Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Fransa Bisiklet Turu 2016GenelEski ve Yeni

2016 Fransa Bisiklet Turu, bir kez daha eski ile yeni arasında mücadeleye sahne olacak.

Açık ve kapalı.

Greg LeMond, bisikletin seksenli yılları ile bugünü arasındaki farka değinirken bu zıtlıktan bahsediyor. Doksanlarla birlikte otobüslerin gelmesi, takımların kendi içerisine kapanması, Lance Armstrong ve şürekasının bir bisiklet takımından çok Formula 1 ekibi gibi işleyen düzen kurması bu sporun işleyişini bir hâyli değiştirdi. Duvarlar örüldü, vaktiyle akreditasyonsuz bir şekilde yıldızlarının etrafında dolaşabileceğiniz yarış artık boynunuzdaki kartlara rağmen girilmesi zor bir kasabaya dönüştü. Yani, değişen tek şey dopingin yaygınlaşması ve buna bağlı olarak hızın artması değildi, bu duvarlardı.

Bu konuda Greg LeMond yalnız değil. İngilizce yazıp çizen, yabancı ajanslara çalışan Fransız gazetecilerden Francois Thomazeau da seksenlerden bugüne en çok değişen şeyin bu açıklık-kapalılık meselesi olduğunu söylüyor. 1986, bir gazeteci olarak ziyaret ettiği ilk yarışmış ve dönemler arasındaki farkı görmesi açısından tarih ona çok yardımcı olmuş. Ama bahsettiği şey bir “Nerede eski günler” nostaljisi değil. Thomazeau, konuya dair Cycling Anthology kitabına yazdığı yazıda şunları da ekliyor: Bisiklette her zaman omerta vardı, eskiden de takımlara sızdığınızda çok flaş şeyler alamıyodunuz ama ne olursa olsun, iletişim modelleri şimdiye göre çok daha farklıydı. Ne olursa olsun, kimse Team Sky gibi kendi otobüslerinde, kendi gösterişli arabalarında ve özel jetlerinde tıkılı kalmıyordu. Ulaşılabilirlik sözkonusuydu, en büyük starları kahve içerken yakalayabiliyor, onlarla küvetteyken röportaj yapabiliyordunuz.

1986 Fransa Bisiklet Turu, bu anlamda milat kabul edilebilir. ‘Eski ile yeni’nin savaşında gelenekçiler için en büyük cephe orada kaybedilmişti. Fransa Bisiklet Turu’nu beş kez kazanan ve altıncı zaferini arayan Bernard Hinault, Amerikalı genç yetenek LeMond’a mağlup olmuştu ve her şey değişmişti. Avrupa sporu, ilk kez Avrupa dışından birine gidiyordu. İlk kez bir Fransa Bisiklet Turu şampiyonu, Sports Illustrated’a kapak oluyordu. O yarışı televizyondan izleyen gençlerden biri ise notlarını alıyordu. LeMond üç Tour de France zaferiyle kariyerini noktalamıştı ama onu izleyen ve örnek olan o çocuk, Lance Armstrong daha fazlasını isteyecekti. Doksanların sonundan itibaren yarış, bir anlamda Amerikan sporuna dönüştü. Artık kazananı tebrik eden ilk siyasetçi Mitterand ya da Chirac olmuyordu, Bill Clinton ve George W. Bush gibiler de tebrik kuyruğunda ayrıcalıklı bir konuma yükselmişti.

Gelenekçiler cephe üzerine cephe kaybetmeyi sürdürdü. Bisikletin tamamen dopinge bulandığı bu yeni çağın tek iyi tarafı uluslararası etkisi olmuştu. Fransa Bisiklet Turu bir Avrupa yarışı olmaktan çıkmıştı. Zehir yavaş yavaş temizlenirken bir Avustralyalı (Cadel Evans) şampiyonluğa yürüdü. Arkasından ise iki Britanyalı (Bradley Wiggins ve Chris Froome) geldi. Fransızca artık lingua franca değildi, basın odasına ya da izleyicilerin arasına girdiğinizde ağır aksanlı bir İngilizce duymanız da mümkündü. Eritre, Etiyopya gibi ülkelerden sporcular yarışa katılmaya başlamıştı, artık bisikletçilerin ülkelerini ve bayraklarını saymak başlıbaşına bir zaman geçirme aktivitesine dönüşmüştü.

Gazetelerin ve radyoların düşüşü de bu evrenin hikâyelerinden biriydi. İlk kez altmışlarda yarışta hüküm sürmeye başlayan ve Jacques Anquetil-Raymond Poulidor rekabetini bütün Fransa’ya gösteren televizyon, Tour de France tarihine damgasını vuran gazetelere (özellikle L’Equipe) ve radyolara üstünlük sağlamaya başlamıştı. Yarış, artık televizyonun yarışıydı ve o televizyon da siyah-beyazdan renkliye dönmüştü. Parkur tasarlanırken bu düşünülmeye “Nasıl seyircileri sıkmadan ekran başında tutabiliriz?” sorusu işitilmeye başlanmıştı. Ve bu soru, peşinden bir modayı da getirdi. Bu seneki yarışın parkurunu inceleyenlerin görebileceği kısa, patlayıcı, baştan sona aksiyonunun istendiği etaplar bu sorunun getirisi.

Sadece bayraklar, ülkeler, şampiyonlar ya da parkurlar değildi değişen, yarış taktikleri de farklılaşmıştı. Muhafazakar bir üslup bisiklete hakim olmaya başlamıştı. Lance Armstrong ile birlikte takımların hegemonyası artmış, yarışları kontrol eden ve yüksek ritmle rakipleri eledikten sonra zafer için hamlesini yapanların sayısı artmıştı. Özgürce, çoğu da zaman da aptalca riskler alanlar artık kazanamıyordu ve ekipler tarafından tercih edilmiyordu. 2011’de Col du Galibier’de Andy Schleck’in kazandığı zafer, bu yeni çağda özel ve nadir bir konuma gelmişti. O Galibier etabı kısaydı, patlayıcıydı ve Tur organizatörleri için de gelecekte kullanabilecekleri bir moda olarak kalmıştı. Fakat genel klasman mücadelesinde kazanan daha çok başka bir anlayıştı. Muhafazakar taktikler, Team Sky’’da “marjinal kazanımlar” adıyla vücut bulmuştu ve Britanyalı takıma beş yılda üç Tour de France getirmişti.

Froome 2

Team Sky şimdi, 2016 Fransa Bisiklet Turu’nda, dördüncü zaferini kovalayacak. Ve 1986, otuz sene geriden de olsa, bugünkü izleyiciye ve okuyucuya bağırıyor. Belki bisikletçilere de… Le Tour her zaman tarihiyle birlikte yaşayan, ileri giden bir etkinlik oldu ve yıl dönümü planlarını da çok seviyor. Bu sene de geçmişten bugüne değişenleri, kazandıklarımızı ve kaybettiklerimizi tahlil etmek için çok zamanımız olacak.

Evet, 2016 Fransa Bisiklet Turu bir kez daha eski ile yeni arasındaki mücadeleye sahne olacak. Yeni parkur modeli içerisinde ilk hafta zaman kaybı yaşamak istemeyen, Manş’tan başlayacak etaplarda çapraz rüzgarlara ve değişen hava koşullarına karşı önlem almak zorunda olan favoriler temkinli olacak. Geçen sene dağlarda Chris Froome’a karşı üstün olmasına rağmen ilk haftadaki kayıpları yüzünden yarışı kazanamayan Nairo Quintana bu sene işleri en baştan ciddiye alacak. Fransa’nın yeni jenerasyonundan Thibaut Pinot, Romain Bardet, Julian Alaphilippe gibi isimler eski nesillerin gölgesinden kurtulmaya, 31 senedir yarışta zafer bekleyen ülkelerine bir kez daha umut aşılamaya çalışacak. Seksenlerle birlikte bu yarışa merak salan Britanya, yine üç haftayı Team Sky ekseninde konuşmayı sürdürecek, US Postal benzeri güvenlik zincirleri, takım otobüsleri ve duvarları ile Froome’un üçüncü şampiyonluğuna ulaşmaya çalışacak. Astana, FDJ ya da Movistar gibi takımlar Team Sky’ı takip ederek rüzgar tünellerinde çalışmalar yaptılar, zamana karşı performanslarını geliştirdiler ve yüksek ritmde onları bozmak isteyen rakiplerine karşı reçete geliştirmeyi başardılar.

Bu mücadelenin bir kazananı yok. Jonathan Vaughters gibi Amerikalılar ya da Dave Brailsford gibi Britanyalılar, bu sporun ve yarışın aslında potansiyelinin altında kaldığını, geleneklerine bağlılığını azaltıp modern pazarlama teknikleri ile yayın haklarından sponsorluk meselesine kadar birçok alanda kendini geliştirebileceğini ifade ediyor. Bunlar her zaman güzel fikirler ve konuşulmayı hak ediyor. Ama Fransa Bisiklet Turu, asla tam olarak onların bahsettiği noktaya gelemeyecek. Yarış, ne olursa olsun kendi bildiğini okuyacak ve bir yüzyılı geride bırakan adetlerini, yeni, parlak, çılgın fikirlerin karşısına koymayı sürdürecek.

2016 Fransa Bisiklet Turu’nu izlerken bu zıtlıkların bazıları gözlerimizin önüne gelecek. Bisikletçilerin, takımların bir süredir kapattığı duvarları sosyal medyadaki çalışmaları ile aşmaya çalıştığı ve yıldızların yeniden, farklı bir mecrada ulaşılabilir olduğu bu çağda yine de L’Equipe’te yayımlanan tam sayfa bir Philippe Brunel röportajı ya da yazısı önemini ve değerini koruayacak. Herhangi bir sprintte yaşanan kıyasıya mücadeleyi ve talihsiz kazaları anlatan en iyi şey ise aynı gazetedeki kelimeler değil, anında Youtube’a yüklenen, sele üstünden çekim yapan bir GoPro kamera görüntüsü olacak.

Açık ve kapalı ile eski ve yeni arasındaki mücadele, Quintana-Froome, Kittel-Cavendish, Pinot-Bardet savaşları kadar etkileyici olacak. Yarış, doping ve şüphe çağını geride bırakmaya çalışırken bu mücadelelerden bazılarını iliklerimize kadar hissedeceğiz. Ve hepsinin ortasında, bir yaz sıcağında, camlar ya da klima sonuna kadar açıkken, altı saat süren ve bir noktasında koltukta uyuyakaldığımız bir Fransa Bisiklet Turu etabını izlemenin keyfini ve gerginliğini, başka herhangi bir sporun ya da bisiklet yarışının veremeyeceğini bir kez daha fark edeceğiz. Ama bugün, ama yarın.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler