Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

GündemWimbledon 2015YorumZaman Yolcusu

Federer’in efsanesi kaybetmesine rağmen sürmekte. Peki onu bu kadar özel yapan şey ne?

Greg Couch’ın kaleme aldığı bu yazı, Vice Sports‘ta yayımlandı

Cumartesi akşamı, Serena Williams Wimbledon’ı kazandıktan hemen sonra, ESPN’de bir tartışma vardı. Söz konusu tartışma, onun tarihin en iyi kadın tenisçisi veya tarihin en iyi tenisçisi olması üzerine değildi. Bunlar artık yetmiyordu. Acaba tarihin en iyi Amerikalı sporcusu mu? Tüm dünyanın en dominant sporcusu mu? Tarihin en iyi atleti mi? Ya da evrenin…

Spor televizyonları ve o devasa network’ler, şu anda izlediğimiz her şeyin geçmiştekilerden çok daha iyi olduğuna bizleri ikna çabasında. Bugün, hep geçmişten iyidir. Gelecek çok çok daha iyi olacak. Eğer kaçırırsanız, buna pişman olacaksınız. Çünkü geçmiş siyah beyazdı. Küçük ve zayıf sporcular, kısa ve komik şortları içerisinde oradan oraya koşuştururdu.

Pazar günü, Novak Djokovic Wimbledon finalinde Roger Federer’i yendiğinde, ESPN yorumcusu John McEnroe onun tarihin en iyi return yapan oyuncusu olduğunu söyledi. Sahi mi? Don Budge ve Büyük Bill Tilden gibi isimlerin servis karşılamalarını izlemiş miydik ki?

Dürüst olmakta fayda var. Tarih üzerinde kesin kanılara varmak mümkün falan değil. Her şey tahminden ibaret. Bana kalırsa 14 Grand Slam kazanmış Rafael Nadal, 17 tane kazanmış olan Federer’e rağmen tarihin en iyisi. Onu 33 karşılaşmanın 23 tanesinde yenmeyi başardı çünkü.

Spain's Rafael Nadal, right, hugs Switzerland's Roger Federer at the net , after winning the Men's singles final match at the Australian Open Tennis Championship in Melbourne, Australia, Sunday, Feb. 1, 2009. (AP Photo/Andrew Brownbill)
Ezeli rakipler, Nadal’ın beş sette kazandığı 2009 Avustralya Açık finalinden sonra.

Ama pazar günü Federer’i izlerken, onun tenis tarihi için neler ifade ettiği konusuna yeni bir bakış açısı getirdim. Ben belki hâlâ Nadal konusunda farklı düşünmüyor olabilirim ancak Federer’in o finali kaybederken verdiği savaş, ‘tarihin en iyisi’ olma yolunda elini güçlendirdi.

“Hâlâ iyi bir turnuva oynadığımı düşünüyorum” demişti maç sonrasında. “Ama tabii eve elim boş dönüyorum.”

Hayır, kesinlikle elin boş değil.

Büyüklük bu kadar basit algılanmamalı çünkü onu tanımlamak için istatistiklerden ve sayılardan çok daha fazlasına ihtiyaç duyarız. Tarihin takdiri burada çok önemli. Federer’in büyüklüğü, bizi sürekli olarak büyülemenin bir yolunu buluyor. Ne zaman, nerede oynarsa oynasın.

Roddick karşısında oynadığı Wimbledon finalinin beşinci seti, 2008’de kaybettiği nefis final, hatta geçen cuma oynadığı Andy Murray yarı finali. O maç ardından, Bjorn Borg bunun son 10 yıl içerisinde gördüğü en iyi Federer olduğunu söylemişti. 33 yaş için bu mümkün mü? Kararı siz verin.

Djokovic karşısında ikinci set tie-break’ini hatırlayalım. 6-3 gerideyken çevirdiği set puanları ve 10-8 kazanışı… Maçı kaybedecekti belki ama yine yapmıştı.

Murray, Djokovic ve hatta bazı açılardan Nadal. Onlar tenisin Federer sonrası döneminin temsilcileri. Ama cuma günü Federer oradaydı. Murray’nin özgüvenini paramparça ederken izleyenlere geçmişte olduğu adamdan parçalar izletti. Onun büyüklüğünün bir kısmı devamlılığı, tekrar ve tekrar insanları büyüleyebilmesi. Bir diğer kısmı ise vücudu. Nadal’ınki gibi onu terk etmeyen vücudu…

Tabi ki Federer’in seviyesi biraz düştü. 2012 Wimbledon’dan beri bir Grand Slam kazananamadı. Geride bıraktığımız beş yılda, sadece ilerleyen yaşıyla değil, tükenmişliği ile de mücadele etmek durumunda kaldı ve bazen kaybetti.

Ama yaşı geçkin Jimmy Connors’ın geçmişte yaptığı gibi ortalıkta öylece takılmıyor, şanslı kuralar umarak ilerleme niyetinde de değil. Hatta sakatlıkların bölük pörçük ettiği son dönemine rağmen, emeklilik öncesi son bir Amerika Açık kazanan Sampras bile onun için doğru örnek sayılmaz.

Bunlar da büyük başarılardı tabii ki ama Federer 33 yaşında ve dünyanın 2 numarası. Geçtiğimiz hafta sonu da tam olması gereken yerde, yani Wimbledon finalindeydi.

Pete Sampras, of the United States, right, smiles at Switzerland's Roger Federer before the start of an invitational exhibition tennis match in Kuala Lumpur, Malaysia, Thursday, Nov. 22, 2007. (AP Photo/Vincent Thian)
Federer, 2009 yılında Sampras’ın 14 Grand Slam’lik rekorunu geride bırakmıştı.

ESPN’i haklı bulduğum bir nokta var ki Federer bu uzun maçlarda artık Djokovic’i yenemeyebilir. Pazar günü galibiyete yaklaşabileceği anlar oldu ama bazı noktalarda, vücudunun daha fazlasını yapamadığını gördük.

Djokovic ara sıra Stan Wawrinka’ya takılsa da oyunun en dominant gücü ve artık tarihin en iyisi olup olmadığına dair tartışmalar başladı. ESPN bunu bize yedirmeye çalışıyordu ama dürüst olalım hiç mi hiç kolay olmayacak. Bunun sebebi sadece sayılar da değil. (Djokovic henüz 9 Grand Slam kazandı. Nadal 14, Federer 17.)

Sebep şu: Djokovic’i, o efsane Avustralya Açık finalinden sonra üstündekileri parçalayıp, seyircilere atması ile hatırlarız belki. Aklımıza diğer şampiyonlarda olduğu gibi öyle başka büyük anlar gelmiyor. Belki Federer karşısında Amerika Açık’ta yaptığı o inanılmaz return. Ama dediğimiz gibi, çok fazla sihirli anı yok. Bazen onun, Federer ve Nadal’ın gördüğü ilgiyi kıskandığını duyarız. Aynısını istiyor ve doğal olarak hak ettiğini düşünüyor.

Henüz değil, hayır henüz hak etmedi. Büyüklük bundan çok daha fazlası. Djokovic, zamanı geçmekte olan efsaneleri yenmek için burada olmadığını kanıtlamalı. Kendi sihirli anlarına ihtiyacı var ama bu onun tarzında oynayan bir oyuncu için hiç kolay değil.

Bakalım o 33 yaşında ne durumda olacak?

Farklı dönemleri karşılaştırmak aptalca bir iştir. Kıyaslanabilecek tek şey, kendi dönemlerini ne kadar domine ettiklerine ve o dönemin seviyesine bakmak. İşte Federer’in zorlandığı ve bana göre Nadal’ı gelmiş geçmiş en iyi yapan şey bu.

Peki Federer’i hangi döneme koysak? Doğrusu, o tenisin zaman yolcusu.

Küçük bir tarih dersi: 1920’ler ve Bill Tilden dönemlerinden, 1980’lerin başı ve McEnroe’lara kadar oyun çok değişmedi. Bu biraz abartılı bir sadeleştirme gibi gelebilir ama hadi dönemlere göz atalım; 1920-1982 bir dönem, 1982-1995 bir diğeri ve 1998’den günümüze dört-beş yeni dönem.

Son bahsettiğimiz zaman aralığı, Federer’in tüm kariyerini kapsamakta.

Standart bir izleyici için çok gözle görülür olmasa da tenis hızlı bir gelişim içinde. Raket değişimi, teller ve hatta kort zeminleri. Nadal ve Djokovic belki sadece iki dönemdir buradalar.

Federer mi? Dönüşmeye ve hayatta kalmaya devam ediyor.

O geldiğinde tenis, servis-vole döneminin artık sonundaydı. Güçlü bir servis at, topu fileye kadar takip et ve bitir. Hızlı ama sıkıcı. Federer gençliğinde -iyi de bir servis vole oyunu oynayarak- Pete Sampras’ı Wimbledon’da yenmişti.

Oyuncular geri çizgiye yaklaştıkça değişmeye başladılar. Daha büyük, daha fit, daha güçlü… Federer tura ilk geldiğinde, fiziksel ebatları bir şampiyon için gayet idealdi. Daha uzun olsa çevikliğini kaybederdi. Ama tenisin adamları büyüdü. Eskinin ‘çok uzun’ denebilecek boyu 1.95, sık görülen bir ölçü olmaya başladı. Mesela geçtiğimiz hafta Wimbledon’ı gençler kategorisinde kazanan Amerikalı Reilly Opelka tam 2.10! Şampiyonluk kupasını başının üstüne kaldırdığında, karşı tribünleri görmekte zorlanmıştık.

Yine gelişime dönelim. Sampras’ın domine ettiği, Federer’in ilk zamanlarında Wimbledon çimleri çok daha hızlıydı. Yavaşlattılar. Fransa Açık’ın çok yavaş toprağı ise biraz hızlandırıldı. Yeni raketler ve yeni teller oyuncuların toplara çok güçlü vurarak, daha fazla spin ve kontrol üretmesini sağladı. Tüm bunların anlamı çok açık. Güçlü bir servis bile o yeni teller sayesinde kortun herhangi bir noktasına geri gönderilebilir ve hatta bunu geri çizginin metrelerce arkasından yapmak mümkün. Bugün servis vole oynamak neredeyse imkânsız. Bu artık sadece oyun ritmini değiştirmek üzerine yapılan bir taktiksel değişiklik olup çıktı.

Federer tüm bu dönemleri oynadı, yaşamaya ve başarmaya devam ediyor.

Bu hatalar yapmadığı anlamına gelmesin. Raketini değiştirmek ihtiyacında olduğu ve bunu yapmak için biraz geç kaldığı doğru. Eski raketi, Sampras dönemlerinden kalmaydı ve onunla çok daha kapasitesiz modern oyunculara karşı zorluk yaşadığını gördük. Renkli bir dünyada, siyah-beyaz bir oyun oynamaya çalıştı ve bu inatçılık ona bazı büyük turnuvaları kaybettirmiş olabilir.

Novak Djokovic of Serbia, right, shakes hands with Roger Federer of Switzerland after winning the men's singles final at the All England Lawn Tennis Championships in Wimbledon, London, Sunday July 12, 2015. Djokovic won the match 7-6, 6-7, 6-4, 6-3. (AP Photo/Alastair Grant)
2014 ve 2015 Wimbledon finallerinde, Federer’e yeni raketi de yardımcı olamadı.

Küçük raketi ile oynadığı yıllar, Federer üzerinde fiziksel sarsıntılara da yol açtı. Bunu, Wimbledon’da yeni raketi ile de yaşadı tabii. Eskisine göre daha yavaştı ama yeni bir jenerasyona uyum sağlamaya çalışırken bile inanılmazdı. Pazar günü biri ona tribünlerden, “Hadi yaşlı adam!” diye bağırmıştı. O yaşlı adam dünya 2 numarası olarak Wimbledon finali oynuyordu. Hem de tam üç jenerasyondan sonra.

“Buradayım” demişti kaybettikten sonra. “Oyunum gayet iyi durumda, kendi şartlarımda iyi oynadığımı söyleyebilirim. Her şey yolunda.”

Federer ikincilik tabağını alırken, eşi Mirka fotoğraflarını çekiyordu. Belki bunlar onun görmek isteyeceği kareler değil ama her şeye rağmen devam edişinin de kanıtları.

Bir noktadan sonra artık oynayamayacak olsa bile.

Çeviri: Aras Yetiş(@arasyetis)

İlginizi çekebilecek diğer içerikler