Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolAnkaraspor Gitti Osmanlıspor Geldi

1 .Lig’den Osmanlıspor adlı bir takım Süper Lig’e çıktı. Cümle oldukça şaşırtıcı, fakat futbolu yakından takip edenler için garip bir tarafı yok. 2009’a geri dönersek Ankaraspor'un Osmanlıspor'a dönüşüm sürecini yeniden hatırlayabiliriz

Ahmet Şahin alt liglerin en çok şampiyonluk yaşayan kalecilerinden. Muhammet Reis geçen sezonun gol kralı. Mehmet Yıldız bugün hâlen Süper Lig’de kendine yer bulabilecek bir tecrübe. Aminu Umar, Avrupa’da piyasası olan genç bir oyuncu.  Bakary Soro, geçen sezonun en iyi savunmacılarından, Süper Lig’den teklif almasına rağmen Orduspor’u bırakıp Ankaraspor kadrosuna dahil oldu.

Pardon; Osmanlıspor’a…

Futbolseverlerin Ankaraspor olarak bildiği takım, sezon başında ismini değiştirdi ve Osmanlıspor oldu. Dünyanın her yerinde ilginç görülecek durumların Türkiye’de çabuk kabullenilmesine iyi bir örnek. O günlerde Osmanlıspor’un isim değişikliğiyle ilgili şakalar da yapıldı, sert sözler de söylendi ama yine de bugünden bakınca sanki kulübün adı yıllardır aynıymış gibi bir durum söz konusu. Aslında isim değişikliğinin üzerinden daha bir sene bile geçmedi.

2009’dan bakınca ise değişen sadece  isim değildi. Yöneticileri, ligi, durumu; her şeyi defalarca değişen bir kulüp var karşımızda. O nedenle bu kulübe bir tarih yazmak da zor. Fakat her ne olursa olsun, bu adı konamayan kulüpten bahsedince, gözümüzün önüne aynı figür geliyor: Gökçek ailesi.

Filmi geri saralım. Gökçek ailesi Ankaraspor sevdasından vazgeçerek Ankaragücü’nün yolunu tutmuştu. Mevcut federasyon başkanı (Mahmut Özgener) ile Gökçek ailesinin arasının bozuk olduğu iddia ediliyordu. İki gücün çekişmesi, Süper Lig’e yansıdı. 2009 yılının eylül ayında, TFF Ankaraspor’u küme düşürdü. Gerekçe ise özetle şuydu:  Ankaraspor ile aynı ligde mücadele ettiği Ankaragücü Kulübü ile arasındaki ilişkinin, sportif rekabeti engelleyici, müsabakaların ve ligin dürüstlüğünü, kamuoyunun ligin dürüstlüğüne ilişkin algısını zedeleyecek nitelikte olması nedeniyle…

TFF’nin kağıt üzerinde de olsa dürüstlüğe önem vermesi takdire şayandı. Ama daha önce eşi benzeri olmamış bir kararın, hem de sezon ortasında, Ankaraspor’a çıkması da ilginçti. Federasyonlar ve kurullar da bireylerden oluşuyor. Seneler önceki durumları, aynı kurum üzerinden değerlendirmek sağlıklı olmayabilir. Üstelik Türkiye gibi, temeli olmayan ve kişilerin gücüyle (güç kavramı da ayrı bir yazı konusu) ayakta duran kurumlar için bu sorgulamalar sonuç vermeyebilir. Fakat yine de bir futbolsever; sezon başladıktan sonra, daha önce İstanbulspor-Adanaspor ve Gençlebirliği-Oftaş örneklerinde benzer kararları almayan TFF’ye; ‘Bu ne şimdi’ diyebilirdi.

Futbolseverler çabuk kanıksar. Olan bitene hemen uyum sağlar. Sağlamak zorunda çünkü hayatı boyunca en çok duyduğu lafır belki de; ‘Önümüzdeki maçlara bakıyoruz’. Ankaraspor sevilen bir kulüp olmadığı için bu karar da coşkuyla karşılandı ve hemen lig yarışına geri dönüldü. Zaten Ankaraspor taraftarı olmayan bir camiaydı. Arkasından ağlayan sadece Ankaraspor Başkanı Ruhi Kurnaz oldu. Melih Gökçek bile o kadar üzülmemiştir. Biraz sinirlendi belki ama sonra mesaisini Ankaragücü için harcamaya devam etti!

Ankaraspor, eylül ayında sezonu bitirmek zorunda kaldı. Gökçek ailesi, “Babalık’’ yaptı ve Ankarasporlu futbolcuların büyük bir kısmını Ankaragücü’ne transfer etti. Futbolcular bu sayede sahipsiz kalmadılar. 40’a yakın futbolcu beraber idman yaptı, kampa girdi. Takımın başında Avrupa futbolunun önemli isimlerinden Roger Lemerre vardı. Dışardan bakınca şekilli ve vizyonlu bir yapıydı ama içerisi şarka yakışan bir kaosla süslüydü.

Bu sırada Ankaraspor yönetimi işi hukuk sahasına taşıdı. Süper Lig ise 17 takımla oynanmaya devam etti. Her hafta bir takım haftayı maç yapmadan geçirdi ve hanesine 3 puan yazdırdı. Ligin dürüstlüğü büyük bir titizlikle korundu! Sezon bitti, yaz dönemi geldi. Ankaraspor nispeten güçlü bir kadrosuyla 1 .Lig’de şampiyonluk adayıydı. Ağustos ayında TFF’den bir karar daha çıktı: Ankaraspor bu sefer tüm liglerden ihraç edildi.

Nedeni çok basitti, Ankaraspor  TFF’yi mahkemeye vemişti. Bugün dillere pelesenk olan “Futbol ailesi” o gün cezayı kesmişti. Futbol ailesine karşı duran, aileden afaroz edilir. Ankaraspor 2010 yılında profesyonel liglere veda etti.

Eyyamla alınan kararlardan fayda gelmez. Ankaraspor sevilmiyordu, taraftarı yoktu, eksikliği hissedilmezdi. Futbolseverler bu kararlara çok sevindi. Ankarasporsuz bir lig… Gökçek yok, taraftarsız takım yok, maddi kaynağı vergilerden çıkan bir kulüp yok… Her şey çok güzeldi.

Kapalı kapılar ardından geri dönüş

Ta ki 1 sene sonrasına kadar. Türkiye’yi sarsan 3 Temmuz 2011’den 5 gün önce TFF genel kurula gitmişti. Tek aday Mehmet Ali Aydınlar seçimi kazandı. Genel kurul esnasında, Mehmet Ali Aydınlar, Aziz Yıldırım ve Melih Gökçek üçlü bir zirve gerçekleştirdi. Toplantı sonrasında genel kurula seslenen Aziz Yıldırım şunları söyledi:

“Yaşanan tartışmalar buranın birleştirici özelliğini ortadan kaldırıyor. Bugün burada bir beyaz sayfa açalım ve Ankaraspor’un askıya alınan üyeliğinin devamını sağlayalım’.’

Yıldırım’ın istediği oldu. Muhteşem takas gerçekleşti. Ankaraspor, TFF aleyhine açtığı davadan vazgeçecek, karşılığında 1. Lig’e alınacaktı.  Muhteşem tablo! Futbol ailesi yine bir arada. Küsler barıştı, yeni dönem başladı. Yeni başkan, yeni dönem, beyaz sayfa…

Derken 3 Temmuz geldi… 3 Temmuz’un Ankaraspor’a direkt bir etkisi olmadı. Zaten iki sezondur maç yapmamıştı. Fakat o zor günlerde futbol ailesi daha da kenetlendi. Adeta dayanışma dersi verdi. Haliyle, hiçbir neferini kaybetmek istemezdi.

Kafası karışanlardan şöyle bir soru gelebilir; “Gökçek ailesi Ankaragücü’ndeydi, ne ara Ankaraspor adına kapalı kapılar ardında toplantılar yapmaya başladı?”

Ankaragücü, 2010-11 sezonunun ortasından itibaren maddi krize girmeyi başardı. Kimse tam olarak ne olduğunu bilmiyor. Çeşitli savlar var ve herkes bugün bile birbirini suçlamaya devam ediyor.O günlerde gemiyi ilk terk edenler Gökçek ailesi oldu. Sebep olarak; Cemal Aydın ve Cengiz Topel’in açtığı davaları gösterdiler. Futbolcuların büyük kısmı serbest kaldı, kasa boşaldı, yönetim yok oldu. Ankaragücü projesi çamura saplandı. Yeni hedef, eski göz ağrılarıydı…

Ankaraspor’un cezası kalktı ama liglere hemen dahil olmadı. Kulübün elinde oyuncu yoktu. Hakkını 2013-14 sezonunda kullanmaya başladı. O güne kadar A2 Ligi’nde oyuncu yetiştirmeye çalıştırlar. Ve tabi ki daha önemlisi, TFF’nin haksız düşürme kararı nedeniyle yüklü bir miktar tazminata hak kazandı.

Geçmişi anmak şimdilik yeterli; üstelik işin hukuksal boyutuna girince çıkmak zor oluyor. Özetle, gelinen noktada; Ankaraspor 2013-14 sezonunda liglere geri döndü. PTT 1.Lig’deki ilk sezonunda ligin en güçlü kadrolarından birine sahipti. İlk iki sıradan Süper Lig’e yükseleceği tahmin ediliyordu. Hatta bir ara ilk ikiye girmişti bile. Fakat sonrasında yaşadıkları düşüş onları play-off oynamaya itti. Play-off’ta ise sezon içinde adeta ezeli rakip haline geldikleri Samsunspor’a elendiler.

Sezon bittikten sonra yaz aylarından yeniden gündemi karıştırdılar. Bu sefer isim değiştirerek; Osmanlıspor adını aldılar. Tartışılmayacak kadar saçma bir karardı ama elden de birşey gelmiyordu. Aslında hedef farklıydı; bu isimle futboldan uzak olan Ankara halkının bir kısmının ilgisini çekebilirlerdi. Üstelik muhafazakâr bir ülkenin tribünlerinde Osmanlıspor o kadar kolay küfür yemezdi! Yine de Osmanlıspor adıyla antipatilerine antipati kattılar. Fakat herkesin nefretini kazanmak kaybedeceğiniz anlamına gelmiyor. Geçen sezonun üstün kadrosundan bile daha iyi bir kadro kurdular. Ligin en iyilerini kadroya dahil ettiler. Ligin her takımında banko oynayabilecek Şaban Genişyürek bile kadroya girmekte zorlandı ve devre arasında takımdan ayrıldı. Böyle bir kadronun Süper Lig’e çıkmaması düşünülemezdi ama yine de son ana kadar sallantıda kaldılar. İlk yarı oldukça karışık geçti, Osman Özköylü ile başlayan sezon Yılmaz Vural ile devam etti, fakat ilaç Uğur Tütüneker oldu. Tütüneker, takımı istikrarlı bir yapıya kavuşturdu ve sonunda kazandılar.

Oyuna sadece saha içinden bakınca Ankaraspor’un (Osmanlıspor’un) ilk iki sırayı hak ettiğini görebiliriz. Her ne kadar golcüleri Muhammet Reis’in attığı 15 golden 9’u penaltıdan olduğu için rakip taraftarlar tarafından bazı ithamlara mâruz kalsalar da, oynadıkları oyun ligin üstündeydi. Fakat yine aynı sorunla karşı karşıya kalıyoruz. Nereden ve niye geliyor bu değirmenin suyu…

Döndü dolaştık aynı yere geldk. Yönetimler değişti, isimler değişti, renkler amblemler değişti ve o takım yeniden Süper Lig’e çıktı. Galiba bütün sıkıntı, kamuoyunun düşürülme kararına ses çıkarmamasıyla başladı. Bu sayede sorunun kaynağı görmezden gelindi. Eyyam kokan kararlar ne taraftan gelirse gelsin, sorunu çözmüyor. Öte yandan kulübün sahipleri de yetiştikleri geleneğin mağduriyetten beslenme kozunu kusursuz bir şekilde kullandılar, hatta modern çağa uygun bir hale getirdiler. Ve geri döndüler.

Türkiye’de futbolu yönetenler Ankaraspor sorununu çözmek için yeterli süreye sahipti, ama onun yerine eyyamdan beslenen kararlar, davalar ve kapalı kapılar ardındaki toplantılar tercih edildi. Böylece Ankaraspor gitti, Osmanlıspor geldi ama tartışılan tüm isimler başladıkları yere geri döndü. “Eğrisi doğrusuna denk geldi” diye bir laf vardır, Türkiye’nin özellikle sporunda tam tersi oluyor; “Doğrusu eğrisine denk geldi.”

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Doğru Zaman

Doğru Zaman

5 gün önce
Bielsa Gibi

Bielsa Gibi

3 hafta önce