Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Son Yorumlar

    Diğer SporlarEn İyisi Onlardı

    Valerios Leonidis'in, Naim'in tabutunu öptüğü fotoğraf hafızalara kazındı. Kaderi 1996'da Naim'le kesişen Yunan efsane, en büyük rakibini ve sıkı dostunu anlattı.

    *Bu yazı, ilk olarak Socrates’in Aralık 2017 sayısında yayımlandı. Eski sayılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.


    Ellerini o zamanlar un sandığı beyaz toza buluyormuş gibi yapıp birbirine vurdu ve oklavanın başına geçti. Çok zorlanıyormuş gibi oklavayı önce omuz seviyesine kaldırdı ve sonra şık bir bacak hareketiyle vücudunu toparladı ve havaya kaldırdı. Ev ahalisi ve misafirler onu alkışladığında çocuk kendini bir şampiyon gibi hissetmişti. Bu satırların sahibi bendeniz, tıpkı 90’larda çocuk olan milyonlarca kişi gibi Naim Süleymanoğlu olmayı hayal etmişti, oklavayı 190 kilogramlık o efsane kaldırışa özenerek kaldırmıştı. Naim, bizler için gerçek bir kahramandı.

    Naim Süleymanoğlu’nun ölüm haberini aldığımız cumartesi günü hepimiz o günlere gittik, bir kez daha sanki az önce şampiyon olmuşçasına gururlandık onunla, şüphesiz. Fakat bir gazeteci olarak bununla yetinmemem gerekiyordu, Naim’in hikâyesini yeni nesle en güzel şekilde anlatmak, eskilere ise hatırlatmak gerekliydi. Onu en güzel ve en doğru kim anlatabilir diye düşündüğümde aklıma doğal olarak tek isim geldi: Valerios Leonidis.

    Atlanta 1996’daki ‘halter muharebesinin’ mağlubu olsa da Naim’le iyi bir arkadaştı Yunan efsane. Onu en iyi Leonidis anlatacaktı. Futbol alanında karşılıklı yardımlaştığımız gazeteci dostum Dimitris Vergos’u aradım. Selam dahi vermeden “Biliyorum, halterle hiçbir alakan yok ama bu telefonu bana bulmalısın” dedim ona. İşin ciddiyetini anlayıp birkaç meslektaşına sordu, iki saat sonra bana numarayı verdi. Hemen aradım. Elimde, hazırladığım İngilizce soruların çıktısı vardı. Selamlaştıktan yaklaşık 15 saniye sonra hiçbir soruya gerek kalmadığını anladım. “İngilizcemin zayıflığı için kusura bakma” dedikten sonra Leonidis, aralıksız beş dakika ağlamaklı şekilde konuşacaktı. Aslında ben onunla röportaj yapmıyordum, bir olimpiyat efsanesi benimle dertleşiyordu.

    Valerios Leonidis ve Naim Süleymanoğlu, 1996 Atlanta Olimpiyat Oyunları’nda podyumu paylaşmıştı. | Fotoğraf: AP Photos

    Leonidis’i Naim’in vefat haberini alır almaz çok sayıda Yunan gazeteci aramış. Sözlerine “Yunanlar da onu çok severdi. O burada da bir kahramandı” diyerek başladı. Atlanta 1996’daki o efsane kapışma için bir araya gelirken Kardak Kayalıkları krizinin gölgesi de üzerlerindeydi. İki ülkeyi savaşın eşiğine getiren gerginliğin üzerinden yalnızca altı ay geçmişti. Fakat ikili o dönemki demeçleriyle hem ortalığı sakinleştiren hem de birbirlerine karşı örnek tavırlarıyla alkış almıştı. O günleri hatırlatan Leonidis, “Yunan halkının bu yüzden ona büyük bir saygısı var” dedi ve Atlanta kapışmasını şöyle anlattı: “Atletik olarak sahnedeki rekabetimiz hep çok güzeldi. Oraya çıktığımız anlarda birbirimize hep iyi davrandık. Atlanta’daki yarışımızı Yunanistan’da herkes hatırlar. Herkes hâlâ bilir. Sporun güzelliği budur işte.”

    Aslında 1996 Atlanta’yı bu kadar önemli kılan ve olimpiyat tarihine kazıyan, ‘bir altın madalyadan fazlası’ hâline getiren de Yunan efsanenin yaptığı şu vurgu tam olarak: “Biz sadece güzel bir yarış çıkarmadık, biz insanlara farklılıklara rağmen nasıl bir arada olabileceğimizi gösterdik. Yaptığımız en önemli şey buydu. Sahnede yarışıyorduk ama dışarıda arkadaştık. Çok önemli mesajlar verdik. Türkler de Yunanlar da bunu gördü. Yarış bittiğinde bir arada olabilmemiz birçok insan için farklı anlamlar taşıdı, belki de hâlâ taşıyordur.” Bu sözler üzerine, eğer olimpiyat ruhu diye özetlenen değerler bütünü varsa bunun Naim ile Leonidis’in şahsında ete kemiğe büründüğünü söylemek hiç de abartılı olmayacaktır.

    Eski günlerden söz ederken biraz daha iyi gelen Leonidis’in sesi, bugünü hatırlayınca tekrar kederlendi. “Ah Naim! Sağlığını mahvettin!” diyerek anlatmaya başlattı yeniden. Aslında dediğim gibi, bir röportajdan çok, bir dertleşme ve yakınma, dostunu kaybetmeyi kabul edememişlik onunki… Bizi Naim Süleymanoğlu’yla yüz yüze görüştüğü 2012’ye götürdü. Antalya’da Naim Süleymanoğlu’yla bir araya geldiği organizasyonda Naim’i epey sıkıştırdığını, onun kafasına girmeye çalıştığını şöyle anlattı: “Seneler önce bir araya gelmiştik, Antalya’da. Sadece Naim değil, Halil Mutlu da vardı, yine birçok önemli meslektaşımızla birlikte oturuyorduk. Karakteri en düzgün sporculardan birisiydi Naim ama kendi sağlığına dikkat etmiyordu. Herkesin önünde uyardım onu, ısrar da ettim. Karaciğerinde yaşadığı sorunu yeni atlatabilmişti, hatırlarsın. Ona dedim ki: ‘Naim sen ne yapıyorsun, deli misin? Sen başarının en büyüğünü tattın, paran var. İnsanlar seni seviyor, şöhretin var. Sen sadece Türkiye’nin 1 numarası değilsin, dünyanın da 1 numarasısın! Bunu kendine yapma, bu kadar içme. Bu doğru bir yol değil!’ O ise bana şakalar yaparak işi geçiştirmeye çalıştı.”

    Fotoğraf: Depo Photos

    Leonidis ile Naim bu sohbeti yaparken milli efsane sadece iki yıl önce yoğun bakımda yatmış, ölümün kıyısından dönmüş birisi olarak orada oturuyordu. Hayatını kaybetmesine yol açan karaciğer rahatsızlığının yanı sıra akciğerinde de sorun vardı, kalbi ise yüzde 40 verimle çalışıyordu. Uzun süreli yoğun bakım ve tedavi süreci sonrası ayaklanabilmişti. Bu denli ağır bir süreç geçiren Naim’in gözlerinin önünde bira içmesi Leonidis’i bu yüzden çıldırtmıştı. “Beni idare etmeye çalışıyordu, ‘Sadece bir bira, tamam’ diyordu. Tamam değildi be Naim, tamam değildi. Ona dedim ki: ‘Sen Tanrı’ya kadar gittin ve Tanrı sana bir şans daha verdi. İkinci bir şansın oldu. Bunu anlayamıyorsun. Alkol problemi seni tekrar o günlere götürecek. Hayatını bitireceksin.’ Ona bunları anlattım çünkü o benim arkadaşımdı, dostumdu.”

    Yunan efsane, Naim Süleymanoğlu’nun durumunu Yunanistan’da da takip etmeyi sürdürmüş: “Peşini bırakmadım, ne zaman turnuvalarda Türk bir yetkili, antrenör ya da sporcu görsem onlara Naim’i sorardım, ‘Naim nasıl? Naim ne yapıyor?’ O zaman bana ‘Naim kimseyi dinlemiyor, kimse bu yüzden ona yardım edemiyor’ diyorlardı.” Leonidis’in duyguları bir kez daha ağır bastı ve sesi titremeye başladı: “Bu değildi be Naim, bu şekilde değildi. Sağlığını mahvetti. Çok çok kötü, çok üzgünüm.” Üzüntüsünün farkına varıp araya girerek konuyu tekrar geçmişe götürmeye çalıştığımdaysa aklımın ucundan bile geçmeyecek bir söz döküldü ağzından Leonidis’in: “Allah rahmet etsin, Allah rahmet eylesin.” Türkçe… Trabzon doğumlu Leonidis, Türkçe bazı sözler hatırlıyor ve az derecede konuşabiliyordu ama bir Yunan efsanesine, “Allah rahmet eylesin” dedirtebilmek, Naim Süleymanoğlu’nun kim olduğunu bize en güzel anlatan anlardan biriydi belki.

    Ertesi gün Spor Bakanlığı’nın organizasyonuyla farklı ülkelerden meslektaşlarıyla birlikte Naim’in cenazesine gelen Leonidis’in tabutu öperken çekilen fotoğrafına anlam katan da tam olarak bu. Leonidis belki de kategorisinde tarihin en büyüğü olacaktı. Kaldırdığı tüm dereceler rekordu ama karşısında yenilmez bir adam vardı. Elinden tarihi unvanları almış, üstelik de size ‘düşman’ olarak belletilmiş bir ülkeden rakibe bu derece sevgi duyabilmekti mesele… Tyson Gay ya da Justin Gatlin’in Usain Bolt’u neyse Leonidis’in Naim’i oydu ama onların ortaya koydukları arkadaşlık çok daha farklıydı. Dedik ya, olimpik ruhu ete kemiğe büründürdüler bizim için. Leonidis’in bize anlattıklarını en iyi şekilde özetleyen sözler de Naim Süleymanoğlu’ndan, Atlanta’daki halter muharebesinin ardından gelmişti. Yunan efsanenin, “En iyisi sensin” sözlerine Naim’in itirazıydı mesele: “Hayır, en iyisi biziz!” Evet, en iyisi onlardı.


    [mailerlite_form form_id=2]

    İlginizi çekebilecek diğer içerikler