Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

EURO 2016GündemYorumFransa Neden Kazanmalı?

Euro 2016 Finali öncesi Fransa’yı desteklemek için birkaç neden...

Büyük turnuvalarda hemen hemen her futbol izleyicisinin bir favori takımı vardır. Kimi yıllardan beri bağ kurduğu bir milli takıma sahiptir -turuncu formasıyla Hollanda ya da artık pek kadar göremediğimiz dans gibi futboluyla Brezilya, Türkiye’de en çok bağ kurulan takımlardır mesela-, kimiyse sevdiği bir futbolcunun (yeni dönemde buna teknik direktörleri de katmaya başlayabiliriz) ya da kadro genelinin etkisiyle favori takımını turnuva öncesinde belirler. Yine turnuvalar esnasında bazı takımlar büyük sempati toplar. Bu turnuvada, taraftarıyla Kuzey İrlanda, oynadığı futbolla Galler ve her ikisiyle birden İzlanda, maçlar başlamadan önceki taraftar sayısını gelinen noktada misliyle katlayan ülkeler oldular. Ancak Türkiye’de Anadolu takımlarını destekleyenlerin karşılaştığı o sinir bozucu soruya benzetirsek, hemen herkesin gönlünde bir de ‘büyük takım’ yatar.

İki yıl önceki Dünya Kupası’nda, benim ‘büyüklerden’ favorim Fransa’ydı. Bir süperstarları yoktu (belki Benzema?), kupanın favorileri arasında isimleri de. Bunun yanı sıra ahenkli, dengeli bir takıma ve Griezmann, Pogba gibi en üst seviyeye yeni yeni göz kırpmaya başlayan genç yıldızlara sahiplerdi. Kupayı kazanan Almanya ile çeyrek finalde eşleşince turnuvaya erken veda ettiler. Geride kalan iki yılda Fransa’nın ideal 11’i neredeyse baştan aşağı değişti.

Hücumdaki üçlünün ikisi, Benzema ve Valbuena, yaşadıkları bir saha dışı olayın ardından kadronun dışında kaldılar, savunma tandemini oluşturan Varane-Sakho ikilisinden biri sakatlık, diğeri doping nedeniyle turnuvaya gelemedi, sağ bek Debuchy ve takımın o dönemki saha içi lideri Cabaye ise kariyerlerinin düşüşe geçmesiyle takımdaki yerlerini kaybettiler. Geriye kaleci Lloris, yine düşüşte olsa da yeri doldurulamayan Patrice Evra, Pogba-Matuidi ikilisi ve Griezmann kaldı. O dönem Griezmann ile dönüşümlü oynayan Giroud ve orta saha rotasyonunda yer bulan Sissoko’yu da bu isimler arasına katabiliriz. Diğer yandan Griezmann ve Pogba’nın, geldikleri nokta itibariyle takımdaki rolleri de değişmiş durumda. Yani Euro 2016 öncesi çok büyük oranda yeni bir takımla karşı karşıyaydık ancak bu yeni Fransa daha çok şey vadediyordu ve favori takımımı seçerken çok zorlanmadım.

Didier Deschamps’ın ekibi, ev sahipliği yaptığı turnuvada bu defa finale kadar geldi ve bunu da herhangi bir hak edip etmeme tartışmasına mahal vermeden yaptı. Ortalama futbol izleyicisine seyir zevki verdi, erken finalde Almanya’yı elemeyi başardı ve turnuvanın da en çok gol atan takımı oldu. Geriye artık bir tek adım kaldı, bu akşamki Portekiz maçı. Bu maç öncesinde, Fransa’yı desteklemek için geçerli nedenlerine bir göz atalım…

Her Şey Yerli Yerinde

Son yıllarda futbolun odağı giderek saha içinden kulübeye doğru kayıyor ve oyun da sadece üzerine kafa yoranların anlayabildiği karmaşık bir hâl alıyor. Oysa futbol bir matematik denklemi değil. Olmamalı da. Futbolun bu kadar büyük bir tutku olmasının arkasında teknik direktörlerin taktiksel hamleleri ve strateji savaşlarından çok daha önemli bir unsur var: Gol. Bununla beraber güzel bir çalım, kıvrak bilekler, akıcı, bol pozisyonlu bir oyun… En temelinde birçok futbol izleyicisi teknik direktörlerden bunu bekler. En azından bunu başarabilecek oyunculara sahiplerse…

Siz de stoperde Xabi Alonso, ön liberoda Lahm, sağ kanatta Kimmich, ileri uçta Fabregas, Götze gibi oyuncular görmekten sıkıldıysanız, tek dileğiniz herkesin kendi yerinde oynadığı, bol gollü, tekniğin taktiğe, futbolcunun teknik direktöre göre daha ön plana çıktığı ‘basit’ bir futbol maçı izlemek ise, gönül rahatlığıyla Fransa’yı destekleyebilirsiniz. Evet, Portekiz Teknik Direktörü Fernando Santos da taktiksel hamleleriyle ilgiyi üzerinde toplamayı seven isimlerden biri değil, ancak takımının bu noktaya gelmesinde şans unsuru da önemli bir yer tuttuğundan, Portekiz’in kupayı almasının futbolun gelişimi üzerinde radikal bir etki yaratması zor görünüyor. Fransa’nın şampiyonluğu ise futbolu en baştan keşfetmenin şart olmadığı yönünde önemli bir mesaj olabilir.

N’Golo Kante ve Diğerleri

Bir yıl önce bugünlerde, Fransa Ligi’ni 13. sırada bitiren Caen’den, İngiltere Premier Lig’i bitiren Leicester City’ye transfer olan bir orta saha oyuncusuydu Kante. Geride kalan zamanda dünyanın en iyi ön liberosu oldu ve tarihin en iyileriyle karşılaştırılmaya başlandı. Birçok futbolcunun sahip olduğu tükenmek bilmeyen ciğerlerden ziyade, çok etkileyici bir stili var. Bir süper güce sahipmişçesine, içinde olduğu her pozisyonda topa mutlaka değmeyi başarıyor. Kazandığı topları da son derece zekice kullanıyor. Euro 2016’ya çok iyi giriş yaptı, sarı kart cezasının ardından Griezmann’ın turnuva içindeki pozisyon değişikliğiyle birlikte son maça kulübede başladı ancak finalde hiç oynamaması hâlinde bile olası bir şampiyonlukta önemli payı olacak. İngiltere’deki mucizevi şampiyonluğun ardından milli formayla da bu başarıya ulaşması, geçirdiği olağanüstü sezonu pekiştirecektir.

Futbolcu bazında baktığımızda hikâyesi olan tek isim elbette Kante değil. Genç yetenek olmaktan çıkıp süperstarlığa evrilen Griezmann ve Pogba, geç de olsa potansiyeline ulaşan Payet, oynadığı takım nedeniyle bir türlü hak ettiği değeri görmeyen Sissoko, ilk defa milli formayı giydiği turnuvada harika performans gösteren Umtiti, çaktırmadan ülkesi adına en çok defa kaptanlık yapan isim olan Lloris gibi pek çok Fransız oyuncu, bu sevinci yaşamayı hak ediyor.

Tavır

Sadece final üzerinden bakmak gerekirse de, Cristiano Ronaldo’nun tek adamlığına karşılık rollerin daha dengeli bölüşüldüğü bir takımın şampiyonluğu tercih sebebi olabilir. Portekiz, 2004 Avrupa Şampiyonası’nda finale sempati duyulan, desteklenen takım olarak gelmiş, çoğunluk tarafından sevilmeyen ancak güçleri oranında başarıya giden tek yolu bulmayı bilen Yunanistan’a boyun eğmişti. Bugünse yarı finale kadar galibiyetsiz gelmesi, kura şansı, Ronaldo’nun sahanın her yerinden çektiği şutlar ve yine Ronaldo’nun İzlanda maçının ardından yaptığı açıklamalarla eşleşmenin pek sevilmeyen tarafı oldu.

Bu antipati çok da haksız değil, zira ortaya çok iyi bir oyun da koymadılar. Fransa’nın şampiyonluğu, bir anlamda güzel futbolun kazanması anlamına da gelecek. Portekiz’i ise belki bir sonraki turnuvada, etkileyici orta sahası tecrübe kazanıp biraz daha belirleyici olabildiğinde destekleyebiliriz.

Son olarak, turnuva tarihinde ev sahibi takımların çok defa hakemler tarafından desteklendiğine şahit olduk. Euro 2016’daki Fransa için aynı şeyi söylemek kolay değil. Hakem hatalarına ihtiyaç duymadan, hak ederek finale dek geldiler. Güzel karakterlerden oluşan bir takımlar, hatta Almanya galibiyetini İzlandalıların sevinciyle kutlayarak biraz daha sempati topladılar. Yalnızca bu kutlamayı bir kez daha görebilmek için dahi Fransa’yı desteklemek muhtemelen aşırı romantizm olacaktır ancak o sahneye şahit olmak da turnuvanın sonunda ağızlarda güzel bir tat bırakabilir.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler