Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

DergiTemmuz 2015Daha güneşli günlere…

Socrates'in dördüncü sayısında ana konu: Aşk.

Joel: “Bekle!”
Clementine: “Ne var?”
Joel: “Bilmiyorum. Sadece bekle, bekle…”
Clementine: “Ne istiyorsun Joel?”
Joel: “Bilemiyorum.  Beklemeni istiyorum çünkü… Bir süre daha beklemeni.”
Clementine: “Ben bir konsept değilim Joel. Sadece, biraz huzur arayan bocalamış bir kızım. Kesinlikle mükemmel değilim.”

Michel Gondry’nin yönettiği kült aşk filmi Eternal Sunshine of The Spotless Mind bu sahnesiyle hatırlanır genelde. Film bize her şeyi olduğu gibi kabullenmeyi ve umutsuz kaldığımız zaman sahip olduğumuzun farkına varmayı sorgulatır biraz. Tertemiz bir hafızanın dahi sonsuz bir mutluluk getirmediğini anlatmak ister en nihayetinde. Hatta tam tersine yaşadıklarımızın bizi güçlü kıldığını da söyler.

Sanırım Stan Wawrinka da bunu yaşayanlardan. Kariyeri iniş çıkışlarla dolu İsviçreli tenisçi 29 yaşında, tenis için geç bir yaşta Avustralya Açık’ı kazanarak ilk Grand Slam zaferini elde etti. Geçen ay da Roland Garros’u kazanıp 30 yaşında Grand Slam’leri ikiledi. Wawrinka birçok kez umutsuzluğa düştü kariyerinde. Terk etmeyi düşündü. Bir şekilde var olana, yapmaktan hoşlandığı şeye tutundu. Koluna Beckett’ın meşhur “Denedin, yenildin, yine dene, yine yenil, daha iyi yenil” sözünü dövme yaptırarak anonsu yapmıştı zaten. Yaşadıkları ve tecrübeleri onu bu günlere getirmişti. Belki de bu ay Wimbledon çimlerinde bu yolculuğa yeni bir aydınlık halka ekleyecek.

Bizi olduğumuz kişi hâline getirenleri silmek gerekiyor mu gerçekten, yeniden bir yol bulabilmek için? Yoksa onları yaşamak mı bize zaten başka bir yolun haritasını çıkaracak? Alberto Contador 2004’te Fransa Bisiklet Turu’na ilk kez katılmasına iki ay kala bir yarışta düşüp bayılır. Çok ciddi bir beyin ameliyatı olur. Zira anevrizma geçirmiştir. Çocukluğundan beri kurduğu, aşkla bağlandığı hayalleri suya düşmek üzeredir. Fakat iyileşir. Bu onu daha olgun ve sabırlı bir bisikletçi hâline getirir. Yetmez, 2010’da büyük bir doping skandalı patlar. 2010 Tour de France sırasında alınan kan örneklerinde clenbuterol maddesine rastlanır. İspanya’dan gelen etten zehirlendiğini iddia eder ama kabul görmez. Uzun süren hukuki süreçten sonra 2010-2011 döneminde kazandığı başarılar iptal edilir. Tüm bu hengâme içinde Contador bir katman daha ekler olgunlaşma sürecine. Hem de çok kalın bir katman. Şu günlerde Le Tour’a, Giro pembe mayosuyla geliyor. Tarihi bir duble yapmaya çalışacak. Hatalarından ders alıyor gibi. En azından deniyor. En sevdiği yerde, dağlarda rekabet etmeye devam ediyor.

Stan Wawrinka, 2015 Roland Garros finalinde Novak Djokovic'i 3-1 mağlup ederek şampiyonluğa ulaştı.
Stan Wawrinka, 2015 Roland Garros finalinde Novak Djokovic’i 3-1 mağlup ederek şampiyonluğa ulaştı.

En sevdiği ya da alıştığı ortamdan uzak kalanlar da olabiliyor. Buna rağmen bir çıkış yolu bulabiliyorlar. Avustralyalı Ian Thorpe 14-15 yaşlarında fırtına gibi esmeye başladığı havuzda olimpiyat şampiyonlukları ve sayısız başarı elde etti. Dört yaşından beri klor alerjisine rağmen havuzdaydı. Michael Phelps’in antrenörü Bob Bowman onu tarihin en iyi serbest stil yüzen ismi olarak nitelemişti. Büyülü tekniği, mental gücü, palet mahiyetindeki 58 numara ayaklarıyla bir efsaneydi artık. Fakat omuz sakatlığı ve üzerine yıllardır açıklamaktan kaçındığı eşcinselliğini gizleme hâli onu depresyona itmişti. Birkaç kez hastaneye kaldırıldı. İntiharı düşünüp alkole sarıldı. Yoksa sona mı yaklaşmıştı? Yine de umudunu kaybetmedi. Kurtulmak için en büyük aşkı yüzmeden vazgeçip gerçekleri açıklaması gerekmişti. Televizyona çıkıp her şeyi anlattı. Artık rahatlamıştı. Şimdi Brisbane’in olimpiyat adaylığı için çalışıyor. Bu ay Dünya Yüzme Şampiyonası’nda onun ve bu meşakkatli spora duydukları aşkın peşinden gitmeye çalışanları izleyeceğiz.

Burada son sözü Oasis’e bırakmak iyi olabilir;

“Bazıları diyebilir ki gün ışığı gök gürültüsünü takip eder. (…) Bazıları diyebilir ki daha güneşli günler göreceğiz.”

Bir gün, mutlaka…