Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

GenelDinleme Zamanı

Beşiktaş, PAOK karşısındaki erken fikstürü ile yeni sezonun kapılarını aralıyor. Ve önümüzdeki 40 haftanın doğuracağı sonuçlar, bugün verilen kararlardan geçiyor.

Yazı boyunca kullanılan verilerin tamamı StatsBomb‘dan alınmıştır.


“Bir kulübün doğru şekilde çalışması için üç farklı model vardır. Birincisi, patron modelidir. Kulüp başkanı organizasyondaki en önemli kişidir ve tüm sportif kararlar onun etrafında şekillenir. İkincisi ise benim tabirimle ‘İngiliz Modeli’dir. Bu modelde en önemli kişi patron ya da başkan değil, teknik direktörlerdir. Takımın menajeri, organizasyondaki en önemli kişidir ve tüm sportif kararlar onun etrafında şekillenir. Arsenal’da Wenger dönemi, United’da Ferguson dönemi ya da Liverpool’daki Benitez dönemi… Ve son olarak Sevilla’da kullandığımız ‘Karışım Modeli’ vardır. Bu modelde üç farklı temel yapı ve her bir yapının kendini ifade edecek geniş bir alanı bulunur. Başkan organizasyonun ekonomik yönünü belirler, teknik adam ise kadrosunda görmek istediği oyuncuların profilini seçer. Son olarak da işin sportif yönetim yapısı devreye girer. Sportif direktör, başkandan harcanabilecek ekonomik bütçeyi ve teknik direktörden transfer edilmesi gereken oyuncu profilini öğrenir. Aldığı tüm bu bilgiler doğrultusunda da transferi gerçekleştirir.”

“Transferlere çok karışırım ama son kararı ben vermem. Çünkü transferi yönetim yapar, patron o. Hadi diyelim transferleri teknik direktör yapsın. Trabzonspor’a Vahid Halilhodzic geldi ve hocanın istediklerini alıyoruz dediler. Hoca bir ay sonra gitti. Peki teknik direktör takımdan ayrıldığında transfer ettiği oyuncular da onunla birlikte mi ayrılıyor? Hayır. Benim beğendiğim ve sistemime uyan bir oyuncu, gelecek sonraki hocanın beğenisine uymayabilir. Ne olacak? Değerinden aza başka kulübe transfer olacak ya da sözleşmesi feshedilecek. Tabii ki hoca konuşacak, fikrini alacaksın ama hoca oyuncu özelliği söyleyecek, sen onun önüne isimler getireceksin. Hoca da uygun gördüğü isimleri yönetime iletecek ve oyuncuların maliyetine göre son kararı yönetim verecek.”

Az önce okuduğunuz satırların ilki Sevilla sportif direktörü Monchi’nin, diğeri ise dönemin Beşiktaş teknik direktörü Şenol Güneş’in cümleleriydi. Her iki cümle aslında aynı noktaya varsa da kişilerin ve kulüplerin bulunduğu konumlar ve şartlar, söylemlerin biçimini değiştirmişti. İspanya’da patron üç farklı organın birlikteliği iken Türkiye’de karar alıcıların kim olduğu belirsizdi. Buna rağmen teknik direktörün yönetime spesifik isimler vermesinden ziyade oyuncu profilleri belirtmesinin transferdeki en önemli adım olduğunu hem Monchi hem de Şenol Güneş belirtmişti. Ayrımın yaşandığı tek nokta, Endülüs’te ‘sportif direktör’ pozisyonun hayatta kalabilme uzunluğu ve lüksüydü.

***

İki şampiyonluk, UEFA Avrupa Ligi’nde çeyrek final, Şampiyonlar Ligi’nde en çok puanla namağlup gruptan çıkma, göz dolduran bir oyun gücü ve geleceğe umutla bakan milyonlar. Tüm bunlar, çok değil, bundan iki sene önce Vodafone Park’ta yaşanan anılardı. Bugün, aynı yerde, sekiz yıl önce başlatılan FEDA kampanyasına oldukça yakın bir görüntü var. Elbette tepetaklak yaşanan düşüşün geçmişteki yönetim ayağından, teknik sorumlulara kadar birçok farklı sebebi olsa da konumuz geçmişten ziyade geleceğin planlaması.

Sergen Yalçın sezonun son maçında yaptığı basın toplantısını bir hayli uzun tutmuş, taraftarların kulüplerinden ne beklemesi gerektiğini ve kulüplerinin neleri yapamayacağından bahsetmişti. Beşiktaş’ın Burak, Caner, Gökhan ve benzeri yüksek maliyetli futbolcularla sözleşme uzatması ve yerlerine gelecek oyuncuların benzer maliyetlerde olması mümkün değildi. Ertesi gün kulüp başkanı Ahmet Nur Çebi, oldukça benzer bir açıklama ile taraftarların kulüplerinden ne beklemesi gerektiğini ve kulüplerinin neleri yapamayacağından bahsetmişti. Beşiktaş’ın gerçeklerine göre transfer yapması şarttı ve milyon dolarlar vererek oyuncu getirmesi mümkün değildi.

Evet, Beşiktaş’ın neler yapamayacağı belliydi ama neler yapabileceği konusundaki belirsizlik rahatsız ediciydi. Yapılan iki uzun basın toplantısına rağmen günün sonunda Beşiktaş’ın bu ekonomik darboğazdaki yol haritası keskin çizgilerle çizilmemişti. Yaşları kadar aldıkları maaşlar da yüksek olan Burak, Caner veya Gökhan takımdan elbette ayrılabilirdi ama yerine kimlerin geleceği veya gelecek olası oyuncuların hangi profilde olacağı önemliydi.

Ekonomik olarak çok güçlü olmadığınız bir dönemde transfer pazarında plansız olmak ya da en azından öyle gözükmek, alabileceğiniz en yanlış aksiyonlardan birisi. Elbette cebinde 10 lirası olan ile üç lirası olan iki cüzdanın alım gücü sorgulanacak değil. Ancak ne alması gerektiğini çok iyi bilen üç lira, bilgisiyle ne alacağını bilmeyen 10 lirayla arasındaki farkı kapatabilir. Bilginin tamamen güce eşitlendiği günümüzde hayatın herhangi bir alanında bilgisiz kalmak, dünyanın neresinde olursanız olun sizi evrensellikten yerelliğe hapsediyor. Ve yeteri kadar futbolcu izlemezseniz, transfer dönemi açıldığında etrafınızda gördüğünüz ya da tanıdığınız oyunculara yöneliyor ve yerelliğe hapsoluyorsunuz.

Yerel kalmak elbette ki bir tercih. Hatta bu tercih hayli garanti de. Teknik direktörünüzün birlikte çalıştığı ve özelliklerini bildiği bir oyuncuyu istemek, sürpriz yumurta ihtimallerini yüksek oranda ortadan kaldırabilir. Fakat tüm kararlarınızı bu yönde kullanmak, Monchi ve Şenol Güneş’in altını çizmeye çalıştığı sorunların doğmasını da aynı oranda ortaya çıkarabilir ve ligde yapılan kötü bir başlangıç, takımı kulüpten ziyade teknik adamın tercihi olan oyuncuların fazlalığı ile ortada bırakabilir.

Wellinton, N’Skala, Cisse, Gökhan Töre ve Ozan Tufan gibi oyunculara bakılırsa, Beşiktaş’ın yeni sezon planlamasında evrensellik koşulacak ilk şart olarak gözükmüyor.

***

Savunma

Beşiktaş bu sene şampiyon olamadı ama sahip olduğu pek çok veri şampiyon bir takımın sahip olması gereken karakteristik özellikleri barındırıyordu. Bu verilerden akla gelen ilki, yaptığı baskının şiddeti. Siyah-Beyazlılar hem savunma çizgisini kurduğu mesafe hem de rakibine verdiği kısıtlı pas imkânı ile sene boyunca kademeli baskıyı en iyi yapan ekiplerin başında geldi.

Beşiktaş, savunma çizgisini kendi kalesinden en uzakta kuran takım. Aynı zamanda yaptığı baskıyla rakiplerine en az pas imkânı tanıyan ikinci ekip. (PPDA’nın az çıkması baskı yapan takım için daha iyi bir durum.)

Beşiktaş’ın dörtlü hattını bu kadar ileride konumlandırması, elbette hattaki elemanların baskı davranışlarını da doğru orantıda etkiledi. Domagoj Vida ve Victor Ruiz’in ligdeki en ileride baskı yapan dört savunma oyuncusu içerisinde yer alması, tahmin edebileceğiniz üzere yine bu nedenden. Sergen Yalçın ve öğrencilerinin geçtiğimiz sene genç sayılamayacak bir kadroyla bu kadar önde baskı kurabilmesi, yeni sezonda az da olsa gençleşen kadrosu ile aynı yolda ilerleyeceğine güçlü bir işaret. Ancak bu baskıda dengeleri bozabilecek ufak bir neden var. Tandemde Vida’nın partneri olması beklenen Welinton’un savunma karakteristiği, önde baskı yapmayı ilke edinmiş takımlar için hatlar arasında kopma yaratabilecek cinsten.

Brezilyalı oyuncu, zaman zaman savunma çizgisini bozma pahasına da olsa rakiplerini parterinden birkaç metre geriden karşılamayı tercih edebiliyor. Bunun altında yatan en temel sebep, rakipleri ile girdiği bire bir eşleşmelerde arkada geniş alanlar bırakmak istememesi olabilir. Peki savunma çizgisinin böyle bir endişesi yokken neden Welinton’un var? Bülent Kalafat anlatıyor.

Süper Lig’de en az 1200 dakika süre alan stoperler arasında rakibe baskıyı kendi kalesinden en uzakta başlatan birinci stoper Vida, beşinci stoper ise Steven Caulker. Welinton, Alanyaspor’da tandem alternatifleri arasında (Georgios Tzavellas) baskıya en uzak kalan isim.

Alanyaspor’un savunma çizgisini oldukça ileride kurduğu ve Brezilyalının takımın topla en fazla çıkan stoperi olduğu bir savunma düzeninde, baskı kurmakta veya müdahale yapmakta bu kadar çekimser kalmasını tercih haricinde başka bir faktörle açıklamak güç. Bu çekimserliğin savunma ve orta saha arasındaki bağlantı mesafesini uzatma ihtimali bir yana, Welinton’un arkaya kaçırabileceği hücumcuların sayısı da Beşiktaş savunmasının canını sıkan başka bir neden olabilir.

Welinton, rakibine yaptığı ortalama 10 müdahalenin üç tanesinde rakibine geçiliyor. Ağırlığı ile sene boyunca gündemde kalan Victor Ruiz de bu veride ligin başarısız stoperleri arasında.

Peki Welinton’u Sergen Yalçın’a çekici kılan ne? Muhtemelen toplu oyundaki meziyetlerinden ziyade sunabildikleri. ‘Yüzde 79 pas isabeti ile toplu oyunda ne sunabilir?’ sorusu ilk etap için çok yanlış bir soru değil. Ancak 31 yaşındaki oyuncunun ligdeki en çok ileri pas yüzdesine sahip olan stoper olması, mevkidaşlarına göre yüksek bir orana ulaşamamasında en büyük engel. Brezilyalı, dikine oynama bolluğunun dışında Alanyaspor’un en çok üçüncü bölge aksiyonlarına katılan stoperi.

StatsBomb, dünyadaki en ayrıntılı futbol verilerini sağlaması ile ünlüdür. Maç başına kaydedilen 3400 veri ve olay, diğer veri sağlayıcılarının neredeyse iki katından fazladır. StatsBomb aynı zamanda 70’in üzerinde küresel ligden analiz edilen verilerle birlikte dünyadaki en büyük kulüp ve federasyonların güvenilir ortaklarıdır. 

Süper Lig genelinde de rakip üçüncü bölge müdavimleri arasında ilk dörtte yer alan oyuncunun tüm özelliklerini tek bir kümede toplayınca standart bir stoper profili çizmek kolay değil. Pasör bir stoper mi? Pas aksiyonlarına katılmayı sevse de elit seviye için ayak kapasitesi sınırlı. Kesici bir stoper mi? Savunmanın en gerisinde duran eleman olsa da nedeninin kesici olduğunu söylemek güç. Peki Welinton nasıl bir stoper? Kesinlikle kalıpların dışında.

Oyunculuğu olmasa da karakteriyle kalıpların dışına hayli fazla çıkan bir başka isim Caner Erkin, Beşiktaş macerasını bu sezon itibarıyla sonlandırdı ve bu süre zarfında zaman zaman yaşadığı saha içi tartışmalar, defansif zaaflar ve kesintisiz hücum aksiyonları ile hem tartışmaların hem de övgülerin başaktörü olmayı başardı. Ne olursa olsun, Türkiye’nin hacim olarak tartışmasız en hücumcu bekinden sonra oluşan boşluğu doldurmak kolay değil. Tıpkı Caner’in hücum çıkışları sonrasında arkasında bıraktığı boşlukları doldurmanın kolay olmadığı gibi.

Caner Erkin rakibine yaptığı ortalama 10 müdahalenin altısında rakibine geçiliyor. Bu oran, Süper Lig’de en az 1200 dakika süre almış sol bekler arasındaki en düşük oran.

Caner’in son iki senede iyiden iyiye göze çarpan zaafları, bu sene Abdullah Avcı’nın ilk haftalarda denediği 3-2-5 sisteminde kat edeceği mesafenin azalması ile biraz törpülenmiş gibi gözükse de kalan 30’a yakın haftayı alışık olduğu sistemde geçirmesi, oyuncunun varolan zaaflarını yeniden gün yüzüne çıkardı. Ama bu zaaflar bu sezon öğrenilen bir şey değil. Caner Erkin’in Avrupa standartındaki hücum aksiyonlarına rağmen işin savunma kısmında yıllardır sınıfta kaldığı bilinen bir gerçek. Bu yüzden 31 yaşındaki sol beki takımlarında görmek isteyen takımlar, genellikle risk-kazanç tablosunu göz önünde bulundurarak bu transferi gerçekleştirdi.

Caner, üçüncü bölgeye pas, dribling veya top taşıma yaparak girdiği hücum aksiyonlarında Süper Lig’in tartışmasız lideri. (Avrupa’nın en iyi beş ligindeki sol beklerin ortalaması 7.4, Caner 8.6)

Caner Erkin’in yarattığı ve çözdüğü sorunların hacmi kesinlikle düşük değil. Yeri geldiğinde kestiği bir orta ile size maçı getirebildiği gibi 50 metrelik bir deparda ağır kalarak maçı kaybetmenize de neden olabilir. Beşiktaş’ın yeni sol beki Fabrice N’Sakala ise bu dalgalanmayı standart tutabilenlerden. Caner’in keskinleştiği her iki veride de — iyi/kötü — oyuncuyla arasına fark koyan N’Sakala, Beşiktaş’ın son iki senede dert yandığı savunmadaki yumuşaklığa sertlik katabilecek birisi. Aynı zamanda Alanya gibi merkezi çok iyi kullanabilen bir takımda bek olarak ligin en hücumcu 10 bekine uzak bir performans göstermemesi, Kongolunun dalgasız profilini sağlamlaştırıyor.

30 yaşındaki sol bek, yerine geldiği Caner’e nazaran birçok şeyi belirli seviyede yapabiliyor ve göze çarpan büyük bir defosu yok. Kısacası, Fabrice N’Sakala’nın yarattığı ve çözdüğü sorunların hacmi çok yüksek değil. Kestiği bir orta ile size maçı getirebilir veya 50 metrelik bir deparda ağır kalarak maçı kaybetmenize neden olabilir mi? Muhtemelen hayır.

Orta Saha

Siyah-Beyazlıların geçtiğimiz sezonki orta saha üçlüsü sık sık değişkenlik gösteren bir düzene sahipti. Üçlünün en ileri kısmını oluşturan oyuncuda sağlanamayan istikrar, 37 yaşındaki Atiba Hutchinson’ın ceza sahasına hiç olmadığı kadar çok girmesine neden oldu (1200 dakika süre alan orta saha oyuncuları arasında Atiba ligin ceza sahasında en çok topla buluşan altıncı oyuncusuydu). Kanadalıyı Beşiktaş macerasının hemen hemen tamamında çift pivotta izlemeye alışmışken kariyerinin sonunda böylesine hücumcu bir performans göstermesini özetleyecek tek kelime olağanüstü. Fakat buradaki başarının paylaşılması şart. Geldiği ilk haftadan itibaren Mohamed Elneny’yi stoperlerin arasına sokarak beklerle oyunu genişleten Sergen Yalçın, Atiba’yı da santrforun yanına yaklaştırdı.

Üstüne Ljajic’in yokluğunda değerlendirilen Boyd ve Diaby’nin sırtı dönük oyuna alışkın olmaması ve sıklıkla kenardan gelerek top alması, ceza sahasına atılabilecek koşuların sayısını aynı oranda artırdı. Ki zaman zaman ikinci forvet gibi oynayan ve ceza sahasına koşu atmayı çok seven Kevin-Prince Boateng’in lige geldiği günden sonra ligin ceza sahasında en çok topla buluşan oyuncu olmasını bununla açıklamak oldukça mantıklı.

Sergen Yalçın’ın bu sezonki orta saha opsiyonları geçen seneye göre çok daha bereketli. Hollanda’dan dönen Oğuzhan Özyakup, sakatlığını atlatan Dorukhan Toköz ve Kayserispor’dan transfer edilen Bernard Mensah Beşiktaş’ın geçen sene oynamak istediği oyuna değer katabilecek oyuncular. Dahası, takımın geçtiğimiz sene ikinci bölgeden üçüncü bölgeye attığı dribling sayısının azlığı, takıma katılan oyuncuların değerini birkaç kat daha artırıyor.

Süper Lig’de en az 1500 dakika süre alan orta sahalar arasında Bernard Mensah, ligin en çok başarılı dribling atan oyuncusu.

 

Mensah’ın ikinci bölgede başlayıp üçüncü bölgede sonlanan top taşıma ve dribling aksiyonları.
Diaby, Boyd, Atiba ve Mensah’ın ikinci bölgede başlayıp üçüncü bölgede sonlanan top taşıma ve dribling aksiyonları. Üçüncü bölgede Ganalı Beşiktaş orta sahasından çok daha aktif.

Mensah’ın defansif defolarını ve Elneny’nin ayrılığını düşününce Sergen Yalçın’ın orta saha üçlüsünü Atiba-Oğuzhan-Mensah/Dorukhan şeklinde kurgulaması muhtemel. Mısırlı oyuncunun yokluğunda Atiba’nın geçtiğimiz senelerdeki gibi stoper arasında top alarak oyun kurulumunu başlatması ve Mensah’ın kendi kalesinden en uzak bölgede görev alması, oyuncuların zayıf yönlerini törpüleyen ve güçlü yönlerini ortaya çıkaran en sağlıklı düzen olabilir. Sonuçta Ganalının savunmada aksamaları şu an için cevaplandırılması gereken bir soru işareti. Fakat oyuncunun Beşiktaş’ın geçen sezonki eksiklerini giderecek orta saha profilini çizmesi, Yalçın’ın ondan kolay kolay vazgeçmemesine neden olacak gibi duruyor.

Hücum

Burak Yılmaz Türkiye’nin tarihteki en iyi birkaç santrforundan birisi. Golcülük konusunda ise belki de son 10 yılın en iyisi. Elbette böyle bir oyuncuya sahip olmak sizi bir anda şampiyonluğun en büyük adayı yapabilir. Beşiktaş’taki ikinci döneminde yaptığı katkıyla takımı bir anda potaya sokması bunun kanıtlı bir göstergesi. Fakat böylesine yoğun bir istasyonu kadronuzda bulundurmanın belirli dezavantajları var. Sahada birisine çok fazla bağımlı olmak, oyuncunun yokluğunda takımın onsuz oyunda işlemesini inanılmaz derecede zorlaştırıyor.

Beşiktaş’ın da son zamanlarda yaşadığı en büyük sorunlardan birisi Burak’ın yokluğunu tolere edebilecek bir oyun gücüne sahip olamamasıydı. Hem Şenol Güneş’in hem de Abdullah Avcı’nın görevde olduğu dönemde 35 yaşındaki golcünün eksikliği sahada Beşiktaş’ı çoğunlukla bir kişi eksik gösterdi. Bu bağımlılıktan az da olsa kurtulmayı başaran Sergen Yalçın’ın bir sonraki santrfor tercihi, takımın geleceği adına oldukça önemli.

Gündemde adı geçen isimler, Papiss Cisse ve Bengali-Fode Koita, birbirinden oldukça farklı iki profilde oyuncu. Lige geldiği ilk günden bu yana ülkenin en iyi forvetlerinden birisine dönüşen Cisse’nin sahada sunabilecekleri için çok fazla konuşmaya gerek yok. Ligin en çok gol beklentisine giren ve en çok gol atan ikinci oyuncusunun neleri yapamayacağını konuşmak biraz daha mantıklı.

‘Geleceği inşa ediyoruz’ parolası ile çıkılan yolda 35 yaşında iki senelik kontrat isteyen bir forvetin transfer gündeminde olması, yalnızca Beşiktaş’ın yaptığı bir zıtlık değil. Çoğu Türk kulübünün ağzını sulandıran geçmiş istatistikler, başarılı ama yaşlı futbolculara yüksek maaşlar ödenmesine neden olabiliyor. Papiss Cisse geçmiş istatistiklerini güncele çekerek Beşiktaş’ı şampiyon yapabilir. Ama Çebi yönetiminin sonraki sene başladığında 36 yaşına gelecek bir santrfor yerine zorlu ekonomik şartlarda yeniden arayışa girmesi hiç uzak bir ihtimal değil. Bu yüzden yapılacak forvet tercihi biraz da döngüden çıkmanın veya döngüde kalmanın tercihi.

Beşiktaş bu döngüyü kırmayı düşünür ve Bengali-Fode Koita veya daha genç başka bir santrforla sözleşme imzalamayı tercih ederse, muhtemelen ekonomik sıkışıklığı nedeniyle Cisse kadar golcü bir isim alamayabilir. Ama bir forveti 2020’de de yalnızca attığı ya da kaçırdığı goller üzerinden değerlendirmek ne kadar doğru, tartışılır. Öyle ki Fode Koita, kenar forvette de görev almasının etkisiyle, Süper Lig’de üçüncü bölgedeki gol dışı aksiyonlarda en çok tehlike yaratan forvetti.

Bengali-Fode Koita, Süper Lig’de en az 1500 dakika süre olan forvetler arasında üçüncü bölgede pas, top taşıma ve dribling aksiyonlarında lig dördüncüsü.
Bengali-Fode Koita, Süper Lig’de en az 1500 dakika süre olan forvetler arasında ligin en çok anahtar pas atan santrforu.
Bengali-Fode Koita, Süper Lig’de en az 1500 dakika süre olan forvetler arasında akan oyunda ligin en çok üçüncü bölgeye pas atan ikinci forveti.

Yine de tüm bu verilerin oyuncuyu etkili kılabilmesi, özellikle Türkiye’de, oyuncunun attığı gol sayılarıyla da doğru orantılı. Roberto Firmino’nun dahi zaman zaman attığı gollerin azlığı ile eleştirildiği bir düzende Koita’nın yapacağı tutuk bir başlangıç Beşiktaş kariyerinin uzunluğu hakkında fikir verebilir.

Fode Koita, Papiss Cisse, Nikola Kalinic, Ze Luis veya Mario Balotelli. Beşiktaş’ın gündeminde olan santrforların hangisinin gol katkısı yapıp yapamayacağını tahmin etmek pek mümkün değil. Bu kümeden gelecek isimler Beşiktaş’ı attıklarıyla şampiyon da yapabilir, kaçırdıkları ile şampiyonluktan da edebilir. Sonuç ne olursa olsun, sizi şampiyon yapacak santrforu sonraki sene elinizde tutamama ihtimali Beşiktaş’ın son beş senesinin belki de en iyi özeti. Bu yüzden yapılacak yapılacak forvet tercihi, atılacak veya kaçacak gollerden daha değerli. Bu tercih, döngüden çıkmanın veya döngüde kalmanın tercihi.

***

“Her sabah saat 11’deki antrenmanda sizin hiçbir zaman göremeyeceğiniz şeyleri görebilme şansım var. Ben oradayım, siz değilsiniz. Ben soyunma odasındayım, siz değilsiniz. Her maç için ayrı bir planım var ama bu planın ne olduğunu siz bilmiyorsunuz, sadece tahmin edebiliyorsunuz. Ne olursa olsun, benim takım içinde sahip olduğum bilgiden daha fazlasına hiçbir zaman sahip olamayacaksınız.”

Pep Guardiola, kaybettiği bir lig maçının sonunda ‘Maç planınız sizce bugün eksik miydi?’ sorusuna bu cevabı vermişti. Ve yaptığı açıklama baştan sona doğruydu.

Tıpkı İspanyol çalıştırıcı gibi Sergen Yalçın’ın da saat 11’deki antrenmanda bizim hiçbir zaman göremeyeceğimiz şeyleri görebilme şansı var. O orada, biz değiliz. O soyunma odasında, biz değiliz. Her maç ve her transfer için ayrı bir planı var ama bu planın ne olduğunu biz bilmiyoruz, sadece tahmin edebiliyoruz. Ne olursa olsun, hem Sergen Yalçın’ın hem de Ahmet Nur Çebi’nin takım içinde sahip olduğu bilgiden daha fazlasına hiçbir zaman sahip olamayacağız.

Bu yüzden kesin varsayımlar yapıp bir teknik adamın hamlelerini basitleştirmek doğru değil. Ancak Beşiktaş teknik direktörü ve başkanı yol haritasını keskin şekilde çizmediği sürece olası ilk kötü sonuçlarda alınan bütün kararların basitleştirilme ihtimali hayli yüksek.

Genç, tecrübeli, yerli, yabancı, evrensel veya yerel. Başarının yalnızca belirli oyuncu grubu ile alınacağına dair hazırlanmış bir reçete yok. Ama Siyah-Beyazlıların transfer politikasını yeni sezon kapıya dayanmışken anlamlandırabilmek şu an için çok mümkün gözükmüyor. Oysa Beşiktaş taraftarının hiç olmadığı kadar dinlemeye ve Beşiktaş yönetiminin hiç olmadığı kadar anlatmaya ihtiyacı var.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler