Futbol Sanattır

Socrates'in 2010 yazında yaptığı söyleşi...

3 Mayıs 2017

Brazilian footballer Socrates (Socrates Brasileiro Sampaio de Souza Vieira de Oliveira, 1954 - 2011) during a World Cup group stage match against Spain at Estadio Jalisco, Guadalajara, Mexico, 1st June 1986. Brazil Won 1-0. (Photo by David Cannon/Getty Images)

Socrates, yeşil saha kariyerinde, futbolun zarif yönünü temsil etti. Şutları, topuk pasları ve zarif top hakimiyeti, izleyenleri büyülemek için yeterliydi. Bunların yanında hayata bakışı ve sigara ile içkiye olan tutkusu da onu farklı kılıyordu…

Daniel Devlin de Socrates’in ilham verdiği isimlerdendi. İngiliz sanatçı, 2010 Temmuz’unda Socrates ile ilginç bir söyleşiye imza attı. Sanat ve futbol bağlantısı ön plandaydı ama söyleşi başlamadan oluşan sessizlik, yudumlanan biralar ve yakılan sigaralar da dikkat çekiyordu. İşte, ‘In Conversation with Socrates’ adıyla yayınlanan o röportaj:

Şu sıralar sıklıkla güzelliğin futboldaki yeriyle ilgili düşünüyorum. Birçok insan takımların oynadığı oyunu güzel ya da çirkin diye sınıflandırıyor. Futboldaki güzelliği nasıl tanımlayabiliriz?

Futbolun dansla yakın ilişkisi olduğunu düşünürüm. Kareografiler var. Tabii prova edilmiş değiller ama teoride böyle. Fiziksel ifadeye dayalılar. Bu durum, oyunun kendisinden daha ilginç bence. Ve futbol, oyun olarak, mücadele olarak, ilginç bir özelliğe sahip. Muhtemelen, kötü olan takımın kazanbileceği tek spor. Çirkin galibiyetin, güzelliğin üzerinde olması… Büyüleyici…

Belki resimle de kıyaslayabiliriz futbolu? Bazen çok güzel bir fırça darbesi, ortamın dekorasyonuyla buluşunca utanç verici görünebilir…

Bu, sanatı kimin ifade ettiğine bağlı. Bilmiyorum, futbolu sanat olarak görüyorum. Bugün, birçok insan futbolu bir yarışma, bir meydan okuma, iki zıt kutbun savaşı olarak görüyor. Ama başlangışta sanatın harika bir parçasıydı. Bir grup ressamın, aynı stüdyoda toplanıp, aynı şeyi yapmaya çalışması gibi. Bazıları farklı bir yeteneğiyle dikkat çekiyor, diğerleri daha farklı yetenekleriyle… Fakat sonuçta sanat adına bir şey ortaya çıkıyor. Temelde taraftarlar, baştan çıkarılıyor. Bunun, futbolun bir sanat olmasıyla, fiziksel ifade durumuyla ilgisi var. Bu, oyunun bir parçası. Futbolun karakteristik yönlerinden biri de demokratik ifadesi. Her türlü kabiliyet ya da kabiliyetsizlik için alanlara sahip. Belirgin yetenekleriyle diğerlerinden ayrışan insanlar ve sosyal kümeler var. Hâlbuki futbolda insanlar hep beraberdir. Aynı süreçte, aynı alanda…

Resim örneğinden devam etmek gerekirse, işin özü anlamı yansıtabilmek belki ve futbolda bu anlam gol ve galibiyet olarak vücut buluyor.

Sanatın bütün türleri, belli kültürlerin ifade şeklidir. Elbette aralarında açık farklılıklar vardır. Mesela Alman takımı ile Brezilya takımları, kendilerini ifade eder. Bugün bile, bu kadar iletişim ve kültürel bağlara rağmen  temel farklılıklar bulunuyor. Çünkü son derece farklı karaktersitik özelliklere sahibiz  ve dünyaya bakışımız şüphesiz çok zıt.

Mimariyi düşünürsek, güzellik ve işlevsellik iç içe geçebilen iki unsur. Bazı modern mimarların eserleri çok güzel olarak değerlendirilir çünkü basit ve işlevseldir. Mourinho’nun sistemini düşünürsek -sizin çok sevmediğinizi biliyorum- oldukça basit ve sonuç odaklı bir tarzı var ve ben bunu güzel buluyorum.

Sanat çalışmalarını karşılaştrmak gibi bir şey bu. Orijinal bir Van Gogh tablosu ile sahtesini karşılaştırmak gibi. İkisi farklı şeyler. Farklı türde iki sanat… Biri, esaslı temellere dayanan, harika bir sanatçının sanatı. Diğeri bir kopya, başka bir teknik, her zaman direkt olarak sanatla bağdaştıramazsınız. Kopya, derin bir çalışma ile zaman geçtikçe bir yerlere ulaşabilecek bir şey. Ama hiçbir zaman orijinalin sanatsal ruhunu ele geçiremez. Birisi ruh, diğeri güç.

1982’de İtalya’ya karşı oynadığınız maçta beraberlik Brezilya’nın tur atlaması için yeterliydi. Ama siz sadece sonuç için sahada değildiniz ve güzel futbol oynayıp maçı kazanmaya çalıştınız.

O maç, Dünya Kupası’nın en iyi maçıydı. İtalya da son derece iyi oynamıştı. İnsanların net hatırlamadığı bir şey bu. Ama gerçek şu ki; o Brezilya büyüleyiciydi. Diğer bütün takımlardan ayrı bir yerdeydi. Ve belki de kaybetmemizdeki trajedi, maç unutulmaz kıldı. Ölçülmezlik… Futbolun bize sağladığı bu. Ama o takım, Dünya Kupası’nda oynamış son muhteşem milli takımdı diyebilirim. Yani, kaliteli futbolu sanat olarak düşünürsek, hem grup halinde hem de  bireysel değerlerin ve şahsi yeteneklerin ön plana çıkması açısından konuşuyorum.

En güzel takım, kupayı kazanamadı ama muhtemelen kazanmak, en önemli şey de değildi.

Evet, bence kazanmak hiçbir şeydir. Doğrusunu istersen, sanat hakkında konuşuyoruz ve sanatın temelinde, ifade etme var; sanatın senin için ne anlama geldiği. Bu durumda satıyor ya da satmıyor oluşu, sana bağlı değil. Sen, elinde ne olduğunu göstermiş oluyorsun. Zafer filan umrunda olmaz. Başarı da, güzellik de… Mutlu olmak önemlidir. Bu, hangi sanat bakışına sahip olduğunla ilgili bir bağlam. Esasında, sadece zaferi arayanlar benzerliği arar. Sanatı arayanlar ise bunu kendileri için yapar ve dünyaya kim olduklarını gösterir.

Çeviri: İlhan Özgen

 

İlişkili makaleler

Tarihi Dönüş

Barcelona-PSG maçını, Socrates ekibi konuştu.