Socrates Web Beta v1.0
 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

TenisYeniden Doğuş

Novak Djokovic, 2016 Wimbledon'dan beri geçmişte olduğu oyuncunun çok uzağındaydı. 2018 Wimbledon ise onun ait olduğu yere dönüşünü müjdeledi...

*Christopher Clarey’nin kaleme aldığı bu yazı, ilk olarak The New York Times’da yayımlandı.


Novak Djokovic 2018’de neler yaptı?

Ocak ayındaki Avustralya Açık’a gittiğimizde, Djokovic’in daha kısa bir servis rutini ve operasyonlu dirseğini saran sıkı bir sargı ile oynadığını görüyorduk.

Ameliyatından bir ay sonra, Mart’taki Indian Wells’i hatırlayalım. Ana tabloya elemelerden gelen Japon Taro Daniel, Djokovic’i ilk turda turnuvanın dışına iterken, Sırp yıldızın basit hata sayısı 58’i gösteriyordu.

Geçtiğimiz aya, Roland Garros Stadyumu’nun 2 numaralı basın odasındaki anlara gidelim. Fransa Açık çeyrek finalinde Marco Cecchinato’ya karşı aldığı şok mağlubiyet sonrasında Djokovic, kendine yöneltilen soruları uzağa doğru bakarak geçiştirmeye çalışıyordu.

Kızgındı. “Bilmiyorum. Çim sezonunda oynayıp oynamayacağım konusunda emin değilim.”

Fakat Wimbledon’a gelebildiği gibi, Pazar gününün akşamüstünde burada bir başka final için hazırdı. Kortun sınırlarını zorlarcasına koşarak ve kayarak, rakibi Kevin Anderson’ın neredeyse her vuruşuna karşılık veriyordu. Ve 6-2, 6-2, 7-6(3)’lık setlerle erkekler tenisindeki yerini geri kazanmayı başardı.

Bu, onun Wimbledon’daki dördüncü kupasıydı; fakat daha da önemlisi, oyunun gördüğü en dominant oyunculardan birinin son iki sene içindeki ilk Grand Slam şampiyonluğuydu. Böylece kazandığı Grand Slam sayısını da 13’e çıkarmış oldu.

Indian Wells’te Taro Daniel’e kaybettiği maç, Nole için sezonun en dip anlarından birisiydi.

Sözü Djokovic’e verelim: “En iyi hâlime bu kadar çabuk, özellikle Wimbledon’da dönebilmeyi ben de beklemiyordum. Roland Garros sonrası bana bu konuyla alakalı bir soru gelseydi, bu konuda şüphelerim olduğunu belirtirdim. Fakat öbür taraftan, kendime, kendi tenis seviyeme ve yeteneğime olan inancım da devam ediyordu. Herhangi bir turnuvaya ve özellikle bir Grand Slam’e katıldığımda, şampiyonluk için bir şansımın olduğuna inancım vardı.”

Turnuva başlangıcında ATP sıralamasının 21’nci basamağında yer alan Djokovic, bu şampiyonlukla beraber Pazartesi açıklanacak yeni listede tekrar ilk on içerisinde olacak. Fakat All England Club’ta kazandığı bu zaferin koşulları, başka bir tenis dâhisini de onun geri dönüşü üzerine düşünmeye itiyor.

Djokovic’in eski koçu Boris Becker şöyle konuşuyor: “Tenisten altı ay uzak kalmayı küçümsediğini düşünüyorum ve bu yüzden de geri dönüşünü yapmaya çalıştığı sonraki üç ay, beklediğinden çok zor oldu. Formunu daha hızlı bir şekilde yakalayabileceğini düşündü. Fakat Wimbledon’ı kazanması benim için şaşırtıcı değil. Daha fazla Grand Slam kazanacaktır, çünkü o tarihin en iyi tenisçilerinden birisi. Eğer gereken fedakarlığı gösterirse, yüreğini ortaya koymaya ve ödevlerini yapmaya devam ederse de daha fazla Grand Slam kazanmaması için hiçbir sebep yok.”



Djokovic, artık 31 yaşında. Bir başka deyişle, öncesinde, önemli şampiyonluklar için “yaşı geçmiş” denilen yıllarda; fakat bu zaman aralığı oldukça genişledi: Önceki altı Grand Slam şampiyonlukları, Djokovic’in kariyerindeki en önemli rakiplerine gitti; 36 yaşındaki Roger Federer’e ve 32 yaşındaki Rafael Nadal’a.

Tadı ağızda hâlâ taze olan 11’nci Fransa Açık şampiyonluğundan sonra Nadal, son yıllarda görmediğimiz bir çim kort formuyla buradaydı. Fakat Djokovic, iki gün-beş set süren, oldukça çekişmeli yarı finalden sağ çıkmayı başardı. Bu maçı, kapalı bir çatı altında oynamak elbette Djokovic’in işine geliyordu; fakat Sırp yıldızın kırılabileceği ve düşüncelere daldığı anlar da oldu.

O anlarda ise oldukça sert gözüktü. En son Rod Laver’ın 1969’da elde ettiği “dört Grand Slam şampiyonluğunu arka arkaya kazanma” başarısını, 2015 ve 2016 sezonlarındaki formuyla tekrar mümkün kılan ilk erkek tenisçi olduğu zamanları hatırlattı.

Anderson’a karşı da aynı sertliği korudu. 2.03’lük dev Güney Afrikalı, çıktığı ilk Wimbledon finalinin başlarında oldukça kırılgandı ve sallantıdaydı. Fakat üçüncü sette çok daha tehlikeli gözüktü ki Djokovic, tie-break ile kazandığı bu setin bir bölümünde, kendi servisinde beş set puanını savuşturmak zorunda kaldı.

Sırp tenisçi, Anderson’ın eline geçen yedi servis kırma puanında fire vermezken, rakibinin servisinde yakaladığı dört şansın tamamını değerlendirdi ki Anderson gibi bir servisçi karşısında bu oldukça takdire şayan bir istatistik.

Roger Federer’i 2-0’dan gelerek mağlup eden Kevin Anderson, bir sonraki maçında da beş setlik bir maraton oynadı.

Djokovic’in koçu Marjan Vajda, “Nole, ne Paris’te, ne de diğer turnuvalarda servisleri karşılama konusunda yeterince iyi değildi” diyor ve ekliyor, “Fakat bu turnuvada tam zamanında, oyununun bu alanında istediği ritmi yakalamayı başardı.”

Anderson’a karşı %67’lik bir servis karşılama oranı tutturan Djokovic için turnuvanın genelinde bu rakam %74’ü gösteriyor. Çim kort için çok büyük sayılar.

Fakat gerçek anahtar, servisinde gizliydi. Yıllar boyunca servis stilini sürekli değiştiren Djokovic, dirseğinden geçirdiği ameliyat sonrasında bu departmanda yeniden değişikliğe gitmek zorunda hissetmişti. Fakat Şubat’ta geçirdiği ameliyattan ve Nisan’da Vajda ile tekrar çalışmaya başladığından beri, servisteki tekniğini ve ritmini oturtmuş gözüküyor.

İlk servisindeki saatte ortalama 114 millik hız, burada en son şampiyonluğu kazandığı 2015’te yakaladığı ortalama olan saatte 117 millik hızın altında kaldı. Fakat topu yine rahatsız edici bir frekansta sektirmeye devam etti, servisini iyi karıştırdı ve topları doğru noktalara göndermeyi başardı.

“Avustralya’da, sakatlığı sebebiyle iyi servis atamıyordu” diyor eski dünya 1 numarası ve 2016’da Djokovic ile yolları ayrılan Becker. “Servislerinde dirseğini doğru ayarlayabilmesi için ameliyata ihtiyacı vardı. Sonrasıysa özgüven, zamanlama ve çalışma etiğiyle alakalı. Servisinizde, 15-40 geride olduğunuzda bile kendinizi baskı altında hissetmeyeceğiniz bir noktaya gelmekle alakalı. Ondan sonrası gayet basit. Bence, Djokovic’in Nadal’ı mağlup etmesinin ve şu an tekrar Wimbledon şampiyonu olarak karşımızda olmasının en önemli sebebi servisleriydi.”

Elbette koç Vajda, önemli bir faktördü. Neşeli ve insancıl karakteriyle, güven aşılayan birisi. Fakat daha da önemlisi, Djokovic’in karanlık ve puslu tarafını nasıl işleyeceğini gayet iyi biliyor.

Nisan 2017’de yeni bir şeyler denemek isteyen Djokovic’in çekirdek kadrosuyla yolları ayırması, şüphesiz ki Vajda’yı derinden sarstı. Fakat Vajda, bu süre zarfında Bratislava’da ailesiyle geçirdiği vakitten ve onlara odaklanmaktan dolayı oldukça mutlu olduğunu belirtti. Mart sonlarında Miami’de bir başka ilk tur yenilgisinden sonra Djokovic onu arayınca da, ailesine danıştıktan sonra bu kurtarma görevini kabul etti.

Becker şöyle diyor: “Miami Açık’tan sonra Djokovic oldukça umutsuz gözüküyordu. Onun bu kadar kötü oynadığını hiç görmemiştim. Değişime ihtiyacı vardı. Bazı anlar vardır; sizinle ilk günden beri beraber olan insanları hatırlarsınız ve Vajda da Djokovic için o listede. Nole’nin Marian ile beraber tekrar birliktelik kurması, şu ana kadar yaptığı en iyi hamleydi.”

Djokovic’in şampiyonluk ödülü, bu kez öncekilerden daha büyük porsiyon bir Wimbledon çimi oldu.

Anderson’ın koçu Brad Stine, eliyle aşağıyı doğru işaret ederek Novak’ın önceden kötü durumda olduğunu söylüyor.

Stine, sonrasında yukarıyı işaret ederek şöyle diyor: “Şimdiyse, oldukça iyi durumda. Fransa’da Marian’ı gördüğümde, Novak’a liderlik ettiğini ve şu fikri aşılamaya çalıştığını çok iyi görmüştüm: ‘İşte sen busun.’ Ve açıkça görülüyor ki Novak onu oldukça dikkate alıyor, sonuçlar da ortada. Harika oynadı.”

Kesinlikle öyle. Maçta kendisine gelen topların gücünü yönlendirdi veya kendisi güç üretti. Slice vuruş düellolarını kazandı. Anderson fileye yaklaşma vuruşlarını iyi yapmasına rağmen, bunları harika passing shot’lar ile savuşturdu.

İki tenisçinin de kondisyon açısında problemleri olması için iyi sebepler vardı. Geriden geldiği ve maç puanı kurtardığı beş setlik bir mücadele sonrasında bir numaralı seribaşı Roger Federer’i çeyrek finalde saf dışı bırakarak büyük bir sürprize imza atan Anderson, bir turnuvada en fazla oyun oynayan erkek tenisçi olarak Wimbledon tarihine geçti. Ayrıca yarı finalde altı saat 36 dakika süren Grand Slam’ler tarihinin en uzun ikinci maçında, John Isner’i 26-24’lük bir karar setinden sonra elemeyi başardı.

Bu maraton maç, Djokovic’in Nadal karşısına çıkacağı diğer yarı final maçının geç başlamasına ve ikinci güne uzamasına da sebep oldu. Bu aynı zamanda Djokovic’in final öncesindeki dinlenme gününden mahrum kalması demekti. Fakat maç başından itibaren, Sırp raket oldukça çabuk ve keskin gözüktü. Açılış oyununda Anderson’ın servisini kırdı ve ikinci setin ilk oyununda bunu bir kez daha başardı. Sonrasında karışıklıklardan kaçınmayı ve maçı üç sette kazanmayı bildi.

Ödülü ise bir klasikti; Wimbledon zaferi sonrası taze çimden bir lokma… Hatta, “Bu sene porsiyonu biraz büyüttüm, bunu hakkettiğimi düşünüyorum” dedi Nole.

Bu zaferi, üç yaşındaki oğlu Stefan ile kutlaması işin başka bir boyutuydu. Merkez Kort’ta maçı izleyebilmek için yaşı tutmasa da Stefan, ödül seremonisi için babasının locasında yerini almıştı. Sonrasında Djokovic tebrikleri kabul ederken oğlu da kucağında onunla birlikteydi.

Djokovic, “Bu sene Wimbledon’da en önemli motivasyon kaynaklarımdan biri buydu. Onun tribünlere gelmesini, bu anın tadını eşim ve diğer herkesle beraber çıkarmasını hayal ediyordum” sözleriyle oğlunun orada olmasının ne kadar önemli olduğunu dile getirdi.

Melbourne, Indian Wells ve Paris’te olanları hatırlayınca, Djokovic’i bahsettiği bu anın gerçekten hayale yakın gözüktüğünü söylemek hiç güç değil.

Çeviri: Gökhan Önder Aksu

İlginizi çekebilecek diğer içerikler