Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

YorumFetretin Sonu

Okçuluk bir dönem Türkiye'nin söz sahibi olduğu bir spordu. Şimdilerde ise yeni bir kuşak aradaki fetret devrini izlerini siliyor...

Atlanta 1996’da fırtınalar estirerek kadınlar takımda dördüncülüğü alan Türkiye okçuluk üçlüsü, bende hep ayrıcalıklı bir yere sahip oldu. O rekortmen takımı; Elif Ekşi, Elif Altınkaynak ve Natalia Nasaridze’yi bir arada yıllarca heyecanla takip etmiştim. Zaten bugünkü okçuluk ilgimin yarısını o takıma borçluyum,  diğer yarısını da soyadı benzerliğinden ‘akrabam’ esprisiyle çok ekmek yediğim Vedat Erbay’a…

Ünlü İtalyan antrenör Mario Codispoti’nin Türkiye’de görev yaptığı 20 yılda büyük bir aşama kaydeden okçuluk, 2000 Olimpiyatları’ndan sonra yavaş yavaş gerilemeye başladı. 2005’te Dünya Okçuluk Federasyonu’nun başına Prof.Dr. Uğur Erdener geçti ve okçuluğun küresel atılımı hız kazandı. Lakin Türkiye’de buna paralel bir gelişim olmadı. Bu dalda olimpiyata takım göndermeye alışık Türkiye, 2008 Pekin’e iki, 2012 Londra’ya ise sadece bir okçuyla gidebildi.

O dönemde okçuluk dünyasının “birinci sınıf” takımları arasındaki konumunu kaybeden Türkiye, son iki yılda müthiş bir çıkış yakaladı. Geçen yıl makaralı yayda en iyi sekiz sporcunun yarıştığı Dünya Kupası finalinde Demir Elmaağaçlı’nın altın almasının ardından Ankara’daki Dünya Salon’da erkekler takımdaki dünya ikinciliği ve genç kadınlarda gelen dünya şampiyonluğu tüm dikkatleri ay-yıldızlı formanın üzerine çekti.

Bu başarıların üzerinden çok geçmeden 17 yaşındaki Mete Gazoz ve 18 yaşındaki Yasemin Ecem Anagöz, Nottingham’daki Rio 2016 vize turnuvasını kazandı. Mete, aynı yerdeki Avrupa Şampiyonası’nda gümüş madalya da aldı.

Peşinden Antalya’daki tarihin en geniş katılımlı (olimpiyata gitmek için son şans olan Konyaaltı yarışması tam 550 atleti ağırladı) Dünya Kupası etabında bir ilk daha yaşandı: Makaralı yay erkeklerde iki Türk, Evren Çağıran ve Samet Can Yakalı karşılıklı final attılar. Evren, 11 yıllık Dünya Kupası Antalya etabında zafer elde eden ilk Türk oldu. Yeşim Bostan, makaralı yayda Dünya Kupası üçüncülüğünü kaptı ve finallere vize aldı.

okcular3

MUTLU BAŞKAN

Bu başarılar, Türkiye Okçuluk Federasyonu Başkanı Abdullah Topaloğlu’nu ülkenin en gururlu federasyon başkanı hâline getirdi… Topaloğlu gelen başarılara değil, asıl olarak attığını vuran bu gençlerin 2013’te oluşturdukları çalışma planının meyvesi olarak arz-ı endam etmesine vurgu yapıyor: “Çocuklarımızın bu başarıları bizim için sürpriz olmadı. Zaten bekliyorduk. Onlar için çok fedakârlık yaptık, kendileri de bizleri sevindirdi. Daha iyi olacaklarını biliyoruz.”

Olimpiyatta yarışmış eski milli okçu Göktuğ Ergin, bu planlamanın başında teknik koordinatör olarak bulunan isim. Sporcularım tüm teknik planlamasını yapan ve antrenörlerle koordinasyon içinde 32 sporcuyla başlayıp şu anda sekize inen elit takımı yöneten Ergin’in ekibinde Türkiye tarihinin en büyük okçularından Natalia Nasaridze de var.

Ergin, “İşe 2008 sonrası çok gerileyen sporcu sayımızı artırarak başladık. Bir gelişim planı yaptık. Şu anda meyvesini alıyoruz. Aslına bakarsanız, bizim A planı iki takımımızı olimpiyata göndermekti, Yasemin ve Mete’nin B planının parçası olarak Rio’ya gideceğinden zaten emindik. A planımız tutmadığı için sonuca üzüldük diyebilirim. Daha iyisini bekliyorduk.”

Göktuğ Ergin, olimpiyat yarışması olmayan makaralıdaki gelişimi de mantalite değişikliğine bağlıyor: “Demir Elmaağaçlı dünya sıralamasında hâli hazırda 1 numara… Hem erkek, hem kadın takımımızın formu çok yüksek. 2013’te makaralı okçuları da olimpik program dahilinde planlamıştık, onlar da gelişimi takip ettiler. Demir, tam bir lokomotif rolü üstlendi. Türkiye Şampiyonası’nda tabu diye bakılan puanları atarak herkesi cesaretlendirdi. Tüm okçular onun malzemesine, ayarlarına, atışlarına bakarak kendilerini yukarıya çekti. Herkesin antrenman yükü değişti. “Makaralı ayar işidir, antrenmanla olmaz” kabulünü kırdık. Artık herkes 400-500 ok atıyor günde. Oysa ki ilk zamanlar bu kadar ok attırılır mı çocuklara diye eleştirilmiştik. Ama sonuçlar değişince, algı da değişti…”

okcular1

DAHA ON YEDİYMİŞ…

Socrates için Antalya’da bir araya geldiğimiz iki Rio yolcusu Mete Gazoz ve Yasemin Anagöz, birer lise öğrencisi. Ancak son altı ayda ne okula gidebilmişler, ne de eve… Sürekli Antalya’da kamptalar. Hatta Yasemin, bir yıl önce İzmir’de okuduğu lisede devamsızlıktan sınıfta kalınca Antalya Muratpaşa Anadolu Lisesi’ne geçiş yapmak zorunda bile kalmış.

Bu yoğun program, 2014 yazında katıldıkları Nanjing Gençlik Oyunları’ndan beri sürüyor. İki yıldır günde 650 ok atarak, dört ton ağırlığa maruz kalıyorlar. Ama sonuç ortada…

“Ben kimseyi örnek almam” diyor Mete, “Çünkü herkesten daha iyisini yapabilirim.” Yasemin de ondan aşağı kalır bir öz güvene sahip değil: “Avrupa şampiyonluğunu kaçırmamam lazımdı. O kadar iyiyken bu hatayı yapmamalıydım. Bana iyi ders oldu.”

Henüz lisede okuyan bu parlak çocuklar, Rio’ya gezmeye gitmiyor. Belki de hayatlarını çizecek başarıyı kucaklamak için orada olacaklar. Ve de galiba, üzerine karanlık bir baskının çöreklendiği gençliğin ciddi toplumsal dertlerimiz arasına girdiği Türkiye’de bizlere hayata dair de umut aşılayacaklar. En güzeli bu.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kardeşlik ve Birlik

Kardeşlik ve Birlik

2 sene önce
Acaba?

Acaba?

3 sene önce