Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolÇizginin Dışındakiler

Bugünlerde Premier Lig takımı Brighton & Hove Albion'ı çalıştıran Graham Potter, soğuk İsveç günlerinden Arsenal deplasmanına kadar uzanan hikâyesini, 2017'de The Coaches Voice için kaleme almıştı.

Burada gerçekten birileri yaşıyor mu?

Eşim Rachel, boş sokaklar ve kapalı dükkanlara baktıktan sonra yüzünde garip bir heyecan ve şaşkınlıkla bana dönüp bu sözleri sarf etmişti:

Östersund’a hoş geldiniz.

Buraya ilk geldiğimiz zaman  Östersund FK’nin sportif direktörü Daniel Kindberg ile altyapıların başına geçmem için görüşmeye gelmiştik. Teklif ilgimi çekmişti ancak zamanlamamız hatalıydı. Rachel hamileydi ve Leeds Metropolitan Üniversitesi’nde antrenörlükle beraber yüksek lisans eğitimimi tamamlıyordum.

Hem, kim ölü bir kentte yaşamak ister ki?

Doğrusunu söylemek gerekirse şehre vardığımız zaman İsveç’te resmi tatildi. Ama biz bunu öğrenene kadar geçen sürede iş işten geçmişti. İlk izlenimler, en kalıcı olanlarıdır.

Aradan geçen bir senenin sonunda Rachel’a Östersunds’tan teknik direktörlük teklifi aldığımı söylediğimde, çok da fazla heyecanlandığını söyleyemem. Dolaylı yoldan baktığınızda ona işini gücünü arkasında bırakıp aynı zamanda ailesinden de uzak kalmasını istiyordum ki on seneden beri aynı işte çalışıyordu. Karşılığında ona ne mi verecektim? Ocak ve şubat aylarında -25 derecelik hava sıcaklığı.

Çok çok büyük bir riskti. Leeds’de devam eden iyi bir menajerlik işim ve beş sene üstünde çalıştığım bir kariyerim vardı. Güvenilir ve rahat yaşantımız da cabasıydı. Bense kalkmış, bu yaşantımızı İsveç’in ortasındaki bir şehir için değiştirmemizi öneriyordum. İskandinavya’nın göbeğinde, ıssızlığın ortasında.

Ama fikrimi değiştirmem için artık çok geçti. Fikir aklımı çelmişti bile.

Aslında iki farklı fikir. Birincisi: Tabii ki teknik adam olma ihtimali. Bunca zamandır öğrendiğim her şeyi sahaya dökebilecektim. Beş seneden bu yana belli şeyler kovalıyordum. Bazılarında başarısız, diğerlerinde ise başarılı olmuştum. Şimdi ise öğrendiklerimi sahaya dökmek ve ‘sonuçların dünyası’nda işlerin nasıl yürüdüğünü görmek için hazırdım.

İngiltere’de hocalık yapma şansımın olmadığını o an için biliyordum. On üç senelik futbolcu kariyerimi noktaladıktan sonra beş senedir oyundan kopmuş durumdaydım ve Östersunds FK, geri dönmem için bana verilmiş bir şanstı.

İkinci fikir mi? O fikir ise Östersunds FK’nın yönetim kurulu başkanı Daniel Kindberg’e aitti.

Onun fikirleri her zaman çok netti. Bunu ilk tanıştığımız anda hissetmiştim. Futbol kulübünden ne istediğine dair açık bir fikri vardı ve aynı zamanda kulübün bulunduğu lokasyondan dolayı bunu elde etmenin biraz daha farklı ve zor olacağının da bilincindeydi. Ve bunları yapabilmek için gerekli olan cesarete sahip olduğunu görebiliyordum.

Vizyonerdi.

Dediğim gibi, aklım çelinmişti. Onun kulüpteki vizyonu gerçekten farklıydı. Fark yaratmaya çalışan bir kulüp ortaya koymuştu.

Ancak Östersund’a vardığımız ilk an, bize çok sert gelmişti. Havalimanından çıktığımız andaki kutup havası kadar sert.

Vizyon hala oradaydı ama biraz daha belirsiz bir hal almaya başlamıştı. Bir anda bizden uzaklaştığını hissettim.

Kulüp, İsveç futbolunun dördüncü ligine gerilemişti ve şehirdeki karamsarlığı görebiliyordum. Taraftarlarda bir nevi güvensizlik vardı, şehirdeki insanların kulübü çok da sevmediği hissine kapılmıştım.

İlk maçımda tribünde 200’e yakın taraftar vardı ve yarısına yakınının o maçı kaybetmemizi istediğini söyleyebilirim.

Kendi evimdeyse başka türlü sıkıntılarla boğuşuyordum. En büyük oğlum İsveç’e taşındığımız zaman 11 aylıktı. Haliyle ben işteyken Rachel onunla beraber yeni yaşantımıza ayak uydurmaya çalışıyordu. İlk altı ayda hemen her gün ağladığını bana sonrasında itiraf etmişti.

Can havliyle işleri yoluna koymak istiyordum. İlk başlarda saatlerce arabalarda çalıştım çünkü Östersund’a en yakın şehir arabayla yaklaşık 4 saat kadar sürüyordu. İsveç futbol kültürünü ve rakiplerimizi tanımaya çalıştım.

Zorlu geçen altı aydı.

Ama o altı ay bana aynı zamanda doğru kararı verdiğimi de gösterdi. Bu işlere ilk başladığım zaman futbolculuk kariyerimin yeterli olmayacağına karar vermiştim. Oyuna teknik direktör olarak dönen eski futbolcuların, futbolculuk zamanındaki yeteneklerini sahaya yansıtamadıklarına şahit olmuştum.

Bu işin sanatını öğrenmek istiyordum. Hocalık becerilerimi geliştirebilmeyi. Fikrimi nasıl iletebileceğimi öğrenmeyi.

Öğrenmeye her zaman meraklı olmuşumdur. Futbolculuk kariyerimde öğrenme isteğim çoğu zaman arka planda olmuştu, ta ki Southampton’da yaşadığım bir ana kadar. Kendimi magazin gazetelerine göz gönderirken bulmuştum. Beynim tembelleşmeye başlamıştı. Farklı bir şeyler yapmam gerekiyordu ve sosyal bilimlerde lisans yapmaya karar verdim.

Futbolculuk kariyerimde öğrenme isteğim çoğu zaman arka planda olmuştu, ta ki Southampton’da yaşadığım bir ana kadar.

Southampton takım otobüsüne elimde Avrupa Birliği ve Amerikan politikaları kitaplarıyla bindiğim zaman şaşkın bakışlarla karşılaşmış olsam da bu durum beni rahatsız etmemişti. Futbolda çok çalışıp bir cumartesi akşamı sonuç alamayabilirsiniz. Ders çakışmaksa bundan farklıydı. Sıkı çalıştım ve iyi sonuçlar aldım. Devamlılık hoşuma gidiyordu.

Birkaç sene sonra kendimi üniversitede genç takım teknik direktörü olarak bulduğum zaman, yüksek lisans için de şansımı denemeye karar verdim. Yüksek lisansımı “Liderlik ve Duygusal Zeka” üzerine tamamladım.

Kursun müfredatına baktığım zaman kursun futbolla ne kadar içli dışlı olduğunu fark ettim. A lisansımın yanında dört senelik çalışmamı yapmalıydım. Bu şekilde liderliğin kavramlarını teorileştirebilirdim.

Öz farkındalık. Empati. Sorumluluk. Motivasyon. İlişki kurma.

Hocalık yapmak için futbol bilmeniz gerekli ama aynı zamanda insanları da bilmeniz gerek. Bazen sadece bu durum bile fark yaratabilir. Mesele, takımı nasıl bir arada tuttuğunuzla ilgili. Takım halinde nasıl iletişim kuruyorsunuz? Nasıl birbirinizle anlaşıyorsunuz? Ve esas mesele, takımınızı ortak bir amaç için nasıl bir araya getirebiliyorsunuz?

Yüksek lisans esnasında sporcu geçmişi olan tek öğrenci bendim. Geri kalanlar genellikle duygusal zeka ile ilgili ek bir farkındalık ihtiyacı hisseden cerrahlardı. Ve öğretim görevlimizin askeri geçmişi vardı. Farklı çevrelerin, farklı konseptlerde nasıl gözüktüğünü öğrenmek büyüleyici bir şeydi. Kafamda yankı uyandıran şeyse başarısızlıkla nasıl başa çıkabileceğimizi düşünmek olmuştu.

Futbolda bizler hatalara odaklanırız. Hatalardan dolayı birisini ya da bir şeyleri suçlarız. Ancak askeri branşlarda ya da ameliyathanelerde, yani anlayacağınız ölüm kalım meselelerinde, olay tam tersidir. Mesele, hata ile nasıl başa çıktığınızdır. Ve o hatadan bir şeyler öğrenmenizi sağlayacak ortamı yaratmaktır.

Östersunds’da geçirdiğim ilk sezonda hedefimiz buydu.

Negatif sonuçlar, negatif hava yaratır. Oyuncularımın futboldan keyif almalarını sağlamam gerekiyordu. Gelenekselleşmiş suçlama ve korku kültüründen arınmalarını sağlamam. Hataların, mağlubiyetlerin, başarısızlıkların yaşanacağını ama bunlar yaşandığı zaman olaya pozitif bir şekilde yaklaşmaya çalışmamız gerektiğini anlamalarını sağlamam.

Futbolcuların bu yönlerini geliştirmek için yollar bulmam gerekiyordu. Futbol sahasından çıktıkları zamanki benliklerini geliştirmem.

Yönetim kurulu başkanımız farklı bir fikirle geldi.

Futbolcuların rutin anlarda yaşamayacağı birkaç zorlu tecrübe etmelerini sağlayacak bir kültür akademisi kurmak. Her ocak ayı performansı sanatı icra etmeleri için herkese, kendim dahil olmak üzere, birer proje açıkladık. Herkes sezon boyunca belli prova tarihlerinde provalarını yaptı ve kasım ayında projelerimizi gerçekleştirdik.

Antrenörlük sınavlarına hazırlanırken günün birinde Acapella söyleyeceğim ya da ağzına kadar dolu bir tiyatroda “Kara Kuğu” oyununu oynayacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Ama asıl mesele de budur zaten: Konforsuz alanlarda biraz konforlu olabilmek.

Bu, gelişimdir. Oyuncular sezon öncesinde projeleri büyük bir heyecanla elbette karşılamıyor ancak uyum sağlıyorlar. Ve bazen kendilerini bile şaşırtacak performans sergiliyorlar.

Oldukça karamsar düşünen bir oyuncum vardı. Şarkı provalarında en arkaya geçip rol almak istemezdi. Gösteri günü geldiğinde, Mick Jagger gibi sahnede yukarı ve aşağı doğru koşan farklı bir adamdı. İnsanların farklı şeylere dönüşebildiğini görmek inanılmaz.

Bu sene komedi müzikalleri yapan bir grupla çalışıyoruz. Şu an için fazla bir bilgim yok ama zor bir tecrübe olacağından eminim. Her zaman öyle olmuştur.

İnsanlar bale yapmanın ya da şarkı söylemenin sahadaki sonuçlarla alakasını soruyorlar. Somutlaştırması zor bir soru. Ama insanların birey olarak geliştiğini görüyorsunuz. Ayrıca eğer kendinize karşı daha güvenli ve bilinçliyseniz, sorumluluk almada daha rahat hissediyor ve başkalarının bakış açılarını daha iyi anlıyorsanız, inanıyorum ki sahada oynadığınız futbolu daha iyi ve daha sağlıklı bir şekilde sergiliyorsunuz.

Östersunds’daki ilk sezonumda bir üst lige çıkma başarısı göstermiştik. Ondan sonraki sene de.

2016’da İsveç’in en üst futbol liginde, Allsvenskan’da, oynamayı başardık. Daniel Kindberg’in en başından beri hayal ettiği yere. Ama en üst ligde oynamak planın sadece ilk kısmıydı

Avrupa ise bundan sonraki kısımdı. Avrupa Ligi, onun hayal ve amaçlarını tamamlıyordu. Ve neredeyse ilk andan bu yana, bu hayali saf bir şekilde başarabileceğimize inanmıştım.

Sonradan gördük ki aslında o kadar da saf değilmişim.

Geçen seneki Avrupa Ligi maceramız tüylerimi diken diken eden birçok tecrübe yaşamamı sağladı. İstanbul’da Galatasaray’ı eledikten sonra tüm taraftarların ayakta bizi alkışlaması kesinlikle bunlardan bir tanesiydi. İlk maçta 3-1 yenildiğimiz PAOK’u, ikinci maçta büyük bir cesaret göstererek eleyip grup aşamalarına kaldığımız zaman da öyle.

İşte tam da bu anlarda neler başardığımı fark ettiğim bir aydınlanma yaşadım. Takımın neler yaptığını. Ayrıca kulüp, oyuncular ve benim için olan etkilerini.

PAOK maçında son düdük çaldığında, en büyük oğlum – şu an İsveççe konuşan 6 yaşında kocaman bir çocuk oldu – sahaya koştu. Ardından Daniel Kindberg’i gördüm ve bunun, onun için ne kadar önemli olduğunu gözlerimle görmüş oldum. Ve tabii ki de taraftarlar için. O gün stadyumda 6000’e yakın taraftar vardı ve hayatlarının sonuna kadar hatırlayacaklarını düşündüğüm bir an yaşadılar.

Çizginin dışındakiler için, çizginin dışında bir andı.

Östersund’a hoş geldiniz. Artık ıssızlığın ortası olmayan Östersund’a.

Çeviri: Arhan Ata Pilavoğlu

İlginizi çekebilecek diğer içerikler