Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

GenelDelilikle Dahiliğin Arasında

Abartılan bir futbol adamı mı yoksa hakkı verilmeyen bir dâhi mi? Leeds United ile yeni bir maceraya yelken açan Marcelo Bielsa, bu ve benzeri sorularla Ada'ya geldi.

Bu yazı ilk olarak Socrates’in Ekim 2018 sayısında yayımlandı. Tüm sayılarımıza bu adresten ulaşabilirsiniz.


“Bana soracak olursanız Arrigo Sacchi’yi benimle kıyaslamak ona yapılacak bir hakaret olur. O çok şey kazandı ama şu an için benim elimde hiçbir şey yok.”

Bu sezonun başından beri Chelsea’nin teknik direktörü olan Maurizio Sarri, geçtiğimiz yıl Napoli’yle şampiyonluk mücadelesi verirken La Gazzetta dello Sport’a verdiği röportajda bu cümleyi kurmuştu. Empoli’yle zirve lige geldiği 2013-2014’ten sonra özellikle Napoli’yle birlikte oynattığı oyunun paralelliği üzerinden sürekli Sacchi’yle kıyaslanan İtalyan, kendisine bu konuda yöneltilen bir soruya kısa ve net bir şekilde bu cevabı veriyordu.

Peki futbolda kazanmak bu kadar önemli miydi? Bunun üzerine sporun çeşitli dallarını da içine alan sayısız tartışma yapıldı ve önümüzdeki dönemde de yapılmaya devam edecek gibi görünüyor. Başarı, var ettiğiniz profilin içini doldurmak için önemli bir enstrüman. Kazanmak da bunun en önemli yollarından biri. Fakat başarı için sadece kazanmak yeterli mi? Bunun cevabına “Evet’’ demek oyunun ruhundan uzaklaşmak için ekstra yollar açabilir ki galiba bunu kimse istemez.

“Biz genelde ne kadar başarıya sahip olduğumuz, kaç kupa kazandığımız üzerinden yargılanıyoruz. Bu doğru. Ama bana kalırsa bunlar onun oyunu ve futbolcularını nasıl etkilediğinin yanında oldukça önemsiz. İşte bu yüzden o benim için dünyanın en iyi teknik direktörü.”

2013 yılında Marcelo Bielsa’yla ilgili konuşan Pep Guardiola, saygıyla karışık, biraz da mübalağalı bir şekilde bu cümleleri sarf ediyordu. Bielsa’nın futbolculuğunu yapmış kiminle tanışsa Arjantinli hocanın arkasından övgüler yağdırdığını, bu oyuncuların kendilerini geliştirdiği için ona minnettar olduklarını belirten Guardiola, Bielsa’nın tavsiyeleriyle kendisine de ciddi anlamda yol gösterici bir konuma geldiğini ifade ediyordu.

Sarri henüz üst düzey futbolda beşinci sezonunu oynuyor ve şu ana kadar kupa kazanamaması anlaşılır görünebilir. Fakat yıllardır futbolun içinde olan Bielsa’nın kariyerinin başındaki Arjantin Ulusal Ligi şampiyonlukları dışında herhangi bir kupa kazanamaması, deneyimli teknik direktörün var olan yeteneğinin yanında garip görünüyor. Avrupa’daki en büyük başarısı Athletic Bilbao’yu UEFA Avrupa Ligi finaline çıkarmak olan Bielsa, Arjantin milli takımıyla 2004’te olimpiyat oyunlarında altın madalya kazanmış ve aynı sene Copa America’yı finalde penaltılarla Brezilya’ya kaybetmişti. Oyunun en büyük yenilikçilerinden biri olarak Avrupa’da çalıştırdığı en yüksek profilli takımın Marsilya olması da onun yeteri kadar başarı kazanamamasında önemli sebeplerden biri olarak okunabilir. Fakat bu önemli taktisyenin büyük takımlar tarafından tercih edilmemesi de bir sarmal şeklinde bu başarısızlığı açıklayan faktörlerden biri değil mi? Elbette bunun da nedenleri var.

“Eğer futbol robotlar tarafından oynanıyor olsaydı ben her şeyi kazanırdım.”

Marcelo Bielsa’nın futbol üzerine yaptığı bu itiraf aslında onun mevcut başarı noksanlığını açıklamaya yardımcı olabilir. Bu cümleyi sarf ederken aslında oyuncuların bireysel hatalarına dikkat çekmeye çalışan Bielsa’nın kaçırdığı bazı noktalar da yok değil. İki yıl boyunca İngiltere’nin U16 milli takımını çalıştıran ve oyuncularından bir kısmının geçtiğimiz yıl yapılan U17 Dünya Kupası’nı kazandığı Dan Micciche, Bielsa’nın Athletic Bilbao’sunu UEFA Avrupa Ligi’nde gördüğünde kendisi için bir ilkin yaşandığını belirtiyor: “Bilbao’nun Manchester United’ı Old Trafford’da 3-2 yendiği maç benim hangi oyuncunun hangi pozisyonda oynadığına dair herhangi bir şey söyleyemediğim ilk maçtı. Bu kadar kaotik bir yapının böylesine etkileyici bir galibiyet alması inanılmazdı.” Dolayısıyla İngiliz teknik adamın söylediği gibi Bielsa takımları sahada özgürlük ve yaratıcılık anlamında da genellikle zirve ekipler ve deneyimli hocanın vurgu yaptığı robot konusu bunu açıklama konusunda çok iyi değil.

Fakat özellikle bireysel idare konusunda ciddi eksikleri olduğu tasdiklenen sosyal problemli Arjantinlinin duyguları olan insanlarla oynanan bu oyunda yeterli başarıyı kazanamaması robotlarla işlerin farklı gelişebileceği üzerinden daha rahat saptanabilir. Lazio’da göreve başladıktan 48 saat sonra istifa eden, Marsilya’yla görece başarılı geçen bir sezon sonrasında transfer konusunda başkanla ters düşüp sonraki sezonun ilk maçıyla birlikte istifa eden, Lille’de yine yönetimle çok ciddi anlaşmazlıklar yaşadıktan sonra kulüple ilişkisini kesen Bielsa için insan, önemli bir problem ve şu ana kadar sahadaki teorisyenliğinin dışında insan yönetimi konusunda sınıfta kaldığı ortada. Bu da adı defalarca Barcelona tarafından gündeme alınsa da işi bir türlü alamayan, Avrupa’nın diğer büyük kulüpleri için de genellikle aday hâline gelemeyen bir teknik direktör profilini ortaya çıkarıyor. Zaten deneyimli futbol adamının kariyeri boyunca en büyük eleştirileri aldığı nokta da burası.

“Topu hiç kullanmadığımız ve yaklaşık iki saat boyunca konuştuğumuz ilk antrenman sonrasında 12 yıllık özlemi sonlandıracağımızı hissetmiştim.”

Şu anda Fenerbahçe forması giyen Mauricio Isla, Bielsa’nın Şili’ye imzası sonrasında hocayla ilgili ilk izlenimini bu cümlelerle açıklamıştı. Aynı dönemde Gonzalo Jara da Bielsa’yla geçirdiği ilk aylar sonrasında futbolun teorisine dair hiçbir şeyi bilmiyor gibi hissettiğini belirtmişti. 3000 kasetlik çok büyük bir video arşivi bulunan ve dünyanın en büyük futbol kütüphanelerinden birine sahip olduğu söylenen Bielsa oyunun teorisi üzerine en çok düşünen ve uygulamalarıyla yeniliklere en çok kapı açan teknik adamlardan biri.

Ortaya çıkardığı takımlar ve oyun yapılarıyla Guardiola başta olmak üzere Mauricio Pochettino, Diego Simeone, Jorge Sampaoli ve Tata Martino gibi teknik adamları etkileyen, hatta bazılarını mürit konumuna getiren Arjantinli hoca için bazı olmazsa olmazlar mevcut. Topa sahip olma ve pas-hücum odaklı takımlar ortaya çıkarmasına rağmen oyuncularından böyle takımlarda çok fazla görülmeyen maksimum eforu da isteyen ve bunun için antrenmanlarını çok sert bir tempoda geçiren Bielsa, sahadaki hareketliliğin her şeyden önemli olduğuna inanıyor.

Futbolda 30’a yakın formasyon olduğunu söyleyen hoca artık imzası hâline gelen 3-3- 1-3 ve 4-3-3 (bazen 4-2-3-1) arasında gidip gelirken tercihini rakibin santrfor sayısına göre yapıyor. Rakip takımlarda ayırt edici bazı ekstra özellikler olmadıkça onların forvet sayısına göre savunmasını dizen Bielsa için tek santrfora karşı iki stoper yani dörtlü defans, çift santrfora karşıysa üç stoper yani üçlü defans, oynanması gereken yapı. Bununla beraber kendi takımındaki santrfor sayısını da çok uç rakip örnekleri olmadıkça daima birle sınırlayan Bielsa özellikle Arjantin’i çalıştırırken Hernan Crespo ve Gabriel Batistuta’yı bir arada kullanmaması üzerinden çok eleştirilmiş ve bu konudaki inadını milli takım döneminin sonuna kadar sürdürmüştü.

“Cesar Menotti ve Carlos Bilardo arasında ayrım yapmak istemiyorum. İkisi de müthiş ve ben futbol fikrimi oluştururken ikisinin de en iyi yönlerini almaya çalıştım.”

Dünya Kupası tarihinde bulunan iki Arjantin şampiyonluğunun temelinde olan iki hoca Menotti ve Bilardo, farklı futbol görüşleriyle birbirlerine zıtlık yaratmışlar ve 1986’daki Maradona’lı Carlos Bilardo şampiyonluğundan sonra Menottista ve Bilardista gibi iki fanatik grubun oluşmasına neden olmuşlardı. Menotti’nin top ve alan hâkimiyetini barındıran eğlenceye dayalı oyununa karşın Carlos Bilardo’nun üçlü savunmayla proaktif görünse de aslında oldukça pragmatist takımı Arjantin’de yıllar süren bir tartışma konusunu da beraberinde getirdi. Bielsa ise ortaya çıkardığı futbolla birlikte gerçekten de iki teknik adamın iyi yönlerini bünyesine almaya çalışmış gibi görünüyor. Menotti, 1978 Dünya Kupası’nı kazanırken takımına 4-3-3 oynatıyordu. Bilardo’ysa 1986’da 3-5-2 keşfiyle büyük bir olay yaratmıştı. Bielsa’nın bu iki yapıya benzer dizilişlerinin yanında aslında oyunun mantalitesine dair gösterdikleri gerçek bir karma olarak okunabilir ve Bielsistaların ortaya çıkmasında da ana faktör bu gibi görünüyor.

Menotti’nin pas futboluna karşı Bilardo’nun 3-5-2’si yine hücumda üstünlük elde etme fikrinden çıkmasına rağmen daha defansif ve dolayısıyla daha direkt bir yapıydı. Kariyeri boyunca topa sahip olma oyunu oynatmaya çalışan ve bu konuda obsesif görünen Bielsa, oyuna böyle bakan birçok hocadan farklı olarak bu pas futbolunu olabildiğince dikey ve direkt bir şekilde oynama çabası içinde. Topu kazandıktan sonra yan paslarla zaman kaybetmeden sürekli dikey paslarla rakip kaleye inmenin peşinde olan Arjantinli, bu yönden hücum sonlandırmanın da bu hızlı oyun içerisinde rakiplerden kontra yememek uğruna en kritik noktalardan biri olduğunu söylüyor. Bu yönüyle ön alan baskısını inşa ederken Marcelo Bielsa’dan ilham aldığını defalarca belirten Pep Guardiola ve onun muadillerinden ayrılan deneyimli teknik adam, pas futbolunu bir kontra takımı gibi oynayarak oyuna getirdiği tempo ve eforla birlikte izlemesi çok daha keyifli takımlar ortaya çıkarıyor.

Üçüncü bölge baskısını kullanma şekli sadece top odaklı takımları ve teknik adamları değil, topu ana konu hâline getirmeyen savunma temelli hocalar tarafından da taklit edilen Bielsa’nın Arjantin’den öğrencisi olan Diego Simeone de pres oyununda Avrupa’nın zirvesine çıkarken 15 yıllık hocasının öğretilerinden faydalandığını ve oyununu bunu temel alarak uyarladığını itiraf etmişti. Mauricio Pochettino’nun özellikle son iki senedir gösterdiği daha direkt futbol oynayan pasçı Tottenham’ı, Jorge Sampaoli’nin 2010 Dünya Kupası’ndan sonra devraldığı Şili’yi önce 2014’te bir basamak yukarı taşıyıp sonra da 2015 Copa America’yı kazanırken 3-4-3 ve 4-3-3 üzerinden birebir uyarlaması, yeni nesil Arjantinli yeteneklerden Marcelo Gallardo’nun ortaya çıkardığı River Plate hep başarısız olarak addedilen Bielsa üzerinden okunabilecek yapılar ve başarılar.

“Bielsa bizim başarımızda ana etkenlerden biri. Onun üçlü savunmasının ne kadar efektif olduğunu gördüm ve kendi takımıma uyarlamaya çalıştım. Böylece ortaya gerçekten iyi bir yapı çıkarmayı başardık.”

2002 Dünya Kupası’nı kazanırken takımını sahaya 3-4-3 şeklinde dizen ve Brezilya basını tarafından turnuva öncesinde ve sırasında bir hayli eleştirilen Luis Felipe Scolari, şampiyonluk sonrası verdiği röportajda bu cümleyi sarf ederek Bielsa’ya teşekkür ediyordu. Aslında o turnuva sırasında Bielsa’nın Arjantini, Brezilya’nın en büyük rakiplerinden biri konumundaydı. Zira Arjantinli hocanın ortaya çıkardığı yapı, Güney Amerika elemelerini süpürmüş ve 18 maçta tek mağlubiyet yaşayarak üçüncü sıradaki Brezilya’nın 13 puan önünde Dünya Kupası biletini kazanmıştı. Aslında Bielsa’nın Arjantini o Dünya Kupası’nda da pek kötü bir performans ortaya koymamıştı. İsveç, İngiltere ve Nijerya’yla turnuvanın ölüm grubunda yer alan Arjantin bir galibiyet, bir beraberlik ve bir mağlubiyetle beşer puan alan İngiltere’yle Nijerya’nın arkasında kalmış ve turnuvaya erken veda etmişti. Grup maçları bittiğinde 32 takım içinde topa en çok sahip olan, rakip kalede en çok şans yaratan ve şut çeken, en çok korner kullanan takım hanelerinin ilk sırasında hep Arjantin vardı. Ama güçlü rakiplere karşı maç içi dinamiklerden yararlanamamışlar ve gruptan çıkamamışlardı. Elinde Roberto Carlos ve Cafu gibi iki mükemmel bek bulunan Scolari ise elemelerde iki kez karşı karşıya gelip hayran kaldığı Arjantin’i örnek aldı. Bu ikilinin önünü açıp üçlü savunmadaki kenar oyuncuları olarak hücum rollerini maksimize etti ve içeri çektiği Rivaldo-Ronaldinho ikilisiyle ortaya kolay gol yemeyen ve üretkenliği efektif şekilde sağlayan bir yapı ortaya çıkardı.

Dolayısıyla Bielsa aslında Dünya Kupası’nın kazanılmasına direkt katkı yapan bir hocaydı ve bunu itiraf eden de kazanan teknik adamdı. Öyleyse İspanyol, Arjantinli, Brezilyalı ve hatta Avrupalı birçok teknik adamı net bir şekilde etkileyen, ortaya koyduğu enteresan dizilişlerle trend belirleyen, oyunun teorisine dair şu ana kadar futbol tarihinin en çok katkı veren teknik adamlarından birinin başarısını sadece kupalarıyla belirleyebilir miyiz? Galiba hayır.

O Marcelo Bielsa şu anda İngiltere’nin ikinci ligi Championship’te Leeds United’da başka bir mücadelenin içinde. Dâhilikle deliliğin arasında gidip gelirken Leeds yöneticilerini takımlarının geçtiğimiz sezon karşı karşıya geldiği tüm rakiplerin formasyonunu ezbere sayarak etkileyen Bielsa, sadece play-off adayı olarak gösterilen takımını ilk altı haftanın sonunda ligin zirvesine taşımış durumda. Oyuncuları maalesef yine robot değil ve işin içine duygular girince ileriki dönemde çuvallama ihtimali de az olmayabilir. Fakat Arjantinli şu ana kadar ortaya koyduklarıyla bu durumun çok ötesine geçmiş bir teknik adam ve tek başına Championship takip ettirecek kadar da özel bir futbol kişiliği. Bunun farkına vararak futbolun içinde olduğu sürece onun takımlarını izleyip oyuna dair bir şeyler öğrenmeye devam etmek tüm tartışmaların uzağında en doğru iş gibi görünüyor.

Yazı: Emre Özcan

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Gölgeli Yıllar

Gölgeli Yıllar

4 gün önce
Başkalarının Hayali

Başkalarının Hayali

2 hafta önce
Küçük Şeyler

Küçük Şeyler

2 hafta önce