Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Diğer SporlarDuvarı Yok Saymak

Socrates'in 12. sayısında ana konu: Sınırlar.

“Duvar ne işe yarar? Bir yeri diğerinden ayırmaya mı? Sen o taraftasın, ben bu tarafta. Duvar çok büyükse ve ben diğer tarafa rahatça geçemiyorsam, beni sınırlamak için yapılmıştır, bulunduğum yerde kalmam istendiği için. Bir kapı ve bir görevli varsa kapıdan kimlerin geçtiğini birileri bilmek istiyordur. Duvar; sınırdır.”

Ursula Le Guin, Mülksüzler adlı kitabında halkların iki sistemde de yaşamakta zorlandığı, sistemlerin birbirinden derin çizgilerle ayrıştığında kimsenin tam anlamıyla mutlu olmadığı ikircikli bir ütopya ortaya koyar. Olaylar Urras ve Anarres isimli iki gezegende geçer. İlk bölümde Anarres’te bulunan ‘duvar’, tüm kitap boyunca bazen fiziksel, yeri geldiğinde psikolojik ve aynı zamanda ideolojik bir sınır olarak tasvir edilir. Le Guin’in analojisinin kaynağı olan yaşadığımız dünyaya gelmek istediğimizde ise yazarın esinlendiği sınırları yıkan öncü karakterlere rahatça rastlayabiliriz.

Kathrine Switzer, Boston Maratonu'nda sınırları yıktı...
Kathrine Switzer, Boston Maratonu’nda sınırları yıktı…

Kathrine Switzer, Boston’a gittiğinde aslında amacı kavga çıkarmak değildi; sadece Boston Maratonu’nda koşmak istemişti. O zamanlar maratonlara kadınlar alınmıyordu. 1967 Boston Maratonu’na K.V. Switzer adıyla kayıt yaptırdığında yetkililerden kimse onun kadın olduğunu düşünmemişti. 20 yaşındaki bir üniversite öğrencisi, kadın hakları tarihinin simgelerinden biri olacağının farkında değildi. Organizasyon ekibinden Jock Semple, Switzer’ı önünde koşarken gördüğünde çılgına döndü. Peşinden koşarak onu yarış dışına atmaya çalıştı ve o meşhur kare çekildi: Bir kadını maratondan atmaya çalışan, delirmiş bir görevlinin acınası fotoğrafı. Bu an, kadınlar maraton tarihinde dönüm noktasıydı, devrimdi. 1972’den itibaren kadınların katılmasına onun sayesinde izin verildi. Switzer şöyle anlatıyor: “Sadece hayatımı değiştiren bir an değildi, aynı zamanda milyonlarca kadının hayatını değiştirmişti. 2015 Boston Maratonu’nda, 13 bin 374 kadın başlangıç çizgisinde yerini aldı. Bugün tüm ABD’de, koşan insanların yüzde 58’ini kadınlar oluşturuyor.”

2015 Boston Maratonu’na katılan kadınlardan biri de Sarah Attar adlı Suudi Arabistan kökenli bir atletti. Attar da duvarın öbür tarafını göstermeye gayret ediyordu. İlk olarak 2012 Londra Olimpiyat Oyunları sırasında, 800 metre elemelerinde dikkatleri üzerine çekmişti. Saçları kapalıydı ve vücudunu tamamen saran yeşil ağırlıklı bir kıyafet ile koşuyordu. Suudi yetkililer ona resmi bir kıyafet vermemişti. O da annesiyle elleriyle yapmıştı bu kıyafeti. Hava o kadar sıcakken her yeri kapalıydı. Yavaş koşuyordu ama keyif aldığı her hâlinden belliydi. Zira kadınlara karşı katı bir tutum takınılan ve olimpiyat oyunlarına katılmanın yasak olduğu bir ülkeden, ilk defa bir kadın atlet pistteydi. Annesi Amerikalı, babası Suudi olan Sarah, ABD’de sporu kökünden değiştiren ve kadınlara eşit haklar tanıyan Title IX yasasından yararlanıp okuduğu lisenin koşu takımına girmişti. Pepperdine Üniversitesi’nde de bunu geliştirmeye çalışıyordu. IOC’nin yaptığı baskı sonucunda, Suudi Arabistan’dan ülkesi için yarışmasına izin çıkmıştı. Babası Atter şöyle diyor: “Sarah koşarken seyircinin verdiği reaksiyon bizim de gözlerimizi doldurdu. Suudi kadınların bütün yükünü omuzlarında taşıyordu ama mutluydu bu yükten.” Birkaç yıl sonra Cidde’de kuzenlerinin okulunu ziyaret ettiğinde, 13-18 yaş arası kızların kendisine hayran olduğunu gördü. Sınırları yıkmaya başlamıştı.

Sarah Attar, Switzer'in açtığı yoldan ilerlerken bazı farklı zorluklara da göğüs gerdi.
Sarah Attar, Switzer’in açtığı yoldan ilerlerken bazı farklı zorluklara da göğüs gerdi.

Tekrar Mülksüzler’e dönersek; doğru veya yanlışın, haklı veya haksızın, ideal veya ideal olmayanın baktığınız yere göre değişeceğinin altını duvar metaforuyla çizmişti Le Guin. Kadın sporculara karşı bakış açısı da hep böyle oldu tarihte. 1950’lerin sonunda iki kez Wimbledon’ı kazanan ve bunu başaran ilk siyah kadın olan Althea Gibson’a karşı düşüncelerin bir benzeri, bugünlerde Serena Williams’a karşı dile getiriliyor. Serena, Gibson’ın hayatını anlatan Althea belgeselini izledikten sonra bayrağı kendisinden alıp bariyerleri yıkmaya devam ettiğini söylemişti. Diğer tarafta ise bir başka kadın kahraman Babe Didrikson Zaharias’ın 1940’larda farklı spor dallarında başardıklarından etkilenen bir çocuk vardı. Jacqueline Joyner, aynı Harlem’den çıkan Gibson gibi; fakirlik, ayrımcılık ve aile trajedisi gibi sorunlardan kaçışı sporda bulmuştu. Anneannesi ona, hayranı olduğu Jacqueline Kennedy’nin ismini koymuştu; ileride bir şeylerin first lady’si olmasını umuyordu. Gerçekten de oldu. Jackie, atletizmin en zor dallarından heptatlonda bir efsaneye dönüşürken kalıplaşmış tüm yargıları kırıp geçmeyi başardı. Ona ismini veren anneannesi, dedesi tarafından vurulup öldürüldükten sonra, 37 yaşındaki annesi Mary’yi de kaybetti. Üç adım atlamada olimpiyat şampiyonu olan erkek kardeşi Al Joyner, o dönem Jackie’ye en büyük desteği veren kişiydi. Bir diğer faktör de evlenip soyadını aldığı ünlü antrenör Bob Kersee oldu. Birlikte, 80’li yılların başından itibaren ortalığı kasıp kavurdular. Fakat onun gerçek gücü içinden geliyordu, yaşadıklarıydı onun yakıtı. Astım hastalığına rağmen, onun için limit gerçekten gökyüzüydü. Sports Illustrated tarafından yüzyılın kadın sporcusu seçildi ve ‘Superwoman’ lakabını aldı. Hem de oylamada idolü Babe Zaharias’ın az önündeydi. İlk kadın spor ikonlarından biri olarak, ilk beden tartışmalarından birine de konu olmuştu. Bunun üzerine, “Bir atlet olmak, kadınsı olmamak demek değildir. Hatta tam tersine bir zarafet ve çekicilik timsali olmaktır” demişti. Kardeşinin eşi, hayatını erken kaybeden ve tartışmalara konu olan bir diğer efsane Florence Griffith-Joyner’ın yanında, kadınlar atletizminde en büyük etkiyi yaratanlardandı. O da başkaları için öncü olup sınırları aşmıştı.

Serena Williams'dan önce o vardı: Althea Gibson.
Serena Williams’dan önce o vardı: Althea Gibson.

Bu sayı; önlerine çekilen duvarları aşmak zorunda bırakılıp, -bilhassa da bu topraklarda yaşarken- toplumsal baskıya maruz kalıp, yine de tüm bunlara karşı gelmekten korkmayan, direnen ve kendi olmayı başarıp sınır tanımayanlar için, başta da kadınlar için…

Chaka Khan’ın I’m Every Woman’da dediği gibi;

“Ben bütün kadınlarım
Hepsinden birer parça taşıyorum.”

*Bu sayıdaki desteklerinden ötürü Banu Yelkovan, başta Suna Kafadar olmak üzere 5Harfliler, Ayşe Düzkan, Sevecen Tunç ve Nacide Berber’e teşekkürlerimizle. 

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Öncü

Öncü

16 saat önce
Mutlu Bir Aile

Mutlu Bir Aile

1 ay önce
Bir Efsaneydi

Bir Efsaneydi

2 ay önce