En İyisi Benim

James Hunt-Niki Lauda, Ayrton Senna-Alain Prost ya da Michael Schumacher-Mika Hakkinen... Formula 1 tarihi büyük rekabetlerle dolu. Bugünün zirvesindeki iki koltukta ise Lewis Hamilton ile Sebastian Vettel var.

9 Ağustos 2018

Fotoğraf: F1.com

Yazı: Talha Arslan

“Bir erkeğin, iyi olmadığını kabul etmeyeceği iki şey vardır: Sürmek ve sevişmek.” – Stirling Moss

Stirling Moss, 1951-1961 yılları arasında devam eden Formula 1 kariyeri boyunca, hiç şampiyonluk kazanamadı ancak, tam 4 ikincilik ve 3 üçüncülük elde ederek bu alandaki rekorun sahibi oldu. Buna rağmen, İngiliz olmasının da etkisiyle, ismi en çok bilinen “Oldies” Formula 1 sürücülerinden biri olmayı başardı. Eski sömürgeleriyle birlikte, tam 16 farklı şampiyon yetiştiren İngilizlerin son kahramanı ise, bu ünvanı 4 kez kazanarak kendi ülkesinin rekorunu elinde bulunduran Lewis Hamilton.

Diğer tarafta Almanlar, ilk şampiyonlarını lanse etmek için Kırmızı Adam’ı beklemek zorundaydı. Michael Schumacher, tam 7 kezle ulaşılması güç bir rekora imza attı ve onun varisi olarak, tarihin en genç ve 4 kez üstüste şampiyonu olan Sebastian Vettel gösteriliyor.

Bundan önceki son 10 yılda, Sebastian ve Lewis toplamda 8 şampiyonluk alarak spora damga vursalar da, Fernando Alonso her ikisinden de daha komple bir pilot olarak kabul ediliyor. Ancak İspanyol pilot, yanlış kariyer tercihleri ve şanssızlıklar sayesinde zirveden tam 6 yıldır uzakta. Doğrusunu söylemek gerekirse, 2007 Mclaren sonrasında hiçbir zaman gridin en iyi aracına sahip olmadı. Alonso, daha yavaş ama dayanıklı olan Renault ile elde ettiği 2 şampiyonluğun ardından, Mclaren’de sorunlu bir sezon geçirdi, sonra eski halinden eser kalmayan Renault’ya mecburi dönüş yaptı, 2010-2014 arasında da rüzgar tüneli sorunlarıyla boğuşan ve ne yaptığını bilmeyen Ferrari’yle yarım bir hikaye bıraktı. 2015’te yeniden Mclaren için sürmeye başladı fakat, takım her anlamda tarihinin en berbat günlerini yaşıyor. Bir yandan yeni bir yön bulmaya çalışırlarken, bir yandan da iyi puanlar (!) peşindeler.

Alonso, her şeye rağmen, 2010 ve 2012’de son yarışta dramatik şekilde kaybettiği 2 şampiyonluk savaşı daha verdi. Öyle ki; Sebastian Vettel Ferrari’ye geçip Mugello’da Alonso’nun F2012’sini test ettiğinde, onun bu araçla başardıklarına şaşıracaktı.

Mevcut grid dağılımı ve kontratlara baktığımızda da, İspanyol pilotun 2021’e kadar ön tarafa dönebileceği bir koltuk bulması pek mümkün gözükmüyor. O da zaten, o tarihte muhtemelen sporda olmayacağını ima ederek, kendisini başka bir boyuta taşıdı ve Triple Crown’ın peşinden gidiyor. Kariyerinde halihazırda birkaç Monaco Grand Prix galibiyeti var ve geçtiğimiz aylarda Le Mans 24 Saat Dayanıklılık yarışını da kazandı. Bu ikisinin yanına bir de Indy500 zaferi ekleyebilirse, tarihte bunu başaran ikinci isim olacak.

Aslında, araçtan maksimumu alma anlamında bu kadar yetenekli bir pilotun, şu aralar Formula 1’de ancak puan savaşı verebiliyor oluşu bile, başarıya giden yolda sürücü dışındaki etkenlerin ve biraz da kendi tercihlerinin ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor. Zira, -sonradan ortaya çıktığı üzere- Alonso Ferrari’ye geçmeden önce, sonraki yılları domine edecek olan Red Bull’un teklifini reddetmiş. O bu kararından pişmanlık duymadığını söylese de, bu gerçek bize Mr. Nobody filminden bir çağrışım yapıyor:

“Seçimler… Onları geriye alamayız. Bu yüzden doğru kararı vermek zordur. Seçim yapmadığınız sürece ise, önünüzde bir sürü seçenek vardır.” 

Hayatın kendisine benzer şekilde, Formula 1’de de, doğru zamanda doğru yerde değilseniz, elinizden pek birşey gelmiyor. Spor tarihinde, Fernando Alonso’nunkine benzer birçok hikaye var, ancak Sebastian Vettel ile Lewis Hamilton’ın hikayeleri bunların arasında değil. Onlarınki daha çok, sırasıyla idol olarak gördükleri Michael Schumacher ve Ayrton Senna’nın hikayelerine benziyor ve seleflerinin aksine, “en iyi olma” savaşında birbirleriyle mücadele etmek zorundalar.

I – Zincirin İlk Halkası

2001 Avrupa Junior Karting Şampiyonası ve 2004 Formula BMW serilerini kazanan Vettel ile katıldığı her kategoride ilk yılında şampiyon olan Hamilton, ilk kez 2005 sezonunda Formula 3’te rakip oldular. İkisi de ileride Formula 1 şampiyonluğu hayalini kuruyorlardı, ama birbirleriyle rekabete gireceklerini muhtemelen tahmin etmemişlerdi.

Fotoğraf: AOL.co.uk

Lewis, o sezon gridin en güçlü takımı ASM’de Adrian Sutil ile şampiyonluk için savaşırken; Sebastian ise sezon sonunda takım arkadaşının 5 katı puan toplayarak, Mücke Motorsport adına 5. olacaktı. Bu iki isim, birkaç yarışta pist üstünde karşı karşıya geldi ve Sebastian’ın kendisinden 2 yıl 5 ay 27 gün daha tecrübeli olan rakibine karşı -hem de Lausitzring gibi geçişe müsait bir pistte- yaptığı muhteşem savunma, gelecekteki birçok randevunun ilki özelliğini taşıyordu:

O senenin en genç sürücüsü olan Vettel, rakibinin karşısına ilk kez çıkmıştı. Bundan bir süre sonraysa, Hamilton’ın hayatını gerçekten cehenneme çevirebilecek bir dönüm noktası sporun zirvesinde yaşandı.

2008 yılında Lewis, Ferrari’den Felipe Massa’yla çekişiyordu ve son yarışta şampiyon olması için ona 5.lik yetecekti. Açıkçası bu hikaye, bir önceki seneye çok benziyordu ve Mclaren aynı dramayı tekrar yaşamamak adına, birkaç milyon dolar harcayıp Lewis’in aracını tepeden tırnağa kontrol etti. Ayrıca, Serhan Acar’ın yarış öncesi aktardığı gibi, tur başına 0.15 saniye gibi bir kazanç elde ettiler; bu belki de spor tarihinin en pahalı 0.15’iydi.

Lewis adına herşey yolunda giderken, yarışın sonlarında gelen kısa süreli yağmur işleri tamamen karıştırdı!

O sene, Toro Rosso’yla ilk Formula 1 galibiyetini yağmur altında İtalya’da kazanan genç Vettel, birkaç tur kala Hamilton’ı geçerek 5.liği alıyor ve tüm hesapları altüst ediyordu. Ön tarafta galibiyete ulaşan Felipe Massa, yarışı bitirdiğinde kısa süreliğine Brezilya’nın Senna’dan sonraki yeni şampiyonuydu. Vettel, o an farkında olmasa da, daha kırmızılar için yarışmadan onlara bir şampiyonluk hediye edecek gibiydi. Ne var ki, Lewis, kuru zemin lastikleriyle zorlanan Toyota sürücüsü Timo Glock’u son virajda yakaladı. İngiliz spikerin “Is that Glock?” klişesiyle beraber, 5.liği geri aldı ve tarihin tekerrür etmesine izin vermedi. Lewis Hamilton, F1 tarihinin en dramatik sonlarından birinde -belki de o 0.15’in de yardımıyla- en genç şampiyon rekorunu Fernando Alonso’nun elinden alıyordu!

II – Kontrast

Formula 1, sonraki 8 yıl boyunca Lewis-Sebastian rekabetinden çoğu zaman uzaktı -belki 2010 hariç, ama o sene 5 şampiyonluk adayı vardı ve Vettel daha çok Webber ve Alonso’yla çekişti-. Bunda Ferrari ve Mclaren gibi demirbaşların, Schumacher dominasyonundan sonraki 2 büyük kural değişikliği dönemine iyi hazırlanamamış olması bir yana, FIA ve Ecclestone’un eleştirilen politikalarının da etkisi vardı.

İkili, zaman zaman pist üstünde karşı karşıya gelseler de, pist dışında da kaydadeğer anılar biriktirdiler.

2010 yılında Sebastian, 23 yaşında ilk şampiyonluğunun peşinde koşarken, zaman zaman yaptığı kazalar ve anlık agresiflikleri yüzünden, baskı yönetiminde başarısız olmakla eleştiriliyordu. Belçika’da, Bus Stop şikanı öncesinde Button’ın radyatörünü parçaladığında, bu eleştiriler zirve yapmıştı:

https://youtu.be/vVqyxgXxlmc

Sonraki hafta Lewis, Sebastian’a destek çıkacaktı:

“Bence herkes onun ne kadar yetenekli olduğunu görüyor. Şu ana kadar iyi bir takımda, iyi bir iş çıkarıyor. Bazen zorlanması doğal, ama o da hepimizin geçtiği bir evreden geçip tecrübeleniyor. O hala çok genç -gerçi ben de gencim (gülüyor)- ve öğreneceği şeyler var.”

Sebastian, 2015 yılında 4 kez şampiyon sıfatıyla Ferrari’ye geçtiğinde, ikili gerçek anlamda uzun vadeli bir savaşın ilk evrelerine adım atmış olsa da, sonraki 2 yıl Mercedes’in dominasyonunun devamıydı. Hamilton’ın o sıralar, Vettel’in şampiyonluk sayısına yaklaşmak için yenmesi gereken kişi de, takım arkadaşı Nico Rosberg’ti.

2015 Meksika yarışı öncesi basın toplantısındayız; çocukluktan beri arkadaş olan Hamilton ve Rosberg arasında gergin bir hava var. Bir gazeteci, “Startta neler olacak?” diye tarihte defalarca dile getirilmiş gereksiz soruyu soruyor ve Vettel ikisine birden dönüp; “Belki siz birbirinizi ilk virajda dışarıya alırsınız ve ben de aradan sıyrılıp yarışı kazanırım, ne dersiniz? Olmaz mı? Meh, ne yapalım…” diyerek muzurca mimikleriyle herkesi kahkahaya boğuyor:

Aslına bakarsanız, ertesi yıl İspanya’da, Lewis ve Nico Sebastian’ı kırmadılar ve 4.virajda birbirlerini süpürdüler. Lakin galibiyeti alan -önceki yarışta Vettel’i deliye çevirerek yarışını mahveden Dani Kvyat’ın yerine, Red Bull’la ilk yarışına çıkan- 18 yaşındaki Max Verstappen oluyordu.

Ferrari, o sene galibiyete bir kez daha yaklaşacaktı. Vettel, 2016 Kanada’da Hamilton’ın önünde lider giderken, ilk virajda gezintiye çıkan martılar yüzünden ayağını gazdan çekiyor ve Hamilton ona yaklaşma fırsatı buluyor. Yarış sonrasında 2. olan Sebastian, Lewis’in SkySports’la röportajını bölerek, rakibini hayvan sevgisi olmamakla suçluyor ve eğlenceli şekilde dakikalarca bunu tartışıyorlar. Lewis, “Bence yarışı kaybettiğin için bahane buluyorsun” diyor ve Sebastian da, “Ben bir yarış pilotuyum, birşeyler uydurmam gerek” diye cevaplıyordu.

Sebastian ve Lewis, pist dışında iyi anlaşsalar da; özel hayatlarında birbirlerine tamamen zıt karakterleri ve yaşam stillerine sahipler.

Sebastian, mizahi ve güleç yapısına karşılık, kişisel hayatında pek göz önünde olmayı tercih etmeyen biri. Daily Mail’den Jonthan McEvoy’un tanımıyla, dağınık sakallarıyla günde 10$’a Güney Amerika’yı gezmeye çalışan öğrenci görünümünde ve sıradan bir hayat yaşamayı seviyor:

İnsanlar beni gördüğünde, akıllarında ilk beliren şey Formula 1, ama ben sadece bundan ibaret olmaktan hoşlanmıyorum.

“Elbette, Formula 1 hayatımın büyük bir kısmını kapsıyor ama bu sadece benim yaptığım iş. İnsanların sıkıcı olduğunu düşündüğü şeyleri yapmak bana mutluluk veriyor. Evde olup bahçemin çimlerini biçiyorum. Pek iyi olmasa bile mutfağa geçip yemek yapıyorum, alışverişe çıkıyorum. Metro ve otobüse biniyorum. Sonuçta ben ünlü değil, bir sporcuyum. Bir yere gittiğim zaman insanlar beni tanıyor, ama benimle değil, sporla ilgileniyorlar. Kimse saçımı nasıl yaptığımı sormuyor ya da hangi ayakkabıları giydiğimi merak etmiyor.”

Sebastian, her sene aracına bir isim vermeyi de ihmal etmiyor. 2018 aracı SFH71’e ilk testlerden sonra “Loria” adını koydu. Aynı zamanda klasik araba ve motorsikletlerle çok ilgileniyor.

“Bu işi neden yaptığınızı kendinize sorduğunuzda cevabınız şu olur: ‘Çünkü sürmeyi çok seviyorum ve araç içinde yaşadığımız hisler kolay anlatılabilecek bir seviyede değil’. Eğer F1 pilotu olmasaydım kesinlikle Makine mühendisi olur ve arabalarla ilgili bir şeyler yapardım.”

Diğer tarafta -Vettel’in bahçe işleri bir yana dursun- Hamilton hayatının her alanından maksimumu çıkarmaya bayılıyor:

“Yaptığım her şeyde en iyi olmaya çalışıyorum, sadece yarışırken değil, her şeyde…”

Ve ekliyor:

“Hiç kayak yaptınız mı bilmiyorum, ama en tepeye gittiğinizde korkusuz çocuklar göreceksiniz. Korku, ancak yaşlandığınız zaman sizle tanışır, ama benim için öyle değil. İş yarışmaya geldiğinde, konu her zaman kimin daha öteye gitmek istediğiyle ve o ekstra adımı atmakla ilgili. Kazanmak için açım ve bunun için acı çekmeyi göze alıyorum.”

Fotoğraf: lewishamilton.com

Hamilton, Mclaren’ın Woking’deki fabrikasına daha 12 yaşında adım attı. Ron Dennis’in yanına gidip kararlılıkla, ileride onun araçlarından birine oturacağını söyledi ve yıllarca babasının da desteğiyle bunun için çabaladı. Çocukluğunu kendi ağzından dinleyelim:

“İlk arabam, uzaktan kumandalıydı. 4 yaşında olmama rağmen oldukça rekabetçiydim. Demek istediğim, yüzüme bir baksanıza, hiç bu kadar konsantre bir çocuk gördünüz mü?

8 yaşında kartinge başladım. Bu benim ve babamın birlikte başladığımız bir hobimizdi. Babam devam edebilmem için 4 işte çalışıyordu, işten sonra da aracımla ilgileniyordu. Benim için her şeyi yaptı, ve istedikten sonra her şeyi başarabileceğimi hissettirdi. Onun desteği olmasaydı, asla 4 şampiyonluk kazanamazdım.”

Lewis, beklentileri karşıladı ve 2006’daki GP2 zamanlarında adını herkese duyurdu. 2007’de, Formula 1’deki ilk sezonunda Alonso’yla aynı puanı aldığında, doğal yeteneğini çoktan ispatlamıştı. O günden beri, sadece 2 kez takım arkadaşına kaybetti. Nico Rosberg, 2016 yılında onu nasıl yendiğini şöyle anlatıyor:

“Elimden gelen her şeyi yaptım. Geçen sene bisiklet sürmeyi bıraktım, çünkü bacak kaslarım fazla ağırlık yaratıyordu. Suzuka’da 0.013 saniyeyle polü aldığımda bunun faydasını gördüm. Lewis’in en büyük zayıflığı tutarsız olması, bu dönemlerde ona saldırabilirseniz, onun saldırısını bir süre durdurma şansı yakalarsınız. Ancak, Lewis’i yenmek için yüzde 100’ünüzde olmanız ve mükemmel bir sezon geçirmeniz gerekir.”

Lewis, Nico’ya basit bir cevap vermişti:

“Bazıları haber olmaya ihtiyaç duyuyor.”

Lewis, bu tarz çekişmelerde direkt konuşmayı seviyor. Nico’yla araları, rekabetleri bittikten sonra bile asla durulmadı. Ama Hamilton’ın aynı zamanda duygusal bir tarafı da var. Kanada 2017 sıralama turlarında, Lewis kendi açısından çok özel bir an yaşadı. İdolü Ayrton Senna’nın 65 pol pozisyon sayısına ulaşmıştı ve Senna’nın ailesi tarafından ona Brezilya’lının yarışırken giydiği kask hediye edildi.

Lewis bu hediyeyi, kariyerinde aldığı bütün kupalardan daha iyi olarak nitelendirecekti.

Tüm bu yeteneği ve azminin yanında, medyayı ve ilgiyi çok seviyor. 22 yaşındayken yaşadığı Nicole Scherzinger birlikteliği, diğer ünlülerle olan ilişkilerini düşündüğümüzde çoktan mazide kaldı. Her zaman göz önünde, moda ikonu gibi giyiniyor ve sosyal medyayı çok aktif kullanıyor. Bir keresinde, Jenson Button’ın onu Twitter’dan unfollow’ladığını düşündü ve eski takım arkadaşını, tweet atarak “onca yılın ardından dostluklarını çöpe atmakla” suçladı.

Zaman zaman ise, -ve son zamanlarda daha sık- antipatik olmakla eleştiriliyor. Rosberg’e 2015 şampiyonluğundan sonra 2.lik şapkasını fırlatması, 2016’da kaybettiğinde Nico’yla ve takımla ilgili söyledikleri, sosyal medyada bir fanla “En iyi kim?” atışmasına girmesi, Meksika 2017 ve İngiltere 2018’de Ferrari pilotlarının ona bilerek çarptıklarını ima etmesi ve bazen, işlerin kötü gittiği zamanlarda takımını ve diğer çalışanları basın önünde zor durumda bırakması, Abu Dhabi 2016 ve Avusturya 2018’de olduğu gibi.

Son olarak, geriden gelip kazandığı Almanya 2018 yarışı öncesi, Nico Rosberg’in röportaj yapmasını engellediğiyle ilgili söylentiler çıktı. Yarıştan sonra da, Instagram’dan, onu yeterince övmedikleri gerekçesiyle SkyF1 sunucularına sataştı. 1997 şampiyonu Kanada’lı Jacques Villeneuve, podyumda yuhalanan Lewis hakkında en sert eleştiriyi yapan isim oldu:

“Lewis buna (yuhalanmasına) şaşırmamalı, Formula 1’i Hollywood ile karıştırıyor ve yaptığı her şey kurmaca. Kendisini İsa gibi gösteriyor. Yaşadığı sorunun ardından aracının başında diz çökmesi, İsa’nın acı çekmesine benziyordu ve sonrasında söyledikleri de Dağdaki Sermon bölümündendi!

Podyumdaki tavırları ise tam bir şovdu. Herkesin yağmuru kimin yolladığını görmesi için epey bir uğraştı!”

Vettel’i de eleştirebileceğimiz onlarca şey bulabiliriz, ama şov kısmı kesinlikle bunlardan biri değil. Formula 1’in eski patronu Bernie Ecclestone, onu yeterince Rock ’n’ Roll olmamakla eleştirip, Lewis’i F1’in reklamını yapma konusunda daha başarılı bulduğunu söylemişti. Aynı zamanda, Sebastian’a Lewis gibi olmasını da tavsiye etmiş. Sebastian bu duruma gülerek -her zaman gülerek başladığı, ama yazıya döküldüğünde sert görünen diğer konuşmaları gibi- şöyle cevap veriyor:

“Senna, Prost veya Piquet’ye ne yapmaları gerektiğini söyleseniz size s..tirip gitmenizi söylerlerdi. Ben böyleyim.”

Vettel, Ferrari’ye geçtiğinden beri; kimseyi suçlamadan kendi işine bakıyor, kendini takımına ait hissediyor ve kötü günlerde bile onları sahipleniyor. Tifosilerin gözünde gerçek anlamda Michael Schumacher’in veliahtı konumunda. 8-9 yaşlarında; “Ich bin nicht Michael, Ich bin Sebastian!” diyen bu çocuk, yine de idolünün izinden gitmeye devam ediyor. 2015 Malezya’da Lewis’i geçerek aldığı ilk Ferrari zaferi, onun kariyeri için çok özel bir andı:

Damalı bayrağı geçtiğinde, radyodan; spor tarihinin en güzel, en sempatik ve en canlı çığlıklarından birini atıyordu:

“Wooooohooooo! Yeeeeeeeesssssss! Sii Ragazzii!”

Ferrari geri dönmüştü, o an neler hissettiğini şöyle anlatacaktı:

“Podyumun en tepesinde, Alman ve İtalyan marşlarını kırmızı tulum içerisinde ardarda dinlerken… Bilemiyorum, çocukluğumda izlediğim Michael’la ilgili birçok şeyi birbirine bağladım. Bu yüzden (takımdaki) çocuklar marşlarını söylerken onları dinlemek çok güzeldi. Oradakinin ben olduğumu biliyordum ama, onun gerçekten ben olduğumu farketmek…”

O dönem Ferrari’nin teknik direktörlüğünü yapan James Allison da bu benzerliği destekliyor:

“Kariyerim boyunca; bir takımda olmanın değerini gerçekten, gerçekten, ama gerçekten anlayan iki adamla çalıştım; biri Michael’dı, diğeri ise Sebastian. Diğerlerini kötülemek gibi olmasın, ama bu Sebastian’ın özel bir gücü, ve Michael’ın da öyleydi.”

Mental anlamda ise, Peter Sauber’e göre araç içinde Vettel kadar zeki bir pilot yok. Red Bull’daki patronu Christian Horner da bunu doğruluyor:

“Bir yarışta, Mark Webber’e prime lastikleri taktık ve bunu, zorlamasını istemediğimiz için Vettel’e söylemedik. Buna rağmen birkaç tur sonra, bize telsizden ‘Mark’ın prime lastiklerle tur dereceleri ne kadar?’ diye sorduğunda şaşkınlık içinde birbirimize baktık. Bunu nereden öğrenmişti?

Meğer, pistin belli bölümlerinde ana ekrandan yarışı da takip ediyormuş! Konsantrasyonu her zaman çok yüksek ve sürekli düşünüyor, bu da onu çok güçlü kılıyor.”

Vettel ve Schumacher’i birbirlerine benzetenlerin sayısı bir hayli fazla olsa da, İtalyan gazeteci Leo Turrini’ye göre ikisini ayıran bir fark var:

“Sebastian, hızlı ve güvenebildiği bir araca sahipse, o zaman araçtan maksimumu alıyor ve avantaj sağlıyor. Eğer bir şeyler yanlış giderse gerilmeye başlıyor ve hatalar yapabiliyor. Michael, böyle bir sorun yaşamazdı, o en kötü araçta bile güçlüydü. Bu, Sebastian’ın zayıf bir yönü ve bunla başa çıkması gerekiyor.”

Vettel gerçekten de, direksiyon başında bazen kontrolünü kaybedebiliyor. Elbette, ilk yıllarında yaptığı kazalar tolere edilebilir, bu tarz şeylere her pilot karışıyor. Ama hala, zaman zaman duygularına yenik düşebiliyor, veya beklemediğiniz sırada olmayacak hatalar yapabiliyor. 2016’da pist üstünde Kvyat ve Verstappen’le olan mücadelelerinde yaşadığı sinir patlamaları, Bakü’de Lewis’e kasten çarpması, Charlie Whiting’e radyodan verdiği “Here is a message for him, F..k off! Honestly…” tepkisi, 2013 Malezya’da takım emirlerine karşı gelip Webber’i geçmesi, aldığı gereksiz riskler, sabırsızlığı… Bunların her biri, onun için ders çıkarması gereken hatıralar olarak masada dursa da, yazının sonlarında değineceğimiz üzere 2018 sezonunda da kredisini fazlasıyla tüketti.

Karakterleri bir yana, Lewis ve Sebastian araç içerisinde de bambaşka stillere sahipler. Formula 1 pilotlarının yarış çizgileri, şikan ve kısa virajlardan ziyade, uzun virajlarda daha çok kendini gösteriyor -ve hatta İstanbul Park’taki ünlü 8.virajımız da 4 apeksiyle bu anlamda muhteşem bir tasarımdı-. Yarış koçluğu yapan Scott Mansell, Silverstone’daki Luffield virajını yakından inceleyerek, Vettel ve Hamilton’un tarzlarını karşılaştırdı.

Hamilton, virajın 2 apex noktası arasında sabit bir daire çizerek, virajdaki minimum hızını en yüksek seviyede tutmayı tercih ediyor. Vettel ise, daha geç bir frenle ilk apex’ten sonra iyice dışarı açılarak, 2. apexe kadar olan kısmın açısını azaltmayı ve sonraki düzlüğe daha fazla hız taşımayı hedefliyor. Bu farklılık, toplam sürede çok büyük bir değişiklik yaratmasa da, tekerlek tekerleğe mücadelelerde farklı çizgiler izleyen sürücüler olaya her zaman renk katıyor.

Bugüne kadar birçok F1 yıldızıyla çalışan Brembo fren teknikerlerine göreyse, Vettel’in frenleme anında kendine has bir agresifliği var ve aracın hızlanma kısmında hassas bir kontrol mekanizmasına sahip. Aynı zamanda, Vettel tam olarak Junior Schumi; teknik bilgisi sayesinde mühendislere sağlam geribildirimler sunuyor ve aracın gelişimine ciddi anlamda katkı sağlıyor. Griddeki pilotlar arasında, karbon materyalinin farklılığı nedeniyle, bir fren diskini diğerine tercih edebilecek yegane isim, Sebastian Vettel.

Hamilton ise daha farklı bir tarza sahip. Viraja girerken, aracın tam olarak kontrolünde olmasını seviyor ve ilk frenlemede daha reaktif kalıyor. Bu sayede aracın yol tutuşunu daha maksimumda tutmayı hedeflese de, zaman zaman ön tekerlerini kilitleyerek lastiklerine kötü davranabiliyor. Ancak, araç gelişimi konusunda Sebastian’a göre daha geride. 2007 İngiltere’de, Alonso onunla araç ayarlarını paylaşmayı reddetti ve Lewis polden başladığı yarışı tam 40 saniye geride bitirdi. Her ne kadar, bu örnek çok eskide kalsa da, Toto Wolff de onun bu eksikliğini doğruluyor. Mercedes’in birkaç yıl boyunca yenilmez olmasında, Schumacher ve Rosberg’in geri bildirimlerinin çok önemli bir payı vardı ve onlar ayrıldıktan sonra sorunlar yaşadıkları bir gerçek.

Sebastian ve Lewis’in, güçlü ve gelişime açık yönlerini bir tabloda derlemek istedik.

III – Şahlanan Atın Dönüşü

2016 sezonu tamamlandığında, herkes sonraki sene Lewis Hamilton ve Nico Rosberg arasındaki rövanşı iple çekiyordu. Lakin, Nico şampiyonluğu kazandıktan 1 hafta sonra, emekliliğini açıklayıp zirvede bırakmayı tercih etti. 2017 sezonu bambaşka bir yönde ilerleyecekti.

Ferrari, kış testlerinde, Sergio Marchionne ve Maurizio Arrivabene ile girdiği dönüşümün meyvelerini alıyordu. 3 yıldır sporu domine eden Toto Wolff’un Mercedes’lerinin karşısında, yeni kuralları iyi değerlendiren hızlı Kırmızı araçlar olacaktı. Güçlü bir Ferrari, her zaman daha çok izleyici, daha fazla heyecan ve bazen de drama (2008’de olduğu gibi) anlamına geliyor. 2017 sezonu, tam da böyle bir hikayeye sahne oldu.

Sebastian Vettel ve Lewis Hamilton ilk kez, sezonun büyük bölümünde tekerlek tekerleğe mücadele ettiler.

Fotoğraf: www.jamesallenonf1.com

İlk 6 yarışta 3 galibiyet alan Vettel, genelde denk bir görüntü olsa da, geriden gelmenin avantajıyla arkasına iyi bir rüzgar almıştı. İspanya 2017’de, Sebastian ve Lewis pit çıkışında yanyana geldiler ve bir an bütün nefesler tutuldu. İkili ikinci viraja sığmadılar ve Lewis virajı dışarıdan alıp sonraki turda yeniden atak yapmayı deneyecekti. Her ikisi de bu anı tanımlarken, sezonun geri kalanındaki mücadeleye olan sabırsızlıklarını vurguladılar. Ayrıca, pist üstünde ve dışında birbirlerine çok saygılılardı. Kazanmayı ve kaybetmeyi biliyor gibilerdi, ta ki Bakü’ye kadar.

Ortamın gerildiği ilk an Azerbaycan 2017 yarışı oldu. Vettel güvenlik aracı ardında Hamilton’a yakın gidiyordu. Tekrar hızlanmaya hazırlandıkları sırada, viraj çıkışında bir anda duramayıp hafifçe Lewis’in difüzörüne çarptı. Kendisine fren-testi yapıldığını düşünen Sebastian, çok sinirlenip Lewis’in yanına kadar geldi ve kasten rakibinin üstüne sürdü:

Cezasını aldı almasına ancak, kamuoyuna göre bu yeterli değildi ve FIA ek soruşturma başlattı. Lewis, rakibini çocuklara kötü örnek olmakla suçladı. Sebastian, kazanabileceği yarışta sadece puan kaybetmemiş, aynı zamanda kendisini İngiliz basınının da önüne atmıştı. Sonraki hafta basın toplantısında olayın üstüne gidildi. Ona, özür dilemesinin neden FIA soruşturması yapılacağı açıklanana kadar zaman aldığı sorulduğunda, gülerek (ve işin aslı yine sempatik şekilde) şu cevabı verdi:

“Bende telefon numaranız yoktu… Kusura bakmayın ama, hiçbirinizle konuşmak zorunda hissetmedim kendimi. Açıkçası konuşup özür dilemem gereken kişi Lewis’ti ve ben de öyle yaptım.

Hareketimle gurur duyuyor muyum? Hayır.

Geri alabilir miyim? Hayır.

Pişman mıyım? Evet… O yüzden bunun üzerinde daha fazla durmak birşeyi değiştirmeyecek.”

Lewis de, Sebastian’ın özrünü kabul etmişti:

“Söyleyebileceğim her şeyi zaten geçen hafta söyledim, ve artık bundan sonrasına bakmamız gerekiyor. Bu olay, ilişkimizi etkilemeyecektir.

Yine de, Avusturya’da onla el sıkışmayı reddedecekti. Horner’a göre, ikili artık birbirinden nefret ediyordu.

Sezonun tam da bu noktalarında, Mercedes patronu Toto Wolff’un Vettel’e olan ilgisi ayyuka çıkmıştı ve Lewis’le Toto’nun arasının da bu yüzden açıldığı konuşuldu. Lewis’in Mercedes’le olan kontratı 2018’de bitecekti, ama Vettel Ferrari’yle 3 yıllık yeni anlaşma imzalayarak, hem takımına bağlılığını gösterdi, hem de söylentileri bitirdi.

Sonraki yarışlarda, iki isim sırayla problemler yaşadı ve yaz arası dönüşünde Mercedes, hızlı olması beklenen Belçika ve İtalya’da istediğini aldı. Singapur’da ise, çok ihtiyaç duyduğu pol pozisyonunu alan Sebastian radyoda deliler gibi sevinmişti. Tabii, puanlar Pazar günü veriliyordu ve ertesi gün olacaklardan habersizdi…

Startta, 2.cepten kalkan Verstappen iyi bir çekiş yakaladı, 4.sıradan da Raikkonen uçarak fırlamıştı ve 3 isim bir anda yanyana geldiler. Vettel’in pozisyonunu korumak için içeri kapanmasıyla film koptu. Verstappen iki Ferrari’nin arasında kaldı, Raikkonen kaçınılmaz temas sonucu Vettel’in radyatörünü parçaladı ve duramayarak birkaç aracı daha süpürdü. Lewis, 5. kalktığı ve hasar azaltmaya çalışacağı bir yarışı ilk virajda kazanarak 28 puan öne geçmişti.

Vettel, 2010 ve 2012’de, 31 ve 44 puan geriden gelerek şampiyon olmuştu. Bu yüzden de, muhtemelen henüz kaybettiğini düşünmüyordu ancak, yarış sonrası röportajlarındaki ten renginden psikolojik olarak çok etkilendiği anlaşılıyordu. Bilmediği şey ise, Ferrari’nin kabusunun daha yeni başlıyor olmasıydı.

İlk olarak Vettel, Malezya’da sıralama seansında motor problemi yaşadı ve piste çıkamadı. Ardından Raikkonen, benzer bir sorunla yarışa bile başlayamadı. Belki de Ferrari tarihinde ilk kez, bir araç garajda, diğeri de gridde son sıradan start alıyordu. Vettel yarışta hasarı azalttı, ama bunlar yetmezmiş gibi, soğuma turunda Lance Stroll’le çarpıştı.

“Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Stroll nereye gittiğine bakmıyor, gerçekten?!”

Japonya ise kopuşun son halkasıydı. Yarıştan hemen önce, Vettel’in motorunun 6.silindirinde bir problem farkedildi ve düzeltmek için pek zaman yoktu. Birkaç tur zorlasalar da, ana düzlükte 4 rakiplerine birden geçildikten sonra aracı garaja çekmek zorunda kaldılar.

Özetle, Asya sezonunda herşey ters gitmiş ve sezon mantıksal olarak tamamlanmıştı. Vettel garaja döndü, bütün ekibe teşekkür etti, herkese tek tek sarıldı, takım patronu Arrivabene’yle dertleşti ve taraftarları selamladı. Tam da 11 yıl önce, Michael’in benzer bir sonla, aynı pistte, aynı sorunla şampiyonluğu bıraktığı zaman yaptığı gibi…

Fotoğraf: F1.com

Sezonun en keyifli basın toplantısı ise son yarış olan Abu Dhabi’den önce yaşandı. Lewis ve Sebastian’a sezon içerisinden en akılda kalan an sorulduğunda, Bakü’de karar kılınmıştı. Sebastian, şakayla karışık, “Bence, en iyi kişilik ve en iyi sürüş ödülleri benim olmalı ama fair-play’den emin değilim!” derken, Lewis onu birkaç kez pist üstünde geçtiğini hatırlatıyordu.

IV – Beşinci İçin Savaş

2018 öncesinde, her ikisi de güçlü bir kış testi dönemi geçirdiler ve mücadeleye kaldıkları yerden devam ediyorlar. Bu sene Ferrari, Mercedes’le daha denk bir araç yapmayı başardı ve şu ana kadar, bazı pistlerde kesinlikle rakibini denize döktü. Basit sarkaç, bir Ferrari, bir Mercedes arasında gidip gelse de; psikolojik savaşta birkaç kritik dönüm noktası yaşandı. Lewis zaman zaman demeçleri ve tavırlarıyla gündeme gelirken, Vettel de araç içinde belli noktalarda öyle kritik hatalar yaptı ki, sık sık İtalyan medyası tarafından eleştirildi ve padokta Alonso-Ferrari söylentileri bile çıktı.

İlk olarak, Avustralya Grand Prix’si sıralama turlarının ardından Lewis’e, Q3’te yarım saniyelik hız farkını Mercedes’in “parti modu” olarak adlandırılan sistemine mi borçlu olduğu soruluyor. “Önceki bölümlerden farklı bir motor modu kullanmadım” açıklaması geliyor ve ardından Vettel; “Q3’e kadar ne yapıyordun öyleyse?” diyerek araya giriyordu. Lewis, ortamı buz kesen sert bir cevapla çıkışmıştı: “Sizin yüzünüzdeki gülümsemeyi silmek için bekliyordum!”. Bir gün sonra pitstop stratejisiyle birlikte parti yapan taraf ise Kırmızılar oldu. Lewis, pitstoplarda geçildiği rakibine atak yapmak için radyodan “Ok, I’m going for it” dedikten yaklaşık 7 saniye sonra çimlere taşarak şansını öldürdü ve Ferrari beklemediği bir galibiyeti iyi stratejiyle aldı.

Fotoğraf: Sporting News

Bir yarış sonra, Bahreyn’de, Raikkonen’in pitinde kaos yaşandı. Bu yüzden takım Vettel’i pite alamadı ve Sebastian, 40 turluk yumuşak lastiklerle yarışı kazanarak, kariyerinin en iyi yarışlarından birine imza atıyordu.

Hamilton, Verstappen’le girdiği mücadele sonunda, rakibine “Di.khead” yakıştırması yapmış ve basın toplantısında bu sorulduğunda, onu araya girerek koruyan Vettel olmuştu: “Bence anlık tepkilerden böyle hikayeler yaratmaya çalışmanız çok saçma” diyerek medyaya yüklenmiş ve ortamı yumuşatmıştı.

Hamilton ilk yarışını Azerbaycan’da kazandı. Vettel’in bu sezon pist üstünde yaptığı hatalardan ilki, Bakü’deki güvenlik aracı periyodunun bitişinde önündeki Bottas’a aceleci bir atak yaparak lastiklerini kilitlemesi ve 4.lüğe kadar gerilemesi oldu. Zira Bottas’ın, sonraki turda lastik patlattığını da hesaba katarsak, olası bir galibiyetten oldu ve podyumun en üst basamağını da Hamilton’a kaptırarak hanesine -20 puan yazdırdı.

Sonraki birkaç yarış normal geçti, hatta o kadar normaldi ki, sezonun en sıkıcı 3 yarışını izledik. Vettel, Hamilton ve onları geriden takip eden Ricciardo birer yarış kazandı. Fransa’da ise, Vettel ilk virajda Mercedes’lerin arasında kalıp Bottas’a çarparak 5 saniye ceza aldı ve yarışı 5. bitirerek, en azından -5 puan daha yazdırmış oldu hanesine.

Bu noktada, birkaç yarışlığına Lewis’in çöküşü başladı. Avusturya’da berbat strateji için tüm yarış boyunca radyodan takımını eleştirdi (haklıydı ama, sonunda Baş Stratejist James Vowles araya girip özür dilemek zorunda kaldı), çok ısınan lastikler için Pirelli’yi suçladı (sanki herkese aynı lastikler verilmiyormuş gibi) ve en önemlisi de, daha yeni lastiklere sahip olmasına rağmen, hidrolik sorunla yolda kalmadan evvel Vettel’e pist üstünde geçildi!

Lewis, 2. viraja gelirken Sebastian’ın geçebileceği bir iç çizgi bırakmadı, ama rakibi çimlerden devam etmeyi göze alarak pozisyonu kazanmayı başardı. İkilinin viraj içerisinde yanyana kaldığı an 2 saniyenin biraz üstündeydi ve Vettel, kendi adına sezonun en güçlü yumruğunu vuruyordu rakibine. Mercedes ise, o gün her iki araçla da yarış dışı kalarak, Turbo-Hibrit çağında ilk kez bir yarıştan mekanik sorunlarla puansız ve moralsiz ayrılmış oldu.

Sonraki hafta Lewis, çok umutlu geldiği kendi evindeki Silverstone yarışına polden başlasa da, berbat startının ardından Kimi’yle temas yaşayıp son sıraya düştü. 40. turda güvenlik aracı girmişti ve bu sayede, bir anda Bottas, Vettel, Hamilton, Raikkonen ardarda dizildiler. Bu dörtlünün içinde, ilk virajı sürekli DRS açık şekilde dönen tek isim olan Vettel, şampiyonluğu ne kadar istediğini açıkça gösteriyordu.

Yarışın sonlarına doğru yaklaşırken, Vettel, Bottas’ı pist üstünde agresif, zekice ve limitte bir atakla geçerek rüzgarı arkasına almıştı. Yarıştan sonra, Lewis ve Mercedes teknik direktörü James Allison; “Ferrari araçlarının Mercedes’lere kasten çarptığını” ima ederek, utanç verici bir ana sebep oldular. Lewis bunu, 2017 Meksika’da da yapmıştı, ama bu kez özür dilemeleri gecikmedi ve konu kapanmış oldu.

Almanya sıralama turlarında, Lewis yine hidrolik sorunuyla yaşadı ve dakikalarca aracının başında yıkılıp kaldı. Bu trajik anla birlikte ibre tamamen polü alan Vettel’e dönmüştü ki, ertesi gün herşey bambaşka olacaktı. Alman sürücü 10 saniye önde götürdüğü yarışta, hafif ıslak pistte arka tarafı kaybedip, bir anda kendisini bariyerlerde buldu. Lewis, güvenlik aracı periyodunu da iyi değerlendirerek, 14. sırada başladığı yarışı kazandı ve Vettel hanesine tahminen -35 puan daha yazılmış oldu.

Yaz arasından önce koşulan Macaristan Grand Prix’si ise, yağmurun etkilediği sıralama turları sayesinde Mercedes’e döndü. Ferrari, çok üstün olduğu pistte, geçiş imkanının da kısıtlı olmasıyla 2 ve 3.lüğe razı oldu ve hasarı azaltmakla yetinebildi.

Teknik anlamda değerlendirirsek; Ferrari, son birkaç yarışta Mercedes’ten daha hızlı bir araca sahip olduğunu kanıtladı. Buna rağmen, SFH71’in hala daha büyük bir potansiyel taşıdığı düşünülüyor.Sezonun bu noktasına kadar; Vettel, Lewis’e kıyasla, pist dışında çok olgunken, aracın içinde bazen aşırı hırsıyla kendine ve takımına zarar veriyor. Lewis ise, pist üstünde daha az hata yapıyor ve şu ana kadar karşısına çıkan fırsatları çok iyi değerlendirmesi sayesinde, sezon arasına rakibinin 24 puan önünde girdi. Ama o da, zaman zaman demeçleriyle antipatik duruma düşebiliyor ve güçsüz olduğu noktalarda kendini ele veriyor. Yine de, psikolojik savaş konusunda Vettel’den daha tecrübeli.

V: Son Düzlük

Macaristan’ın ardından, sezon arasından önceki son basın toplantısındayız. Vettel, uzun süre dalgın ve düşünceli şekilde hareketsiz kaldıktan sonra, masada gördüğü bir sineği yakalayıp şakayla karışık Hamilton’a gösteriyor ve belki de, rakibine sezonun ikinci yarısıyla ilgili ince bir mesaj iletiyor:

Herşey bir yana, Ferrari, son yılların kronik sorunu olan sezon içi gelişim savaşında bu sene çok başarılı. Ama o kadar çok puan hediye ettiler ki, o şampiyonluğu çok istiyorlarsa, sezonun kalan kısmında stratejik ve basit hata yapma hakları kalmadı. Diğer yandan, İngiltere, Kanada ve Çin yarışlarında herkes Mercedes üstünlüğü beklerken, onlar başlarını önlerine eğip 3 yarışta da daha üstün oldular. Geçen sene, tam da bu zamanlarda trajik şekilde üstüste dayanıklılık sorunları yaşamışlardı ve bu sefer işi sağlama almalılar.

Suyun diğer tarafında ise çözülmesi gereken başka dertler var; rakibin gerisinde kalan motor performansı, zaman zaman ortaya çıkan dayanıklılık sorunu ve özellikle yumuşak lastiklerin yönetimi gibi konular Mercedes’in handikaplarından birkaçı. Tüm bunlarla uğraşırken, 2019 aracına da odaklanmak zorundalar, bu yüzden her iki tarafın da yaz arasından sonra yapacak çok işi var.

24 Ağustos’tan itibaren, F1’in 4 klasik pisti; Belçika, İtalya, Japonya, Brezilya ve bunlara ek olarak 5 tane de modern pistte koşulacak 9 yarış var. Bu pistlerin bazıları Ferrari’nin, birkaçı da Mercedes’in üstün olması beklenen yerler. Özellikle İtalya ve Belçika, geçmişte motor avantajıyla Mercedes’in kalesi olarak görülen yerlerdi. Bu sene ise, ibrenin kırmızılara dönme ihtimali yüksek. İki takımın bu pistlere getirmelerini beklediğimiz motor güncellemeleri de belirleyici olabilir ve Ferrari’nin, şasi olarak da burun farkıyla önde olduğunu tekrar belirtmekte fayda var. Psikolojik üstünlük son dönemde Hamilton ve Mercedes’e dönse de; İtalyanlar kendi evlerinde uzun zamandır galibiyete hasretler ve taraftarlarının önünde alacakları bir zafer, onların toparlanması için gayet yeterli bir motivasyon.

Tüm bu çekişmenin yanında, Ferrari, Mercedes ve FIA arasında bazı savaşlar dönüyor. Mercedes, sene başından beri kendilerini geçmiş gibi görünen Ferrari motorunun illegal olabileceğini iddia ediyor. Öte yandan Ferrari, bu sene yeni asfaltlanan birkaç piste, Mercedes’e daha çok uyan ince hamurlu lastikler götürülmesinden ve yarış içerisinde verilen birtakım hakem kararlarından pek memnun değildi. Belki birkaçında haklı olabilirler ama hiçbirine itiraz etmediler. Zaten Arrivabene genelde kendi takımının işine bakıyor. Herhangi bir motorsporları sitesine girin ve arama bölümüne “Arrivabene-Hamilton” veya “Arrivabene-Mercedes” yazın; en fazla 3 haber çıkacağına bahse varım.

Toto Wolff ise rakipleriyle ilgili konuşmayı daha çok seviyor. Son dönemlerde, medyayı da kullanarak takımına gelişmesi için ciddi baskı uygularken, bu sene geride olduklarını da kabul ediyor.

Daha büyük bir çerçevede ise, 2021 yönetmelikleri tartışılıyor ve bu iki takım ellerindeki maddi gücü kaybetmemek ve diğer takımlara karşı sahip oldukları avantajı korumak için, zaman zaman aynı safta yer alıyorlar.

Zaman daralıyor…

Formula 1 son zamanlarda, sporun pazarlanması dışında hemen her şeyi yanlış yaptı. Her sene farklı bir şeyler denediler: KERS, DRS, değişik tipli araçlar, totaliter rejimlerin topraklarında düzenlenen paralı yarışlar, vites kutusu ve motor sınırlamaları, dayanıksız Pirelli lastikler… Sonuçta -her ne kadar bazı sezonlar istisna olsa da- Formula 1 yaklaşık 20 yıldır tekerlek tekerleğe mücadeleyi izlemek için doğru adres değildi. Ancak sporun yeni sahibi olan Liberty Media, bu durumun farkında ve geliştirmek için ciddi bir revizyon arayışı içerisinde. Amerikalılar sporun özünü korumak konusunda pek hassas olmasalar da, Formula 1 kesinlikle farklı bir noktaya doğru evriliyor.

Sürekli değişen kurallar, takımların birbirlerine sağladığı üstünlükler, motor performansı, şasi, dayanıklılık, sezon içi gelişim ve aerodinami gibi faktörlere son dönemde lastik yönetimi becerisi de eklendi ve Lewis Hamilton(33) – Sebastian Vettel(31) ikilisi, nihayet 2 yıldır birbirleriyle denk sayılabilecek araçlarda mücadele ediyorlar. İkisi de çok güçlü ve her şeye rağmen, 10-12 yıllık evrim sürecinde ayakta kalarak efsane pilotlar arasında yerlerini aldılar.

Geçmişte çok büyük rekabetler izledik: Senna-Prost, Schumacher-Hakkinen, Lauda-Hunt, Mansell-Piquet, Alonso-Raikkonen. Hamilton ve Vettel’in rekabeti de, yıllar sonra bu bahsettiklerimiz gibi kült mücadeleler arasında anılacaktır. Tarihin en iyisi olmak onlar için kolay olmasa da (ya da en azından kanıtlanabilir olmasa da), yapabilecekleri en rasyonel şeyin birbirlerine üstünlük kurmak olduğunun farkındalar. 5. şampiyonluk, muhtemelen bu savaştaki en önemli psikolojik kırılma noktası olacak.

Yukarıda, bu ikilinin istatistiklerini görebilirsiniz. Eğer, Schumacher’in 7 şampiyonluk rekorunu kırmak istiyorlarsa, önlerinde birbirleriyle paylaşabilecek kadar sezonları kalmadı. Özellikle de, onların ardından gelen Max Verstappen, Charles Leclerc, Esteban Ocon, Pierre Gasly, George Russell, Lando Norris ve Antonio Giovanazzi gibi isimlerin olduğu bir jenerasyonu da düşününce…

Fotoğraf: Talha Arslan
Kaynakça
https://www.theguardian.com/sport/2018/jun/25/lewis-hamilton-sebastian-vettel-lives-on-line-f1-french-grand-prix
https://www.thesun.co.uk/sport/motorsport/6861808/lewis-hamilton-jesus-villeneuve/
http://www.dailymail.co.uk/sport/formulaone/article-3147784/Sebastian-Vettel-says-Ayrton-Senna-didn-t-listen-s-following-Bernie-Ecclestone-criticism-Fools-Horses-fan-reveals-loves-British.html
https://tr.motorsport.com/f1/news/turrini-schumacher-ve-vettel-arasindaki-farki-acikladi-941441/3086963/
https://tr.motorsport.com/f1/news/hamilton-vettel-inan-lmaz-bir-duello-702347/702347/
https://tr.motorsport.com/f1/news/horner-vettel-039-in-en-guclu-yan-n-ac-klad-702377/702377/
https://tr.motorsport.com/f1/news/wolff-rosberg-in-ayriliginin-ardindan-hamilton-cok-degisti-911099/911099/

 

Socrates

Socrates

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN