Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

GenelFestival Alanı

44. Berlin Maratonu'na katılan Ahmet İslamoğlu, bu deneyimi Socrates'e yazdı...

Koşu ile ilgilenip yol koşucusu olan hemen herkesin maraton koşmak gibi bir hayali vardır. Bu hayali gerçeğe dönüştürmek için de hazırlık sürecinin her anında koşucunun heyecanını yüksek tutup verilen emeğin her zerresine değen bir maraton seçmek büyük şanstır.

Majör maraton serilerinden olan Berlin Maratonu, Türkiye’de yaşayan koşucular için eşsiz bir seçenek. Benim için de öyleydi ve koşudaki en büyük hayalimdi. Bu hayali gerçekleştirmek için geçen yıl kuraya katıldım. Çünkü, Berlin maratonu başvurup direkt katılabildiğiniz bir yarış değil. Berlin’de kabul gören bir maratonu daha önce koşup 3 saatin altında tamamlayamadıysanız kuraya katılmak zorundasınız. Ben de öyle yaptım ve geçtiğimiz yıl Ekim ayında kuraya katılmak üzere kaydımı yaptım. 1 ay kadar sonra kurada çıkmadığımı maraton komitesinden gelen bir e-posta ile öğrendim. Kurada çıkmadım diye üzülürken aynı e-postada ihtiyaç sahibi çocuklara bağış yapılması karşılığında katılım hakkı doğacağı yazıyordu. Yalnız buradaki katılımcı sayısı tüm dünya için 1.000 kişi ile sınırlıydı ve bir önceki kuraya göre kazanma şansım daha azdı. Yine de şansımı denemek istedim. Beklemeye koyuldum ve Aralık ayında bu hak için başvurular açılınca tekrar başvuru yaptım. Bu sefer kayıt hakkı kazandım. Zor da olsa istediğim olmuştu.

Berlin Maratonu sadece Almanya’nın en iyisi değil, majör maraton serisi olarak sayılan maratonlardan ve koşuda dünyanın en önemli organizasyonlarından biri; Avrupa’nın gözbebeği. Katılımcı sayısı 40 binin üzerinde ve elit atletlerin bile katılmak için can attığı bir maraton. Parkurunun düzlüğü ile biliniyor. Bu bağlamda, elit atletler için rekor kırma yarışı iken benim gibi amatör koşucular içinse ‘PB (Kişisel en iyi)’ yapma yarışı olarak kabul görüyor. Parkurunun düzlüğü yanında belki de bir koşucu için en önemli şey olarak söylenebilecek hava şartları bakımından da oldukça iyi. Parkur ve hava şartları ikilisi ideal seyrinde olunca yarış da oldukça hızlı oluyor ve dünyanın en çok rekor kırılan parkuru haline dönüyor.

Berlin kendisi ile ilgili olumlu ve heyecan yaratan detaylarla tam olarak koşucularını bekleyen bir maraton. Diğer koşucuları beklediği gibi beni de 24 Eylül sabahı bekliyordu. 9:15 gibi elit atletlerin çıkışı ile başlayan yarış, 3 dalga hâlinde devam etti ve ben yarışa geçtiğimiz yıl Atina’da koştuğum maraton sebebiyle 2. dalgada başladım. Parkur söylendiği gibi dümdüzdü. Yalnızca köprü geçişlerinde çok hafif eğimler vardı. Şehrin bütün turistik ve önemli noktalarını 42 kilometre 195 metre boyunca görmenize imkân tanıyan rotasıyla Berlin, çok büyük bir kalabalıkla koşulan bir maraton. Yarışın ilk anından son anına kadar kalabalıkla koşuyorsunuz. Bunu yarışta net olarak gördüm. Çevremdeki insan sayısının özellikle 30. kilometreden sonra azalmasını bekledim ancak hiçbir zaman azalmadı. Üstelik çok hızlı koşulduğu için çevremdeki insanlar sürekli değişiyordu. Benim daha önceden planladığım bir hızım olmasına rağmen kendi hızımda gitmek konusunda oldukça zor anlar yaşadım.

Tabiri caizse ‘akıp giden bir yarış’ Berlin. Ne şehrin ne de koşucuların beklemeye niyeti var! Bu hem çok güzel hem de kendinizi kontrol edemezseniz tehlikeli de bir şey. Bu anlamda, daha önce koştuğum hiçbir yurtiçi ve yurtdışı yarışına benzemiyordu Berlin. Hem çok kalabalık hem de tarif edemeyeceğim boyutta hızlı bir yarış!

Berlin Maratonu, tüm diğer özellikleri yanında festival havasında tezahürat yapan seyircisi ile de oldukça meşhur. Parkurun boş geçilen hiçbir anı yok. Koskoca bir festival alanı içinden geçiyor gibisiniz.

Berlin Maratonu, tüm diğer özellikleri yanında festival havasında tezahürat yapan seyircisi ile de oldukça meşhur. Parkurun boş geçilen hiçbir anı yok. Koskoca bir festival alanı içinden geçiyor gibisiniz. Parkurunun her iki yanında siz koşarken tezahürat yapan insanlar olması yanında, evlerinin balkonlarından size destek olan yüzlerce insan da var. Normalde müziksiz koşamayan ben, ilk kez bir yarışta yalnızca aralarda kulaklık takarak koştum. Dünyanın dört bir yanından müzik aletleri, ezgiler ve şarkıcılarla (Türk şarkıcı da vardı, evet!) sizi yarışta tutuyorlar ve düşmenize izin vermiyorlar. Dayanamayıp yürümeye kalkanları ise koşucular dışında çevredeki insanlar da motive edip tekrar devam etmeye zorluyor.

Seyircisi ile de koşucuyu adeta coşturan Berlin’de, dünyanın birçok yerinden amatör koşu gruplarını tek çatı altında toplayan ‘Bridge The GAP’in (BTG) de son kilometrelere yakın özel bir tezahürat noktası mevcuttu. RUNDAMENTAL koşucusu olarak daha önce kendileriyle İstanbul dahil Avrupa’nın birçok farklı noktasında biraraya geldiğim için bu anı zaten bekliyordum. Yarış öncesinde kendileriyle buluşma fırsatını zaman kısıtı yüzünden bulamamış olsam da, yarış anında onları görmek büyük moral kaynağı oldu. Üstelik geçtiğimiz yıl Berlin’li koşu grubu Run Pack Berlin’i, Puma Ignite İstanbul’da ağırlayan grubum adına bir nevi iade-i ziyaret yapmış da oldum. Güzel bir anı oldu. RUNDAMENTAL’ın sevgilerini de iletmiş oldum.

Grubum RUNDAMENTAL İstanbul’un birçok farklı noktasından olan, birbirinden başarılı ve eğlenceli insanlardan oluşan bir koşu grubu. Grubun sloganı olan ‘Not Only Running’i (Sadece koşmuyoruz) gittiği her koşu, yaptığı her etkinlik ve katıldığı her organizasyonda gerçek kılmaya çalışan sıcak bir ekip. Berlin Maratonu’nda da birbirimizden uzakta olsak da bu sloganı her an hissettirip yarış öncesi ve sonrasında da yanımda yer aldılar. Yakın koşu arkadaşlarım Burcu Bilgiç ve Emre Karagözlü ile birlikte adeta üçüncü arkadaşım oldular. Bu güzellikler ile Berlin, koştuğum 2. maraton ile en iyi maraton derecemin de olduğu unutulmaz bir yarış oldu.

Tekrar maraton koşmak istesem aklıma gelecek ilk yer olacak Berlin defteri için şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Darısı maraton koşmak isteyenlerin başına…

İlginizi çekebilecek diğer içerikler