Eski İkinci Yeni Birinci: Kevin Durant

Kevin Durant'in Oklahoma kariyeri büyük umutlarla başlamış ama hüsranla noktalanmıştı. Şimdi ise zirvede kalmak için en doğru yerde...

13 Ekim 2017

Foto: Getty Images

Kevin Durant’in bir çağrıya ihtiyacı vardı. İhtiyacı olan, kendisine ihtiyaç olduğunu duymaktı. Bunun da öncesinde, gerçekten ihtiyaç duyulduğuna önce kendisi inanmalıydı. Yakın çevresi dışında kimseye ifade etmese de kariyerinde bir değişiklik istiyordu. Fakat sırf değişiklik için de düzeyi Oklahoma City Thunder’dan düşük bir takıma gidemezdi. Aynı şekilde, iki yıl üst üste şampiyon olan bir Golden State Warriors’a katılmayı da kendine yediremezdi. Ancak bu noktada; LeBron James, Kyrie Irving, aldığı cezayla Draymond Green ve kendisini sınırlayan sakatlığıyla Stephen Curry, el birliğiyle Durant’in ihtiyaç duyduğu koşulların oluşmasını sağladılar.

Normal sezonu 73 galibiyetle bitirip tarihin en büyüğü tartışmalarına konu olan Warriors, 3-1’den, hem de kalan iki maç sahasındayken şampiyonluğu Cavaliers’a verdi ve bir anda bütün büyüsünü kaybetti. İki ay önce NBA tarihinin oybirliğiyle seçilen ilk MVP’si olan Curry’nin çaresiz kaldığı son üç maçta LeBron James, ligin hâlâ en iyi oyuncusu olduğunu kafalara hem mecazi anlamda hem de bloklar vurarak hatırlatmıştı. Warriors yenilmez falan değildi, yenilmişti, hem de fena biçimde.

Durant, seriyi takip ederken Warriors’ın LeBron’u geçmek için kendisine gereksinim duyduğunu görmüş olmalıydı. Tek çare değildi belki ama artık ortada, onsuz da rekorlar kırıp şampiyonluklar kazanmış bir takım yoktu.

Şu sıralar ABD’nin en popüler ve saygın basketbol kalemlerinden görülen Zach Lowe, final serisi esnasında çıkan bir yazısında geçtiğimiz yılın yedinci maç bozgununun ardından Draymond Green’in Oracle Arena otoparkında Durant’in numarasını tuşladığından bahsetmişti. Amerikan basketbol yazınının şu anki en büyük anekdot aktarma ustası Lee Jenkins, Warriors’ın şampiyon oluşundan saatler sonra yayımlanan yazısında o teması daha da detaylı biçimde anlattı. Jenkins’e göre Green, Durant’e “Gördün mü? Sana ihtiyacımız var” şeklinde bir mesaj atmış ve yanıt için çok beklememişti: “Hazırım!” Durant, aradığı sebebi bulmuş ve çağrı da peşinden gelmişti.

Bundan beş yıl önce LeBron James’le ilk kez bir NBA final serisinde karşı karşıya geldiğinde, herkes Durant’in tüm geleceğinin o günkü takımı Oklahoma City’de olduğuna inanıyordu. O yıl Miami Heat’e kaybettiler ama henüz 23 yaşındaki KD ve Russell Westbrook’un yanında 22 yaşındaki James Harden ve Serge Ibaka’ya sahip Thunder, kadroyu koruyabildiği takdirde NBA’in yeni süper gücü olmalıydı. Oysa kırılma, daha o yazın sonunda, yönetim ve Harden arasındaki yeni kontrat anlaşmazlığında başlayacaktı. Thunder, Harden’ı kaybetmesine rağmen iddiasını koruyabilecek kadar güçlüydü ama 2013’te Westbrook’un menisküsü, 2014’te Ibaka’nın baldırı, 2015’te ise Durant’in ayak kemiği nedeniyle her defasında eksik kaldılar. Bir arada olduklarında da Scott Brooks’un yönetim kapasitesinin ne kadarını kullanabildiği noktasında hep büyük bir soru işareti mevcuttu. Brooks’un sırtını süper yıldızlarının yeteneklerine yasladığı “Çıkın oynayın!” tarzı koçluğu, Westbrook’a istediği yeşil ışığı veriyor ama başta Durant olmak üzere tüm takımın daha verimli işlemesini engelliyordu. Durant’in olağanüstü yetenekleri sayesinde kazandığı dört sayı krallığı ve bir MVP ödülü sorunları kamufle ediyor, play-off’larda üst üste gelen sakatlıklar da hep bir mazeret oluşturuyordu ama bakmayı bilen gözler için sorunlar ortadaydı.

Belki sorunları görenler arasında Thunder yönetimi de yer aldığı için, belki de sadece artık değişiklik vakti geldiğinden, takımın 2014-15 sezonunda play-off dışı kalmasıyla birlikte (Durant, sakatlığı nedeniyle sezonun büyük bölümünü kaçırmıştı) koç Brooks’un görevine son verildi. Fakat teşhis doğruysa bile tedavi yanlıştı çünkü Brooks’un yerini alan Bill Donovan da takımın oyun stilini pek değiştirmeyecekti. Buna karşın, nihayet sağlıklı kalabilmeleri ve Steven Adams’ın da önemli bir faktöre dönüşmesiyle birlikte play-off’ta her zamankinden daha iyi bir performans sergilediler ve konferans finalinde Warriors’a karşı 3-1 öne geçtiler. Ancak seri, aynı noktadan finali verecek Warriors’un oldu. Thunder, bir kez daha sonunu getirememişti. İronik olansa daima etrafındakiler tarafından belli ölçüde kısıtlandığı iddia edilen Durant’in, bu kez en büyük hayal kırıklığını yaratan isim olmasıydı.

2012 NBA Finallerinden bir yıl sonra Sports Illustrated’da yayımlanan röportajında “Kariyerim boyunca hep birincinin ardından geldim. Artık ikincilikten sıkıldım” diyen adam, üç yıl sonra ikinci bile değildi.

Durant’in kariyeri, onun seviyesindeki bir oyuncu için sinir bozucu bir duraklama içine girmişti ve kendisi de bunun gayet farkındaydı. 2012’de ilk kez final oynamış, 2014’te de MVP ödülüyle birlikte ligin en iyi oyuncusu tartışmalarına dâhil olmuştu ama devamında bu tartışmalar unutulmuş, takımı da underdog olmanın ötesine geçememişti. 2012 NBA Finallerinden bir yıl sonra Sports Illustrated’da yayımlanan röportajında “Kariyerim boyunca hep birincinin ardından geldim. Artık ikincilikten sıkıldım” diyen adam, üç yıl sonra ikinci bile değildi. Bıkkınlığı artık, lige girdiği ilk günden itibaren üzerine yapışan ‘iyi çocuk’ kimliğini geride bırakma kararını ve bir sportif sadakatsizlik örneği sergilemesini tetikleyecek düzeye erişmişti. Romantiklerin gözünde o, 2010’da LeBron James’in canlı yayında Miami’ye gideceğini açıkladığı gün Twitter’dan takımıyla yeni kontrat imzaladığını duyuran ve bir noktada James’i tahtından indireceği beklenen mütevazı süper yetenekti. Ancak sakatlıklarla ve kadro kayıplarıyla boğuştuğu dönemde, bu rolü de başkasına kaybetti.

Stephen Curry, fiziksel özellikleri itibarıyla ‘insani’ ve bebek yüzlü bir süper yıldız portresi çiziyordu. LeBron James’i yenip şampiyon olduğunda bu rolü iyice pekişti. Hatta takip eden sezondaki oyunuyla adeta, “Artık dünyanın en iyi basketbolcusu benim” der olmuştu. İşin ilginci, Curry ve Warriors güçlendikçe kendilerine duyulan sempati yerini antipatiye bıraktı. Geçen sezonun final serisindeki mağlubiyetleriyle birlikte de geçmişin ‘ortak düşmanı’ LeBron James, bir anda onları alt eden bir ‘kahramana’ dönüştü.

Durant, Warriors’a katılması hâlinde onları daha da antipatik kılacağını ve en büyük rakibi LeBron’un dünyanın büyük bir bölümü tarafından ‘şövalye’ olarak görüleceğini herhâlde tahmin edebiliyordu. Fakat bunları umursayacak değildi; çünkü kaybetmekten ve arkada görülmekten gerçekten sıkılmıştı.

4 Temmuz’da kararını açıkladığında, artık zirveyi isteyen biri için en doğru yere geldiği ortadaydı. Warriors zaten 73 galibiyetli bir sezonu geride bırakmıştı ve sağlıklı bir Curry ile muhtemelen hâlen ligin en iyi takımıydı. Ancak daha da önemlisi, hem Durant’in bu takım hem de bu takımın Durant için en uygun eşler oluşuydu. Normalde süper yıldızların birbirlerine alışması zaman alabilirdi ama Curry ve Durant, hem teknik özellikleri hem de karakter yapılarıyla, dünya üzerinde bu zorluğu en çabuk aşacak birkaç süper yıldızdan ikisiydi. Klay Thompson, Draymond Green ve Andre Iguodala da bu büyüklükte iki figürün yanına yerleştirmek için, yine hem teknik hem ego bakımından, mümkün olan en ideal parçalardı. 2.13’lük bir dış skorer olarak kalıpları darmadağın eden Durant, pozisyonları ortadan kaldıran yeni oyunu ligde en üst düzeyde uygulayan takıma dâhil olmuştu. Dış skorer rolü sürmesine rağmen, sezon boyunca aynı zamanda takımın en önemli çember savunmacısına dönüştü ve 1.6 blok ortalamasıyla bu alanda kendi zirvesine ulaştı.

Üstelik bu kez, çözümleri oyuncularının bireysel yeteneklerine bırakan bir koçla değil, takımı bir bütün hâline getirmeyi amaçlayan Steve Kerr’le birlikteydi. Bütün skor becerisine karşın, -kendi ifadesiyle- bir ‘takım işleyişi’nin parçası olmak, topu paylaşmak, perdelerden çıkmak, boş şutlar bulmak ya da arkadaşlarını doğru yerde topla buluşturmak istiyordu. Manşetleri çoğunlukla Durant, Curry ve zaman zaman Thompson’ın sayıları ya da Green’in savunması süslüyordu ama Warriors, sezon boyunca topu harika paylaşarak ligin asist/hücum oranı açık ara en yüksek takımı oldu. Bu yapının içinde Durant de en verimli şut performansını gösterdi ve normal sezonda yüzde 54, play-off’ta da yüzde 56 ile oynadı. İkisi de kendisi için kariyer rekoruydu.

Ve evet, bu takım gerçekten de ona ihtiyaç duydu. Güle oynaya geçtikleri Batı Konferansı serileri boyunca bunu hissetmedik belki ama Draymond Green geçen yıl telefonu eline aldığında da aklındaki rakip, LeBron James ve Cleveland’dı zaten. İkinci maçta Green faul problemine girdiğinde kısa beşin pivotu rolüne geçip 33 sayı, 13 ribaund, 6 asist, 5 blok, 3 top çalmayla oynayan; beşinci maçta tüm sezon işleyen hücum teklediğinde “İş başa düştü” diyerek hücumu sırtlayıp 20’de 14 isabetle 39 sayı atan ve serinin uzamasını engelleyen Durant, Warriors’ı bir yıl sonra tekrar Cavaliers’ın üzerine çıkaran yükseklikti. Şampiyonluğu, kendisi James’e üstünlük kurduğu değil, içinde bulunduğu takım James’in takımına üstün geldiği için kazandılar. Bu, tam da bir yıl önce Oklahoma City’ye sırtını dönüp giderken istediği şeydi zaten.

Artık Durant için, daha da fazlasını isteme zamanı. Bu düzeydeki her oyuncu gibi onun da doymayacağı ortada ve yıldız isim zirvede kalmak için de en doğru yerde. Takımın çekirdeğini oluşturan dört yıldızın hiçbirinin yaşı 29’un üstünde değil. Birbirlerine uyum noktasında en problemli olması gereken ilk sezonlarını tarihî bir play-off derecesi sonunda şampiyonlukla bitirdiler. Karşılarındaki en büyük yıldız ve onun etrafındaki kadro yaşlanıyor. Ligin kalanı da Warriors için şartları daha müsait hâle getirmekle meşgul. Kayıt cihazının kapandığı anlarda herkes, Warriors’a kafa tutmanın imkânsızlığından söz ediyor. Hatta Lakers koçu ve Steve Kerr’ün eski asistanı Luke Walton, “Gençlerle yeniden yapılanma için daha iyi bir vakit olamaz. Zaten önümüzdeki birkaç sezon kapalı” diyor.

23 yaşında ilk kez final oynarken, Durant’in ilk şampiyonluğu için 28 yaşına kadar bekleyeceğini kimse düşünmüyordu. Ancak bugünden itibaren, kaybettiği tüm o vakti telafi edebilir. Artık müzmin ikinci değil ve bundan sonra -en azından bir süreliğineherhangi bir şeye ihtiyacı yok. Düşünme sırası, şimdi Warriors’ın rakiplerinde…

*Bu yazı, Socrates’in Temmuz 2017 sayısında yayımlanmıştır. Eski sayılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Orkun Çolakoğlu

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN