Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

TenisDönüş

Petra Kvitova, hayatını tehdit eden saldırının ardından kortlara döndü ve kupalar kazanmaya devam ediyor. Günlük hayatındaysa artık değişen şeyler var.

*Bu röportaj, ilk olarak the Guardian’da yayımlanmıştır.


Petra Kvitova bu ocak ayındaki Avustralya Açık finalinde kupasını aldığında kalabalık çığlık üstüne çığlık attı. Maçı izlemeyen herhangi biri maçı onun kazandığını zannederdi. Aslında 21 yaşındaki Naomi Osaka’ya yenilmişti. Fakat belki de o an, iki kez Wimbledon şampiyonu olan Kvitova’nın en büyük başarısıydı.

İki yıl önce 29 yaşındaki Çek, Prostejov’daki dairesinde evine izinsiz giren biri tarafından bıçaklanmıştı. Ona karşı kendini savunmuş, ama sol elinden – tenis oynadığı eli- kariyerini tehdit edecek şekilde sakatlanmıştı. Bu, saldırıdan sonraki ilk grand slam finaliydi. İkincilik plaketini alırken gözleri yaşlı bir biçimde takımına, “Bir daha raket tutup tutamayacağımı bilmediğimiz zamanlarda benim yanımda oldunuz” diyerek teşekkür etti.

Wimbledon için antrenman yaptığı Prag’taki Sparta tenis kulübünde buluştuk. Burası Çekya’nın en iyi tenisçilerinin antrenman yapmaya geldiği yer. Otoparkında burada oyunu öğrenen ya da en azından oyununu geliştiren oyuncuları gösteren bir ilan panosu var: Dünya üç numarası Karolina Pliskova, ikizi Kristyna (sonra kız kardeşlerin birbirlerine karşı gaddarca oynadığını görüyorum), eski Wimbledon finalisti Tomas Berdych, ve tabii ki Kvitova.

Kvitova, saldırıdan beş ay sonra profesyonel tenise dönerek ve son iki yılda sekiz tekler kupası kazanarak -bu sayı diğer bütün kadınlardan daha fazla ve onu dünya ikinciliğine yükseltti (şu anda beş numarada)- hayret verici bir iyileşme süreci yaşadı. Son Fransa Açık’ı sakatlığından dolayı kaçırdı ama Serena’nın ardından ikinci favori olduğu Wimbledon için hazır olmakta kararlı.

Kvitova uzun boylu ve göze çarpan Picassovari özellikleri ile çarpıcı – peygamberçiçeği gibi mavi gözleri, uzun düzgün burnu, harika beyaz dişleri… Turdaki en arkadaş canlısı, ulaşılabilir oyunculardan biri olarak biliniyor. Geri döndüğü için ne kadar mutlu olduğundan ve oyunundan çok keyif aldığından bahsederken gülümsüyor. Fakat yine de saldırının hayatını ne kadar etkilediğini ve etkilemeye devam ettiğini fark etmek çok uzun sürmüyor.

Şanslı mı yoksa şanssız mı hissettiğini soruyorum. “Şanslıydım. Kesinlikle. Şanssız bir durumda çok şanslıydım. Dürüst olmak gerekirse hrbitov’da olabilirdim. Ona boş gözlerle bakıyorum. Telefonunda Çekçe-İngilizce çeviri yapıyor ve bana gösteriyor. “Hrbitov-mezarlık. Mezarlıkta olabilirdim.” diyor. “Evet, kesinlikle.”

Ölüme bu kadar yaklaşmak onu değiştirmiş mi? “Evet, değiştirdi. Kesinlikle. Hem iyi hem de kötü yönde.” On yıl boyunca profesyonel tenis oynayınca bunun değerini hafife almış olduğunu düşünüyor. “Bazen senelerce turda bulununca tekdüze ve motivasyonsuz hissediyorsun.” Maç öncesi stresinin ne kadar bunaltıcı olduğundan, seyahatlerin yoruculuğundan, her şeyin vücuttan ne kadar talepkâr olduğundan ve sıklıkla evde ayaklarını uzatıp televizyon izlemeyi istediğinden bahsediyor. Saldırıdan sonra kendini evde televizyon izlerken bulduğunda ise sporu ne kadar özlediğini ve böyle bir seviyede oynadığı için ne kadar ayrıcalıklı olduğunu fark etmesi hiç de uzun sürmemiş. “Koltukta oturup kızların tenis oynadığını görünce izleyemiyordum bile.”

Şimdi olayları perspektife koymak konusunda daha iyi olduğunu söylüyor. Eskiden en küçük şeye bile sinirlenirmiş. “Çok stresliydim, ama şimdi daha rahatım. Küçük şeyleri daha fazla takdir ediyorum; güzel hava, ailemle ve arkadaşlarımla beraber olmak gibi… Eğer büyük bir problem varsa önemsiyorum ama küçük, aptal bir şeyse, boş veriyorum.”

Kvitova, Prag’a 300 km uzaklıkta Moravya-Silezyalı küçük Fulnek şehrinde büyüdü. Bir beyaz eşya şirketinde çalışan annesi Pavla sakin ve kibardı. Babası, kızından ve onun iki büyük erkek kardeşinden hem akademik olarak hem de tenis kortunda en iyisini isteyen ve taviz vermeyen bir matematik öğretmeniydi. Petra’yı her gün okuldan sonra tenis oynamaya götürürdü. Arkadaşları rahatlamak için havuza giderken o top üstüne topa vuruyordu. Petra, babasının profesyonel olsun diye onu çalıştırmadığını, sadece Petra’nın hayatını boşa harcayan biri olmasından korktuğunu söylüyor. “Hiçbir zaman bizim meydanda sigara içmemizi veya uyuşturucu kullanmamızı istemedi.” Peki ona hiç kendisini biraz rahat bırakmasını söylemedi mi; sadece arkadaşlarıyla zaman geçirmek istediğini? “Evet, tabii ki. Birçok diyalogumuz olurdu. Arkadaşlarımla birlikte olmak çok istiyordum ama o sadece çok sertti.”

Erkek kardeşleri de yetenekli tenisçilerdi ama Kvitova, onların en üst seviyede yarışacak zihinsel kuvvete sahip olmadıklarını söylüyor. Kvitova ortaokulu bitirdikten sonra profesyonel olurken onlar üniversiteye gittiler ve de yüksek lisanslarını tamamladılar. Kvitova 21 yaşındayken favori Maria Sharapova’yı finalde 6-3, 6-4 yendi ve sekizinci seri başı olarak Wimbledon’ı kazandı. Sharapova’nın bağırışlarını rahatsız edici bulmamış mıydı? Gülüyor. “Hayır. O zaman bunu fark etmiyorsun, sadece oyununa ve topa odaklanıyorsun. Ama televizyonda izlediğimde nefret ediyorum.”

Şampiyonluk kupası verilirken ne başardığına inanamıyor gibi afallamış gözükmüştü. Bundan bahsettiğimde başını sallıyor. “Kesinlikle, bir yerlerde kaybolmuştum.”

Kvitova, hem başardıkları hem de başarmadıkları açısından olağandışı bir kariyere sahip oldu. O ilk Wimbledon şampiyonluğunun ardından, kahramanı ve sekiz Wimbledon sahibi vatandaşı Martina Navratilova, Kvitova’nın kendi rekoruna yaklaşabileceğine inandığını söylemişti. Fakat Kvitova, beklenti yükü ile zorlandı. Küçük kupalar kazanmaya ve ilk 10’da kalmaya devam etti ama başka bir grand slam zaferi ondan uzaktı. “Kazandığımda yalnızca 21 yaşındaydım ve insanlar bir anda bir sürü grand slam kazanacağımı söylüyordu. Bunun için hazır değildim. ‘Tamam, şimdi her maçı kazanmalıyım’ gibi düşündüm.

Üç yıl sonra, 2014’te, bir grand slam daha -yeniden Wimbledon- kazandı. Rahatlama ortadaydı. Galibiyet vuruşunu oynadıktan sonra sırtının üstüne yığıldı ve zaferin keyfini çıkardı. Kvitova, göz alıcı güç ve isabet sergileyerek ve de 28 winner vurarak Kanadalı Eugenie Bouchard’ı 55 dakikada -şimdiye kadarki en hızlı Wimbledon finallerinden biri- hezimete uğrattı. Bu galibiyetin çok anlamlı olduğunu çünkü başarısının tesadüf olmadığını gösterdiğini söylüyor. “İnsanlar bazen ‘Evet, grand slam kazandı; sadece iyi bir modda uyanmıştı’ diyor. Fakat iki tane kazanmak işleri değiştiriyor. Ayrıca, sert bir kuraydı; kazanmak için üç Çek raketi yenmem gerekti.”

Çekya’nın neden bir sürü iyi oyuncu çıkardığını soruyorum -bugün ilk 20’de üç Çek tenisçi var. Kvitova tenis tarihlerini biliyor. Çek efsaneler hakkında bana rehber oluyor, 50’lerde üç grand slam (iki Fransa açık ve Wimbledon) kazanan Jaroslav Drobny ile başlıyor, 70’lerde aynı üç grand slam’i kazanan Jan Kodes’e geçiyoruz. 80’lerde, Navratilova kadınlar tenisini domine ederken Ivan Lendl da 270 hafta boyunca dünya bir numarası kaldı.

Kvitova, Çekoslovakya doğu bloğunun bir parçasıyken tenisin bir kaçış aracı olduğunu söylüyor. “Tenis sayesinde seyahat edebiliyorlardı. Öbür türlü Çekoslavakya’da kalıyorlardı. Martina ve Lendl’dan sonra her çocuk tenis oynadı. Pahalı bir spor olduğunu söylüyorlar ama günün sonunda sadece bir rakete ve topa ihtiyacın var ve duvara karşı oynayabilirsin. Bugünlerde verimli bir döngü olduğunu söylüyor. Daha fazla iyi oyuncu ve rekabetin olması gelecek nesildeki Çek oyuncuları daha çok motive ediyor.

Kvitova, 2014’ten sonra başka bir grand slam kazanmadı. 2015’te öpücük hastalığı geçirdi. 2016’da dört ana turnuvada da feci oynadı ve o yılın sonunda da saldırıya uğradı. Ocakta Avustralya Açık finaline ulaştığında Wimbledon’ı kazandığından beri ilk kez bir ana turnuvada çeyrek finalin ötesine gitmişti. Uzmanlar, gününde olduğunda Kvitova’yı yenmenin imkânsız olduğu konusunda hemfikirdi ama Kvitova bir yandan da sinir bozucu şekilde istikrarsızdı. Bazıları, Petra’nın büyük bir şampiyon olmak için gereken arzuya sahip olmadığını söyledi ama ona bunu sorduğumda, doğru olmadığını söylüyor. Saldırıya kadar kendi üstüne çok geliyordu; Çek efsaneler Navratilova ve Lendl gibi olmak istiyordu. Bugünlerde ise kendine daha az baskı yapıyor.

Travmadan kaynaklanan başka bir pozitif durumun daha olduğunu söylüyor. “Kendim hakkında çok şey öğrendim. Kortta bir savaşçı olduğumu her zaman biliyordum ama kort dışında da öyle olduğumu bilmiyordum.” “Fiziksel olarak?” “Hayır, duygusal.” “Daha önce hiç kavga etmek zorunda kalmış mıydı?” “Hayır, okulda bile.” “Gücü onu şaşırtmış mıydı?” “Sonrasında evet, çünkü beni öldürebilirdi.”

Saldırgan, tesisatçı gibi davranarak 08:30’da dairesine girdikten sonra Kvitova’dan banyodaki suyu açmasını istedi. Kvitova da açtı ve o da tam bu sırada 10 inç bıçağı çıkartıp Kvitova’nın boynuna dayadı. Kvitova bıçağa iki elle sarıldı, bıçak ağzını sol eliyle tutarak adamdan uzağa itmeyi başardı. Bunu yaparken sol elindeki her parmağı parçalandı ve baş ile işaret parmağındaki sinirler hasar gördü. Kvitova yere düştü. Cep telefonuna ulaştığında saldırgan telefonu uzağa attı. Her yerde kan olduğunu ve hiç de gidecekmiş gibi durmayan saldırgan ile hâlâ yüz yüze baktığını söylüyor. “Zihinsel gücüm o anda geldi. Dairemden ayrılmasını sağlamaya çalıştım. O yüzden onunla konuşmaya başladım ve o da gitti.”

Ne kadar sürdüğünü hatırlamıyor -beş ile on dakika arası. İnanılmaz bir şey olmuş olmalı o anlarda, diyorum çünkü o noktada onu öldürmeye karar vermiş olabilirdi; bütün kanı görebiliyor, eğer yakalansa uzun süre hapse gireceğini biliyordu ve Kvitova da onu çok iyi tarif edebilirdi. Kafasını sallıyor. “Kesinlikle. Ve polise gideceğimi biliyordu, o yüzden evet, beni öldürebilirdi.”

Ona ne dedin? “Para teklif ettim” Ne kadar parası olduğunu sordu ve Kvitova da 10 bin kron’u (348 sterlin) olduğunu söyledi. “‘Parayı alıp gidecek misin?’ dedim. Zaman istedi. Düşünmek için zamana ihtiyacı olduğunu söyledi. Ben de ‘Düşünmeni bekleyecek vaktim yok, hastaneye gitmeliyim o yüzden sana parayı vereceğim’ dedim. ‘Tamam’ dedi ve ayrıldı.” Duraksıyor. “Eğer düşünmek için zamanı olsaydı sonunda beni öldürebilirdi.”

Kvitova soğukkanlılığının onu şaşırttığını itiraf ediyor. Ambulansı ve polisi aradı, sonra da kendi doktorunu ve ona tanıdığı bir el cerrahını çağırmasını söyledi. Ne kadar kötü yaralandığının farkında mıydı? “Bakmak istemedim.”  O konuştukça o sol ele bakıyorum. Kusursuz gözüküyor. Benim için elini ters çeviriyor. Beş parmağının üstünde de ince yaralı çizgiler var. Yeniden, ne kadar şanslı olduğunu söylüyor. Operasyon dört saat sürdü. Bugün bile, elinin hareket kabiliyeti yüzde yüz değil; baş ve işaret parmaklarının ucunda his yok.

Her zaman yeniden oynayacağını düşündün mü? “Evet” diyor kararlı bir biçimde. Ama sonra, duraksıyor. “Oynayamayacağım üzerine bir an düşündüm. Hâlâ hayattayım, o yüzden başka bir şey yapacağım dedim. Üniversitede iletişim okumaya başladım. Eğer bir daha oynayamazsam hayatımla ilgili bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm.”

Kvitova, diğer tenisçilerin sosyal medyada mesaj ve videolar yollayarak çok destekleyici olduğunu ve 2017 Fransa Açık’ta oynadığında duygusal bir buluşma gerçekleştiğini söylüyor. Yine de bir şeyler değişmişti. “Bana biraz farklı bakıyorlardı. Bence benimle nasıl konuşacaklarını, nasıl davranmaları gerektiğini bilmiyorlardı. Kimse gerçekten senin ne hissettiğini bilmiyor.” Eğer sorsalardı onlara ne derdi? “‘Sadece normal olun.’ Bu benim asıl hedefimdi; eskisi gibi olmak. Aynı tenis oyuncusu, bir kurban değil. Bütün olmak istediğim oydu. Bunu şimdi başardım. Tabii ki kötü anlarım var ama bu normal. Tenisim sayesinde tanınmak istiyorum, biri bana saldırdığı için değil.”

Bir sürü içsel güç keşfetmesinin dikkate değer olduğunu söylüyorum. “Evet” diyor sessizce. “Ama sana negatif tarafını daha söylemedim.” Nereden başlayacağını pek bilmediğini hissediyorum. “Çok uzun süre dışarı çıkmadım. Sadece tanıdığım insanlarla beraberdim, özellikle ailemle, çünkü kimseye güvenmiyordum. Bu, çok kötü bir şey.” Bunun gibi bir dönemden geçmesi kaçınılmaz değil miydi? Bir anda o büyük mavi gözleri dolmaya başlıyor. “Şimdi insanlara güvenmiyorum. Özellikle de erkeklere.” Gözyaşlarının ardından gülümsüyor. “Büyük ihtimalle bu yüzden bekârım. Uzun süredir tanıdığım insanlara güveniyorum, ama kısa süredir tanıdıklarıma karşı pek güven dolu değilim. Erkeklerle tek başıma taksiye binemiyorum. Sokaktayken neredeyse koşuyorum. Bazen arkamda biri olduğu korkusuna kapılıyorum. Bu, zor.”

Bir terapiste gitmiş miydi? “Evet, bence yardımcı oldu. Artık terapi görmüyorum.” O zamanlar çok güven dolu olup olmadığını soruyorum: Birçok insan randevu olmadan yabancıları evine almaz. “Öyle olduğumu düşünmüyorum, hayır. Seyahat ederken eve iş yapmaya kimin geleceğini bilmezdim. Benim için kapıyı açmak doğal bir şeydi çünkü doping kontrolüne gelen insanlar olabilirdi.” Profesyonel tenis oyuncuları her gün doping testi için uygun olacakları bir saat ayırmak zorundalar.

Saldırıdan on iki hafta sonra 33 yaşındaki Radim Zondra tutuklandı; bu yıl mart ayında da darp ve eve izinsiz girişten suçlu bulundu ve sekiz sene hapis cezasına mahkum edildi (o zaman başka bir suçtan da hüküm giymekteydi). Spesifik olarak Kvitova’yı hedef almadığı söylendi.

Karar onu rahatlatmış mıydı? “Sanırım. Her zaman onun hapiste olmasını istedim. Bu yüzden evet, hüküm giymesi benim için iyi.” Derin bir nefes alabildi mi? Şimdi boş bakma sırası ondaydı. Yeniden deniyorum: Şimdi hapiste olduğuna göre artık yeniden nefes alabildiğini hissediyor mu? “Zamanında öyle hissetmedim. Benim için en kötü kısmı mahkemeye gidip ifade vermekti.” Kvitova, Brno bölgesel mahkemesinde Zondra’yı görmemek için ayrı bir odada ifade verdi. “Sonrasında çok daha iyi hissettim. Ama ifade vermek korkunçtu, kimsenin yaşamasını istemem.”

Kvitova, adım adım bağımsızlığını geri kazandığını ama bunun yavaş ve acılı bir süreç olduğunu söylüyor. “Üç ay boyunca ailemle kaldım, şimdi Prag’ta kendi başıma yaşıyorum. İlk aylar zordu. Yataktayken banyodan bir ses duyduğumda ‘Aman Tanrım’ olurdum.” Ama kendi başına yaşamayı yeniden öğrenmek istiyor. “Yeniden kendim olabilmek istedim. Annemin, babamın, kardeşlerimin ve koçlarımın benim için her şeyi yapmak zorunda olması berbattı.” Değiştiğini onlar hissediyor mu? Düşünüyor. “İlginç bir soru. Onlara hiç sormadım, onlar da bana hiç söylemiyorlar.”

Yeniden oynamak konusunda Kvitova’yı sevindiren bir şey de kadınlar tenisinin değişiyor olması: Şu an kadınlar oyununun hiç olmadığı kadar heyecanlı olduğuna inanıyor. Evet, erkekler oyununun efsaneler jenerasyonuyla kutsandığını fakat neredeyse her ana turnuvanın yarı finallerinde Roger Federer, Rafael Nadal, Novak Djokovic ve Andy Murray’nin yer almasıyla oldukça tahmin edilebilir olduğunu söylüyor. “Bugün kadınlar oyununa bakın” diyor. “Yılın ilk 18 kupası 18 farklı oyuncu tarafından kazanıldı. Bu, inanılmaz. Oyuncular arasındaki fark gittikçe küçülüyor. Bu gerçekten de gününde olmakla ilgili. Bazen uyanıyor ve inanılmaz hissediyorsun, bazense berbat. O hormonlara sahibiz değil mi?” Gülüyor. “Erkekler sadece tenis hakkında düşünebilir; bize göre biraz farklılar.”

Eski düzenin değiştiğine inanıyor ve şimdi, başladığı zaman göre daha iyi bir arkadaşlık ortamı olduğunu söylüyor. Senelerce daha sert rekabetler vardı, özellikle Serena Williams ve Maria Sharapova arasında. “Soyunma odası artık daha serbest. Belki hiyerarşi yok, belki de sadece nesil değişimi. O kadar gerilimli değil. Çok fazla nefret yok.”

26 yıl önce 19 yaşındaki Monica Seles, rakibi Steffi Graf’ın hayranı olan bir adam tarafından Hamburg Açık’ta kortta sırtından bıçaklanmıştı. Bu, tenisle, hatta büyük ihtimalle profesyonel sporla, ilişkilendirilen en şok edici olay olarak kalmakta. Seles bir fenomendi; çoktan sekiz grand slam kazanmıştı ve her rekoru kıracağı öngörülüyordu. Tenise iki yıl sonra döndü ve başarılar elde etti ama sadece bir tane ana turnuva kazanabildi.

Kvitova’ya saldırıdan sonra Seles’le konuşup konuşmadığını soruyorum. Yüzü parlıyor. “Konuştum aslında. Geçen sene Wimbledon öncesi partide yanıma geldi. Daha önce hiç tanışmamıştık. Yaşadığımız her şeyden sonra geri gelebildiğimiz için birbirimize ne kadar hayranlık duyduğumuzu söyledik. Gözleri yeniden yaşardı. “Bir anda benzer bir durumu yaşayan, beni anlayan birini görmüştüm. Onun için kortta, benim için apartmanda olmuştu. Kort onun şanssız yeriydi, apartman benim.”

Seles’in geri döndüğünde zorlanmasının şaşırtıcı olmadığını söylüyorum. “Evet, ama sonrasında grand slam kazandı!” diyor ânında. Mesajı net. O ödülde hala gözü var ve üçüncü bir Wimbledon kupası çok iyi olur, teşekkürler.

Ayrılmak için kalktığımızda, ona oyuna dönmesinin harika bir başarı olduğunu söylüyorum. Kolay olmadığını itiraf ediyor. “Böyle bir röportaj bana neler olduğunu hatırlatıyor.” Onu o anlara götürdüğüm için suçlu hissediyorum ama özür dileyecekken buna gerek olmadığı anlaşılıyor. “Bunlar hakkında konuşmak nelerin üstesinden geldiğimi hatırlatıyor” diyor. “Kendimle gurur duymam gerektiğini hatırlatıyor.”

Çeviri: Başak Can

İlginizi çekebilecek diğer içerikler