Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolToprak SahaDoğmadan Ölenler: Yusuf Tunaoğlu

Yusuf Tunaoğlu ülke futbolunun en büyük saf yeteneklerinden biriydi. Ama özel yaşamı, zaman zaman potansiyelinin önüne geçti. Cihat Arman'ın kaleminden...

“Genç arkadaşlara tavsiyem; özel hayatlarını iyi ayarlasınlar yoksa benim gibi bu yaşta ve bu kadar seyirci önünde jübile yaparlar.” Yusuf Tunaoğlu, 21 Ağustos 1976’da Beşiktaş ile Trabzonspor arasında oynanan ve  sadece 12 bin seyircinin izlediği maçla jübilesini yaptığında henüz 30 yaşındaydı. Maç sonunda söyledikleri, aslında kariyerini özetliyordu. Onunla birlikte Beşiktaş A Takımı’na çıkan Sanlı Sarialioğlu’ndan, onu izleme şansına erişmiş binlerce futbolsevere kadar herkesin ‘Yusuf yorumu’ aynıydı: “Kendine dikkat etse bambaşka bir kariyeri olurdu…”

 Uzun yıllar Fenerbahçe kalesini koruyan, daha sonra da milli takımın çeşitli seviyelerinden antrenörlük yapan Cihat Arman da  benzer düşüncelere sahipti. Üstelik Yusuf Tunaoğlu kariyerinin henüz başlarındayken… 3 Temmuz 1970 tarihinde, Milliyet Gazetesi’ndeki köşesinde ‘Doğmadan Ölenler’ adlı yazı dizisine başlayan Arman, özel yeteneklere sahip olmalarına rağmen, bu meziyetlerine gerekli önemi göstermeyen genç Türk futbolcuları mercek altına almıştı. Bu serinin konuklarından biri de Yusuf Tunaoğlu idi. Cihat Arman’ın 5 Temmuz 1970’da yayımlanan o yazısı karşınızda:

Yusuf Tunaoğlu’nun futbol kariyerinin son dönemlerinden… (Foto: Hayat Spor)

Seyrettiğim maçların birinde bir genç görmüştüm. Mükemmel fiziği, harika top kontrolü, yumuşaklığı ve futbola yatkınlığı ile beni büyülemişti adeta bu genç. Yusuf dediler adına. İşlendiği zaman Türk futbolunda pırıl pırıl parlayabilirdi bu kara elmas. Oynadığı maçları dikkatle izledim. Büyük istikbal vadediyordu. Top tekniği, vücut tekniği, kedinin yumakla oynaması gibi topla oynayışı, serinkanlılığı, karşısındakinin belini kıran hareketleri, stoplarıi topa vuruşları… Velhasıl her hareketiyle mükemmeldi bu çocuk.

Tereddütsüz Ümit Milli Takım’a aldım Yusuf’u. Kadroda onunla beraber, takım arkadaşı Sanlı da vardı. Bu tertemiz iki çocuğun ağzından kampta laf almak mümkün değildi. Hele Yusuf, günde bir kelime konuşsa gene yüzü kızarırdı.  Antrenmanlarda ikisini de özel çalışmaya tabi tutar ve bilhassa Yusuf’a “Bugünkü halini muhafaza eder ve söylenenleri dinlersen, ikinci bir Pele olabilirsin” derdim. Tepeden tırnağa, fizik yapısından adalesine, yumuşaklığından tekniğine, top kontrolünden şutuna varıncaya kadar o kadar parlak görüyordum ki, bunu her önüme gelene söylemekle kıvanç duyuyordum.

Yusuf Tunaoğlu ve Sanlı Sarıalioğlu'nun kariyerleri aynı sene başladı.
“Bu tertemiz iki çocuğun ağzından kampta laf almak mümkün değildi.”

Milli Olduktan Sonra

İngiltere’de sol açık oynattığım maçtan sonra güvenim biraz sarsılmıştı onun için. Bazı çocukça hareketleri olmasına rağmen, bu çocukluk devresini çabuk atlatacağına inanıyordum. Biliyordum ki, bu komplekslerinin ardında, ailevi bir durum vardı. Bunun için sıkılıyor, üzülüyor ve kendi kabuğunun içinde kalıyordu. Hatırladığıma göre bir A Milli maçından evvel kadro basına verilmişti. Ertesi günü telefonum çaldığında bir kadın sesi, “Benim oğlumu neden milli takıma almadınız?” diye sual sormuş ve ben de annesine: “Oğlunuz büyük futbolcu olacak ama bugün için A Milli Takım’a hazır değil, üzülmeyin” demiştim.

Görüşlerimde yanılmamıştım. Beşiktaş takımına yerleşti ve kaldı. Bir sene içinde A Milli Takım’a girecek kıvama gelmiş ve Tunus’u 4-1 yendiğimiz maçta da oynamıştı. Ama şöhret onun da yakasına yapışmıştı. Etrafta duyulanlara göre sigara içiyor, pavyonlarda dolaşıyor, kahveden dışarı çıkmıyordu. Konuşurken yüzü kızaran Yusuf, kısa zamanda futbolü öğrenmiş, büyüklük kompleksi içine girmişti. Evliydi ve çok genç bir karısı vardı. Buna rağmen kimseyi umursamıyor, gece gece hayatını devam ettirmeye ve gazete sütunlarında olayların adamı olmaya devam ediyordu. Ne söyledilerse kâr etmedi. Nasihat ettiler, para cezası verdiler, kadrodan çıkardılar… Olmadı. Her seferinde “Tövbe ettim!” demesine rağmen gene bildiğini okudu. Bu hayata can dayanmazdı. Onun için antrenmanlarda daima kaytardı. Herkes bir hareketi on kere yaparken, o üç kere ile yetindi. Bu sebeple, bütün maçlarda doksan dakikanın yalnız otuz dakikasında kuvvetli göründü. Bu otuz dakika içinde de takımından ziyade kendini gösteren ve seyircinin hoşuna giden hareketleri yaptı. Daima iki üç kişiyi geçmeyi, bacak arası yutturmayı, fantezi hareketleri tercih ettiği için takım oyunundan uzak kaldı. Takımına faydadan ziyade zararlı oldu. Özel hayatı ve oynadığı verimsiz futbol onu yitirmiş ve benim gibi binlerce futbolseverin hem kalbini hem ümidini kırmıştı.

Yusuf Tunaoğlu, Türkiye futbol tarihinin en zarif futbolcularından biri olarak kabul görüyor.
“Ciddi ve olumlu çalıştığın gün göreceksin ki gene de Türk Pele’si olabilirsin”

Gene de Türk Pele’si Olabilirsin    

Yusuf evladım. Birçok yazılarımda seni tenkid etmiş olmama rağmen gene de ümitliyim senden. Çünkü sende futbolda lüzumlu her şey var. Bütün bu çöküntülere , yaşadığın uygunsuz hayata, asap bozukluğuna rağmen gene de düzelmen mümkün. Çünkü bir futbolcu ne kadar aşırı hareketler yapsa, vücudunu ne kadar yitirse kaybettiği şey kondisyonu ve vücut tekniği olur. Top tekniğini ise asla kaybetmez. Henüz daha gençsin. Kaybettiğin kondisyon ve vücut tekniğini, kendine bakmakla derhal bulabilirsin. Bu sebeple Allah’ın sana futbol için verdiği birçok nimetten faydalanman gerekir. Yalnız kafanı ve özel hayatını düzeltmen gerek. Bunu yapabildiğin; içki, sigara ve gece hayatını bırakıp kendini futbola verdiğin, ciddi ve olumlu çalıştığın gün göreceksin ki gene de Türk Pele’si olabilirsin. Daha gençsin. Önünde uzun yıllar var. Futbolu bırakana kadar geçecek günlerden faydalanman, Türk futboluna yararlı olman lazım. Aksi halde sen de ‘Doğmadan ölenler’ sırasına girersin.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kesişen Yollar

Kesişen Yollar

1 gün önce
Gençliğime Mektup

Gençliğime Mektup

3 gün önce