Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolDünya Kupası Sonrası Avrupa

Dünya Kupası’nı kazandınız ve gezegenin en iyisi oldunuz. Bu, iki sene sonra Avrupa’nın zirvesinde kalacağınız anlamına gelmiyor. Avrupa Şampiyonası tarihi ‘kazanamayan’ dünya şampiyonları ile dolu!

Dünya Kupası her ülkenin hayali. Orada bulunmak bile yeter. Fakat bir de zirveye çıkmak var ki tadından yenmez. Yine de unutmamak lazım; futbol Avrupa’da başladı ve burası ‘dünyanın oyunu’nun merkezi. Dünya Kupası’nı kazanınca dünyanın en iyisi olabilirsiniz ama bu, Avrupa’nın en iyisi olmanıza yetmiyor. 2014’ün galibi Almanya, kendine çok fazla güvenmesin. Burası Avrupa Şampiyonası, burada her şey gerçek!

Dünya Kupası’nı bugüne kadar 11 Avrupa ülkesi kazandı. Fakat Avrupa Şampiyonası’nın başlangıcı ile Dünya Kupası’nın başlangıcı arasında 30 sene (ve bir dünya savaşı) olduğu için biz hikâyeye 1960’tan sonra başlayacağız. Hatta Brezilya yüzünden direkt 1968 ile gireceğiz.

1958 ve 1962’nin galibi Brezilya o dönem Avrupa’ya gelse ne yapardı bilemiyoruz. Zaten o takımın yıldızı Pele de Avrupa’ya gelmemişti. Kıtalar o dönemde daha uzaktı… 1966’da İngiltere kendi evinde Dünya Kupası’nı kazanınca, oyunun merkezi yeniden Avrupa oldu.

İki sene önce kendi evindeki Dünya Kupası’nı kazanan İngiltere, 1968 elemelerinde ‘kardeşleri’ İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’yı saf dışı bırakarak İtalya’ya adım attı. Fakat İtalya’da düzenlenen finallerde (dört takımın katıldığı) ilk maçta boyun eğdi. Floransa’da oynanan maçta Yugoslavya karşısında oyunu son anlara kadar dengede götüren Alf Ramsey’nin öğrencileri, 86. dakikada Dragan Dzajic’in golüne engel olamadı. Bu, İngiltere tarihinin 42. milli maçıydı ve golden sonra bir ilk yaşandı. Rakibine tekme atan Alan Mullery, İngiltere Milli Takımı’nın oyundan ihraç edilen ilk futbolcusu oldu. 1-0 sona eren maçın ardından finale çıkan Yugoslavya’ydı. İngiltere ise üç gün sonra Roma’da oynanan üçüncülük maçında SSCB’yi Bobby Charlton ve Geoff Hurst’un golleriyle 2-0 yenerek teselli buldu.

1974 Dünya Kupası’nı kendi evinde kazanan Almanya, 1976 Avrupa Şampiyonası’na da iddialı geldi. Eleme grubunda Yunanistan, Bulgaristan ve Malta’ya yenilmedi. Playoff’ta ise İspanya’yı 1-1 ve 2-0’lık skorlarla saf dışı bıraktı. Böylece yolun sonu Yugoslavya’daki finaller oldu. Belgrad’daki yarı final maçında ev sahibini mağlup etmesini bildi.

İlk yarıyı 2-0 yenik kapamışlardı. Fakat önce Heinz Flohe ardından da Dieter Müller sahneye çıkınca karşılaşma uzatmalara gitti. Almanya Milli Takımı’nın artık kanıksanan kimliğinin gösterildiği turnuvalardan biriydi. Son ana kadar bırakmadılar ve uzatmalarda attıkları gollerle finalleri yakaladılar. Normal sürenin skorunu belirleyen Dieter Müller, 115 ve 119’da attığı gollerle takımını finale çıkardı.

Finalde de benzer bir hikâye yaşandı. Rakip Çekoslovakya 25 dakikada 2-0’ı yakaladı. Dieter Müller boş pozisyondaki volesiyle hemen cevap verdi ama 89’a kadar Almanlar yenikti. Son dakikada, tribünler yavaş yavaş boşalırken ve Almanya yedek kulübesi boş bakışlarla sahayı süzerken Bernd Hölzenbein kafa vuruşuyla fileleri havalandırdı ve bir kez daha aynısı oldu! Fakat bu sefer uzatmalarda gol gelmedi. Final penaltılarla sonuçlanacaktı. İlk yedi penaltı gol oldu. Sekizinciyi Uli Hoeness kaçırdı. Ardından Antonin Panenka tarihe geçti. Batı Almanya, seneler sonra bir resmi maçta yenilgi yaşadı, o da kalenin ortasına giden bir penaltıyla oldu.

Paolo Rossi holds the World Cup after Italy's 3-1 win over West Germany in the 1982 final in Madrid.

1982 Dünya Kupası’nı beklenmedik şekilde kazanan İtalya, tüm gücünü İspanya’da harcamış olacak ki Avrupa Şampiyonası elemelerinde adeta yokları oynadı. Son dünya şampiyonu, eleme grubunda 8 maça çıktı ve sadece son maçta Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni yenebildi. İtalyanlar ilk üç maçı berabere bitirmeseydi belki daha farklı olabilirdi. Ya da olmazdı! Tarihin en büyük fiyaskolarından biriydi ve Euro 84, dünya şampiyonundan yoksun olarak oynandı.

Almanya 1986’da (ve 1988’de) yaşayamadığı kupa sevincini 1990’da İtalya’da yaşadı. Arjantin’i 1-0 yenerek hem 16 sonra sene dünyanın zirvesine çıktı hem de Maradona’yı ağlattı. Artık kıtaya dönüş zamanıydı. Üstelik bu sefer Batı-Doğu ayrımı yoktu, tek vatan tek Almanya sahadaydı. Elemeler rahat geçildi ve İsveç’in yolu tutuldu. Almanya birleşmişti ama Avrupa’da dağılanlar vardı. İlk maçta, bir önceki turnuvadaki finalistin sahtesi geldi.

SSCB dağılınca, turnuvaya Bağımsız Devletler Topluluğu adı altında bir takım katıldı. Doğu Bloku’nun gururunu kurtaramadılar ama turnuvadaki tek gollerini Bodo Ilgner’e attılar. Igor Dobrovolski’nin penaltı golüyle şok yaşayan Almanya, Thomas Hassler’in son dakika golüyle bir puanı kurtardı. İkinci maçta rakip İskoçya karşısında ilk galibiyet geldi. Karl-Heinz Riedle ve Steffan Effenberg skoru belirleyen isimler oldu. Grubun son maçında dört sene öncesinin rövanşını alma imkânı çıkmıştı. Fakat Hollanda buna izin vermedi. Göteborg’da oynanan maçta resital yapan ‘Portakallar’, Almanya’yı 3-1 mağlup etti. Eğer BDT, İskoçya’yı yenebilseydi Almanya turnuvaya veda edecekti. Fakat ilk iki maçında gol dahi atamayan İskoçya, doğudan gelen rakibini 3-0 mağlup ederek hem prestijini kurtardı hem de Almanya’nın yolunu açtı.

Yarı finale yükselen Almanya, Solna’da karşısında ev sahibi İsveç’i buldu. Haessler serbest vuruştan takımını öne geçirdi ardından Riedle’ye asistini yaptı. Almanya 2-0’ı yakaladı ama İsveç pes etmedi. Brolin 2-1 yaptı. Riedle 88’de farkı bir kez daha ikiye çıkardı ama bir dakika sonrasında Kennet Andersson, kafa golüyle korku dolu son dakikalar yaşattı. Yine de günün sonunda finale çıkan 3-2’lik skorla Almanya oldu.

1986’da final, 1988’de yarı final, 1990’da şampiyonluk. Muhteşem yıllar İsveç’te de devam etti ve Almanya finale çıktı. Karşısında ise turnuvanın sürpriz finalisti Danimarka vardı. Kupaya daha yakın olan Berti Vogst’un öğrencileriydi. Fakat sahada işler her zaman kağıt üzerinde planlandığı gibi gitmiyordu! Danimarka, John Jensen ve Kim Vilfort ile tarihin en büyük sürprizlerinden birine imza attı. Son dünya şampiyonu Avrupa’nın zirvesine çıkamadı.

Ve işte yazı boyunca aradığımız takım! Dünya’nın zirvesine çık, bununla yetinme ve kendi kıtanda da gövde gösterisi yap. Kusursuz Fransa’nın dünya futbolunda rüzgâr gibi estiği zamanlar. 1998’de kendi sahalarında Dünya Kupası kazandıklarında hep bir soru işareti vardı; ne de olsa ev sahibiydiler!

Vakit bunu ters yüz etmek zamanıydı. Biraz kuzeye çıktılar ve evlerinden uzaklaştılar. Hollanda ve Belçika topraklarında da sonuç değişmedi. Kıtanın en büyüğü oldular ama itiraf etmek gerekir; biraz zorlandılar.

Grup aşaması kolay geçti. Önce üç gol Danimarka’ya, sonra iki tane Çek Cumhuriyeti’ne… Hollanda ile oynanacak son maç grup liderini belirleyecekti. Fransa iki kere öne geçmesine rağmen kazanan Hollanda oldu: 3-2. Böylece çapraz grubun lideri İspanya; çeyrek finalde Fransa’nın karşısına çıktı. Bugün bile hâlâ akıllarda kalan maçın ilk yarısını Fransa 2-1 önde kapadı. Zidane’ın frikik golüne Mendieta penaltıdan cevap verdi. İlk yarının son dakikalarında Youri Djorkaeff, Fransa’yı bir kez daha öne geçirdi. İkinci yarı İspanya hakimiyeti ile geçildi. Ama uzatmalara taşıtacak o gol gelmedi. Raul, son dakikalarda kazanılan penaltıyı kaçırmasa tarih değişecekti ama olmadı.

Fransa yarı finale yükseldi. Çeyrek finalde uzatmalardan kurtulmuştu ama yarı finalde kurtulamadı. Türkiye’yi eleyen Portekiz, 19. dakikada Nuno Gomes’in ceza sahası dışından attığı golle öne geçti. Henry, 51’de beraberliği sağladı. Maç uzatmalara gitti ve yıllardır tartışılan o an yaşandı. Zidane’ın Marsilya ruletleriyle, enfes paslarıyla, çalımlarıyla yıldızlaştığı maç bugün Abel Xavier’in eline mi dizine mi çarptı tartışmaları ile hatırlanıyor. Zidane attığı penaltı golüyle takımını finale çıkardı. Maçın bitimine üç dakika kalmıştı ama altın gol onları erkenden finale yolladı.

Rotterdam’daki finalde, İtalya ile Fransa karşı karşıyaydı. Son Dünya Kupası galibi, uzun süre İtalya karşısında zorlandı. 55. dakikada Marco Delvecchio, Francesco Totti’nin topuk pasıyla başlayan atağı golle sonuçlandırdı. İtalya sonrasında ikinci gol için de fırsatlar yakaladı ama başta Del Piero olmak üzere çoğu cömertçe harcandı. Afrika kökenli güçlü oyunculara sahip Fransa, son dakikalarda daha diri kalınca golü de buldu. Bir doldur-boşaltın sonunda 90+3’te Sylvain Wiltord attığı golle maçı uzatmalara taşıdı ve kupayı İtalya’nın elinden alarak yeniden sahanın ortasına koydu. Moral gücü de Fransa’ya geçince kaçınılmaz son yaşandı. 103. dakikada bir altın gol daha geldi. David Trezeguet, yarı finalin yıldızı Toldo’yu mağlup ederek kupayı Fransa tarafına çekti. Sonuç: Fransa Dünya Kupası’ndan sonra Avrupa Şampiyonası’nı da kazanan ilk takım oldu.

Bu maçın rövanşı 2006’da oynandı ve İtalya, Fransa’yı yenerek Dünya Kupası galiplerinin arasına adınız yazdırdı. 2008 Avrupa Şampiyonası’na dünya şampiyonu apoletiyle gelen İtalya, grup aşamasında Fransa’yı bir kez daha alt etti. Oysa turnuvaya 3-0’lık Hollanda yenilgisiyle başlamışlardı. Zayıf Romanya karşısında ise bir puan zorlukla gelmişti. Son maçta İtalya ile Fransa karşılaşacaktı ve kazanan üst tura çıkacaktı. Bir diğer söylemle, kaybeden evin yolunu tutacaktı.

Önce Andrea Pirlo penaltıdan fileleri havalandırdı. Ardından bir diğer orta saha oyuncusu Daniele de Rossi serbest vuruştan skoru belirledi. İtalya 2-0’lık skorla çeyrek finalin yolunu tuttu. Çeyrek final maçı belki de Avrupa’da bir kırılma anıydı. O güne kadar kazanma geleneği olmayan İspanya, bir futbol devrimi yaratmaya çalışıyordu. Fakat bazı noktalarda küçük şans dokunuşlarına ihtiyaçları vardı. Penaltılara kalan İspanya-İtalya maçı onlardan biriydi. 120 dakika 0-0 sona erdi. Penaltıların yıldızı Iker Casillas oldu. 2006’yı penaltılar sonunda kazanan İtalya, bu sefer Casillas’ı geçemedi. Tecrübeli kaleci hem De Rossi’nin hem de Di Natale’nin penaltılarını kurtardı. Devamı bilinen hikâye…

Dünyayı değiştiren ve futbolu yeniden şekillendiren İspanya, 2008’i kazandı, sonra gitti 2010’da bu sefer de Dünya Kupası kazandı. Uzatmaya gerek yok, ardından 2012’yi de kazandı. İlginç tesadüf, ilk maçı İtalya ile oynadılar ve yine 90 dakika içinde kazanamadılar. Maç 1-1 sona erdi. Dört sene önce penaltıyı kaçıran Di Natale, bu sefer İspanya ağlarını havalandırdı. Bu gol, turnuva boyunca İspanya’nın yediği tek gol oldu. Fakat yine de bazı noktalarda şans melekleri yardımlarına yetişti.

Grupta İrlanda’yı 4-0 yendiler ama Hırvatistan maçında galibiyet zor geldi. Sabırla beklemelerinin ödülünü 88. dakikada Jesus Navas’ın golüyle aldılar. Çeyrek finalde Fransa 2-0’la geçildi, yarı final ise penaltılara kaldı. İlk penaltıyı Xabi Alonso kaçırınca avantaj ve moral gücü Portekiz’e geçti. Fakat yine sahneye Casillas çıktı. Moutinho’nun penaltısını kurtararak şansları eşitledi. Sonrasında Bruno Alves üst direğe takılınca İspanya yola devam etti. Finalde, açılıştaki rakip İtalya geldi. Bu sefer o kadar zor olmadı. Boğalar, 4-0 kazandı. Bir yaz daha İspanyol esintisiyle geçti.

Bu serinin son halkası Almanya olacak. Avrupa Şampiyonası’na Dünya Kupası zaferinin hatıralarıyla katılıyorlar. Ya İspanya ve Fransa gibi tarihe geçecekler, ya da diğerleri gibi köşede kalacaklar…

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Tahterevalli

Tahterevalli

5 ay önce
Başka Bir Yol

Başka Bir Yol

8 ay önce
Hayal Albümü

Hayal Albümü

1 sene önce