Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

GenelÇirkin Gerçekle Yüzleşmek

Birçok spor dalı, son dönemde doping gerçeğiyle yüzleşti. Sırada futbol olabilir mi?

* Graham Ruthven imzalı bu yazının aslı, Vice Sports‘ta yayımlandı.

Diego Maradona’nın 1994 Dünya Kupası’ndaki o görüntüsünü herkes hatırlar. Yunanistan’a attığı golden sonra televizyon kameralarına koştu; gözleri yuvalarından öylesine taşmıştı ki, pimi çekilmiş ACME’yi[1] fark etmiş bir çizgi film karakteri gibi görünüyordu. O an, jenerasyonunun en büyük oyuncusunda bazı şeylerin yolunda gitmediği aşikârdı.

Çizgi filmi andıran bir başka fotoğrafı, bu durumu doğruladı. Reddedilemez dehasına hainlik edercesine, bir hemşire tarafından, spordan 15 ay men cezası almasıyla sonuçlanacak uyuşturucu testine doğru götürülürken ki o görüntü. O olay şu güne dek, futboldaki en yüksek profilli vaka olarak kaldı.

Ve hâlâ, en azından kamuoyunun gözünde, bu olay izole edilmiş bir vaka olarak kaldı. Atletizm, yüzme, kayak, tenis, kriket ve elbette bisiklet en az bir dönüm noktası yaşadı ama futbol, dopinge karşı olan savaşında bu tür bir deneyimin eksikliğini çekiyor. Futbol, hâlâ Lance Armstrong anını yaşamadı.

Yine de, futbolda potansiyel bir doping skandalı kapıda olabilir. Daha bu ay UEFA, yeni sıkı düzenlemelerini yürürlüğe koydu. Dünya Anti Doping Ajansı (WADA)’nın biyolojik pasaport uygulamasının futbola uyarlanmış bu hali “Avrupa futbolunun gördüğü en güçlü anti doping programı” olarak tanımlanıyor.

Bu yeni kurallar gerekli olabilir. UEFA’nın yaptırdığı yeni bir araştırma, Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi de dahil oyunun zirve noktalarına kadar uzanan profesyonel futbolculardan yüzlerce “alışılmamış” doping testi olduğunu ortaya koydu. Alınan 4000’den fazla idrar örneğinden 68 oyuncununki normalin dışında sonuç verdi. Bu da yasaklı anabolik steroid maddesinin kullanılmış olabileceği anlamına gelebilir.

Aslında, bu araştırma 879 oyuncunun yüzde 7.7’sinin yüksek seviyede testosteron sebebiyle anormal çıkan sonuçlarının, UEFA’nın yeni doping karşıtı düzenlemeleri çerçevesinde bir incelemeye tabii tutulacağını gösteriyor. Eğer çanlar Maradona’nın 21 yıl önceki manik kutlamasıyla çalmadıysa, şu an çalıyor olmalı.

Yine de, UEFA o kadar da telaşlı görünmüyor. Avrupa futbolunun yönetim organı, son Yürütme Kurulu toplantısında dopingle savaşı, ırkçılık ve şikeyle mücadele ile birlikte öncelikli hedef olarak belirledi. Ama iddialarına göre, futbol tarihindeki en detaylı ve kapsamlı araştırma, “Karışıklık yaratan sonuçlar, 12 laboratuvar arasındaki standart sorunu ve örnekler toplandığı dönemdeki steroid profilleri miktarı sebebiyle futbolda potansiyel bir doping olduğuna dair kesin bir kanıt sunmuyor”

Açıklama, UEFA’nın doping testindeki ilerleme kaydeden performansının altını çizmek yerinde bu araştırmaya cevap niteliğinde. “UEFA uzun zamandır ciddi bir doping karşıtı programa sahip; bir yılda yapılan 2000 testin yalnızca ikisinin, ki onlar da yenilenme ilaçları, pozitif çıkması, futbolda doping çok seyrek olduğunu gösteriyor” diye devam ediyor açıklama.

Ama, Avrupa futbolunda dopingin yakın tarihi incelendiğinde çıkan sonuçlar UEFA’nın iddialarını pek desteklemiyor.

Eufemiano Fuentes, potansiyel futbol doping skandalının kapısındaki bekçi olabilir. İspanyol doktor, yaklaşık on yıl önce başlayan ve bisiklet sporunu sarsan Operacion Puerto adlı doping vakasının kalbindeydi. Skandal, iki yıl önce, Fuentes’in Madrid’deki davasının ardından dünyanın en ünlü ve başarılı bisikletçilerine sıçradı, ama soruşturma, iki tekerli sporun ötesine de bulaştı.

2006’da Fuentes’in evine yapılan baskında, hepsi etiketlenmiş ve belgelenmiş halde, yüzlerce bozulmuş kan örneği ele geçirildi. Doktorun kendi itirafına göre yakalanan örneklerin yalnızca küçük bir kısmı bisikletçilere aitti, çoğunluk ise diğer sporlarda mücadele ediyordu.

Peki diğerleri nerede?

Operacion Puerto’yu başlatan isimlerden İspanyol yol bisikletçisi Jesus Manzano’ya göre, birçoğu futboldan olabilir. Madrid’deki davada üç saati geçen ifadesinde, ‘tanınmış futbolcular’ın Fuentes’in İspanya’daki kliniğini ziyaret ettiğini, doktorun da bizzat futboldaki birçok sporcu, takım ve figürle çalıştığını itiraf ettiğini söyledi.

“Performanslarını arttırmak için, İspanya Birinci ve İkinci liglerinden takımlarla çalıştım” dedi Fuentes bir İspanyol radyo istasyonuna verdiği röportajda, “Eğer konuşursam, İspanya Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası’ndan men edilebilir”

Fuentes’in iddialarını Fransız Le Monde gazetesi de doğruladı ve Real Madrid oyuncularının sağlık raporları ile diğer büyük İspanyol kulüplerinden oyunculardan oluşan, doktorun müşterilerinin listesini yayınladı. Barcelona da, Armstrong’un US Postal Service bisiklet takımının doping zincirine katkı veren Luis Garcia del Moral’ın geçtiğimiz on yılın bir noktasında kulüple çalışmış olması nedeniyle olayın içinde.

Doktor Eufemiano Fuentes, spordaki doping ağının merkezinde yer alan isimlerden.
Doktor Eufemiano Fuentes, spordaki doping ağının merkezinde yer alan isimlerden.

İspanyol futbolu, Fuentes’e karşı açılan bu davayla doğrudan iç içe çünkü doktorun bizzat kendisi, kariyeri boyunca tedavi ettiği, futbolcular da dâhil, bazı sporcuların isimlerini vermeyi önerdi. Madrid mahkemesindeki yargıç ise bunu yapmak zorunda olmadığını söyledi. Görünen o ki, bir tam liste var, tüm doping noktalarını birleştirecek kan izleri de mevcut ama yine de bunlar takip edilmeyebilir.

“Toplanan kanıtlara ulaşabilmek için başımızı tuğladan bir duvara vuruyoruz” şeklinde yakındı WADA genel direktörü David Howman, Fuentes’in bilgisayar ve maillerine erişme izni talebi reddedilince. Bu tür kararlar, İspanyol hukuk sisteminin, ülkenin spor devlerinin çıkarlarını savunmak üzere çalıştığına dair şüpheleri azaltmadı.

Kanıtlar tersini gösterse de, futbol çevrelerinde doping tehdidine karşı kesin bir reddediş hakim. “Futbol yüzde yüz temiz” demişti Cristiano Ronaldo bir defasında. İngiliz Futbol Federasyonu eski başkanı Lord Triesman “Devasa bir komplo olmalı” diye düşünüyor. İspanya teknik direktörü Vicente del Bosque ise “Futbolda asla dopinge rastlamadığı ve gelecekte göreceğini de düşünmediği” konusunda ısrarlı. UEFA’nın kendisi de futbolda dopingin ‘oldukça seyrek’ olduğunu söylüyor.

Diğerleri ise o kadar emin değil.

Marcel Desailly’nin açık açık söylediği gibi “Futbolda doping var – bu o kadar kesin ki, reddetmek aptallık olur” Stefan Matschiner – eski bir atletizm menajeri ve doping tedarikçisi – “Doping futbolda da tenis, atletizm, yüzme ve bisiklet kadar ciddi bir problem. Günlük yaşamın bir parçası ve futbolcularla da çalıştım” diyor. Avustralyalının görüşü, spor dünyasındaki birçok tıp profesyoneli tarafından da destekleniyor. Futbol menajerleri bile oyunun temizliğine dair şüphelere sahip.

“Arsenal’de dünyanın dört bir yanındaki kulüplerden bize gelen bazı oyuncuların alyuvar hücresi sayısı anormal seviyede yüksekti” demişti Arsene Wenger 2004 yılında. “Bu tür şeyler sizi düşünmeye zorluyor. Bazı kulüpler oyuncularının bilgisi dışında onlara doping veriyor. Kulüpler onlara sadece vitamin enjekte ettiklerini söyleyebilirler ve oyuncular aradaki farkı bilmeyebilir”

Wenger platelet-rich plasma (PRP) ya da daha sık bilinen adıyla kan devinimi uygulamasından dem vuruyor olabilir. Bu uygulama WADA’nın yasaklı listesinden çıkarılalı çok olmadı ki bu da onu teknik olarak yasal yapıyor. Ama devinilmiş kan, sporcunun dolaşımına geri enjekte edilmeden önce çoğu zaman başka ürünlerle karıştırılıyor.

Futboldaki doping testlerinin verimliliği hakkında da cevaplanmamış sorular var. Joey Barton bir seferinde, 13 yıllık profesyonel kariyeri boyunca ne kan ne de idrar örneği vermediğini açıklamıştı.

Büyük turnuvalarda doping testlerinin arttığı doğru. Örneğin Brezilya’daki 2014 Dünya Kupası’nda, 736 oyuncunun her birinden yaklaşık 1000 test alındı. Bir önceki Dünya Kupası olan Güney Afrika 2010’da ise bu sayı 576 idi. Bu ciddi bir artış olsa da, örneklerin çoğu turnuvadan birkaç hafta önce alınıyor.

Aradaki boşluklar sömürülmeyi bekliyor.

UEFA ve FIFA, bisiklette görülen doping testleriyle futbolu hizaya getirmeyi vaat ediyor ama büyük turnuvalardaki ölçümler, bisikletçi başına üçten fazla, toplamda 622 örnek alınan Tour de France gibi organizasyonlara yakın bile değil.

Futbolun doping ihtimaline karşı kibirli bir tavrı var – sanki diğer sporları karıştıran skandalların aynıları bu güzel oyunda olamazmış gibi.

Belki de bu kibir, oyunun temelinde diğer sporlar kadar sonucu doğrudan etkilememesiyle alakalı. Futbol fiziksel ve atletik kapasiteniz kadar, belki daha da fazla, teknik yeteneğinize dayanmakta. Ayaklarınız kadar kafanızla da oynanan bir oyun futbol. O yüzden bisiklet ve yüzmeden farklı olarak dayanıklılık, hız ve genel atletik kapasite sonuçları belirlemiyor. Yine de bu, yapay olarak bu özellikleri artırmanın size bir avantaj sağlamayacağı anlamına gelmiyor.

Bir kez daha futbol, UEFA’nın yayınladığı rapor kaldırılmış son kırmızı bayrak iken, belki de bilinçli olarak uyarı sinyallerini görmezden geliyor. Doping ihtimalini reddetmenin, açıkça tanımaktan daha yaygın olduğu futbolda, izleri takip etmek bizi en üst noktaya, WADA yönetim kurulu üyesi de olan FIFA başkanı Sepp Blatter’e kadar götürebilir. Bir keresinde “Bu, dopingle mücadele sorunu değil. Ama kimse bir cadı avına girişmesin” demişti.

Yine de İngiltere Futbol Federasyonu, dopinge şeffaf bir bakış olduğu konusunda ısrarcı. “Dünya çapında yapılan performans arttırıcı ilaç testlerinde son derece az pozitif vaka var” diyor kurumun bir sözcüsü. Doping karşıtı programları, tıpkı UEFA’nın 2015/2016 yılında uygulayacağı gibi, “Testleri ve eğitimi birleştirip, ilaç kullanımını tespit ederek ortadan kaldırmayı” vaat ediyor. Maç günü çıkan bir pozitif test artık 4 yıl futboldan men anlamına geliyor – ilk deneme de olsa – ama futbol dünyası hâlâ ihmalkâr görünüyor.

Kasvetli doping deneyimine ışık tutan eski futbolcu ve futbol figürlerinin listesi kabarık. Arjantin Milli Takımı eski oyuncusu Matias Almeyda, onun ve Parmalı takım arkadaşlarının düzenli olarak maçlardan önce gizemli bir damlaya maruz bırakıldıklarını iddia etmişti otobiyografisinde. “Vitamin karışımı olduğunu söylediler” yazmıştı. “Ama sahaya çıkmadan önce tavana kadar zıplayabiliyordum”

Jose Mourinho, Chelsea’da çalışan ‘Doktor İğneler’ olduğundan bahsetmişti. WADA, 2011’de futbolun 117 anti-doping ihlali ile diğer tüm sporları geride bıraktığını açıkladı. Futbolun rahat olmak için hiçbir sebebi yok, aslında şüpheli olmak için diğerlerinin çoğundan daha fazla nedene sahip.

[1] Road Runner / Coyote çizgi filmiyle ünlenen, patlayıcı madde üreten hayali şirket -ÇN

Çeviri: Buğra Balaban (@7naka)

İlginizi çekebilecek diğer içerikler