Drazen Petrovic’i Unutulmaz Kılan Neydi?

Petrovic, Avrupa'da zaten bir efsaneydi. Deniz aşırı ülkelerden gelen oyuncular NBA'de kolay kabul edilmezken Petrovic'in rüşdünü ispat edebilmesi ise çok zaman almamıştı. Ünlü spor yazarı Zach Lowe, onu en yakından tanıyanlara sordu.

6 Mart 2018

Zach Lowe’ın Drazen Petrovic hakkında yazdığı ve geçtiğimiz günlerde ESPN’de yayımlanan bu yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.


Geçen yaz, Avrupa Basketbol Şampiyonası başlamadan önce Slovenya Milli takımı kampı sırasında, koç Igor Kokoskov, yıldız oyuncusu Luka Doncic’i bir tarih dersi için kenarı çekti.

Drazen Petrovic 25 yıl önce bir araba kazasında hayatını kaybettiğinde, Luka Doncic henüz doğmamıştı bile. Avrupa basketbolunun eski öne çıkan oyuncuları, yeni jenerasyonun Petrovic’in kibirli bir süperstar ya da YouTube videolarında sık rastlanan Trash-talk’larının çok ötesinde bir oyuncu olduğunu bildiğinden emin.

‘‘Bizim jenerasyonumuz kadar önemsemiyor olabilirler’’ diyor, Petrovic ile birlikte Yugoslavya ve Hırvat milli takımlarında oynamış ve NBA’de de onun peşinden gitmiş olan Dino Radja ve ekliyor; ‘‘Fakat bunları, duymak isteyen herkese anlatacağız.’’

Kokoskov, Doncic’e Yugoslavya’nın 1989’da Zagreb’teki Eurobasket Şampiyonası sırasında, Petrovic’in nasıl sabah 06:00’dan önce uyanıp Porsche 911’i ile yardımcı antrenörünü evinden aldığını ve takımın geri kalanı uyurken onu salona götürüp çalışma yaptığını anlattı. Petrovic iki ya da üç saat çalışıyor, ardından uyku mahmuru takım arkadaşları ile birlikte kahvaltıya oturuyordu.

‘‘Önünde duran tüm hedefler ile birlikte,’’ diyor Kokoskov Doncic’e ve ekliyor; ‘‘Bu hikayeleri duymalısın. Tüm bu hedefleri gerçekleştirmenin neler gerektirdiğini bilmelisin.’’

Petrovic’in çarpıcı, heyecanlı ve trajik olarak NBA tüm zamanların şöhretleri arasına doğru kısa yükselişini hatırladığımızda belki de unutulmuş olan şey budur: burada olabilmek için ne kadar çalışmak gerektiği… Bu, onu en iyi ve en uzun süre tanıyanların Petrovic’i tanımlama şekliydi. Bir çocuk olarak, Petrovic kendinden büyüklerle oynamak konusunda ısrarcıydı, diyor onunla Sibenik-Hırvatistan’da aynı sokakta büyümüş olan ve dünyanın pek çok yerinde koçluk yapmış olan Neven Spahija.

‘‘Ben uyumaya gideceğini söyler diye düşünmüştüm,’’ diyor Vrankovic ve ekliyor; ‘‘Petrovic ise birkaç yüz şut atmak için spor salonunun yolunu tuttu.’’

‘‘Çalışma etiği ve hep daha iyi olmak istemesi açısından, ben onu Nowitzki’nin sınıfına koyuyorum’’ diyor, Petrovic ile Nets’te birçok sezon geçirmiş olan Rick Carlisle.

‘‘Petrovic’in yaptığı, o zamanlar imkansızdı’’, diyor Spahija. ‘‘O bir öncüydü.”

Çalışmaya olan bağımlılığı Petrovic’in ilk NBA durağı olan ve Clyde Drexler, Terry Porter, Danny Young ve Danny Ainge’in gerisinde bench’ten katkı verdiği Portland’a gitmesini sağladı. Petrovic, bu konuda dertleşmek için Yugoslavya Milli Takımı’ndan arkadaşı olan ve onunla aynı sezon NBA’e gelmiş olan Vlade Divac’ı arıyordu; Divac o dönem Los Angeles’ta oynuyordu ve onunla paylaşabileceği pek çok şey vardı.

Petrovic bir çaylak olarak sadece 967 dakika süre aldı. Aldığı sürelerin kısıtlılığı Yugoslavya’dan takım arkadaşlarını, sevenlerini ve onu idol olarak kabul etmiş pek çok insanı üzmüştü. O, Avrupa’nın merkezi olmayan bir bölgeden NBA’e giden birini temsil ediyordu ve başarısız görünüyordu. NBA’de gerçek bir etki yaratabilmiş tek Avrupalı guard Sarunas Marciulionis’ti ve o da bir yıldız değildi. Genel geçer bilgilere fazlasıyla bağlı olanlar ise Avrupalı guard’ların NBA için çok yavaş oldukları konusunda ısrarcıydı; San Antonio yönetimi on yıl sonra bile, Manu Ginobili’yi draft ederken yaşanan tartışmaları hatırlıyorlar.

‘‘Petrovic’in yaptığı, o zamanlar imkansızdı’’, diyor Spahija. ‘‘O bir öncüydü’’

”Drazen’den önce, orada oynamayı istemezdiniz bile,’’ diyor Petrovic’in New Jersey’den takım arkadaşı Kenny Anderson. “Avrupalılar, NBA için fazla yumuşak gibi görülüyordu.”

Petrovic ise herkesin yanıldığını kanıtlamak için oldukça iştahlı görünüyordu. Şu ana kadar Avrupa’nın en iyi oyuncusu olarak konforlu bir hayat sürmüştü. ‘‘Bana anlattı, ‘Eğer NBA’i denemeseydim, hayatımın geri kalanında bu bir yara olarak kalacaktı,’’’ diyor ölümüne kadar belki de ona en yakın insanlardan biri olan Spahija.

Petrovic’ten dört yaş küçük olan Toni Kukoc, Divac ve Petrovic’in NBA’e nasıl uyum sağlayabildiğini gözlemledi. Bu çok fazla uykuya bedel olsa bile bunu yaptı.

‘‘Vlade ve Drazen’i izlemek için tüm gece ayaktaydık, özellikle Vlade 1991 yılında NBA Finalleri’ndeyken’’, diyor Kukoc. ‘‘Drazen’in çok fazla oynayamaması ise üzücüydü’’ diye de ekliyor.

1993 yılında Petrovic ile Hırvat milli takımında oynamış olan Phoenix Suns scout’u Emilio Kovacic, 1990’ların başında Arizona’da Kolej’deydi ve Petrovic’in aldığı dakikaların artması umuduyla her gün gazeteleri kontrol ediyordu.

‘‘NBA’de hiç Avrupalı bir guard’ımız olmadı,’’ diyor Kovacic. ‘‘Onu bench’te görmek ise kötü hissettiriyordu.’’

Portland koçu, Petrovic’in savunmasına güvenmiyordu ve bu konuda yanılmadılar. Petrovic dik kafalıydı ve çok iyi bir şutör olduğu için savunma yapmasına gerek olmadığını söylüyordu. Porter ve Kokoskov 2000’lerde Detroit’in antrenör ekibindeyken şakayla karışık bir şekilde bu konuyu tartışmışlardı.

‘‘Terry, ‘savunma yapmaya başlamasını sert bir şekilde söylemek zorundaydık!’’’ dedi. Kokoskov buna gülüyordu.‘‘Terry’ye dedim ki: Onun savunma yapmasına gerek yok. Onun hücumu, en iyi savunma anlamı taşıyor zaten.’’

Petrovic New Jersey’e gittiğinde, bu problem hâlâ devam ediyordu. ‘‘Savunma konusunda bir şey katamadı’’ Rich Dalatri ve  Nets’in güç antrenörü gülüşüyorlardı. ‘‘En azından bir trafik konisi gibi orada durabilirsin. En azından biri bu koniye takılır.’’

Fakat Petrovic herhangi bir yerden isabetli şutlar atabiliyordu ve eğer Portland onu oynatırsa başarılı olacağı konusunda ısrarcıydı. Zamanı geldiğinde hazır olabilmesi için öfkesini işi için avantaja çeviriyordu.

1990 yılında Sacramento, Ainge’i Portland’a takasladığında Petrovic ve Ainge çok hızlı bir şekilde arkadaş olmuşlardı, böylece takım idmanlarından sonra bu ikili bireysel olarak şut yarışması yapıyorlardı. Kaybeden ise öğle yemeğini ısmarlıyordu. İkisi de sırayla hareket halinde 50’şer üçlük şut atıyorlardı. ‘‘12 yarışmadan sadece üçünü ben kazanabiliyordum,’’ diyor Ainge. ‘‘Eğer 50 atışta 44 ya da 45 isabet bulamazsam, kazanma şansım yoktu.”

Ainge’in ısmarladığı bir yemekten sonra, antrenman kampı sırasında Ainge ve Petrovic, Petrovic’in dairesinde günde yaptıkları iki idman arasında inzivaya çekildiler. Ainge, puf koltuğa oturdu ve uyuya kaldı. Sonra Petrovic’in antrenman bisikletinde son hızda çalışırken çıkardığı sese uyandı. ‘‘Çok konsantre durumdaydı’’ diyor Ainge o an Petrovic için. ‘‘Oynamıyor olmak, onu tanıdığım herkesten çok daha fazla rahatsız ediyordu.’’

Onun ruhu ve iş ahlakı kusursuzdu. Portland, 1991 yılında Petrovic’i Walter Davis ile üç takımın dahil olduğu bir görüşme süreci sonrasında New Jersey’e takasladığında, Petrovic adeta patlamaya hazır durumdaydı. (Ainge takımda kalmıştı. Konu ile ilgili, ‘‘Hepimiz Drazen’in harika bir oyuncu olduğunu biliyorduk’’ diyordu.)

İlk önce bench’ten gelerek oynadı, fakat Nets sonunda Petrovic’i 1991-1992 sezonunda ilk beşte oynatmaya başladı. Petrovic de buna maç başında neredeyse 21 sayı ile oynayarak karşılık verdi. Aynı zamanda yüzde 44 üçlük isabeti yakalamıştı.

Dönemin Nets genel menajeri Willis Reed, Petrovic için, ‘‘Boş pozisyonda bir üçlük kaçırdığında, bunun nasıl olduğuna inanamıyordunuz,’’ diyor ve ekliyor: ‘‘Petrovic, sayı demekti.’’

Petrovic üç sayılık atışlarda yüzde 43.7’yi görmüştü; bu, sadece Steve Kerr ve Hubert Davis’in arkasında lig tarihinde en iyi üçüncü olduğu anlamına geliyor. Basketbol ile ilgisi olan her Hırvat, bu istatistiği ezbere biliyor gibi görünüyor.

‘‘O, üç sayı çizgisinin 3-4 feet gerisinden şut atan ilk oyunculardan biriydi ve bu şutları çok hızlı perdelerden çıkarak atıyordu,’’ diyor Rick Carlisle ve ekliyor; ‘‘Bu gerçekten çok vahşiydi. Bugünün oyununa kusursuz bir şekilde uyum sağlayabilirdi.’’

Dönemin Nets genel menajeri Willis Reed, Petrovic için ‘‘Boş pozisyonda bir üçlük kaçırdığında, bunun nasıl olduğuna inanamıyordunuz,’’ diyor.

O, ara pasları atabilen harika bir pasördü ve no-look paslar atma konusunda da ustaydı. George Karl gibi Petrovic’e Avrupa’da koçluk yapmış bir ismin de aralarında olduğu spor meraklıları Petrovic’i Pete Maravich ile karşılaştırıyordu.

Petrovic’in orta mesafe şutlarını savunmak imkânsızdı, her zaman pek çok fake kullanarak rakip savunmayı şaşırtmayı başarabiliyordu. Vernon Maxwell, Petrovic’i Michael Jordan’ın bile üzerinde tutarak savunduğu en sert oyuncu olarak tanımlıyordu.

Petrovic çekiciliği ile de dikkat çekiyordu. İsabeti bulduğu üç sayılardan sonra yumruğunu kullanarak seviniyor ve çığlık atıyor ya da iki kolunu kafasının üzerine doğru kaldırıyordu. Jordan ile doğrudan rekabet hâlindeydi, Reggie Miller’ın üzerinden bir üçlük gönderdiğinde, işaret parmağını  yüzünün birkaç santimetre yakınına kadar getirmiş ve Maxwell’i teknik faul almaya teşvik etmişti.

Anderson, ‘‘bence Vernon bir keresinde onunla kavga etmek istedi’’ diyor.

İnanın ya da inanmayın NBA, Petrovic’in hafiflemiş halini gördü. Avrupa’da, profesyonel bir güreşçinin kibiriyle diklenip, böbürleniyordu.

Zadar’da büyüyen ve yerel takımın, -Petrovic’in takımları yerel şampiyonlukları kazanana dek- oraların en iyisi olduğunu düşünen Kovacic, ‘‘Bir çocuk olarak onun cesaretinden nefret ettim. O, sürekli alay ediyordu. Kutlama yapıyordu. Korkunçtu. Şehrimize gelmişti ve bizi utandırıyordu.’’

Petrovic’in menajeri Warren LeGarie, bu huylarını biraz frenlemesi gerektiğine onu ikna etti. “Zaten herkesin gözü senin üzerinde olacak, işleri daha da zorlaştırma” dediğini hatırlıyor LeGarie, “Avrupa’dayken tam bir deliydi.”

Petrovic’in muhtemelen uyarılara ihtiyacı yoktu. NBA’e çok fazla saygı duyuyordu ve burada çok büyük olmanın ne kadar zor olduğunu biliyordu. Carlisle, Boston’da Larry Bird ile oynadı ve Nets asistanı olarak pek çok kez Petrovic’i Bird ile tanıştırmak istedi. Petrovic bunu reddetti. “Ona karşı çok saygı doluydu ama, sadece bunu yapmak istemedi işte,” diyor Carlisle.

Petrovic, Boston’daki bir maçtan önce, Boston’daki Carlisle’a ikinci sezonunda bir mesajla Vrankovic’e yaklaşmasını söylemişti. Carlisle, Petrovic’in ona tuzak kurduğundan şüphelendi, fakat önerisini de dikkate alarak devam etti. Vrankovic’i buldu ve argo bir şekilde “Sen büyük bir …’’ dedi. Vrankovic de gözlerini Carlisle’a dikerek ona doğru bir adım attı. Carlisle, o an dönüp Petrovic’i gördüğünde. Petrovic yerde yuvarlanıyor ve gülüyordu, diye anlatıyor. Yugoslavya Milli Takımı’nda Petrovic’in öncülük ettiği muziplikler efsanevi seviyelerdeydi. Ve Kukoc’a göre yangın alarmını çalıştırmak ya da birbirlerinin üzerine soğuk su kovaları devirmek gibilerin ötesine geçen bazı şakalar, yayımlanmak için pek de uygun değil…

Petrovic bir yıldız olduğunda bile, neredeyse artık hastalık derecesindeki iş etiğini sürdürmekten geri kalmıyordu. 1991 yazında, Hırvatistan’a dönmek yerine Dalatri ile çalışmak için New Jersey’de kaldı. Dalatri Petrovic’e daha az çalışmayı ve antrenman drillerine yönelmeyi öğretmek zorundaydı. Kendini öldürüyordu diyor Dalatri, Petrovic için ve ekliyor; ‘‘Bu çok zararlıydı, ona anlatmak zorundaydım, ‘Sen bir maraton koşucusu değilsin. Tour de France’ta da değilsin’’’

Çok çalışmaya olan eğilimi sakatlığa dahi sebep oldu. Dizlerinden birinde ağrılar başladığında, Nets onun evde tedavi olmasını istedi. Tedavi süresince Petrovic, ultrason makinesine girecek, dizi kremle tedavi edilecek ve ağrılı bölge düz, parlak bir yüzey ile ovalanacaktı. Bu işlem sadece birkaç dakika sürecekti. Fakat Dalatri’ye göre, Petrovic eğer bu tedaviyi dizine çok fazla uygularsa, iyileşme sürecinin de hızlanacağını düşünüyordu. Yaraya o kadar fazla krem sürüp ovaladı ki, bu yüzden derisinde yanıklar oluştu.

Birlikte geçirdikleri yaz, Dalatri çoğunlukla defansif çalışmalara yöneldi. Petrovic de her gün oradaydı ve her şeyi yaptı. Bir cuma günü erken saatte, Dalatri’ye antrenmandan çıkmak istediğini söyledi fakat sebebini söylemedi ve sonraki Pazartesi günü her zamanki saatte geleceğine dair söz verdi. Dalatri iki hafta sonrasına kadar bilmiyordu fakat Petrovic bir günden biraz daha fazla bir süre kalmak ve Yugoslav iç savaşında ailesinin durumunu kontrol etmek için Hırvatistan’a dönmüştü.

‘‘Muhtemelen, ona bir hafta orada kalabilirsin diyeceğimi biliyordu’’ diyor Dalatri. ‘‘O ve Jason Kidd, çalışkanlık konusunda hayatım boyunca denk geldiğim en iyi iki isim.’’

1992-93 sezonunda her şey yolunda gitti, Petrovic maç başına ortalama 22.3 sayı ile oynarken, 3’lük isabetlerini de yüzde 45’in üzerinde tutmayı başardı. Savunmasını bile geliştirdi. Hepsini, bir yandan da kafasında Yugoslavya’daki çözülmeyi düşünürken ve içlerinde Divac’ın da bulunduğu bazı Sırp takım arkadaşları ile arası bozulurken yaptı.

O yaz NBA’den ayrıldı. Hırvatistan Milli Takımı’nı EuroBasket liderliğine taşımaya hazırdı. Takım, Mayıs sonunda eleme maçları için Wroclaw, Polonya’da toplandı. O zamana kadar oyuncuların pek çoğu yıldız statüsündeydi ve konaklamak için küçük (pek çok açıdan yetersiz) bir otel buldular. İlk idmanda homurdanmalar başladı ve oteli değiştirmek için çabaladılar.

Petrovic her şeyin farkındaydı. Takımı parkenin ortasında topladı ve başka bir otel olmadığını anlattı. ‘‘Bunu kabul etmek ve çok fazla çalışmak zorundayız.’’

‘‘Bunun üzerine kimse bir şey söylemedi’’ diyor, Milli Takım’daki ilk deneyimine hazırlanan Kovacic. ‘‘İşte bu liderliğin tanımı. Çok özel bir aurası vardı. Bunu nasıl açıklayabilirim bilmiyorum, kelimeler yetmiyor. Hayatımda başka hiçbir oyuncu için böyle bir şey hissetmedim.’’

‘‘Otelde ya da otelin yakınlarında ağırlık çalışılabilecek bir yer yoktu fakat takımın geri kalanının haberi olmaksızın, Petrovic Wroclaw’da bir spor salonu aradı’’ diyor Radja.

Hırvatistan turnuvayı kazandı ve takım olarak, Frankfurt aktarmalı olarak Zagreb’e geri uçtu. Son dakikada, Petrovic Frankfurt’ta takımın geri kalanından ayrıldı ve kız arkadaşı Klara Szalantzy ile vakit geçirdi. Bazı takım üyeleri, uçak kalkana kadar Petrovic’in aralarında olmadığını fark etmedi bile. Havayolları personeli Petroviç’in bagajını aradığı için bir saatten fazla pistte beklemek zorunda kaldılar.

O öğleden sonra, Szalantzy, Petrovic ve diğer arkadaşları Hilal Edebal, araba ile yolculuk halindeyken, yola çıkmış bir tırın altında kaldılar. İki kadın ağır şekilde yaralanırken, Petrovic olay yerinde hayatını kaybetti.

Herkes ne zaman ve nerede haberi aldığını çok iyi hatırlıyor. Kovacic, Zagreb’de uyurken, takım arkadaşı Veljko Mrsic, şiddetle odasının kapısını çaldı. Onu uyandırdı ve olanları anlattı.

‘‘Eşim, onu ağlayarak aradığımı söylüyor, fakat ben hatırlamıyorum,’’ diyor Kovacic.‘‘Kafamdaki her şey uçup gitti, çok travmatik.’’

Spahija bir arkadaşının Petrovic’in Zagreb’teki restoranında olmasını bekliyordu, olaydan birkaç saat önce de Petrovic’i arayıp kontrol etti. Spahija evine döndüğünde, o gece, geç saatte telefonu çaldı. Restoran’da çalışanlardan biri arıyordu.

‘‘Yere yıkıldım,’’ diyor Spahija. ‘‘Bütün gece ağladım.’’

Kukoc, geçirdiği bademcik ameliyatı sebebiyle, Chicago yakınlarında bir  hastanedeyken Petrovic’in yüzünü televizyonda gördü. ESPN’in Petrovic’in kontrat durumu ile ilgili bir haber yaptığını düşündü; Petrovic’in Nets ile yaşadığı anlaşmazlık sonrası Yunanistan’a gideceği konusunda dedikodular vardı. Kukoc televizyonun sesini açtığında, son derece üzüldü, hayal kırıklığına uğradı ve ne yapacağını bilemedi. İlk olarak, zaman farkını ve baştan savma bir haber olabileceğini düşünerek tüm hikâyenin yanlış olabileceğini umdu.

‘‘Daha dört ya da beş yıl, milli takımda birlikte oynayacaktık,’’ diyor Kukoc.

Birlikte yaşlanmak, kendini kanıtlamış bir yıldız olan Petrovic ile ondan dört yaş daha genç, Arvydas Sabonis’den bu yana Avrupa’nın en iyi yükselen yıldızı Kukoc beraberliğine harika bir son anlamı taşıyacaktı.

Alfa karakter olma konusundaki rekabeti azaltmak için, Milli Takım koçları, 1990 Dünya Şampiyonası’ndan önce Arjantin’de onları oda arkadaşı yaptı. Geç saatlere kadar ayakta kaldıklarını söylüyor Kukoc ve sahada nasıl daha iyi anlaşabileceklerini konuştuklarını hatırlıyor. Kukoc’un Petrovic’i sahada nasıl bulabileceğini bilmesi ve Petrovic topu aldığında Kukoc’un nereye kat edeceğini bilmesi gibi.

Petrovic, Kukoc’un NBA’deki ilk sezonundan önce hayatını kaybetti. Kukoc hala kendisini bir Bulls-Nets maçında Petrovic ile karşılaşmanın hayalini kurarken yakalıyor. ‘‘Bu çok eğlenceli olurdu’’ diyor Kukoc. ‘‘Drazen’i tanıyorum, Michael ve Scottie ile rekabet etmek ve kıçıma tekmeyi vurmak hoşuna giderdi. (Kukoc ve Petrovic’e diğer yakın olanlar onun NBA’den ayrılacağına da inanmıyordu.)

Emekli olan Doğu Avrupalı basketbol yıldızları bunu Petrovic’in mirasını sürdürme görevi olarak görüyorlardı.

‘‘Bazı insanlar bunu kabul etmeyecek ve bana kızacaklar,’’ diyor Kokoskov, ‘‘fakat Drazen, NBA tarihindeki en iyi Avrupalı oyuncu olabilirdi.’’

Bu, Dirk Nowitzki’nin yaptıklarını hafife almak gibi oluyor, fakat Petrovic’in guard olarak sıradanlıkları yıkan bir etki bıraktığını kimse inkâr edemez. ‘‘Diğerleri daha fazlasını yaptı,’’ diyor Spahija, ‘‘Fakat Drazen Avrupa basketbol tarihindeki en önemli oyuncu.’’

Doug Lee de bu etkiyi hissedenlerdendi. O, Petrovic’in Nets’inde süre alamayan bir bench oyuncusuydu. Lee ve Petrovic bir şut yarışması için bir araya gelmişlerdi. Petrovic’in ölümünden sonra Lee, Petrovic’in ailesinin teklifi üzerine Cibona’da oynamak için Zagreb’e taşındı; Petrovic’in erkek kardeşi Aleksandar, takımın koçuydu. Zagreb’te oynama fikri Lee’nin ilgisini çekti. Böylece Petrovic’in orada gerçekten ne anlama geldiğini de görmüş oldu.

‘‘Sadece Drazen Petrovic’in arkadaşı olduğum için, insanlar sokakta bana sarılmak ve dokunmak için yanıma geliyorlardı,’’ diyor Lee.

Hepsi, onun daha neler yapabileceğini düşünüyor, kaç All-Star takımına seçileceğini, kaç üçlük atacağını ve Nets’in, Anderson, Petrovic ve Derrick Coleman üçlüsü ile ne kadar ileri gidebileceğini…

Anderson, Petrovic’in bir formasını çerçeveletti ve üzerinde Petrovic ile Coleman’ın orijinal NBA Jam yarışmasından animasyonlaştırılmış görselinin bulunduğu bir T-shirt satın aldı. ‘‘Keşke daha çok zaman geçirebilseydik’’ diyor Anderson. ‘‘Keşke ona bu ülkede neler olup bittiğini daha ayrıntılı sorabilseydim. Şimdi onun ismini yaşatmaya çalışacağım.’’

Üç yıl Atlanta’da koçluk yaparken, Spahija, genç oyuncuların ve koçların onun çocukluk arkadaşı olan Petrovic ile ilgili çok fazla soru soruyor olmalarından mutlu ve heyecanlıydı. ‘‘Bu inanılmaz,’’ diyor Spahija.‘‘Onun ismi hala yaşıyor.’’

Eski Yugoslavya’dan genç oyuncular da yardımcı oluyor. Goran Dragic, Houston Rockets’ta ve Slovenya Milli Takımı’nda Petrovic’in üç numarasını giydi. ‘‘O benim idolüm,’’ diyor Dragic. ‘‘Onun sayesinde basketbol oynamaya başladım’’

Dario Saric’in babası, Sibernik’te Petrovic ile oynadı ve çocuğuna Petrovic ile ilgili pek çok hikaye anlatırdı. Saric çocukken, Petrovic’in oynadığı eski video kasetlerini izliyor, geceleri yatağındayken de Petrovic hakkında gazete küpürleri okuyordu.

‘‘Benim şehrimdeki her oyuncu… Hepimiz onun sayesinde basketbola başladık.’’ diyor Saric.

Divac, 2010 tarihli Yugoslavya Milli Takımı’nın dağılışını anlatan 30 for 30 yapımı ‘Once Brothers’ belgeselinde yer almayı, bir anlamda Petrovic’in ne kadar iyi olduğunu ve gençlere anlatmak için kabul etmişti. Eski kafalar yeni jenerasyonun onu tam anlamıyla anlayamayacağı konusunda hâlâ biraz endişeli. Sonuçta, zaman akıp gidiyor. Fakat onlar, Petrovic’in ne kadar iyi olduğu ve ne kadar çekici olduğu konularında kendilerinden eminler ki, onun spor tarihindeki duruşu asla değişmeyecek.

‘‘Basketbolu gerçekten seven insanlar,’’ diyor Divac, Drazen’i asla unutmayacaklar.’’

Çeviri: Kaan Demirel

Socrates

Socrates

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN