Padok #1

Formula 1 2018 sezonu, yaz arasından sonra Belçika ve İtalya yarışlarıyla birlikte devam etti. Pist üstünde ve pist dışında birçok gelişme yaşanırken, hafta sonu koşulacak Singapur Grand Prix’si öncesi bilgileri tazelemek için Talha Arslan'ın notlarına göz atalım...

13 Eylül 2018

Beşinciye Doğru – Belçika & İtalya

Yaz arasına girilirken, yağmur altında koşulan Macaristan Grand Prix sıralama turlarından maksimumu çıkartan Mercedes’ler, geçişin zor olduğu Hungaroring pistinde beklemedikleri kadar iyi bir sonuç almışlardı. 4 haftalık ara boyunca Mercedes’in yakaladığı avantaj, Ferrari’nin motor ve şasi olarak gösterdiği gelişim, yaz boyunca takımın özellikle yağmur performansı üzerine çalışmasının gerekliliği ve sezonun kalanında Ferrari’nin kontrat görüşmeleri kozunu da kullanarak Kimi Raikkonen’den ikinci pilot gibi davranmasını isteyip istemeyeceği en çok konuşulan konulardı. Tatilin bitimiyle beraber ise sürpriz olmadı ve F1 kamuoyu bir kez daha birçok konuda yanıldı.

Spa-Francorchamps, birçok sporseverin ve F1 pilotunun asla takvimden çıkmasını istemeyeceği nadide yarışlardan biri. Bu pisti fantastik kılan faktörler ise, çok eski bir tarihe sahip olmasının yanında, Ardenlerin eteğindeki fantastik konumu, taraftarlar için harika bir kamp ortamı vaat etmesi, gençlerden oluşan 18-27 yaş tribünü, geçmişte yarım gaz dönülen ama günümüz aerodinamisiyle birlikte artık 2 aracın tam gaz birbirleriyle kapışabildiği muhteşem Eau Rouge-Raidillon ikilisi, bir kısmında yağmur kıyamet koparken diğer kısmında günlük güneşlik bir ortam yaşanabilen geniş pist yapısı, uzun düzlük/yavaş viraj kombinasyonları ve tüm bunlar neticesinde ortaya çıkan muhteşem yarışlar olarak sıralanabilir. Bu seneki yarışın tansiyonu da 1985, 2000 veya 2008 sezonundakiler kadar olmasa da, sezon ortalamasının üzerindeydi.

Vettel ve Ferrari, kazanılması şart olan yarışlardan ilkinde, yine cumartesi günü sıralama turlarının son seansında kendini gösteren yağmurun azizliğine uğradı. Bu beklenmeyen hava durumu, takımların farklı stratejiler seçmesine ve dolayısıyla heyecana ve sürprizlere zemin hazırladı. Raikkonen ve Red Bull pilotları, pist şartlarının kötüleşeceğini düşünerek ekstra yakıt almadan hızlıca tur atmayı denerken pist kurumaya başladı ve seansın sonlarında tur atamadılar. İki şampiyonluk adayı ise, depolarını doldurup ilk birkaç dakikadan feragat etme pahasına pistin kuruyacağı ihtimalini göze aldılar ve haklı çıktılar. Raikkonen, ilk başlarda attığı turla liderliği alsa da sonrasında Vettel ve Hamilton sırayla derecelerini geliştirdiler ve sonuçta Ferrari, baskın olduğu bir başka hafta sonunda daha polü Lewis Hamilton’a bıraktı. Arkalarında ise, sürpriz şekilde yeni adıyla iflasın eşiğinden dönen Racing Point Force India’lar vardı.

Force India, yaz boyunca borçlarını ödeyemediği için kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı ve Lawrence Stroll’ün başını çektiği konsorsiyum tarafından satın alınarak, puanları silinmiş bir şekilde kurtarıldı. Bu açıdan onlar için bu sonuç çok önemliydi ve ayrıca koltuğunu Lawrence’in paralı oğlu Lance Stroll’e kaptırması beklenen Ocon açısından da bir mesaj niteliği taşıyordu. Sıralama turlarından sonra Vettel’le üçüncü olan Ocon arasında şöyle bir konuşma geçti:

Vettel: Gelecek yıl için hâlâ hiçbir şey yok mu?

Ocon: Hayır.

Vettel: Burada kalacak mısın? (Force India)

Ocon: Hayır, hayır. Koltuğu başkası aldı. Tahmin et kim!

Vettel: Peki ya diğeri?

Ocon: O da aynı. O da para getirene (Sergio Perez) gitti.

Pazar günü ise, pistin hızlı araçlara fırsatlar sunduğu da düşünüldüğünde her şeye gebe bir yarış beklentisi hâkimdi. Beş kırmızı ışığın sönmesiyle Vettel, La Source’u iyi bir çizgiyle dönerek sonraki uzun düzlük için Hamilton’ın arkasına yapıştı. Tam da o sıralarda, arka tarafta güvenlik aracını gerektirecek kadar ciddi bir kaza oldu ama Charlie Whiting akıllıca bir iş yaparak ilk düzlüğün sonundaki kapışmayı mahvetmek istemedi ve bu kararı 30 saniye geciktirdi. İkili Eau Rouge’u kuyruk kuyruğa geçtiler ve Kemmel düzlüğüne vardıklarında Vettel, Hamilton’ın hava koridorundan çıkarak rakibinin yanına geldi ve …

İşte tam da bu noktada, geçtiğimiz seneyle kıyaslayabileceğimiz şeyler yaşandı…

2017 Belçika yarışında, Vettel Ferrari’siyle 2 kez Hamilton’ın yanına çıksa da, daha üstün performansa sahip olan Mercedes motoruyla baş edememişti. Hatta bunu iyi bilen Hamilton, ikinci denemede La Source çıkışında gaz keserek akıllıca bir savunma yapmış, bu sayede Vettel hava koridoruna erken girmiş ve dolayısıyla da rakibinin yanına erkenden çıkmak zorunda kalmıştı. O gün Ferrari daha güçlü bir hız ünitesine sahip olsaydı, Vettel belki kazandığı ivmeyi koruyabilir ve fişi çekebilirdi. Ancak düzlüğün sonuna gelindiğinde, yanlış motor moduna sahip olmasına rağmen 4-5 Km/h’lik bir hız farkına sahip olan Hamilton buna izin vermeyecekti.

Bu sene ise, ortada birbirine denk motor güçleri vardı ve ek olarak; Vettel’in hafta sonu için daha düşük kanat ayarı seçerek pistin orta sektöründen feragat etme pahasına düzlük hızını artırma tercihi önemli oldu. Nitekim bu taktik işe yaradı, Whiting’in güvenlik aracı çağrısı yapmadığı o kritik 20-25 saniyede eline geçen fırsatı iyi kullanan Vettel, rakibini tren gibi geçti ve düzlük sonunda sürpriz şekilde yanına kadar gelen Esteban Ocon’dan da geç frenle sıyrılarak yerini sağlamlaştırdı. Güvenlik aracı dönüşünde ise Hamilton rövanşı alabilirdi, tabii güvenlik aracı çizgisinden önce atak yapmayı deneyip lastiklerini kilitleyerek teması kaybetmeseydi…

Yarışın geri kalanında, pitstoplar dışında çok da önemli bir an yaşanmadı ve Vettel puan farkını 17’ye indirmiş oldu.

İsminin Birincisi, Tarihin En Hızlısı

Formula 1 araçları, şasi olarak o kadar güçlendi ki, artık koşulan her yarışta pol pozisyonu ve yarış içi tur rekorları ciddi farklarla geride bırakılıyor. Bundan önce bu kadar hızlı olan diğer araç grubu da çok daha güçlü v10 motorlarıyla 2004 şasileriydi. Bu açıdan gücün ön plana çıktığı Monza’da, Juan Pablo Montoya’nın 2004’te kırdığı pist rekorunun geçilip geçilemeyeceği meçhuldü fakat sıralama turlarında bu rekor az farklarla da olsa tam altı kez el değiştirdi. Bir zamanların saf hız anlamında en güçlü pilotu olarak gösterilen Kimi Raikkonen, 1:19.119’luk turu ve 263.588 Km/h’lik ortalama hızıyla polü alarak tarihin en hızlısı oldu. Bu rekor uzun bir süre de kırılamayabilir, özellikle yeni ön kanatlarla mevcut araçların birkaç saniye yavaşlayacağını da düşünürsek.

O andan itibaren, Raikkonen’in yanındaki Vettel’e yol verip vermeyeceği tartışılmaya başlandı. Takım eşit pilot uygulamasını devam ettiriyordu ancak startın ardından Lewis ve Sebastian temas yaşadığında, “Belki de sıralama turlarında Vettel’i Raikkonen’in arkasından gönderip hava koridorunu ona vermeliydik” diye düşünmüş olabilirler. Hamilton yarışına hasarsız devam ederken, Vettel bir bargeboard’u eksik ve tabanı hasarlı aracıyla son sıraya düştükten sonra ancak dördüncü olabilecekti.

Dahası; Raikkonen iki Mercedes’le yalnız kaldı. İlk pitstoplara kadar arayı yeterince açamayınca, takım risk almayarak onu daha önce pite aldı, işte bu noktada Mercedes doğru olanı yaptı ve Bottas’ı Raikkonen’i yavaşlatmak için uzun süre pistte tuttu. Raikkonen, yeni lastikleriyle yaklaşık 10-15 tur boyunca Bottas’ın arkasında sorunlar yaşadı. Bottas aradan çekildiğinde ise, Kimi için daha gidilmesi gereken 17 tur, kabarcıklanmaya başlamış arka lastikler ve arkasında da sekiz tur daha yeni bir sete sahip olan Hamilton vardı. Sonuçta beklenen oldu, Hamilton sonlara doğru temiz bir atakla Raikkonen’i geçerek yarışı kazandı ve puan farkını 30’a çıkardı. Mercedes, çifte podyumla zirvedeki yerini korudu ve Monza’dan ummadıkları kadar büyük bir avantajla ayrıldı.

Podyum töreni klasik şekilde yaşandı: En üst basamakta üst üste beşinci kez şampanya patlatan ve ıslıklanan bir Mercedes sürücüsü, ölümüne destek gören bir Ferrari pilotu. Raikkonen kupasını aldı, buruk şekilde taraftarlarını uzun süre selamladı, adeta teşekkür etti ve her zamanki sessiz sedasız haline geri döndü. Bu aslında verilmiş olan kararın habercisi gibiydi…

Kimi Raikkonen

“Hayatın kuralı bu yeğen, ne kadar uzağa gidersen git, başladığın yere dönersin sonunda. Nereye gidersen git yeğen, şunu unutma; herkes gün olur evine döner…”  

Ramiz Dayı, Ezel

Haftasonu boyunca konuşulan bir diğer konu da, Ferrari’nin geleneksel şekilde Monza’da açıklaması beklenen pilot kararıydı. Vettel’in yanındaki koltuk için, ya onunla iyi anlaşan ve performansını bu sene ciddi yükselten Raikkonen’le devam edilecek, ya da Lewis Hamilton’dan beri en net çaylak performansını gösteren Charles Leclerc getirilecekti. Olayın sonradan aydınlanan iç yüzüne göre, rahmetli başkan Sergio Marchionne Leclerc’le çoktan bir ön anlaşma yapmış, ve Ferrari de xbu kararı bozmayı tercih etmedi. Üstelik, bunu Raikkonen’e Monza yarışı öncesinde açıklayarak, süreci de olabilecek en berbat şekilde yönettiler.

Raikkonen ise 2019’da F1 kariyerine adım attığı Sauber için yarışacak. Sadece başladığı yere döndüğü için değil, aynı zamanda Sauber’in fabrikası İsviçre’deki evine çok yakın olduğu için de yuvasına dönüyor diyebiliriz. Aynı zamanda aracın gelişimine katkı sağlayacağı düşünülüyor ve bir miktar takım hissesine de sahip olacağı konuşuluyor. Martin Brundle bu kararı “Gençlere yol vermesinin vakti gelmişti” diyerek yorumlasa da kendisi kariyeri boyunca dokuz kez podyum gördüğü Formula 1’i 37 yaşında bırakıp, 51 yaşında da Nascar yarışına çıkmamış olsaydı bu açıklaması daha tutarlı olabilirdi.

Monakolu Leclerc, bir Ferrari koltuğuna oturan pilotlar arasında 1961 Ricardo Rodriguez’den beri en genç, 1977 Gilles Villeneuve’den beri ise en tecrübesiz yarışçı olacak. O, Ferrari sürücü akademisinin olgunlaşan ilk meyvesi ve beklentiler de çok yüksek. Geçtiğimiz yıllarda, aynı akademinin başka bir üyesi Antonio Giovanazzi’yle birlikte, Vettel ve Raikkonen’in sorun yaşadığı haftasonlarında birçok Cuma gecesini Maranello’daki simülatörde harcayarak takımın gelişiminde kilit rol üstlendiler. Kendi ağzından dinleyelim:

“Ferrari için simulatörün başına ne zaman geçsem, Sebastian bana mesaj atarak çıkardığım iş için teşekkür ederdi. Başardığı onca şeye rağmen, öylesine alçak gönüllü ki… Onda beni en çok etkileyen şey bu ve bir gün hayatımda bir şeyler başardığımda onun gibi olmak istiyorum.”

Diğer yandan, iki kez çaylak olarak GP3 ve F2 serilerini üst üste kazanarak Formula 1’e giriş biletini aldı. Bu sezon, daha ilk yılında olmayacak işlere imza attı; bir altıncılık elde etti, birkaç kez üst üste Sauber’ini Q3’e taşıdı ve zaman zaman da sporu bırakacağını açıklayan Alonso’yla pist üstünde çekişti. Bu çekişmeler için duyduğu minnettarlığı ise gizlemedi.

O aslında, uzun süredir takımın içinde ve hemen herkesi tanıyor. Bu açıdan Vettel’in yanında yabancı gelin olarak kalacağını düşünemeyiz. Nihayetinde, kendi kariyeri boyunca asıl rakibi bambaşka biri olacak. Karting zamanından beri pek anlaşamadığı Verstappen karşısında, Ferrari’nin gelecek yıllardaki en büyük kozu olarak, şimdilik gelişimine olabilecek en rekabetçi ortamda devam etmeli. Sene başından beri çizdiği sevecen, ve biraz da yaptığı işin zevkini çıkaran çocuk tavrının yanında, Schumaher’in ilk yıllarında gördüğümüz mütevaziliğe ve hırsa da sahip. Verstappen’le ilişkisi sorulduğunda bu yönünü açığa çıkarıyor:

“Onunla normal bir durum var, karting zamanında pist üstünde olaylar yaşadık. Şimdi olayı düşününce gülüyorum ama bu yüzden iyi arkadaş değiliz. Yine de Formula 1’e arkadaş yapmaya değil kazanmaya geliyorsunuz.”

Ölümün Kıyısında

Rush filmi, Niki Lauda’nın şu sözleriyle başlar:

“Formula 1, her sezon 25 kişiyle başlar ve aramızdan iki sürücü hayatını kaybeder. Ne tip insanlar buna benzer bir iş yapar ki? Normal olmadıkları kesin… Daha çok isyankarlar, deliler, hayalperestler, bir iz bırakmak için gözü dönenler ve ölmeyi göze alanlar…”

Motorsporlarında ölüm riski -artık eskisi kadar normal karşılanmasa ve daha nadiren gerçekleşse de- her zaman kuytu bir köşede sinsice bekliyor. Bunun son örneği, Belçika yarışının ilk metrelerinde yaşandı. Arka taraftan start Hulkenberg, ilk virajda fren yapmayı unutunca, Alonso’ya çarparak onun Leclerc’in üstünden uçmasına sebep oldu. Genç sürücü radyodan ilk başta tepkiliydi ama, bu kaza bırakın 1970’leri, geçen sene yaşanmış olsa bile hayatını kaybedebilirdi. Fakat 3 sene önce aramızdan ayrılan Bianchi sayesinde spora gelen Halo’yla, kardeşi gibi gördüğü Leclerc’in hayatı kurtulurken, biz romantiklerin de hafızasına bir anı kazınmış oldu.

Onların ilişkisi, her yönüyle spor adına muhteşem bir hikâye ve altını doldurmak bundan sonra Leclerc’in elinde. Abi, kardeşten önce o kırmızı koltuğa oturabilirdi ve kardeş de “Onun kazanmayı hak ettiği şampiyonlukları almak istiyorum” diyerek ona saygısını belirtiyor.

Aslında F1 daha erken davranabilseydi hem Felipe Massa’nın kariyeri sekteye uğramamış olabilir hem de Bianchi hayatına ve kariyerine devam edebilirdi. 2007’de, Coulthard Wurz’un kafasının 15 cm yanından uçtuğundan beri, FIA hamle yapmakta çok yavaş davrandı.

Sonuç olarak, bir koruma sistemi gerekli mi? Evet.

Sürücülere sorsanız görüşü kapatma pahasına bunu isterler mi? Muhtemelen hayır.

Hayat kurtardı mı? Herkesin gözünün üstünde olduğu Formula 1’de evet. Ama ya alt seriler?

Bu noktadan sonra yapılması gereken, bu sistemi görüşü engellemeyecek şekilde ve tercihen daha düzgün bir görüntüyle değiştirmek, ve kimsenin umursamadığı ama bir sürü tecrübesiz genç pilotun hayatını kaybettiği alt serilere yaymak.

Pilot Pazarı

Yaz arasında beklenen oldu ve iki kez dünya şampiyonu İspanyol Pilot Fernando Alonso 2019’da yarışmayacağını açıkladı. O, tıpkı 2001 Avustralya gridinde birlikte spora başlayan Raikkonen gibi, birkaç satırlık cümlelerden çok daha fazlasını hak ediyor. Bu yüzden isterseniz bu konuyu sonraya bırakıp, onun son yedi yarışının tadını çıkarmaya çalışalım. Asıl sürpriz ise Ricciardo’nun seneye Renault için yarışacak olması; kendisini iki yıllık kontratla birlikte 2021’de alt üst olmasını beklediğimiz pilot pazarına karşı iyi bir konuma getirdi. Açıkçası ona vatandaşı Mark Webber’in Red Bull’da yaşadığı kaderden kaçınmak istediği için hak verebiliriz.

Bu iki gelişmeyle birlikte gridin geri kalanı da domino taşı gibi şekillenmeye başladı. Ferrari, Mercedes, Red Bull, Renault ve Mclaren 2019 sürücülerini netleştiren takımlar oldu şu ana kadar. Dikkat çeken bir nokta şu ki, geleceğin şampiyonları Verstappen, Leclerc ve Gasly en hızlı altı koltuğun üçünü işgal edecekler. Aynı zamanda, Lando Norris de Mclaren’le birlikte Carlos Sainz’ın yanında seneye çaylak sezonunu yaşayacak. Vettel ve Hamilton son demlerine yaklaşırken, yeni jenerasyon da yavaş yavaş konum almaya başladı.

Önümüzdeki iki yılda, tarihin en genç şampiyonu unvanının el değiştirmesi artık ihtimal dâhilinde. Zira, Verstappen artık tecrübelendi ve 2007’de Hamilton’ın Alonso’ya yaşattıklarını Vettel’e yaşatabilecek potansiyel de Leclerc’de kesinlikle var. Buradan sonrası için ise hangi tahminlerin gerçekleşmeyeceğini ve hangi sürprizlerin bizi şaşırtacağını beklememiz gerekecek.

Yazı: Talha Arslan 

Socrates

Socrates

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN