Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolSaha DışıDünden Bugüne: FIFA Oyunları

Oyunseverlerin merakla beklediği FIFA 18 satışa çıktı. Biz de bunu fırsat bilerek FIFA serisinden unutamadığımız oyunları derledik.

FIFA Soccer 96 // Onur Erdem

Size ansiklopedik bilgiler vadetmiyorum, söylediklerimin gerçekle birebir tutarlı olmasını da beklemeyin; çünkü FIFA Soccer 96’yı, sadece ‘aklımda kaldığı kadarıyla’ anlatabilecek durumdayım. Tek bildiğim; ilk oynadığımda en heyecanlandığım ve beni en mutlu eden oyun olduğu. Detayları ise aradan geçen 20 seneye kurban verdim.

Ben disket döneminin son oyunuydu diyorum mesela, kimileri de CD döneminin ilk oyunu olduğunu savunuyor. Bence disketten CD’ye geçişteki bir ara formdu, yani iki şekilde de oynamak mümkündü. Hatta oynadığınız platforma göre oyunda ve grafiklerde küçük değişiklikler yaşanabiliyordu. Bu son iddiamı, oyunu hatırlamak için açtığım YouTube videolarındaki farklarla destekleyebilirim ama ne gerek var? Sekiz disketlik bir oyundu diye anımsıyorum. Sahayı sürekli çapraz bir açıyla takip ettiğiniz kamera sistemi, uzun vadeli kullanımlarda baş dönmesi yaratabiliyordu. Oyunun en ‘akan’ futbolcusu Romario’ydu, bir de Stoichkov… Onlar çok net aklımda mesela.

Güzelliği basitliğinden kaynaklanan bu arkaik dönem eserinin alametifarikası ise kanat ortalarıydı. Çizgiden dümdüz yardırıyor ve ceza sahası çizgisi hizasındayken topu penaltı noktası civarına yolluyordunuz, hepsi bu… Artık orada kim varsa, fark etmez; kafa olur, röveşata olur, bir şekilde golü atıyordu zaten. Oyunun bug’ı denir ya hani, o dönemde oyunun bug’ı oyunun toptan kendisiydi yani. Velhasıl güzel oyundu, bizim jenerasyon için çığır açan bir işti. Bizim jenerasyon derken neyden bahsettiğimi açmak için de şöyle bir şey örnek vereyim; Hitman ilk çıktığında grafikleri o kadar gerçekçiydi ki gerçek insan oynattıklarını sananlar olmuştu aramızda. Neyse…

Bizde adettendir; bir alıntıyla bitireyim 🙁

FIFA 96’yı hatırlamak için arama yaparken yolum 1996 yılında yazılmış bir oyun incelemesine düştü. Girişi, tam da bahsettiğim bu yokluk dönemini anlatıyor: “FIFA Soccer 96’nın gelmiş geçmiş en iyi futbol simülasyonu olduğunu söylemek, Sergei Bubka’nın tarihin en iyi sırıkla atlamacısı olduğunu söylemek gibi. Evet, ikisi de çok iyi ama karşılaştırılabilecek bir rakibe bile sahip değiller.”

FIFA: Road to World Cup 98 // Ozan Can Sülüm

Giriş bölümündeki film ve müzik başladığı anda zaten ilk futbol oyunumu almış olmanın inanılmaz heyecanı ikiye katlanmıştı. Yani neredeyse bilgisayar sandalyemden düşecektim zıplamaktan. Babam yanımdaydı. O sadece işin futbol kısmıyla ilgileniyor, müziği, oyunun menüsünü veya benim her şeye tıklama isteğimi pek sallamıyordu. Tabii ki o da yanımdayken Türkiye’yi seçip oyuna başladım. Babam maçın başında “Ne yapmış adamlar böyle ya, gerçekçiliğe bak” dedikten 10 saniye sonra Hakan Şükür’ün hafif sarışın olduğunu ve John Motson’ın ona “Suuker” dediğini öğrenince bırakıp salona gitti. Oyunla ilişkisi sadece 1 dakika sürmüştü ama, benimki öyle değildi.

Intro’sunu yarım yamalak İngilizce ile ezberlemeye çalışıp stadyum vidyolarını sonuna kadar izlediğim, Vanuatu’yla Dünya Kupası kaldırıp Malezya Ligi’nin genç yıldızlarını öğrendiğim, futsala benzer bir şeyde arkadaşlarımla kapışıp mouse yordamıyla penaltı atabildiğim, bir de galiba en iyi lig sezonuna sahip oyundu FIFA RTWC 98. Her sene çıkan yeni FIFA’yı alsam da hep yüklüydü, hiç silinmedi bilgisayarımdan. Çocukken aldığım ve oynadığım her şeyden büyük keyif duymamın kesin torpili var onun aklımda bu kadar yer etmesinde ama, her şeyinden bu kadar keyifle bahsedebileceğim başka bir FIFA yok.”

FIFA 99 // Atahan Altınordu

Futbolu hâlâ seviyorum ama ara ara şunu düşünüyorum: Acaba bu sevgi, yaşım ilerlediği için mi eskisi kadar güçlü değil yoksa devir değiştiği için mi? İnsan bazen kendini kandırmasıyla da ünlü bir varlık ama yine de cevabın ikinci şık olduğundan emin gibiyim. Her şeyin akıl almaz derecede profesyonelleştiği ve seyircinin de oyunun bir parçası olduğu futbolu bir türlü eskisi kadar sevemedim. Çocukluğumda berberde, manavda görebildiğim futbolculara bugün şehrin uzak köşelerindeki alışveriş merkezleri dışında rastlamam imkânsıza yakın. Rastlasam ne yazar; her biri bambaşka bir dünyaya ait figürler oldular ve seyirci oyunun içine ne kadar çekilirse aslında o dünyalar birbirinden o kadar uzaklaşıyor. Doğrusu budur belki, onu ayrıca tartışabiliriz ama bana etkisi de bu işte.

Sonra, stadyumlar da aynı mantıkla değişti. Eskiden stada gidip kendi dünyalarımızı bırakır, bir bütünün önemsiz birer parçası olurduk. Bugünse Passolig’i olanlar yeni, rahat ama demirlerle sınırları çizilmiş koltuklarına gidiyor ve giderken kendi dünyalarını da oraya taşıyor. Fotoğraflar paylaşılıyor, videolar çekiliyor; futbol bir sosyal aktivite deneyimi olarak yaşanıyor ve bitiyor… Sonra da sosyal medyada yorumlanmaya başlanıyor.

Yorumlar da ayrı mevzu tabi. Ben “Hakan havadan, Kubilay yerden” ekolünü çok severdim. Bir dönemin en taktiksel futbol yorumuydu. Ya da “Hoca takım oynamıyor hocaaa, koy gençleri koşsun…” Şimdi ikinci bölgeden üçüncü bölgeye geçişte hibrit sistemler falan geliştiriliyor, her neyse işte… Eleştiriyor da değilim, eminim oluyordur öyle şeyler, ama benim ilgimi çekmiyor. Bir hobi için, onu hayatımızın orta yerine de koymuş olsak, bu kadar sistemli, bilimsel, analitik cümleler dinlemek, okumak beni yoruyor. Tüm bunlar bütünün ne kadarlık bölümüne etki ediyor hiç emin değilim ama tabii ki ilgilisine hiçbir sözüm yok. Bu öznel bir yazı ve ben yine bana etkisinden söz ediyorum.

Her konuda bir köşe seçip kendini onun üzerinden tekrar tekrar tanımlama çabasındaki -yaşından bağımsız- sosyal medya çocukları son birkaç yılda her şeyi ‘romantizm’ diye kestirip atsa da söylediklerimin romantizmle ilgisi yok. Ama romantizmi değilse de nostaljiyi severim. Yukarıdakiler de bunun sebeplerinden bazıları…

Bir yandan başa, bir yandan artık bir zahmet konuya döneyim. Futbolu hâlâ sevdiğim gibi, yeni FIFA oyunlarını da seviyorum; her yıl bolca oynuyorum. Bir ara herkes gibi gönlüm PES’e kaysa da sonra yuvaya döndüm ve ilk fırsatta FIFA 18’i de alacağım. Ama ne kadar seveceksin diyen olursa, eski FIFA’ların belki onda biri kadar…

Serinin ilk oynadığım oyunu FIFA 96’ydı. Misafirliğe gittiğimiz bir evde oynamıştım ve o akşamı hâlâ unutamıyorum. Bir yıl sonra bir başka misafirlikte 97’yle de çeşitli temaslarda bulundum. 98’i hiç oynamadım ama 98 World Cup’ı sınıf arkadaşımın yazlığında, PlayStation’da oynadım ve bunun evimize bir etkisi oldu: 2 yıl boyunca belki her gün, babamdan PlayStation istedim. Israrlı çabalarım sonuç verdiğinde, babamın cihazla birlikte getirdiği oyunlardan biri de FIFA 2000’di. Ama tabii öncesi var. Ne bilgisayarımın ne de PlayStation’ımın olduğu günlerde, kuzenimde oynadığım FIFA 99’un yerini hiçbiri tutamaz.

Neden? Diğer bütün FIFA oyunlarından daha iyi olduğu için mi? Muhtemelen hayır. Ama güzel oyundu işte. Türlü türlü atraksiyon vardı. Ronaldo’yla özdeşleşen bilek hareketinden üç yıl sonra İlhan Mansız’ın Roberto Carlos’a yapacağı topuklu çalıma, topu kendi kendine kaldırıp röveşata çekmeye kadar tonla yenilik gelmişti bu oyunla. Ne kadar mantıksızsa, o kadar zevkliydi.

Hasan Şaş çikolata renkli ve Karambeu saçlıydı. Beşiktaş’ta Rovosata ve A. Soyadi gibi iki oyuncu vardı. Malum Malmö maçından mütevellit, Rovosata’nın Recep Çetin olup olmadığı üzerine kafa yorardık ama oyunda ayrıca Recep de vardı; ya da ünlü FIFA spikeri John Motson’ın deyimiyle “Risep.” Dönemin en iyi futbolcusu Ronaldo’nun ‘G. Silva’ ismiyle yer aldığı, temel hataların ve basitliğin adresi olan oyundaki belki de en ayrıntılı tasarlanmış şey ise Galatasaray’ın eski güzel stadıydı. Nitekim yazıya son verirken “Bu oyunu sadece o Ali Sami Yen görüntüsü için bile tekrar tekrar oynarım” dedim ve ofisteki bilgisayarıma indirmeye kalktım. Bunu başaramasam da bir başka nostalji beni karşıladı. Yıllar sonra bilgisayarıma virüs girdi ve sanırım bir süre bununla uğraşacağım. Öyle görünüyor ki nostalji her zaman da güzel değil…

FIFA 2001 // Fatih Demireli

İtiraf etmeyelim ki, ezelden beri çok kötü bir konsol oyuncusuyum. Herhangi bir FIFA serisi için çok iddialı konuşma şansım yok, ancak bir tercih yapmak zorunda kalırsam 2001 derim.1999 yılında bende derin yaralara sebep olsa da, o dönemde herhangi bir oyunda Manchester United’i seçmek çok cazip geliyordu. 4-4-2 dizip, Ruud van Nistelrooy ile Wayne Rooney’i besliyordum. Yeteneği bırakın, Ryan Giggs ve David Beckham’a orta açtırmak için düğmelere bile basmaya gerek yoktu. Muhteşem bir akışkanlık vardı ve sezon oynadığım zaman özellikle van Nistelrooy olağanüstü derecede çok gol atıyordu. Oyunun bu kadar kolay olmadığını, ikinci kolu arkadaşımın eline aldığı gün fark ettim. United ile tarihi hezimetler yaşadıktan sonra konsol ile birlikte jübile yaptım, gençlerinin önünü açmak zorundaydım.

FIFA ile tekrar geçen sene tanışmıştım. Arkadaşım Irmak Kazuk’un evinde yaptığımız FIFA maçlarını, Olimpiyat Ruhu ile oynuyordum çünkü maç kazanmayı bırak, pozisyon bulamıyordum. Oyunu gerçekçi olmayan bir hale getirmiştik Irmak’la; ben Chelsea’yı, o Liverpool’u alıyordu ve Liverpool sürekli kazanıyordu. Böyle saçma şey mi olur? Sayemde oldu… Ama ben galiba 2001’i özledim, kurup tekrar şu efsane United 11 ile oynayayım. Yeteneksizlik abidesi Quinton Fortune’i bile özledim.

FIFA 2002 // Buğra Balaban

Evdeki atarimin kolu bozulmuştu. İstanbul’da yaşayan abimden, şehre geldiğinde yeni bir kol almasını istemiştim. Ziyaret vakti gelip çattığında, ‘hoş geldin’ faslını hızlı geçip elindeki valize odaklanmaya başlamıştım bile. Atari kolumu alacak, ördek avlamaydı, olimpiyat oyunuydu derken hayatıma devam edecektim. Abim elini valize atıp kolu çıkardığında ise dünya başıma yıkıldı. Koca herif yanlış kol almıştı. En azından ben o güne dek benzer bir kol görmemiştim. Somurtup köşeme geçmeye hazırlanırken valizden bir de PS1 oyun konsolu çıkınca jeton geç de olsa düştü. Evde atari devri bitip Play Station’a geçiş başlıyordu.

Abiye yıkama yağlama faslı bitip kendisini aylardır bekleyen anne-babaya teslim ettikten sonra yeni dünyamı kurmak için salondaki televizyona doğru geçtim. Kutudaki iki oyundan biri de FIFA 2002’ydi. Bugün olduğu gibi 9 yaşındayken de arabalarla aram pek iyi değildi, bu yüzden abimin favorisi Need for Speed’i kenara itip FIFA 2002 CD’sini konsola taktım. Benden mutlusu yoktu. Ta ki oyuna başlayana kadar. Tek bir gol dahi atamadığım saatlerin ardından yanlış hatırlamıyorsam sol kanattan gelen bir ortaya ismini bugün dahi net bir şekilde hatırladığım Giovane Elber’in kafa vuruşuyla ilk golümü attım. Evde zafer turları atmaya başlamış, evdekilere birkaç ay sürecek çetin televizyon kapma mücadelelerinin ilk sinyallerini vermiştim bile. Çok yaşa Giovane Elber!

2002 FIFA World Cup // Aras Yetiş

Kişisel oyun geçmişimde en fazla iz bırakan FIFA, o dönem benim için muhteşem bir yenilik olan Play Station’da oynadığım World Cup 98’di. Bir sonraki dünya kupasını merakla bekleme sebeplerimin en başında da, açılış jeneriğinden menüsüne kadar hemen her şeyi hâlâ aklımda olan efsane oyunun selefiyle tanışmak vardı. Japonya ve Güney Kore’nin ortak düzenlediği 2002 Dünya Kupası başlamadan bir süre önce tanışma gerçekleşti. O noktadan sonra gündemim; Türkiye’nin Brezilya’yla oynayacağı ilk maçı beklemek, aileme meşhur top Fevernova’yı aldırmaya çalışmak ve 2002 FIFA World Cup’ta alevli şutlar çekmek oldu… Evet, tepesinde yıldız işareti olan oyuncuların rüzgar gibi koşmak veya şutlarından ateş çıkarmak gibi enteresan özellikleri vardı! Dürüst olmalıyım 2002 Dünya Kupası’nın video oyunu bana hiçbir zaman 98 modelinin heyecanı yaşatamadı. Yine de Türkiye’yle kazandığım dünya kupası şampiyonluklarını unutmam pek mümkün değil.

FIFA 2003 // İlhan Özgen

‘Özgen Malikânesi’ne bilgisayar yeni girmişti… Atari oyunu bağımlısı kardeşlerin, bilgisayar başına geçme vaktiydi artık… Arkadaş evlerini işgalin ve annelerine gına getirmenin de sonu… Açılış, FIFA 2003 ile yapıldı. Oyun yüklendi, ilk defa karşılaştığımız crack mevzusu çözüldü ve oyuna girildi… Herhalde o ilk üç ay babam ve annem hayatlarında olmadıkları kadar pişman olmuşlardır. FIFA 2003, 1997’den beri takipte olduğum serinin devrim niteliği taşıyan oyunlarından biriydi. Stadyumlar (Ali Sami Yen’in çevresindeki evler dahil) harika grafiklerle sunulmuştu. Bir türlü dolu göremediğimiz Delle Alpi Stadı bile oyun kafasıyla hınca hınç dolu olunca heyecanlandırıyordu. Hâl böyle olunca da okuldan gelip, çantayı fırlatıp oyuna oturmak arasında geçen zaman saniyelerle ölçülüyordu.

Sadece stadyumlar da değil. Oyuncuların fiziksel özellikleri, formaların birçoğu birebir benzetilmiş, daha önceleri birer çizgi roman karakteri hızına sahip futbolcuların hızları, az da olsa ‘insani’ boyutlara çekilmişti. Milan’ın son büyük işlerini yapacağı takımı kurmaya başladığı sezondu. Kahramanım Nesta’nın transferi sonrasında Milan’la sezon açıldı ve uzun süre kapanmadı. Bütün yeniliklere rağmen bugün aklımda en çok kalan şey stadyum grafikleri. O zamanki adı Westfalen olan stadyumda Borussia Dortmund’a karşı oynadığım Şampiyonlar Ligi çeyrek finali, herhalde canlı izlediğim birçok maçtan daha fazla aklımda. 20 yıla dayanan ‘konsol oyunları kariyerimde’ teknik ve oynanabilirlik açısından çok daha iyi oyunlar sığdırsam da FIFA 2003’ün ve Borussia Dortmund-Milan maçının yeri uzun süre listenin üst sıralarında olacak gibi.

FIFA 07 // Kaan Demirel

FIFA serisinde en fazla severek oynadığım oyun FIFA 07 diyebilirim. Oyun çıkmadan önce gelişmelerini takip etmeye başlamış, araştırmalar yapmış, kısacası oyunu heyecanla beklemeye başlamıştım. FIFA 07 çıktığında beklediğime değmişti çünkü karşımda önceki FIFA’lara göre ciddi anlamda seviye atlamış bir oyun vardı. Peki neydi bu oyunu farklı yapanlar? İlk olarak Önceki FIFA oyunlarına göre gerçekliği gözle görülür bir şekilde artmış, oyun hem grafik hem de oynanış olarak seviye atlamıştı. Pas yaparak oyun kurulabiliyordu, yani tek oyuncuyu alıp rakip kaleye kadar koşturmak zorunda kalmıyordunuz. Bu nedenle de takılıp düşmeler, çarpışmalar olmuyordu. Oyunu benim için öne çıkartan bir başka özellik ise FIFA 2000’den sonra ilk defa bir FIFA oyununun orijinalinde Türkiye Ligi olmasıydı. O dönem Cristiano Ronaldo’nun Manchester United’da olması ve Ronaldinho, Puyol, Deco’lu Barcelona kadrosu da FIFA 07’yi benim için hâlâ eşsiz kılan diğer unsurlar.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler