Çocukluğuma Mektup

Şu sıralar Uruguay formasıyla harikalar yaratan ve takımını 2018 Dünya Kupası'nda çeyrek finale taşıyan Edinson Cavani, hayata hangi noktada başladığını unutmuş değil. Yıldız futbolcunun, küçük Edi'ye söyleyeceği bir şeyler var...

1 Temmuz 2018

Edinson Cavani’nin kaleme aldığı bu yazı ilk olarak The Players’ Tribune’de yayımlanmıştır.


Sevgili 9 yaşındaki Edinson,

Bu mektubu çevresindeki herkesin ‘kel’ dediği çocuğa yazıyorum.

Bebekken pek fazla saçın çıkmamıştı. Çok yavaş uzuyordu. Boktan bir durum! Bu konu hakkında elinden gelen hiçbir şey de yoktu. Ailenin yaratıcılığına teşekkür etmelisin, sen her zaman ‘kel’ kalacaksın.

Evet, hayatımın 20 seneden fazlasını futbolla geçirdiğim için mutluyum. Futbol, hayatını çok farklı yollara sokabilir. Bazen iyi, bazen de kötü. Futbol, sana verilen bu lakaptan kurtulma şansını da sunar. Biliyorsun, Gabriel Batistuta adında biri vardı. Onun kim olduğunu hemen öğrenemedim çünkü o yaşlarda sabırla oturup izlediğim tek şey Tom ve Jerry idi. Abim Nando ise benden önce Batistuta zehrine kapılmıştı. Berbere gitmeyi redder, annemin saç bakım kremlerini kullanırdı. Biraz zaman geçtikten sonra Batigol gibi görünmeye başlamıştı. Futbol sahasına indiğinde ise tokayla tutturulmuş saçları dünya üzerinde görebileceğin en havalı şey olabilirdi. Aynı zamanda anneme “Artık saçlarımı kestirmeyeceğim” demek için cesaret toplamaya çalışırdım.

Hayatını dışarıda, ayağında futbol topu varken yaşa. Güney Amerika’da işler böyle yürür. Farklı bir yolu bilmezsin. Eğlenecek bir şey yok, ilginç bir şey yok, oyun konsolu yok, büyük televizyonlar yok. Hatta sıcak bir duş alma şansın bile yok. Sıcak su yok. Kışın ısınmak için uygulayacağınız yöntem 4 tane battaniyeyi üst üste kullanmak. Duş almak istersen, bir kova al ve onu sobanın üstünde ısıt. Sıcak ve soğuk suyu doğru ayarlamak çok önemlidir. Kovanın başında beklerken simyacı olmayı bile öğrenebilirsin.

Kendi banyonda duş almak bir lüks sayılır. İlk evini hatırlıyor musun? Banyo olmayan evini, ne zaman duş alman gerekse dışarı çıkıp başından aşağı su döktüğün evi. Sana bir sır vereyim mi? O günlerimi hatırladığımda kötü hissetmiyorum. Bazı nedenlerden dolayı sıcak, cesaret veren, çok güzel anılar olarak hatırlıyorum. Yaşamaya devam et Pelado.

Evimin duvarlarında futbolcu posterleri olmasının amacı neydi? Her 2-3 senede bir ailemin işinin değişmesi ya da kirayı ödeyememesi sebebiyle farklı yerlere taşınmamız gerekti.

Ama güzel olan ne biliyor musun? Her yeni ev, konumu neresi olursa olsun dışarıda top oynanacak bir yere sahip oluyordu. Dünya üzerindeki hiçbir ev sahibi bu özgürlüğünü elinden alamaz.

Eğer yanlış hatırlamıyorsam senin için şu ana kadarki en önemli an ‘Dondurma Golü’ olmalı.

Dondurma Golü sihirli bir andı. PSG’den biriyle Dondurma Golü hakkında konuşmuştum. Dahiceydi. Saf motivasyondu. Salto’da yaşayan gençlerin oynayacağı bir lig fikriydi. 6 yaşındaki bir çocuğu ne olursa olsun gol atmak için nasıl motive edebilirsiniz?

Oyunun kuralı, maçın son golünü atan dondurmayı kapar yönündeydi. Skor 8-1 olmalıydı. Herhangi bir önemi yoktu. Maçın son golünü atmak isteyenlere karşı mücadele ediyorduk. Teknik direktörünün gol atman halinde kulağına eğilip ‘Dondurma Golü’nü hatırlatması… İnanılmazdı. Saf mutluluk. Şu Mickey Mouse’lardan birini alır mısın? Tüm gün boyunca kral sensin.

Elbette, futbolun merkezinden gelen bir çocuk değilsin. Bu çocuk Montevideo’dan gelmiş ve farklı bir dünyayı yaşıyordu. Bu dünyayı bilemezsiniz. Adidas kramponlar ve araba sürebileceğiniz yeşil bir dünya… Avrupa belki böyle olabilir ama Salto’da ise işler farklı yürür. Bazı sebeplerden dolayı çoğu çocuk çıplak ayakla oynamak istiyordu. Her maça kramponlarla başlanıyordu. Devre arasından dönünce ise kramponlar kenarı bırakılmış, herkes çıplak ayakla oynuyor oluyordu. Gözlerimi kapattığımda hala o zemini hatırlayabiliyor, hissedebiliyorum. Hala kalbimin o heyecanla atışını duyabiliyorum. Dondurmayı kazanmaya çalıştığım anları…

Eğer Güney Amerika’da doğduysan bu yaşadıklarını, hissettiklerini, ömür boyu yanında taşırsın. Saltoluysan, Uruguaylıysan, futbolu daha farklı bir gözle oynarsın. Sonuca bağlı olarak Uruguaylıların nefretini de sevgisini de kazanırsın bu yüzden de hiçbir zaman rahatlama şansın olmaz. Futbolumuzun, ülkemizin tarihi böyle ilerler. Eğer Uruguaylılar formanı giyerse bu, seninle gurur duyduklarını gösterir.

Her zaman ileri, daha ileri, daha da ileri gitmemiz gerekir ve biz de gideriz.

Hayallerin nedir Pelado?

Tam olarak hatırlamıyorum. Biraz bulutlu hatıralar.

Hayallerin Nando gibi Montevideo’da oynamak mı? Yapabilirsin ve bu seni Şampiyonlar Ligi’nde oynuyor gibi hissettirir.

Hayallerin Avrupa’da mı oynamak? Yapabilirsin ve bu, ailenin hayatını değiştirmene yetecek kadar para kazanmanı sağlar.

Hayallerin Uruguay için mi forma giymek? Yapabilirsin ve bu, hayatın boyunca acı tatlı hatırlayacağın birçok anı sana hediye eder.

Hayallerin Dünya Kupası’nda mı oynamak? (Neler olduğunu söylemeyeceğim. Sadece 2010 diyorum.)

Hayallerin çok para kazanıp, güzel arabalara binmek ve pahalı otellerde mi kalmak? Evet Pelado, bunların hepsini yapabilirsin.

Ama söylemem gereken bir şey var, bunlar seni mutlu etmeye yetmez.

Şu an neyin var, 9 yaşındaki Edinson neye sahip? 31 yaşındaki Edinson’un çok özlediği bir şeye sahip.

Sıcak suyu olan bir banyon yok. Cebinde para yok. Dostum, daha saçın bile yok. Ama çok daha önemli bir şeyin var. Paranın satın alamayacağı bir şey: Özgürsün!

Çocukken hayatı, yetişkin olduğunda yaşayamayacağın bir hız ve tutkuyla yaşarsın. Yaşlandıkça bu tutkuna tutunmaya çalışsan da ellerinin arasından kayıp gider. Çok fazla sorumluluğumuz var, kendi içimizde çok fazla hayat yaşıyoruz. 31 yaşına geldiğinde hayatının çoğunu yaşadığını biliyor musun?

Otelden arabayla antrenman sahasına, antrenman sahasından otobüsle havaalanına, havaalanından sonra yine başka bir otobüsle maçın yapılacağı stadyuma.

Birçok açıdan hayallerinizi yaşıyorsun ama birçok açıdan da hayallerinin tutsağı oluyorsun. Dışarı çıkıp, güneşin tenini yakmasını hissedemiyorsun. Ayakkabılarını çıkarıp o pis sahaya çıplak ayakla basamıyorsun. Bazen, başta olumlu olduğunu düşündüğün şeyler gerçekleşir ve hayatını daha komplike bir hale sokar. Kaçınılmaz…

Çocukken, topa en çok sahip olanın en başarılı olduğu yanılsamasına kapılırsın. Olgunlaştığında ise en başarılı kişinin yaşamını istediği doğrultuda sürdürmeyi başarabilen kişi olduğunu anlarsın.

Profesyonel olduğunda, hayal ettiğin her şeye sahip olabilirsin. Bu yüzden de sahip olduklarından dolayı son derece şükran duymalısın. Sana karşı dürüst olacağım dostum. Dünya üzerinde özgür olduğun tek bir yer var. Orası da yeşil saha. Eğer şanslıysan 90 dakika özgür olursun.

Kramponlarını giydiğinde… Salto’da mı olduğun ya da Napoli’de yeşil sahaya mı adım attığın hatta milyonlarca insanın izlediği Dünya Kupası’nda mı oynadığın hiç fark etmiyor…

Babamın sözlerini hep hatırlarım; “Beyaz çizgiyi geçip sahaya adım attığında sahanın dışında ne olup bittiği, saha içinde sana yardımcı olmaz. Sahanın içinde sadece futbol vardır. Başka bir şey yoktur” derdi. Söylediği bu sözü hep uyguladım.

Eğer bu sözleri uygularsan ve ruhunun derinliklerine kadar inanırsan, milyonların önünde baskıyla oynamak hiç de zor olmaz… Sahaya adım attığın anda her şey geçer. Ayağının altındaki zemini, çıplak ayakla oynadığın zeminden ayırmaz, rahatlarsın.

Kalbini, göğüs kafesinden ayrılacakmış gibi atarken duyduğunda, topun peşinden koşmaya devam ettiğinde işte o zaman dünyadaki en önemli kupa için oynuyor olursun. Tıpkı o dondurma gibi…

Sevgilerimle,

Edi


Çeviri: Ant Arın Şermet

Socrates

Socrates

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN