Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolKralım Çok Yaşa!

Francesco Totti, Roma formasıyla son maçına çıkıyor. Roma Kralı’nın kariyerindeki basamakları Oliver Birkner yazmıştı.

İtalya’nın başkentinde güneşli bir gündü ve Calcio başka bir çağı yaşıyordu. 60 bin ateşli taraftar, Roma Olimpiyat Stadı’nda sezonun ilk maçını bekliyordu. Saat 16.00’ya gelirken Roma ve Foggia takımları 1’den 11’e kadar sıralanmış numaralarıyla çimlere ayak basmıştı. Henüz 17 yaşındaki Romalı, 9 numaralı formayı taşıyordu ve kimseye takdim edilmesine gerek yoktu. Taraftarlar, altın çocuklarını Porta Metronia çevresindeki sokaklardan zaten tanıyordu. Ve bir zamanlar bir benzin istasyonunda pompacı olma hayalleri kuran bu liseli genç, “Ah, Francesco, sen hakikaten çok büyüksün!” cümlesini her duyduğunda utancından kıpkırmızı oluyordu.

İşte bu pazar gününde 20 dakika geçmişti ki kalabalıktan homurtular yükselmeye başladı. Rakip orta sahanın presine karşılık ardı arkası kesilmeyen uzun toplara dönülmesi, oyunu çekilmez hâle getirmişti. Yeni transfer Jonas Thern, 30. dakikada yarı sahanın solundan ceza sahasına bir başka uzun top daha gönderdi. Bir diğer yeni transfer Daniel Fonseca gelen topu zor pozisyonda kafayla geriye doğru indirdi. Totti rakiplerini geride bırakarak geldi ve penaltı noktasının gerisinden bir hışımla vurduğu top, soldan dosdoğru ağlarla buluştu. 4 Eylül 1994 tarihinde, saatler 16.30’u gösteriyordu; Francesco Totti, ilk Serie A golünü kaydetmişti.

Maçı anlatan İtalyan spiker bu golü, “Totti koştu, bir anda şutunu çıkardı ve topu ağlarla buluşturdu. Maça Abel Balbo’nun yerine ilk 11’de başlayan genç oyuncudan çok iyi bir vuruş” cümleleriyle aktardı. Gazeteler ise bunun tarihi bir gün olduğundan habersiz, manşetlerine sezonun ilk 90 dakikasında alınan 1-1’lik skordan duyulan hayal kırıklığını taşımışlardı: “Islıklar yükseliyor, Roma sabırları sınıyor. Küllerin altında usul usul yanan ateş, aniden büyük bir yangına dönüşebilir.”

Totti, La Gazzetta dello Sport’un maç değerlendirmesinde iyi sayılabilecek bir puan (3+) aldı ama onun için golden daha da önemli olan, amcasıyla önceden belirledikleri buluşmaydı: “Amcam ligde atacağım ilk gol için bana bir dağ bisikleti sözü vermişti. O gök mavisi bisikletin hastasıydım. Aslına bakarsanız o bisikleti kendim de alabilirdim. Ancak amacıma ulaşmamın bir karşılığı hâline dönüşmesi, bana çok daha iyi hissettiriyordu.”

Dağ bisikletini, onu Serie A tarihinin en golcüleri listesinde ikinci sıraya taşıyacak 249 lig golü daha takip etti. Veda turnesi, sıralamanın zirvesindeki Silvio Piola’ya (274 gol) erişmesine yetmeyecek. Zaten bu rekoru kafasına takmasına gerek yok; çünkü Roma için çıktığı 778 resmi maçta attığı 307 gol, kurulabilecek en uç hayallerin bile ötesinde. Ayrıca kimse lig tarihinde onun kadar duble yapmadı (46 maçta birden fazla gol attı) ya da onun kadar penaltı isabeti (71) bulmadı. Tüm bunlara ek olarak; hiç kimse onun gibi dokuz sezon art arda çift haneli gol sayılarına ulaşamadı, hiç kimse ondan fazla (5) ‘yılın oyuncusu’ ödülünü kazanamadı. Profesyonel kariyerine sığdırdığı 25 sezonu da sadece Paolo Maldini başarabilmişti, tıpkı Totti gibi hayatının tamamını aynı takım renkleriyle geçirerek…

1989 yılında Lazio, 12 yaşındaki gencin transferi için kulübü Lodigiani ile anlaşmıştı. Bu gelişmeyi duyan Roma, daha önce AC Milan’ı reddeden ateşli Romanista ailesinin evine derhal temsilcilerini gönderdi ve muhtemel bir kâbusu önledi. Totti, gide gide ezeli düşman Lazio’ya mı gidecekti? Hadi ama lütfen! Bu o kadar imkânsız bir ihtimaldi ki o bile yıllar sonra, “Eğer ailem o dönem Lazio’nun teklifini kabul etmiş olsaydı, onları muhtemelen öldürürdüm” diyecekti.

1996 yılında, yani Totti tam anlamıyla Totti olmadan önce, takımın başına Carlos Bianchi geçti. Arjantinli teknik adam, Totti’yi ‘söz dinlemeyen sümüklü bir velet’ olarak tanımlıyor ve her fırsatta başkan Franco Sensi’den Ajax’ın forveti Jari Litmanen’i transfer etmesini istiyordu. 13 Şubat 1997 akşamı Roma, Ajax ve Borussia Mönchengladbach takımları, hazırlık turnuvası mahiyetindeki Roma Kupası için Olimpiyat Stadı’nda boy gösterdiklerinde, Totti de Sampdoria’ya kiralanmak üzereydi. Ancak ‘altın çocuk’, biri Ajax’a karşı 20 metreden, diğeri de Mönchengladbach’a karşı slalomla rüya gibi iki gol kaydetti. Başkan Sensi tatmin oldu ve bu ihtimal böylece ortadan kalktı. Totti de o günleri, “İki gol, Roma’da kalmamı sağladı” diye hatırlayacaktı. Maçın ardından Litmanen Hollanda’ya geri döndü, “Ya Totti ya ben” ısrarlarını sürdüren Bianchi ise birkaç hafta daha dayanabildikten sonra evinin yolunu tuttu.

Buna karşın, Totti ile Roma’nın yollarının ayrılma noktasına geldiği bir an da olmuştu.

Romalı, 12 yıl önce Real Madrid’in tekliflerine ciddi anlamda dayanamama noktasına gelmişti. Ama olmadı; Totti de durumu “Teklifi eşim ve ailemle paylaştım. Evin patronu tabii ki hâlâ annem Fiorella. ‘Ev’in her şey demek olduğunu ve kazanılacak tüm kupalardan ya da başarılardan daha büyük önem taşıdığını anladım ve burada kaldım” sözleriyle özetledi. Romalılar, onun bu kararının ardından derin bir nefes almıştı. “No Totti, No Party!” sloganı 25 yıl boyunca sürdü. Bu sürece, Eylül 2014’te 38 yıl 3 günlükken Manchester City deplasmanında attığı golle Şampiyonlar Ligi’nin en yaşlı golcüsü unvanını aldığı maç da dâhildi.

Artık başkentte, hiçbir şey ya da hiç kimse ‘Tottizm’den sıyrılamaz. Burada, Papa Francis dâhil, en önemli Francesco’nun kim olduğu sorusunun yanıtını herkes biliyor. Vespa kaskıyla gizlense bile, polis yardımı olmadan kitlelerin sevgi gösterilerini aşıp meydana inmesi mümkün değil. Öyle ki Porta Metronia sakinleri, iki yıl önce meydanlarının adını da değiştirdi; artık o tabelada “Piazza Francesco Totti, Roma’nın Kralı” yazıyor.

Doğruyu söylemek gerekirse, daha çok kupa ve başarı için Totti’nin Roma’yı terk etmesi gerekiyordu ama kalbi, ona bir seçim şansı bırakmadı. “Ben Roma’da büyüdüm, hep bu kulübün taraftarı oldum ve de Roma’da öleceğim” demişti bir keresinde. Bu cümleler Totti’nin ağzından çıkınca, kulağa öyle acınası bir şeymiş gibi gelmiyor. Nasıl ki Kolezyum’u Roma’dan başka bir yere taşımak mümkün değilse Roma’nın Kralı için de konuşmaya gerek yok.

Ülkenin geri kalanı içinse aynı yaklaşımdan bahsetmemiz pek mümkün değil. Totti onlar için daha çok, saflığıyla ön plana çıkan bir fıkra kahramanı gibi. “Adın? Francesco. Soyadın? Totti. Doğum? Evet.” Bir televizyon programındaki bu diyalog da Totti’ye bu konuda pek yardımcı olmuyor tabii. İtalya’nın her yerinde insanlar, Capitano’nun zekâsıyla dalga geçen esprilerle coşkulu bir biçimde eğleniyor: Totti, Nil Nehri’nde timsahları görmüş ve şaşkın bir şekilde eşine “Lacoste cidden işini biliyor, artık nehirlere bile sponsorluk veriyorlar” demiş…

Totti’nin ise bu tatsız esprilerle bir sorunu yok. Hatta aksine, gülüp geçmekle kalmayıp bu soğuk esprileri derledi ve iki kitap çıkardı, gelirlerini de UNICEF’e bağışladı. Bu kararını da “Fıkraların çoğu komikti. Ayrıca bu kitapları çıkarmak, kendi kendini temizleyen bir süreç oldu. İnsan bu şekilde, popüler kimliğinin gölgesinde kalan yanlarını daha iyi anlıyor” sözleriyle açıkladı ki zaten konu popülarite olduğunda, kim Totti’den daha rahat konuşabilirdi?

O, tüm kariyerlerini tek bir takımda geçirdikleri için ‘Bandiera’ diye adlandırılan bayrak adamların sonuncusu. İşte tam da bu yüzden, İtalya’nın en histerik futbol şehirlerinden birinde, şanı futbolculuğunun da çok önünde. Bir örnek vermek gerekirse; 19 Haziran 2005’te televizyon yıldızı Ilary Blasi’yle dünyaevine giren Romalının düğünü, çok büyük bir medya olayı olmuştu. Televizyon haberlerinde, kalabalık yüzünden otobüs güzergâhlarının saatler boyu başka yere yönlendirildiği ya da kapatıldığı duyurulmuştu. Yine de Totti, bu durumla da barışık. “Bazen çok baskı altında hissediyorum ama yine de sevabıyla günahıyla bu şehirde kalıyorum” diyor ve devam ediyor: “Geçenlerde oğlumu top oynarken izlemek istedim fakat sonunda sürekli imza dağıtmak zorunda kaldım ve oyunun tek bir saniyesini izleyemedim. Böyle anlarda Francesco değil, sadece bir baba olmak isterdim.”

O, spot ışıklarının altında olmadığı zamanlarda da hayli meşgul biri. Çoğu meslektaşının aksine, yanında medya mensupları olmadan düzenli olarak Roma’daki hastanelere gidiyor ve kanser hastası çocukları ziyaret ediyor. Yetmiyor, şehirdeki hayvan barınaklarını destekliyor. Hadi hepsini bir kenara koyalım; köpeği Ariel’in bile 2008 yılında bir kız çocuğunu boğulmaktan kurtarmışlığı var. Bu kadarı da fazla, değil mi?

Totti’nin futboldaki geleceği ise sona yaklaşıyor. Yakın bir zamanda yaptığı açıklamada, “Günün birinde Roma Kulübü’nde söz sahibi kişi olmak isterdim. O zaman herkesi takımdan kovar, sadece en yakın dostlarımı alır ve dünya standartlarında bir takım kurardım” demiş ve şakayla karışık gelecek planlarını açıklamıştı. Ancak eskisi kadar fit olmasa bile, kimse Capitano’suz bir Calcio’yu aklından bile geçiremiyor. Ve belki de nedeni; Totti’nin daha ilk gol sevincini tatmadığı, kimsenin kendisini doğru düzgün tanımadığı bir dönemde saklı. Yayımlandığı gün odasının duvarına astığı bir gazete kupüründe, hayranı olduğu Roma efsanesi Giuseppe Giannini’nin sözlerinde…

“Mirasımı, iki yıl sonra Francesco’ya bırakacağım.”

Giannini sözünü tuttu; Roma’da ‘Prens’ lakabıyla çağrılıyordu ve 10 numaralı sarı-kırmızı formasını ‘Kral’a devretti. Artık Roma’da, o formayı Totti’den alabilecek kimse yok.

*Bu yaz ilk olarak Socrates’in Nisan 2017 sayısında yayımlanmıştır. Eski sayılarımıza buradan ulaşabilrsiniz.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kesişen Yollar

Kesişen Yollar

1 gün önce
Gençliğime Mektup

Gençliğime Mektup

3 gün önce