Üç Maymun: Futbol ve Doping

Dünya Kupası hepimizi heyecanlandırmaya devam ediyor. Öte yandan saha dışında, eski bir tartışma konusu yeniden gün yüzüne çıktı: Doping.

1 Temmuz 2018

Bu yazının orijinali Musa Okwonga imzasıyla The New York Times’da yayımlanmıştır.


Fast-food’da tavuk parçalarını tüketenler gibi, futbol taraftarları da eğlencenin bu sektörde nasıl hazırlandığını bilseler, daha az rahat hissedebilirler.

Dünya Kupası hepimizi heyecanlandırmaya devam ediyor. İngiltere, Almanya, Belçika ve Kolombiya’nın galibiyetleriyle beraber, bol akisyonlu bir maç sonunda puanları paylaşan Japonya ve Senegal, başrolleri paylaştılar. Öte yandan saha dışında, eski bir tartışma konusu yeniden gün yüzüne çıktı: doping.

İngiliz gazetesi The Mail on Sunday, hafta sonunda ilginç bir makale yayımladı. Sakatlığı sebebiyle milli takımının kadrosundan çıkarılan Rus oyuncu Ruslan Kambolov’un 18 ay önce performans artırıcı ilaçlarla alakalı testlerinde pozitif sonuca rastlandı. Ve makaleye göre, durum daha da içler acısı: Rus yetkililer ve FIFA, bu bilgiyi gizlemişlerdi.

FIFA, gazetede çıkan bu iddiaları anında yalanladı; “herhangi bir futbolcunun antidoping kurallarını çiğnediğine dair kanıtların yetersiz olduğunu” belirtti. Aslında, bunun çok da bir önemi yok. FIFA’nın inkârından öncesinde bile, hikâye beklenen yankıyı yaratmadı. Bugünlerde  dopingle alakalı haberlere, taraftarlar sadece omuz silkiyor ve bu haberleri umursamıyorlar.

Peki neden? İlk olarak; ilaç kullanımı futbolda yeni görülen bir şey değil. 1970’lerde Ajax ve Hollanda milli takımı formalarını giymiş Johnny Rep, 2013’teki bir röportajında maçlar öncesinde amfetamin kullanımının oldukça yaygın olduğunu belirtmişti. Daha da günümüze gelirsek, bazı İspanyol futbolcuların kendi performanslarını artırmak için yapay bir şekilde oksijenlenmiş kan aldıklarına dair suçlamalar vardı. FIFA’da zamanında belli futbolcuları ilaç kullanımından dolayı Dünya Kupası’na katılmaktan men etmişti: 1978’de İskoç Willie Johnston ve elbette en bilineni; 1994’te Arjantinli Diego Maradona.

Bunlardan ve son yıllarda profesyonel sporların çoğundan art arda gelen doping haberlerinden dolayı çoğu izleyici artık bu konudaki tepki ve sinir doygunluğuna ulaşmış olabilir. Belli bir noktada, dopingin artık elit sporların kaçınılmaz bir parçası haline geldiğini belki de kabul etmiş olabiliriz.

Bu sonuca ulaşmak o kadar da zor değil. Elit sporlardan birisi olan futbol ihtişamlı ve bir o kadar da rekabetçi; sürekli hızlanan bir spor dalı. Başarıya ulaşmak için gereken marjinler gittikçe küçülüyor. Amit Katwala, bu durumu şöyle örneklendirmişti: “2006’daki Almanya, Dünya Kupası’nı üçüncü sırada bitirdiğinde, oyuncular bir pas için ortalama 2.9 saniye zaman harcıyorlardı. 2014’teki Almanya, Dünya Kupası’nı kazanırken ise bu süre sadece 0.9 saniyeydi.”  Diğer bir deyişle, üst seviyelerde oynayan futbolcular, topu kaptırmadan pas vermek için artık daha da az zamana sahipler.

Dahası, her takımın oynaması gereken maç sayılarına kabaca bakıldığında futbolcuların dayanıklılıklarından büyük derecede bir götürü var. Her küçük avantaj sayılıyor;  akıl ermeyecek miktarda paralar ve prestij söz konusu. Kondisyonu yapay olarak artırmak gibi haksız ve kuralsız avantajlar elde etmeye çalışmak, tüm faktörleri ve yaratılan baskıyı düşününce o kadar da sürpriz değil; bu baskıyı kaldıramayacağınız zamanlar olabiliyor.

Tüm bunlara rağmen konu dopinge geldiğinde futbol dünyası ve taraftarlar, “Sorma, anlatmayayım” formülünü uygulamaya devam ediyorlar. Fast-food zincirlerindeki leziz tavuk parçalarını tüketen insanlar gibi, yemeğimizin nasıl hazırlandığını öğrendiğimizde daha az rahat hissedebiliriz.

Otoritelerin bu konuya daha pragmatik açıdan baktığı zamanlar gelebilir; dopingin bu oyunun göz ardı edilemeyecek düzeyde parçası haline geldiğinin kabulü ve dopingi tamamen yasaklamak yerine kullanılışının bir düzene sokulması gibi.  Öte yandan, o zaman gelene kadar, bu güzel oyunun etrafındaki masumiyet perdesini korumamız gerekebilir, her ne kadar belli yerlerden o perde açılmaya devam etse bile.

İşte bu mutlu düşünceyle, maçı izlemek için hazırlanmaya gitmeliyim. Geçtiğimiz hafta, özellikle de kıta tarihini göz önüne alınca, bir Afrika takımının Dünya Kupası’nda başarılı olmasını görme isteğimi kaleme almıştım. O zamandan beri, Senegal beni oldukça etkiledi. Ve bu akşamüstü, son birkaç günde yeniden diriliyor gibi gözüken Nijerya, Arjantin ile karşılacak. Bu maç, Arjantin’in bir üst tura çıkmak için son şansı. Nijerya’ya şans diliyor olacağım.

Çeviri: Gökhan Önder Aksu

Socrates

Socrates

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN