonluğu Roma’ya kaptırdılar ama Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yenilgi yüzü görmeden finale ulaştılar. Özellikle çeyrek finalde son şampiyon Aston Villa’ya karşı İngiltere’de oynadıkları maçta Boniek’in galibiyeti getiren golü, Platini-Boniek ortaklığının en iyi örneğiydi. Platini topu aldı, defansın tam göbeğine koşu yapan Boniek’i gördü ve o da işi bitirdi. Juventus finale çıkmıştı çıkmasına ama Torino’ya bir kez daha kupasız inecekti. Bu seferki engel Hamburg’du. Juventus, flaş transferler yaptığı sezonda sadece İtalya Kupası’nı kazanabilmişti.

1983-1984 sezonunun başında Zoff ve Bettega futbolu bıraksa da Juventus bekleneni vermeye başladı. Hem ligi hem de Kupa Galipleri Kupası’nı kazanarak kulüp müzesindeki bir eksiği daha tamamladılar. Geneli gündüz saatlerinde oynanan lig maçlarında sahneyi Platini’ye bırakan Boniek, Avrupa’daki gece maçlarında başrolü üstlendi. Neredeyse her turda önemli goller attı. En kritikleri; yarı finalde Manchester United ve finalde Porto ağlarına gönderdikleriydi. Ertesi sezon da Süper Kupa maçında Liverpool’u yıkan iki gol ondan geldi. ‘Avukat’ Gianni Agnelli, yıldızı için lakabı hazırlamıştı…

Kissinger’a futbolcularını tanıtmaya başlayan Agnelli, sıra Boniek’e geldiğinde şöyle dedi: “Bu da Gece Güzeli, hep gece maçlarında iyi oynuyor.”

Juventus, bir etkinlik için New York’a uçmuş ve ABD siyasetinin ‘kirli’ adamı, Agnelli’nin ahbabı Henry Kissinger’ın karşısına çıkmıştı. Agnelli, Kissinger’a futbolcularını tanıtmaya başladı. İlk sırada, bir bakıma aşık olduğu Michel Platini vardı. Catherine Deneuve’den dem vurarak, “Bu, Gündüz Güzeli” dedi. Sıra Boniek’e geldi: “Bu da Gece Güzeli, hep gece maçlarında iyi oynuyor.”

Agnelli’nin ‘güzelleri’, 1984-1985 sezonunda nihayet patronun istediği mutlu sonu hazırladı. Yine de kulüp tarihinin en büyük utançlarından birine mani olamadılar. Bir kez daha Şampiyon Kulüpler Kupası finaline yükselen Juventus 29 Mayıs 1985’te Heysel Stadı’nda Liverpool karşısına çıktığında, maç öncesinde yaşanan olaylar nedeniyle moraller altüsttü. Boniek yıllar sonra, “Kimse sahaya çıkmak istemedi. Zorla oynatıldık” diyecekti. Düdük çaldı, maç başladı. Neredeyse sahada hiçbir hareket yoktu. İkinci yarının başında, Boniek klasik deparlarından birini attı, ceza sahasına girmeden düşürüldü… Maçın hakemi penaltı noktasını gösterdiğinde, birçokları Juventus’a kupanın verilmesi için uğraşıldığını düşünüyordu. Michel Platini, topa geldi ve Juventus’a ilk Kupa 1 zaferini getiren golü attı. Takım maç sonunda direkt Bari’ye uçarken, ölü sayısından futbolcuların haberi yoktu. Boniek, gerçeği pilot ile kahvesini yudumlarken öğrendi: 39 ölü. Bugünlerde o geceyi şöyle hatırlıyor Zibi: “İngilizlere değil kendime karşı oynamıştım. Kariyer gecem, cenaze törenine dönüştü.”

Romanista

Boniek, o sezon Juventus’tan ayrıldı. Yıldızı Falcao’yu kaybeden Roma Başkanı Viola, Boniek’in kapısını bir kez daha çaldı ve Zibi’yi başkente getirdi. Cerezo, Carlo Ancelotti, Bruno Conti ve ‘Beraber oynadığım en iyi forvet’ dediği Roberto Pruzzo ile önemli maçlara imza atsa da şampiyonluğa ulaşamadı. İşin ilginç tarafı, Juventus’a karşı oynadığı maçlarda bir türlü gol bulamamasıydı. En dramatik ‘Juve bahtsızlığı’ ise 11 Ekim 1987’de yaşandı…

Juventus günlerinde Boniek, Agnelli’nin sabahın altısında arayıp durum değerlendirmesi aldığı ‘Altılar Kulübü’ne üyeydi. Sağlam ilişkileri, Roma döneminde de devam etti. 11 Ekim’deki maçtan önce Torino’da buluştular ve Agnelli, kendine has cümleleri ağzından çıkardı: “Roma’da attığın goller meslek icabı. Juventus’takiler ise aldığın keyfin sonucuydu. Bugün de gol atmana mani olacağız.” Maç başladı ve durum 0-0’ken Roma bir penaltı kazandı. Topun başına geçen Boniek, kaleci Stefano Tacconi’nin soluna doğru vuruşunu yaptı. Fakat önce Tacconi, sonra da direk gole izin vermedi. Juventus 1-0 kazanırken, Agnelli de 90 dakika sonrasında teselli için Gece Güzeli’nin yanındaydı: “Üzülme, Tacconi çok iyiydi!”

Boniek’in hedefinde, UEFA Başkanlığı’nın olduğu da perde arkasında konuşulanlar arasında. Bütün bu adımları, eski takım arkadaşı Michel Platini’yi anımsatmıyor değil.

Platini’nin İzinden

Boniek, yeşil saha macerası sonrasında başarısız bir antrenörlük deneyimi yaşadı. Neyse ki işin ona göre olmadığını anladı ve yönetici olarak futbolun içinde kalmaya karar verdi. 2012 yılında Polonya Futbol Federasyonu Başkanı seçildi. Hedefinde, UEFA Başkanlığı’nın olduğu da perde arkasında konuşulanlar arasında. Bütün bu adımları, eski takım arkadaşı Michel Platini’yi anımsatmıyor değil. İtalyan topraklarında bıraktığı etki ise devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Brera Ödülleri öncesinde basının sorularını cevaplayan Trapattoni, Dybala ile ilgili düşünceleri sorulduğunda şunları söyledi: “Dybala mı? Bana biraz Boniek’i hatırlatıyor. O da takımı öne taşıyan bir futbolcuydu. Dybala’ya göre fiziksel özellikleri daha ön plandaydı ama Dybala gibi topu aldığında üç dört kişinin arasına girerdi ve kimse topu ondan alamazdı.” Boniek’in Agnelli ile ilişkisi ise Avukat’ın 2003’teki vefatına kadar devam etti. Agnelli, bir televizyon programında ‘Gece Güzeli’nin onun için ne ifade ettiğini gayet iyi anlatıyordu:

“Harika futbolcu ve ülkesinin karakteristik özelliklerini taşıyan biriydi. Bu özellikler ne miydi? Söyleyeceklerini savaşın başında söylerdi. Yalnızca Polonyalılar ve Finlandiyalılar, at arabalarıyla Alman tanklarının karşısına çıkar. Ama Polonyalılar kazanacaklarına inanmıştır. İşte Boniek böyle bir yapıya sahipti.”

Bu yazı, ilk olarak Socrates’in Mart 2017 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Bütün sayılarımıza, buradan ulaşabilirsiniz. 

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Süper Lig Treni

Süper Lig Treni

5 gün önce
Futbolun Yeni Çağı

Futbolun Yeni Çağı

3 hafta önce